TR EN AR

Risale'de Siyaset

Halk Partisi, Demokrat Parti, Menderes ve Risale-i Nur'un Siyaset Tavrı

Siyasetten Uzak Durmak - Meşrep ve Meslek 30 مقطع

يرد في هذا القسم بهذه الأسماء

ihlas · ihlâs · İhlas · İhlâs

Demokrat Parti Dönemi - Menderes ve Din Hürriyeti 10 مقطع



O vakit âlem-i İslâm ın teveccüh ünü kazandıkları gibi, başkalarının zâlimane kabahatları onlara yüklenmez fikrindeyim. Dindar Demokratlar, hususan Adnan Menderes gibi zatların hatırları için, otuz beş seneden beri terk ettiğim siyasete bir iki saat baktım ve bunu yazdım. Said Nursî • • •

Emirdağ Lâhikası - II ·( 103 ) 0.84

· · ·

Aziz kardeşim; Beni merak etme. Cenâb-ı Hak kın inayet i devam ediyor. Hem de dünya madem geçer, meraka değmiyor. Sen her günde belki yirmi defa duada tahattur edilirsin. S.A. • • •

Barla Lâhikası ·( 292 ) 0.83

· · ·

Yedinci Kısım Afyon hayatı Üstad Bediüzzaman Hazretleri Afyon Mahkeme koridorunda beklerken

Tarihçe-i Hayat ·Afyon Hayatı 0.83

· · ·



Yoksa, sizin yapmadığınız eskiden beri cinayetleri nasıl eski partiye yüklüyorlarsa, size de yükleyip, Halkçılar ırkçılığı elde edip tam sizi mağlûp etmeye bir ihtimal-i kavî ile hissettim. Ve İslâmiyet nam ına telâş ediyorum. Hâşiye: Eskilerin lüzumsuz keyfî kanunları ve su-i istimal leri neticesiyle, belki de tahrik leriyle zuhur eden Ticanî meselesini ve ağır cezalarını dindar Demokratlara yüklememek ve âlem-i İslâm nazarında Demokratları düşürmemenin çare-i yegânesi kendimce böyle düşünüyorum: Nasıl ezan-ı Muhammediyenin (a.s.m.) neşriyle Demokratlar on derece kuvvet bulduğu gibi, öyle de, Ayasofya’yı da beş yüz sene devam eden vaziyet-i kudsiye sine çevirmektir. Ve âlem-i İslâm da çok hüsn-ü tesir yapan ve bu vatan ahalisine âlem-i İslâm ın hüsn-ü teveccüh ünü kazandıran, bu yirmi sene mahkemeler bir muzır cihet ini bulamadıkları ve beş mahkeme de beraat ine karar verdikleri Risale-i Nur’un resmen serbestiyet ini dindar Demokratlar ilân etmelidirler. Tâ, bu yaraya bir merhem vurmalı. O vakit âlem-i İslâm ın teveccüh ünü kazandıkları gibi, başkalarının zâlimane kabahati de onlara yüklenmez fikrindeyim. Dindar Demokratlar, hususan Adnan Menderes gibi zatların hatırları için, otuz beş seneden beri terk ettiğim siyasete bir iki gün baktım ve bunu yazdım. Said Nursî Ve bu hakikat e yakinen şahid olup tasdik eden Risale-i Nur talebeleri: Mehmed Çalışkan, Mustafa Acet, Hamza, Sadık, Halim, Raşid, Ahmed Hüsrev, Sungur, Tahirî, Nuri ve sair e Haşiye: Üstad diyor ki: Bu içtimaî , siyasî mesele mücmel olarak ihtar edildi. Ve tabiratta lüzumsuz, zararlı kelimeleri siz tebdil edebilirsiniz. Merkezlerden münasip gördüğünüz yerlere, su-i tesir yapmamak şartıyla gönderebilirsiniz. • • •

Emirdağ Lâhikası - II ·( 98 ) 0.83

· · ·

الجزء السابع حياة أفyon بينما كان سيدنا بديع الزمان في ممر محكمة أفyon ينتظر

Tarihçe-i Hayat ·Afyon Hayati ·ترجمة آلية (qwen3-32b-sre) 0.83

· · ·

الترجمة العربية: الذي أمره مولانا الحبيب في سنة 1370هـ (1950م) بناءً على إشارة روحية، ونشر في المجلة اللَّاحقة، هذا النص المميز، نشره الأستاذ الأديب الأستاذ شريف إديب، لاحقًا في مجلة "سبيل الرشاد"، وفي كتاب "السيرة الصغيرة"، بنفس التوقيعات، وضم مولانا الحبيب أيضًا هذا النص إلى المجلات اللَّاحقة. توصية للإخوة الديمقراطيين إن أخطر السلاح الذي ووريت به دكتاتوريون وقادة في هذا العصر المتألم، الذي يُنهش دين الدولة، وعقيدتها، وروحها، وحياتها، ويعاملها بقسوة، هم فرسان الماسونية من عصرهم القديم غير الرحيم، هو السعي لجعل الديمقراطيين أشد كفرًا منهم. بعضهم يلبس ثوب الدين، ويُشيع أن الديمقراطيين لن يحققوا حرية الدين التي وعدها الشعب بها. وبعضهم الآخر، يُتهم الديمقراطيين بدعم الردة، ويحاول منعهم عن دعم حرية الدين، ويحاول أن يدفع الديمقراطيين الآخرين، مثله، إلى تدمير الدين ومؤسساته، وإظهار العدوان ضد أهل الدين. لقد أثارت قوة الديمقراطيين في السلطة فور انتزاعها، والتصدي الشديد للشيوعيين، وضمان حرية الأذان المحمدي، والفوز بحب الشعب، وبالتالي امتلاك قوة تزيد عن قوته بعشرين مرة، ذعر الحزب الشعبي. نحن متأكدون من أن الديمقراطيين، الذين وصلوا إلى مستوى يفهمون فيه أن السياسة القاسية التي اتبعوها ضد أهل الدين، وضد أهل القرآن، أي النوريين، هي التي جعلتهم في هذه الحالة، لنقع في فخاخهم. إن شعر العصر القديم معروف. إذا أراد الديمقراطيون ضمان بقائهم، عليهم اتباع سياسة كاملة معاكسة لهذا الشعر. من جانب، التصدي للشيوعية بعنف، ومن جانب آخر، حماية الدين وأهل الدين. عليهم أن يسيروا بوضوح وبشرف على هذا الطريق. أدنى ضعف أو أدنى عدم صدق في هذا المجال، سيؤدي إلى سقوطهم في فخ الحزب الشعبي. نحن طلاب النور، لا نهتم أبدًا بالسياسة. هدفنا الوحيد هو ضمان حرية الدين في البلاد بشكل حقيقي، ودعم الدين وأهل الدين، وأهل القرآن، أي النوريين.

Tarihçe-i Hayat ·Isparta Hayati ·ترجمة آلية (qwen3-32b-sre) 0.83

· · ·

أعزّيّ؛ لا تقلق. رعاية الله تدوم، والدنيا هالكة، فلا تقلق. أنت في كل يوم ربما تُصلّى من أجلك في الدعاء عشرين مرة. س.ل. • • •

Barla Lâhikası ·Mektup 292 ·ترجمة آلية (qwen3-32b-sre) 0.83

· · ·

نقدم هنا هامشًا يخص الحياة الاجتماعية، وقد كُتب سابقًا بقصد إرساله إلى أدنان مندريس. الهامش: أرى أن الحل الوحيد لعدم إلصاق قضية التيجانيين، التي ظهرت نتيجة قوانين وهمية وعبثية للقديمين أو ربما بسبب تحريضهم، على الدемوقراطيين الدينيين، وعدم خسارة رأي العالم الإسلامي في الدемوقراطيين هو أن يفعلوا ما أراه: بفضل نشر الأذان النبوي، ازدادت قوة الديموقراطيين بشكل كبير. لذلك، يجب أن يعلن الديموقراطيون الدينيون بشكل رسمي عن حرية رسالة النور، التي لم تجد المحاكم في ثمانية وعشرين سنة أي وجهة مشكوك فيها، وقررت خمسة محاكم أنها بريئة، والتي تحدث تأثيرًا إيجابيًا كبيرًا في الإسلام، وحصلت بها سكان هذه البلاد على ترحيب وود من العالم الإسلامي. كما يجب أن يحوّلوا آيا صوفيا إلى حالة مقدسة استمرت خمسة قرون. وبهذا الشكل، سيحصلون على ترحيب العالم الإسلامي، وستُعتبر إثم الآخرين غير مُحمَّلة إليهم. الديموقراطيون الدينيون، خصوصًا لأجل ذكريات شخصيات مثل أدنان مندريس، نظرتُ إلى السياسة التي تخلّيتُ عنها منذ خمسة وثلاثين سنة لبضع ساعات، وكتبتُ هذا. سعيد نورسي • • •

Emirdağ Lâhikası - II ·Mektup 103 ·ترجمة آلية (qwen3-32b-sre) 0.83

· · ·

الجزء السابع حياة أفyon بينما كان سيدنا بديع الزمان في ممر محكمة أفyon ينتظر

Tarihçe-i Hayat ·Afyon Hayati ·ترجمة آلية (qwen3-32b-sre) 0.83

· · ·

لا إله إلا الله هو الموجد لكل الطالبين لا إله إلا الله هو الموصوف لكل المُوحِّدين لا إله إلا الله هو المحبوب الحق لكل المحبين لا إله إلا الله هو المرغوب لكل المُريدِين هاشية: لا إله إلا الله هو المقصود لكل المنيبين لا إله إلا الله هو المقصود لكل الجنان لا إله إلا الله هو الموجد لكل الأَنام لا إله إلا الله هو الموجد في كل زمان لا إله إلا الله هو المعبود في كل مكان لا إله إلا الله هو المذكور بكل لسان لا إله إلا الله هو المشكور بكل إحسان لا إله إلا الله هو المنعم بلا إمتنان **شرح** لا إله إلا الله؛ هو الذي يكون موجودًا مع كل طالب، دائمًا جاهزًا لمن يطلبونه في كل لحظة. لا إله إلا الله؛ هو الذي يصفه كل موحد بوجوده المقدس وصفاته. لا إله إلا الله؛ هو الذي يحبه كل محب، وهو المحب الحق. لا إله إلا الله؛ هو الذي يرغب فيه كل مريد، وهو المرغوب الذي يفوق كل رغبة، سواء في الدنيا أو الآخرة. لا إله إلا الله؛ هو الذي يسعى إليه كل منيب، وهو الغاية التي لا غاية أفضل من رضاه ورؤيته. لا إله إلا الله؛ هو الذي يسعى إليه كل قلب، وهو الغاية التي لا غاية أفضل من رضاه ورؤيته. لا إله إلا الله؛ هو الخالق لكل مخلوق. لا إله إلا الله؛ هو الموجود في كل زمان، دائمًا جاهزًا لمن يطلبونه. لا إله إلا الله؛ هو المعبود في كل مكان، الذي يطيعه ويعبده كل موجود. لا إله إلا الله؛ هو المذكور بكل لسان، وكل ذكر يُقال هو له، والكثير من الذكريات التي تخرج من الكائنات تشهد لوجوده العظيم. لا إله إلا الله؛ هو المشكور بكل إحسان، وهو الذي ينعم بلا امتثال.

Lem'alar ·Yirmi Dokuzuncu Lema ·ترجمة آلية (qwen3-32b-sre) 0.83

Tek Parti Dönemi - Baskı ve Mahkemeler 10 مقطع

يرد في هذا القسم بهذه الأسماء

Eskişehir Mahkemesi · Eskişehir mahkemesi

Hem en acîbi budur ki: Başka mahkemenin müdde-i umumîsi benden sordu: “Mahrem Beşinci Şuâda demişsin: ‘Ordu dizginini o dehşetli şahsın elinden kurtaracak.’ Muradın, orduyu hükümete karşı itaatsizliğe sevk etmektir.” Ben de dedim: “Maksadım, o kumandan ya ölecek veya tebdil edilecek, ordu tahakkümünden kurtulacak demektir. Acaba, hem gayet mahrem, sekiz senede yalnız iki defa elime geçen ve aynı zamanda kaybedilen, hem âhirzamana ait bir hadîsin mânâsını küllî bir surette beyan eden, hem aslı eskiden telif edilen bir risale, hem birtek nefer görmediği halde nasıl sebeb-i ittiham olur?” Maatteessüf, o insafsızların o acip ittihamı iddianameye girmiş. Hem en garibi şudur ki: Bir yerde demişim: Cenâb-ı Hakkın büyük nimetleri olan tayyare, şimendifer ve radyoyu, büyük şükürle mukabele lâzımken, beşer etmedi, tayyarelerle başlarına bomba yağdı. Ve radyo öyle büyük bir nimet-i İlâhiyedir ki, ona mukàbil şükür ise, o radyo milyonlar dilli bir küllî hâfız-ı Kur’ân olup, bütün zemin yüzündeki insanlara Kur’ân’ı dinlettirsin. 1 Ve Yirminci Sözde Kur’ân’ın medeniyet harikalarından gaybî haber verdiğini beyan ederken, bir âyetin işareti olarak, kâfirler şimendiferle âlem-i İslâmı mağlûp ederler demişim. İslâmı bu harikalara teşvik ettiğim halde, bir sebeb-i ittiham olarak, “Şimendifer ve tayyare ve radyo gibi terakkiyat-ı hâzıra aleyhinde” diye, iddianamenin âhirinde, beni evvelki müdde-i umumînin garazlarına binaen ittiham eder. Hem hiçbir münasebeti olmadığı halde, bir adam Risale-i Nur’un ikinci bir ismi olan Risaletü’n-Nur tâbirinden, “Kur’ân’ın nurundan bir risalettir, bir ilhamdır” demiş. İddianamede başka yerin verdikleri yanlış mânâ ile, güya “Risale-i Nur bir resuldür” diye benim için bir sebeb-i ittiham tutulmuş. Hem müdafaatımda yirmi yerde kat’î bir surette hüccetlerle ispat etmişiz ki, bütün dünyaya karşı da olsa din ve Kur’ân ve Risale-i Nur’u âlet edemeyiz ve edilmez ve biz onların bir hakikatini dünya saltanatına değiştirmeyiz ve bilfiil öyleyiz. Bu dâvânın emareleri yirmi senede binlerdir. Madem öyledir; ben ve biz bütün kuvvetimizle deriz: 1 حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ Said Nursî • • • بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ 1 İddianameye karşı itiraznamenin tetimmesidir. Bu itirazda muhatabım Denizli Mahkemesi ve müddeiumumîsi değil, belki başta Isparta ve İnebolu müddeiumumîleri olarak, yanlış ve nâkıs zabıtnameleriyle buradaki acip iddianâmeyi aleyhimize verdiren garazkâr ve vehham memurlardır. Evvelen: Aslı ve faslı olmayan ve hatırıma gelmeyen bir siyasî cemiyet namını mâsum ve siyasetle hiç alâkaları olmayan Risale-i Nur talebelerine takıp ve o daire içine giren ve iman ve âhiretinden başka hiç bir maksatları bulunmayan bîçareleri, o cemiyetin nâşiri, ya faal bir rüknü veya mensubu veya Risale-i Nur’u okumuş ve okutmuş veya yazmış diye suçlu sayıp mahkemeye vermek ne kadar adaletin mahiyetinden uzak olduğuna kat’î bir hücceti şudur ki:

Şualar ·1936 ·On İkinci Şuâ

· · ·

Kur’ân aleyhinde yazılan, Doktor Duzi’nin ve sair zındıkların o muzır eserlerini okuyanlara, hürriyet-i fikir ve hürriyet-i ilmiye düsturuyla bir suç sayılmadığı halde, hakikat-i Kur’âniyeyi ve imaniyeyi öğrenmeye gayet muhtaç ve müştak olanlara güneş gibi bildiren Risale-i Nur okumak ve yazmak bir suç sayılmış. Ve hem, yüzer risale içinde yanlış mânâ verilmemek için mahrem tuttuğumuz ve neşrine izin vermediğimiz iki üç risalede yalnız birkaç cümlelerini bahane gösterip ittiham etmiş. Halbuki, o risaleleri -biri müstesna- Eskişehir Mahkemesi tetkik etmiş, icabına bakmış; ve müstesna ise, hem istidamda ve hem itiraznamemde gayet kat’î cevap verildiği ve “Elimizde nur var, siyaset topuzu yok” diye Eskişehir Mahkemesinde yirmi vech ile kat’î ispat edildiği halde, o insafsız müddeîler, üç mahrem ve neşrolunmayan risalelerin üç dört cümlelerini bütün Risale-i Nur’a teşmil eder gibi, Risale-i Nur’u okuyan ve yazanı suçlu ve beni de hükûmetle mübareze eder diye ittiham etmişler. Ben ve bana yakın ve benimle görüşen dostlarımı işhad ve kasemle temin ederim ki, bu on seneden ziyadedir ki, iki reisten ve bir mebustan ve Kastamonu Valisinden başka, hükûmetin erkânını, vükelâsını, kumandanları, memurları, mebusları kimler olduğunu kat’iyen bilmiyorum ve bilmeyi de merak etmemişim. Acaba hiç imkânı var mı ki, bir adam mübareze ettiği adamları tanımasın ve bilmeyi merak etmesin? Dost mu, düşman mı, karşısındakini tanımasına ehemmiyet vermesin? Bu hallerden anlaşılıyor ki, bil’iltizam herhalde beni mahkûm etmek için gayet asılsız bahaneleri icad ederler. Madem keyfiyet böyledir. Ben de buranın mahkemesine değil, belki o insafsızlara derim: Ben, sizin bana vereceğiniz en ağır cezanıza da beş para vermem ve hiç ehemmiyeti yok. Çünkü ben kabir kapısında, yetmiş yaşındayım. Böyle mazlum ve mâsum bir iki sene hayatı şehadet mertebesiyle değiştirmek, benim için büyük saadettir. Risale-i Nur’un binler hüccetleriyle kat’î imanım var ki, ölüm bizim için bir terhis tezkeresidir. Eğer idam da olsa, bizim için bir saat zahmet, ebedî bir saadetin ve rahmetin anahtarı olur. Fakat, siz, ey zındıka hesabına adliyeyi şaşırtan ve hükûmeti bizimle sebepsiz meşgul eden insafsızlar! Kat’î biliniz ve titreyiniz ki, siz idam-ı ebedî ile ve ebedî haps-i münferitle mahkûm oluyorsunuz. İntikamımız sizden pek çok muzaaf bir surette alınıyor görüyoruz. Hattâ size acıyoruz. Evet, bu şehri yüz defa mezaristana boşaltan ölüm hakikati, elbette hayattan ziyade bir istediği var. Ve onun idamından kurtulmak çaresi, insanların her meselesinin fevkinde en büyük ve en ehemmiyetli ve en lüzumlu bir ihtiyac-ı zaruri ve kat’îsidir. Acaba, bu çareyi kendine bulan Risale-i Nur şakirtlerini ve o çareyi binler hüccetler ile bulduran Risale-i Nur’u âdi bahanelerle ittiham edenler ne kadar kendilerini hakikat ve adalet nazarında müttehem oluyor, divaneler de anlar. Bu insafsızları aldatan ve hiç münasebeti olmayan bir siyasî cemiyet vehmini veren üç maddedir. Birincisi: Eskiden beri benim talebelerim benimle kardeş gibi şiddetli alâkadar olmaları, bir cemiyet vehmini vermiş. İkincisi: Risale-i Nurun bazı şâkirtleri her yerde bulunan ve cumhuriyet kanunları müsaade eden ve ilişmeyen ve cemaat-ı İslâmiye heyetleri gibi hareket etmelerinden, bir cemiyet zannedilmiş. Halbuki o mahdut üç dört şakirtin niyetleri cemiyet memiyet değil, belki sırf hizmet-i imaniyede hâlis bir kardeşlik ve uhrevî tesanüddür.

Şualar ·1936 ·On İkinci Şuâ

· · ·

Hürriyet-i fikir ve serbestiyet-i vicdan düsturu ile, Risale-i Nur’un bir kısım şakirtleri, idareye dokunmamak şartıyla rejim ve usulünüzü ilmen kabul etmezse ve muhalif amel etse, hattâ rejimin sahibine adavet etse, onlara kanunen ilişilmez. Risaleler ise, o gibi risalelere mahrem demişiz, neşrini men etmişiz. Hattâ bu defa bu hâdiseye sebebiyet veren risale, Kastamonu’da sekiz sene zarfında bir veya iki defa birtek nüsha birisi bana getirdi. Aynı günde kaybettirdik. Şimdi siz onu zorla teşhir ediyorsunuz ve iştihar da etti. Malûmdur ki, bir mektupta kusur olsa, yalnız o kusurlu kelimeler sansür edilir, mütebâkisine izin verilir. Eskişehir Mahkemesinde dört ay tetkikat neticesinde, yüz Nur Risalelerinde medar-ı tenkit yalnız on beş kelime bulmaları ve şimdi dört yüz sahifeli Zülfikar’ın yalnız iki sahifesinde irsiyet ve tesettür âyetlerinin otuz sene evvel yazılmış tefsiri bulunması ve şimdiki kanun-u medenîye uygun gelmemesi kat’î ispat eder ki, onun hedefi dünya değil. Herkes ona muhtaçtır. O dört yüz sahifelik herkese menfaatli Zülfikar iki sahife için müsadere edilmez. O iki sahife çıkarılsın, o mecmuamız bize iade edilsin; ve onun iadesi hakkımızdır. Eğer dinsizliği bir nevi siyaset zannedip, bu hâdisede bazılarının dedikleri gibi derseniz, “Bu risalelerinle medeniyetimizi, keyfimizi bozuyorsun;” ben de derim: “Dinsiz bir millet yaşayamaz” dünyaca bir umumî düsturdur. Ve bilhassa küfr-ü mutlak olsa Cehennemden daha ziyade elîm bir azabı dünyada dahi verdiğini, Risale-i Nur’dan Gençlik Rehberi gayet kat’î bir surette ispat etmiş. O risale ise, şimdi resmen tab edildi. Bir Müslüman el-iyâzü billâh, eğer irtidat etse, küfr-ü mutlaka düşer; bir derece yaşatan küfr-ü meşkûkte kalmaz. Ecnebi dinsizleri gibi de olmaz. Ve lezzet-i hayat noktasında, mâzi ve müstakbeli olmayan hayvandan yüz derece aşağı düşer. Çünkü, geçmiş ve gelecek mevcudatın ölümleri ve ebedî müfarakatları, onun dalâleti cihetiyle, onun kalbine mütemadiyen hadsiz firakları ve elemleri yağdırıyor. Eğer iman gelse, kalbe girse, birden o hadsiz dostlar diriliyorlar. “Biz ölmemişiz, mahvolmamışız” lisan-ı halleriyle diyerek, o Cehennemî hâlet, Cennet lezzetine çevrilir. Madem hakikat budur. Size ihtar ediyorum: Kur’ân’a dayanan Risale-i Nur ile mübareze etmeyiniz. O mağlûp olmaz, bu memlekete yazık olur. HAŞİYE O başka yere gider, yine tenvir eder. Hem eğer başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa, hergün biri kesilse, hakikat-i Kur’âniyeye feda olan bu başı zındıkaya ve küfr-ü mutlaka eğmem ve bu hizmet-i imaniye ve nuriyeden vazgeçmem ve geçemem.

Şualar ·1936 ·On Dördüncü Şuâ

· · ·

Dördüncüsü: Eskişehir Mahkemesinde altı ay tetkikten sonra ve sebebi de cemiyetçilik, tarikatçılık olduğu, o evham bahanesiyle büyük bir reisin ona şahsî garazıyla onun aleyhinde bazı adliyecileri teşvik ettiği halde cemiyetçilik, tarikatçılık ve Risale-i Nur cihetinde beraat ettirip, yalnız Risale-i Nur’un bir küçük parçası olan Tesettür Risalesini bahane ederek kanunen değil de, kanaat-i vicdaniye ile, yüz şakirt içinde beş on şakirde altı ay ceza verdiler ki, tetkik zamanına kadar dört ay mevkuf, yani bir buçuk ay hapis kaldıkları ve on sene sonra Denizli Mahkemesi, yine dokuz ay cemiyetçilik ve tarikatçılık gibi birkaç bahaneyle, yirmi senelik bütün mektubat ve telifatlarını inceden inceye tetkikle beraber, Ankara ve Denizli mahkemesinde tetkikte kaldıkları halde, o mahkemeler ittifakla cemiyetçilik ve tarikatçılık HAŞİYE ve sair bahaneleri cihetinde beraat kararı verip, o kitap ve mektupları aynen sahiplerine iade ve Said’i arkadaşlarıyla beraber beraat ettirdikleri halde, bir siyasî cemiyetçi nazarıyla ve entrikacı bir siyasî adam tarzında onu ittiham etmek ve adliye memurlarını onun aleyhinde cemiyetçilik ve tarikatçılık noktasında sevk etmek ne kadar kanunsuz olduğunu, insaniyeti sukut etmeyenler bilir. Beşincisi: Şöyle ki, ben Risale-i Nur mesleğinin esası ve otuz seneden beri bir düstur-u hayatım olan şefkat itibarıyla, bir mâsuma zarar gelmemek için, bana zulmeden cânilere değil ilişmek, hattâ beddua edemiyorum. Hattâ, en şiddetli garazla bana zulmeden fâsık, belki dinsiz zâlimlere hiddet ettiğim halde, değil maddî, belki beddua ile de mukabeleden beni o şefkat men ediyor. Çünkü o zâlim gaddarın, ya peder ve validesi gibi ihtiyar biçarelere veya evlâdı gibi mâsumlara maddî ve mânevî darbe gelmemek için, o dört mâsumların hatırına binaen, o zâlim gaddara ilişmiyorum, bazan helâl ediyorum. İşte bu sırr-ı şefkat içindir ki, idare ve âsâyişe kat’iyen ilişmediğimiz gibi, bütün arkadaşlarımıza da o derece tavsiye etmişim ki, üç vilâyetin insaflı zabıtalarının bir kısmı itiraf etmişler ki, “Bu Nur şakirtleri mânevî bir zabıtadır, idare ve âsâyişi muhafaza ediyorlar” dedikleri ve bu hakikate binler şahit ve yirmi sene hayatıyla tasdik ve binler şakirtlerin de zabıtaca hiçbir vukuat kaydetmemesiyle tasdik ve teyid ettikleri halde, o biçare adamın ihtilâlci ve insafsız bir komiteci gibi menzilini basmak ve insafsız adamlar ona ihanet etmek ve menzilinde birşey bulamamakla beraber, yüz cinayeti bulunan bir adam gibi, hattâ Kur’ân’ı ve başındaki levhalarını evrak-ı muzırra gibi toplamak, acaba dünyada hangi kanun buna müsaade eder.

Emirdağ Lâhikası - I ·1944 ·( 214 )

· · ·

Acaba, ölmüş gitmiş bir adamın şahsına karşı bin defa böyle itiraz da olsa şahsî bir dâvâ oluyor. Mahkeme-i adalet buna dair böyle bir hükmü vermek, elbette pek acip bir mânâ, iş içinde vardır. Şimdi böyle adamların elinde Nur eserleri dört defa beraat kazandıkları ve şimdi Adliye Bakanı, üç defa Nur eserlerinin beraatine ve eserde suç mevzuu olmadığına, bizi mahkûm eden Afyon kararını bozmasıyla hüküm verdiği halde, şimdi bütün millet, adalet ve şefkat ve diyanete hizmet bekledikleri Demokrat hükûmeti zamanında, eski müstebitlerin dehşetli plânlarıyla Risale-i Nur’a karşı garazkârların keyfine bırakmamak; bırakılsa, Demokrat Hükûmeti aleyhinde büyük bir hıyanettir. Ve milletin teselli ümidini kırmaktır. Benim Ankara’da bir vekilim Mustafa Sungur 17.11.950 tarihli çektiği telgrafta “Umum risalenin bize iadesine karar verilmiş” diye müjde verdi ve âdil Adliye Vekili üç defa beraat verdiği ve şimdi de Sungur’un mektubuna göre, hem iadesine emir verildiğini ve şimdi telefonla yine haber vereceğim söyledikleri halde, bu on altı seneden beri aleyhimizde olan iftiralar ve jurnaller, hem Eskişehir, hem Denizli Mahkemesinden bütün dosyaları Afyon Mahkemesi mânâsız toplamak ve af kanununun çıkmasıyla ve mahkemelerin beraat vermesiyle o mübarek eserleri o dosyalar içerisine karıştırarak çürütmek için mahzene atmak ve üç seneden beri bizi aldatan bazı eşhasa Nurların işlerini bırakmamak lâzım geliyor. Başbakan ve Adliye Bakanına, bu gayet mühim meseleyi nazar-ı dikkatlerine arz ediyoruz. HAŞİYE Said Nursî • • •

Emirdağ Lâhikası - II ·1947 ·( 37 )

· · ·

أطلب من محكمتكم المحافظة على الكرامة تلك المحاكم التي أصدرت أحكامًا عادلة في حقّي. فابحثوا عن سبب آخر، قضية أخرى، واحكموا عليّ بها، فخطاياي كثيرة. وقد قررتُ أن أقدم لكم المساعدة فيما يخص مسؤوليتي، لأنّي عانيت من العذاب أكثر من السجن، خارج السجن. الآن، فإن كان لي أن أجد راحة، فليكن القبر أو السجن. فعلاً، أنا مُلِّيت الحياة. فهذا العشرون عامًا من الاعتقال المنفرد والتعذيب والعنف والخيانة، لقد كفي. ثم إنّه لا يُمسّ الجهاد في الله. فهذا الوطن يستحق الأفضل. أذكّركم: فإنّ أقوى حصننا ودرعنا: **كَفَانَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ** ١ **كَفَى بِاللَّهِ وَلِيًّا وَنَصِيرًا** ٢ • • •

Şualar ·On Dorduncu Sua ·ترجمة آلية (qwen3-32b-sre) 0.82

· · ·

أعزائي الإخوة؛ لا تفشوا السر المحرمات عبر هذه الفكرة ولا تبحثوا عن تلك الرسالة أيضًا. يمكنكم إظهار هذه الفكرة للحسناء إذا اعتبرتموها بريئة.

Kastamonu Lâhikası ·Mektup 56 ·ترجمة آلية (qwen3-32b-sre) 0.83

· · ·

ربنا لا تزغ قلوبنا بعد إذ هديتنا وهب لنا من لدنك رحمةً إنك أنت الوهاب ربنا إنك جامع الناس ليوم لا ريب فيه إن الله لا يخلف الميعادَ ١ اللهم صل وسلم على من أرسلته رحمةً للعالمين وعلى آله وصحبه أجمعين. وارحمنا وارحِمْ أمته برحметك يا أرحم الراحمين ٢ وآخر دعوهم أن الحمد لله رب العالمين ٣

Sözler ·Yirmi Ikinci Soz ·ترجمة آلية (qwen3-32b-sre) 0.82

· · ·

أنت الجواد وأنا المسكين وأنت الأمين وأنا الخائف وأنت الشافي وأنا المريض وأنت المجيب وأنا الداعي فاغفر لي ذنوبي وتجاوز عني وشف أمراضي يَا الله ياكافي يارب يا وافٍ يارحيم ياشافي ياكريم يامعافي فاعف عني من كل ذنب وعافني من كل داء وارض عني أبدًا برحمةك يارحمن الراحمين وآخر دعواهم أن الحمد لله رب العالمين

Sözler ·Otuz Ikinci Soz ·ترجمة آلية (qwen3-32b-sre) 0.82

· · ·

إلهي! شعورُّي كَلَمْعةٌ تَزُولُ؛ مَعَ أَنَّ مَا يَلْزَمُ مُحَافَظَتُهُ مِنْ أَنْوَارِ مَعْرِفَتِكَ، وَمَا يَلْزَمُ التَّحَفُّظُ مِنْهُ مِنَ الظُّلْمَاتِ وَالضَّلَالَاتِ لاَ تَعُدُّ وَلاَ تَحْصُو. فَلاَ حَوْلَ عَنْ تِلْكَ الظُّلْمَاتِ وَالضَّلَالَاتِ وَلاَ قُوَّةَ عَلَى هَاتِيكَ الأَنْوَارِ وَالْهِدَايَاتِ إِلاَّ بِكَ يَا عَلِيمُ يَا خَبِيرُ يَا حَسِيبُ يَا كَافِي يَا حَفِيظُ يَا وَكِيلُ. إلهي! لِي نَفْسٌ هَلُوعٌ وَقَلْبٌ جَزُوعٌ وَصَبْرٌ ضَعِيفٌ وَجِسْمٌ نَحِيفٌ وَبَدَنٌ عَلِيلٌ ذَلِيلٌ، مَعَ أَنَّ الْمَحْمُولَ عَلَيَّ مِنَ الأَحْمَالِ الْمَادِّيَّةِ وَالْمَعْنَوِيَّةِ ثَقِيلٌ ثَقِيلٌ. فَلاَ حَوْلَ عَنْ تِلْكَ الأَحْمَالِ وَلاَ قُوَّةَ عَلَى حَمْلِهَا إِلاَّ بِكَ يَا رَبَّ الرَّحِيمُ يَا خَالِقِي الْكَرِيمُ يَا حَسِيبُ يَا كَافِي يَا وَكِيلُ يَا وَافِي. إلهي! لِي مِنَ الزَّمَانِ آنٌ يَسِيلُ فِي سَيْلٍ وَاسِعٍ سَرِيعِ الْجَرْيَانِ؛ وَلِي مِنَ الْمَكَانِ مِقْدَارُ الْقَبْرِ مَعَ عَلَاقَتِي بِسَائِرِ الأَمْكِنَةِ وَالأَزْمِنَةِ. فَلاَ حَوْلَ عَنِ الْعَلَاقَةِ بِهَا، وَلاَ قُوَّةَ عَلَى الْوُصُولِ إِلَى مَا فِيهَا إِلاَّ بِكَ يَا رَبَّ الأَمْكِنَةِ وَالأَكْوَانِ، وَيَا رَبَّ الدُّهُورِ وَالأَزْمَانِ يَا حَسِيبُ يَا كَافِي يَا كَفِيلُ يَا وَافِي. إلهي! لِي عَجْزٌ بِلاَ نِهَايَةٍ وَضَعْفٌ بِلاَ غَايَةٍ، مَعَ أَنَّ أَعْدَائِي وَمَا يُؤْلِمُنِي وَمَا أَخَافُ مِنْهُ وَمَا يُهَدِّدُنِي مِنَ الْبَلاَيَا وَالْآ

Lem'alar ·Yirmi Dokuzuncu Lema ·ترجمة آلية (qwen3-32b-sre) 0.82

Meclis ve Milletvekilleri - Nur'a Sahip Çıkanlar 10 مقطع

(Üstadımızın tebrik telgrafına Reisicumhur Celâl Bayar’ın telgrafla verdiği cevaptır.) Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ, Samimî tebriklerinizden fevkalâde mütehassis olarak teşekkürler ederim. Celâl Bayar • • •

Emirdağ Lâhikası - II ·( 52 ) 0.83

· · ·

İfade Telepati nev’i nden, ruhumla şiddet-i alâka sı olan bir şahs-ı meçhul , muhtelif ve birbirinden uzak mevzu lara dair, birdenbire kibrit yakmak gibi seri sual ler soruyor. Ratb ve yâbis karışıyor. İntihap, karii n arzusuna tabidir. (...اَلْحَمْدُ ِللّٰهِ الَّذِى قَالَ:(وَلاَ تَنَازَعوُا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُوا 1 Sual: Âlem-i İslâm ulema sının ortasındaki müthiş ihtilâfat a ne dersin ve rey in nedir? Cevap: Evvelâ: HAŞİYE Âlem-i İslâma gayr-ı muntazam veya intizam ı bozulmuş bir meclis-i meb’usan ve encümen-i şûrâ nazarıyla bakıyorum. Şeriattan işitiyoruz ki, rey-i cumhur budur, fetvâ bunun üzerinedir. İşte şu, bu meclisteki rey , ekseriyet in naziresi dir. Rey-i cumhur dan mâadâ olan akval , eğer hakikat ve mağz dan hâli ve boş olmazsa, istidadât ın rey lerine bırakılır. Ta her bir istidat , terbiyesine münasip gördüğünü intihap etsin.

Tulûât ·İfade 0.83

· · ·

Celâl Bayar, Reisicumhur ; Zatınızı tebrik ederiz. Cenâb-ı Hak sizi İslâmiyet ve vatan ve millet hizmetinde muvaffak eylesin. Nur talebelerinden, onların namına Said Nursî • • •

Emirdağ Lâhikası - II ·( 11 ) 0.83

· · ·

Reşhalar بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ Tenbih Hâlık-ı Âlemi bize târif ve ilân eden deliller ve burhan lar, lâyüad ve lâyuhsâ dır. O delillerin en büyükleri üçtür. Birincisi: Bazı âyet lerini gördüğün, işittiğin şu kitab-ı kebir-i kâinat tır. İkincisi: Bu kitabın âyetü’l-kübrâsı ve divan-ı nübüvvet in hâtem i ve künûzu mahfiyenin miftah ı olan Hazret-i Muhammed Aleyhissalatü Vesselâm dır. Üçüncüsü: Kitab-ı âlem in tefsir i ve mahlûkat a karşı Allah’ın hüccet i olan Kur’ân’dır. Şimdi, birkaç reşha zımnında ikinci burhan ı tariften sonra sözlerini dinleyeceğiz. BİRİNCİ REŞHA: Arkadaş! Hâlık ımızı tarif eden, pek büyük bir şahsiyet-i mâneviye ye mâlik , burhan-ı nâtık dediğimiz, “Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm kimdir?” diye yapılan sual e cevaben deriz ki: Hazret-i Muhammed (a.s.m.) öyle bir zâttır ki, azamet-i mâneviye sinden dolayı sath-ı arz , o zâtın mescid-i aksâsıdır. Mekke-i Mükerreme onun mihrab ı, Medine-i Münevvere onun minber-i fazl-ı kemâl idir. Cemaat-ı mü’minîne en son ve en âli imam ve nev-i beşer in hatîb-i şehîr idir; saadet düstur larını beyan ediyor. Ve bütün enbiyânın reisidir; onları tezkiye ve tasdik ediyor. Çünkü, dini bütün dinlerin esasatına câmidir. Ve bütün evliyânın başıdır; şems-i risaletiyle onları terbiye ve tenvir ediyor.

Mesnevi-i Nuriye ·Reşhalar 0.82

· · ·

Bu yakınlarda Üstadımızın yanına ehemmiyetli iki miralay (ikisi de jandarma kumandanlarından), bir de ehemmiyetli bir meb’us (partinin müfettişlerinden) Üstadın yanına geldiler. Uzun bir sohbetten sonra, üçü de, kemâl-i teslimiyet le, Üstada dostluğa karar verdiler. Ve birisi, şimdiden Risale-i Nur talebesi olmuş. O meb’us (müfettiş-i umumî), Eski Said’in dostu imiş. Gittikten sonra haber aldık ki, bu zatın vasıtasıyla eski dahiliye vekili ve şimdi partinin kâtib-i umumi si olan Hilmi Bey, bilhassa hususî olarak Üstadın ziyaretine gelecek ve dostane bir suret te görüşecek. Onun için, Üstad da size gönderdiğimiz bu suret i aynen onun eline vermek, o mevzu da konuşmak için kaleme alınmış. Daha o gelmeden berâ-yı malûmat size göndermeye Üstad bize izin verdi. Hem Re’fet Beyin mübarek mahdum u Hüsnü’nün küçük risale sinin âhir ine duasını yazdı, onu da leffen gönderiyoruz. Cenâb-ı Hak ka hadsiz şükür olsun ki, hem Nurcu, hem ciddî dost, hem mütedeyyin bir kaymakam, şimdi buraya kaymakam olmuş. Eskide size gönderilen “Dahiliye Vekili ile Bir Hasbihal ” namındaki parçayı dahi gönderiyoruz. Onu da Üstad ona okuyacak. • • •

Emirdağ Lâhikası - I ·( 165 ) 0.82

· · ·

باسمه تعالى 1 أنا أذكر هنا حادثة قديمة كانت محفوظة سرًا في محكمة إسكِي شِهر، لم تُسجَّل رسميًا في السجلات، ولم تُكتب حتى في مذكراتي، أذكرها هنا كما هي، وواقعة لطيفة من وقائع الدفاع. ففي ذلك الوقت سُئلت: "ما رأيك في الجمهورية؟" فقلت: "إنكم لم تولدوا بعد، فكانت محكمة إسكِي شِهر رئيستها، فكانت تُثبت لي أنني منذ أن كنت مؤمنًا، كنت جمهوريًّا، وهذا ما يُثبتُه تاريخ حياتي الذي بين أيديكم. والخلاصة أنني كنت آنذاك، كما هي الحال الآن، أعيش في نوع من الدير، في كuppه كأنها قبر. كنت أتلقى طعامًا مغليًا، وأعطي حباته للنمل، وأأكل خبزي مع ماء النمل. فسألوا من سمع ذلك عني، فقلت: "إن النمل والعسل من الشعوب الجمهورية، ولذلك كنت أقدم حباتي للنمل." ثم قالوا: "أنت تخالف السلف الصالح." فأجبت: "إن الخلفاء الراشدين، كل واحد منهم كان خليفة ورئيسًا للجمهورية. أبو بكر الصديق (رضي الله عنه)، والأشراف المبشرين والصحابة الكرام بالتأكيد كانوا رؤساء الجمهورية. ولكنهم لم يكونوا أسماءً أو صورًا فارغة، بل كانوا يحملون معنى حقيقي العدالة والحرية الشرعية، ومعنى الجمهورية الدينية."

Şualar ·On Ikinci Sua ·ترجمة آلية (qwen3-32b-sre) 0.82

· · ·

جلال بايار، رئيس الجمهورية؛ نهنئ شخصيتكم. نسأل الله العلى العظيم أن يوفقكم في خدمة الإسلام والوطن والشعب. من طلاب النور، وباسمهم السيد نورسي • • •

Emirdağ Lâhikası - II ·Mektup 11 ·ترجمة آلية (qwen3-32b-sre) 0.83

· · ·

(الرد على برقية التهنئة من الرئيس Celâl Bayar إلى معلمنا.) بديع الزمان سعيد Nursî، إمردياغ، أنا أشكركم بعمق على تهنئتكم الصادقة. Celâl Bayar • • •

Emirdağ Lâhikası - II ·Mektup 52 ·ترجمة آلية (qwen3-32b-sre) 0.83

· · ·

مثلهم كمثل الذي استوىقَدَ نارًا فلما أضاءَ مَا حولَهُ ذهبَ اللَّهُ بِنُورِهمْ وتركَهمْ في ظُلماتٍ لا يُبصِرونَ - صُمٌّ بُكمٌ عُمْىٌ فهمْ لا يَرجِعونَ - أو كصيِّبٍ من السماء فيه ظُلماتٌ ورعدٌ وبرقٌ يجعلونَ أصابعَهمْ في آذانِهمْ من الصَّواعِقِ حذرَ الموتِ واللَّهُ مُحِيطٌ بالكافرينَ - يَكادُ البرقُ يَخطفُ أبصارَهمْ كلَّما أضاءَ لهمْ مشوا فيهِ وإذا أظلَمَ عليهمْ قاموا ولَو شاءَ اللَّهُ لذهبَ بِسَمْعِهمْ وأبصارِهمْ إنَّ اللَّهَ على كلِّ شيءٍ قديرٌ هذا العهد الطويل بين الماكبلي وبين الجمل وبين جواز الجمل في الاتصال والنظام هو: أنَّ القرآن الكريم، أولاً ذكر حالات المُنافقين، ثانياً ذكر جرائمهم، وثالثاً أظهر سوء معاملاتهم إلى العقل، ثم إلى الخيال والوهم والحس، وجعل هذا التمثيل يكفي لتأكيد ذلك. نعم، فإنَّ ما هو عقلي أكثر من أن يُقنع الخيال والوهم والحس بالقبول، فإنَّ الخيال أقرب إلى ذلك. وكذلك، فإنَّ ما يخالف العقل ويكون غريباً يُظهر معناه بطريقة ما، فيقبله الخيال بسرعة. وكذلك، فإنَّ إظهار الشيء الغائب كأنه حاضر، يحصل توافق بين العقل والحس، فيقبله الحس. الخلاصة: أنَّ سوء المُنافقين قد أُثبت بالعقل من خلال هذا التمثيل، كما تم إثباته بالخيال والوهم والحس. وكذلك، فإنَّ وجود ارتباط حقيقي بين جرائم المُنافقين وصفاتهم المختلفة قد أُظهر من خلال هذا التمثيل. وكذلك، فإنَّ الهدف من إحضار معاملة المُنافقين إلى عين الخيال من خلال هذا التمثيل هو أن يرى الخيال ويأخذ بالتفاصيل الدقيقة التي لا يستطيع اللسان أن يصفها، حتى لا يبقى أي اعتراض. ثم إنَّ معاني جمل هذا التمثيل، مع حيويتها، تتوافق مع معاني قصص المُنافقين، كما أنَّها تتوافق مع جمل قصصهم على حدة. نعم، فإنَّ قصة المُنافقين هكذا: ظاهراً قد آمنوا، ثم في القلب كفروا ونفوا.

İşaratü'l-İ'caz ·Bakara Suresi ·ترجمة آلية (qwen3-32b-sre) 0.82

· · ·

مثلهم كمثل الذي استوىقَدَ نارًا فلما أضاءَ مَا حولَهُ ذهبَ اللَّهُ بِنُورِهمْ وتركَهمْ في ظُلماتٍ لا يُبصِرونَ - صُمٌّ بُكمٌ عُمْىٌ فهمْ لا يَرجِعونَ - أو كصيِّبٍ من السماء فيه ظُلماتٌ ورعدٌ وبرقٌ يجعلونَ أصابعَهمْ في آذانِهمْ من الصَّواعِقِ حذرَ الموتِ واللَّهُ مُحِيطٌ بالكافرينَ - يَكادُ البرقُ يَخطفُ أبصارَهمْ كلَّما أضاءَ لهمْ مشوا فيهِ وإذا أظلَمَ عليهمْ قاموا ولَو شاءَ اللَّهُ لذهبَ بِسَمْعِهمْ وأبصارِهمْ إنَّ اللَّهَ على كلِّ شيءٍ قديرٌ هذا العهد الطويل بين الماكبلي وبين الجمل وبين جواز الجمل وترتيبها وارتباطها في الأفكار والكلمات والجمل هو أن القرآن الكريم أولاً ذكر حال المُنافقين وجرائمهم وتعاملهم السيئ، ثم بعد أن جعل ذلك مقبولاً في العقل، أظهره للخيال والوهم والحس بواسطة هذا التمثيل، فكان التمثيل يكفي لتأكيد القبول. فنعم، فإن الأشياء العقلية أكثر من أن تُقبل، فإن التمثيلات تُظهر الأشياء الخيالية، والخيال أقرب إلى القبول. وكذلك فإن الشيء الذي يخالف العقل ويكون غريباً يُظهر معناه بطريقة ما، فيقبله الخيال بسرعة. وكذلك فإن إظهار الشيء الغائب كأنه حاضر، يحصل توافق بين العقل والحس، فيقبله الحس. الخلاصة: أن سوء المُنافقين قد تأكد في العقل بواسطة هذا التمثيل، كما تم التأكد منه في الخيال والوهم والحس. وكذلك فإن وجود ارتباط حقيقي بين جرائم المُنافقين وصفاتهم المختلفة قد أظهره هذا التمثيل. وكذلك فإن الهدف من إظهار معاملات المُنافقين أمام عين الخيال بواسطة هذا التمثيل هو أن يرى الخيال ويأخذ بالتفاصيل الدقيقة التي لا يستطيع اللسان أن يصفها، حتى لا يبقى أي اعتراض. ثم إن معاني جمل هذا التمثيل، مع حيويتها وجماليتها، تتوافق مع معاني قصة المُنافقين، كما أن كل جملة تتوافق مع جملة القصة. نعم، قصة المُنافقين هكذا: ظاهراً قد آمنوا، ثم في قلوبهم كفر ونكران.

İşaratü'l-İ'caz ·Bakara Suresi ·ترجمة آلية (qwen3-32b-sre) 0.82

Hükûmet ve Risale-i Nur - Adalet Talebi 18 مقطع

يرد في هذا القسم بهذه الأسماء

Kaymakam Bey · kaymakam · Kaymakam