TR EN AR

Risale'de Paşalar

Askeri Komutanlar, Valiler ve Devlet Ricalinin Risale-i Nur'a Tutumu

Mareşal Fevzi Çakmak - Hürmet ve Selam 10 pasaj

Celâl Bayar, Reisicumhur ; Zatınızı tebrik ederiz. Cenâb-ı Hak sizi İslâmiyet ve vatan ve millet hizmetinde muvaffak eylesin. Nur talebelerinden, onların namına Said Nursî • • •

Emirdağ Lâhikası - II ·( 11 ) 0.86

· · ·

(Üstadımızın tebrik telgrafına Reisicumhur Celâl Bayar’ın telgrafla verdiği cevaptır.) Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ, Samimî tebriklerinizden fevkalâde mütehassis olarak teşekkürler ederim. Celâl Bayar • • •

Emirdağ Lâhikası - II ·( 52 ) 0.85

· · ·

Yedinci Kısım Afyon hayatı Üstad Bediüzzaman Hazretleri Afyon Mahkeme koridorunda beklerken

Tarihçe-i Hayat ·Afyon Hayatı 0.85

· · ·

Aziz kardeşlerim; Sakın bu fıkra nın vasıtasıyla o sırr-ı mahrem i fâş etme yin ve o risale yi de araştırmayın. Yalnız bu fıkra yı zararsız görseniz has lara gösterebilirsiniz. • • •

Kastamonu Lâhikası ·( 56 ) 0.84

· · ·

Bediüzzaman’ın Rus esaretinden dönüşte aldığı “Vatana Avdet” belgesinin arka yüzü

Tarihçe-i Hayat ·Ilk Hayati 0.85

· · ·

Yedinci Kısım Afyon hayatı Üstad Bediüzzaman Hazretleri Afyon Mahkeme koridorunda beklerken

Tarihçe-i Hayat ·Afyon Hayati 0.85

· · ·

Aziz kardeşlerim; Sakın bu fıkranın vasıtasıyla o sırr-ı mahremi fâş etmeyin ve o risaleyi de araştırmayın. Yalnız bu fıkrayı zararsız görseniz haslara gösterebilirsiniz. • • •

Kastamonu Lâhikası ·Mektup 56 0.85

· · ·

Celâl Bayar, Reisicumhur; Zatınızı tebrik ederiz. Cenâb-ı Hak sizi İslâmiyet ve vatan ve millet hizmetinde muvaffak eylesin. Nur talebelerinden, onların namına Said Nursî • • •

Emirdağ Lâhikası - II ·Mektup 11 0.86

· · ·

(Üstadımızın tebrik telgrafına Reisicumhur Celâl Bayar’ın telgrafla verdiği cevaptır.) Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ, Samimî tebriklerinizden fevkalâde mütehassis olarak teşekkürler ederim. Celâl Bayar • • •

Emirdağ Lâhikası - II ·Mektup 52 0.85

· · ·

Yedinci Kısım Afyon hayatı Üstad Bediüzzaman Hazretleri Afyon Mahkeme koridorunda beklerken

Tarihçe-i Hayat ·Afyon Hayati 0.85

Kâzım Karabekir Paşa - Kafkasya'dan Meclise 8 pasaj

اَزْفَيْضِ عَيَانَشْ هَمَه جَانْ نُورِ عُيُونْ بِفَرْمُودِ مَكَرْ حَضْرَتِ غَوْثْ ... دَرْحَقِّ حَضْرَتِ اَسْتَادِ شَوَدْ اَصْلِ مُتُونْ لاَتَخَفْ قُلْهُ حَبَذاَ رَمْزِ كِه كُفْتْ حَضْرَتِ عَبْدُ الْقَادِرْ ... نِعْمَ ذَانُطْقِ كِه كَرْدَسْتْ سَعِيدِ سَعْدِ نُمُونْ آنْ كِه دِيدَسْتْ پِسَنْدَسْتِ بَيَانْ مِى كَرْدَسْتْ ... حَقْ پَسَنْدَ سْتِ شَوَدْ تَشْنَهِ فَيْضَشْ اَفْزُونْ بَعْدَ زِينَ غَالِبِ بِيچَارَه دُعَا مِى كُويِيمْ ... بَادْ رَاضِى زِسَعِيدْ ذَاتِ خُدَاى بِيچُونْ هِمَّتَشْ عَالِىُو فَيْضَشْ هَمَه اَعْلاَ بَادَا ... بِدِهَدْ حَضْرَتِ حَقْ نَشْئَهِ غَيْرِ مَمْنَونْ تَافَلَكْ دَائِرُواِينْ اَرْضِ هَمِى شُدْ سَائِرْ ... عَظَّمَ اللّٰهُ لَهُ اْلاَجْرَ وَقَرَّتْهُ عُيُونْ غالب Açıklaması: 1- Kimim ben? Ben, gönlü kırık, sinesi dertlerle dolu, başında delilik sarhoşluğu (olan) âciz , güçsüz zavallı biriyim. 2- Gerçek dosttan (sevgiliden) ayrı olmanın üzüntüsünden çok gezip dolaştım, (lâkin), benim inleyen gönlüme yol gösterici (rehber) kimse yoktu. 3- Yıllarca ayrılığın elem inden perişandım, ne kafamın dengi bir dost, ne de sükûnet verecek bir (marifet) kadehi (vardı). 4- Günden güne gidişat ım daha da çıkmaza giriyordu, (öyle ki), gece gündüz başımdaki cinnet arz usu artıyordu. 5- Neticede, (Allah’ın) takdir eli iyiye, doğruya gitmeme hidayet etti, Allah dostlarının himmet i yüz gösterip imdada yetişti. 6- Gönlüm pîr im sayesinde huzur buldu, hülâsa, onun lütuf ve inayetinin saadet ine nail olarak emniyete kavuştum. 7- Baht sızlığıma, iyi talih imdada yetişti, biçare gönlüm onun feyz inden mennun oldu. 8- Onun nazar ı ile kara toprak yâkut a dönüşürse garipsenmez, (zira), onun bu nazar ı, Hak kın nurudur, efsane ve sihir değildir. 9- Ehl-i hak zemin inde, Allah’ın tecelli sinin nurları vardır, geçmiş ve gelecek onların nazar larında bir “nun”un noktası gibidir. 10- Geçmişte olanı, gönüllerinde bir kitab gibi okurlar, hâl ve gelecek hepsi aynı şekilde, onların derûnundadır. 11- Onların gönülleri, levh-i mahfuzda (mevcut) âyetlerin aynasıdır, o sebepten “Ol” deyince “olur” sırrı gönüllerinde gizlidir. 12- Gördüklerini ve söylediklerini (onlara) Allah öğretiyor, (onlar), Hak kın mükemmel ve ölçülü kudreti ve aletidirler. 13- İşte Tevrat sahifelerinde Mahmud’un övülmesi ve işte Zebur sahifelerinde Mesih’in ziyadesiyle vasfı. 14- Hz. Muhammed’in ashabının vasfı hepsi İncil’dedir, hepsi eşi ve benzeri olmayan (Allah’tan gelen) ne güzel görüşlerdir. 15- Bu sırrı, ehl-i velâyetten her zaman görürsün, gelecekten ve halden haber vermişlerdir. 16- Celâl-i Rumî, Gülşenî’nin haberini veriyordu, Şeyh-i Ekber ise, Mısrî’nin haberini verir... 17- Ahmed-i Camî, Ahmed-i Fârukî’den haber veriyor, ben hangisini sayayım, zira , sayılmayacak kadar çoktur. 18- Her biri bir haber söylemiş, remz ve işaret vermişlerdir, eskiler, sonra gelenlerden “olacak” diye müjde verdiler. 19-20- Özellikle, Allah adamı Hz. Abdülkadir, Gavs-i Âzam, “ol” der “olur” dairesinin kutbu, cihanın geleceğinin haberini vermiş, her ne görmüş ise münasib bir beyanla söylemiştir. 21- Parlak bir nazım la, “Kötülük ve fitne den mürid imi koruyan emin bir sığınak olurum.” dedi. 22- Cengiz ve Hülâgu’nun fitne sinden bahsetmiş. Onun sözünün remz i günümüze kadar bakıyor. 23- Bu devrin fitne sinin işareti, Onun sözlerinden anlaşılıyor. Yakîn ehli , Onun remz inden birçok sır bulmuştur. 24- Bu devrin fitne si, had dinden fazla olduğundan dolayı, kötülerin şer ve fitne leri Hâmûn (çölünün) Ceyhûn’u (nehri) gibi olmuş. 25- İlim ehli, hepsi derin derin düşünüyorlardı, din sahası Allah dostlarından bomboştu. 26- Feleğin gözü, (böyle) bedbin lik dolu bir kargaşa (ortamı) görmemiştir. Fırat

Barla Lâhikası ·( 194 ) 0.82

· · ·

اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ اَفْضَلَ وَاَجْمَلَ وَاَنْبَلَ وَاَظْهَرَ وَاَطْهَرَ وَاَحْسَنَ وَاَبَرَّ وَاَكْرَمَ وَاَعَزَّ وَاَعْظَمَ وَاَشْرَفَ وَاَعْلٰى وَاَزْكٰى وَاَبْرَكَ وَاَلْطَفَ صَلَوَاتِكَ، وَاَوْفٰى وَاَكْثَرَ وَاَزْيَدَ وَاَرْقٰى وَاَرْفَعَ وَاَدْوَمَ سَلاَمِكَ، صَلاَةً وَسَلاَمًا وَرَحْمَةً وَرِضْوَانًا وَعَفْوًا وَغُفْرَانًا تَمْتَدُّ وَتَزِيدُ بِوَابِلِ سَحَاۤئِبِ مَوَاهِبِ جُودِكَ وَكَرَمِكَ، وَتَنْمُوا وَتَزْكُوا بِنَفَاۤئِسِ شَرَاۤئِفِ لَطَاۤئِفِ جُودِكَ وَمِنَنِكَ، اَزَلِيَّةً بِاَزَلِيَّتِكَ لاَ تَزُولُ، اَبَدِيَّةً بِاَبَدِيَّتِكَ لاَ تَحُولُ، عَلٰى عَبْدِكَ وَحَبِيبِكَ وَرَسُولِكَ مُحَمَّدٍ خَيْرِ خَلْقِكَ، اَلنُّورِ الْبَاهِرِ اللاَّمِعِ، وَالْبُرْهَانِ الظَّاهِرِ الْقَاطِعِ، وَالْبَحْرِ الزَّاخِرِ، وَالنُّورِ الْغاَمِرِ،وَالْجَمَالِ الزَاهِرِ، وَالْجَلاَلِ الْقَاهِرِ، وَالْكَمَالِ الْفَاخِرِ، صَلاَتَكَ الَّتِى صَلَّيْتَ بِعَظَمَةِ ذَاتِكَ عَلَيْهِ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ كَذٰلِكَ، صَلاَةً تَغْفِرُبِهَا ذُنُوبَنَا، وَتَشْرَحُ بِهَا صُدُورَنَا، وَتُطَهِّرُ بِهَا قُلوُبَنَا، وَتُرَوِّحُ بِهَا اَرْوَاحَنَا، وَتُقَدِّسُ بِهَا اَسْرَارَنَا، وَتُنَزِّهُ بِهَا خَوَاطِرَنَا وَاَفْكَارَنَا، وَتُصَفِّى بِهَا كُدُورَاتِ مَافِى اَسْرَارِنَا، وَتَشْفِى بِهَاۤ اَمْرَاضَنَا، وَتَفْتَحُ بِهَاۤ اَقْفَالَ قُلُوبِنَا 1 رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ 2 وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ ِللّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ 3 اٰمِينْ , اٰمِينْ , اٰمِينْ

Sözler ·Yirmi Besinci Soz 0.83

· · ·

تَضَرُّعْ وَنِيَازْ اِلٰهِى لاَزِمٌ عَلَىَّ اَنْ لاَ اُبَالِىَ وَلَوْ فَاتَ مِنِّى حَيَاةُ الدَّارَيْنِ وَعَادَتْنِى الْكَائِنَاتُ بِتَمَامِهَا اِذْ اَنْتَ رَبِّى وَخَالِقِى. وَاِلٰهِى اِذْ اَنَا مَخْلُوقُكَ وَمَصْنُوعُكَ لِى جِهَةُ تَعَلُّقٍ وَانْتِسَابٍ مَعَ قَطْعِ نِهَايَةِ عِصْيَانِى وَغَايَةِ بُعْدِى لِسَاۤئِرِ رَوَابِطِ الْكَرَامَةِ فَاَتَضَرَّعُ بِلِسَانِ مَخْلُوقِكَ يَا خَالِقِى. يَارَبِّى يَارَازِقِى يَامَالِكِى يَامُصَوِّرِى يَا اِلٰهِى اَسْأَلُكَ بِاَسْمَاۤئِكَ الْحُسْنىٰ وَبِاِسْمِكَ اْلاَعْظَمِ وَبِفُرْقَانِكَ اْلحَكِيمِ وَبِحَبِيبِكَ اْلاَكْرَمِ وَبِكَلاَمِكَ الْقَدِيمِ وَبِعَرْشِكَ اْلاَعْظَمِ وَبِاَلْفِ اَلْفِ قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌ اِرْحَمْنِى يَاۤ اَللّٰهُ يَا رَحْمنُ يَا حَنَّانُ يَامَنَّانُ يَادَيَّانُ اِغْفِرْلِى يَا غَفَّارُ يَا سَتَّارُ يَا تَوَّابُ يَا وَهَّابُ اُعْفُ عَنِّى يَا وَدُودُ يَا رَؤُوفُ يَا عَفُوُّ يَا غَفُورُ .اُلْطُفْ بِى يَا لَطِيفُ يَا خَبِيرُ يَا سَمِيعُ يَا بَصِيرُ .وَتَجَاوَزْ عَنِّى يَا حَلِيمُ يَا عَلِيمُ يَا كَرِيمُ يَا رَحِيمُ .اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ يَا رَبِّ يَا صَمَدُ يَا هَادِى .جُدْ عَلَىَّ بِفَضْلِكَ يَابَدِيعُ يَا بَاقِى يَا عَدْلُ يَا هُوَ TAZARRU VE NİYAZ: İlâhî! İki dünyanın hayatı elimden kaçsa ve bütün kâinat düşman kesilip beni terk etse, benim yine gam çekmemem gerekir; çünkü Sen benim Rabbim ve Hâlıkım (Yaratıcım) ve İlâhımsın. Ve benim, nihayetsiz isyanımla ve sair şeref vesilelerine gayet derecede uzaklığımla beraber, Senin mahlûkun ve masnuun (san’at eserin) olmam sebebiyle, bir taallûk (ilgi) ve intisap (bağ) cihetim var. İşte, ben de, Senin mahlûkunun lisanıyla Sana tazarru ve niyazda bulunuyorum; ey Hâlıkım; ey Rabbim; ey Râzıkım (Rızık Vericim) ve ey Musavvirim! Ey İlâhım, Esmâ-i Hüsnân hürmetine, İsm-i Âzamın hürmetine, Furkan-ı Hakîmin hürmetine, Habib-i Ekremin hürmetine, Kelâm-ı Kadîmin hürmetine, Arş-ı Âzamın hürmetine, milyonlar “Kul hüvallahü ehad” ile, bana merhamet etmeni istiyorum; ey bütün kemal sıfatların sahibi ve bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah; ey iyi kötü, dost düşman ayırt etmeden yarattığı bütün varlıklara rızıklarını yetiştiren Rahmân; ey eserlerinde sonsuz rahmetin en lâtif cilvelerini gösteren sınırsız şefkat sahibi Hannân; ey bitmez tükenmez ikramlarıyla ve nimetleriyle, varlıkları terbiye edip besleyen Mennân; ey kullarının küçük büyük her türlü amellerinin karşılığını hiç zayi etmeden hakkıyla veren Deyyân. Beni bağışla; ey fazl ve ihsânıyla, her türlü günahları çok çok bağışlayan Gaffâr; ey ayıp ve kusurları örten ve çirkinlikleri perdeler altında saklayan Settâr; ey işlediği günahlardan pişman olanların tevbelerini daima kabul eden Tevvâb; ey her varlığa tükenmez rahmet hediyelerinden lâyık olduğu ihsanı veren Vehhâb. Beni affet ey yarattığı varlıkları çok seven ve onlara da Kendisini her vesileyle sevdiren Vedûd; ey her bir canlıya hususî şefkat ve ihsanı olan ve onlar üzerinde iltifatının incelikleri görünen Raûf; ey her türlü kusur ve günahları bolca affeden Afüvv; ey bütün günahları bağışlayan Gafûr. Bana lütufta bulun; ey varlıkları nazik ve lâtif güzelliklerle yaratıp onlara lütufta bulunan ve ilmi her şeyin bütün inceliklerine nüfuz eden Lâtif; ey bütün varlıkların küçük büyük, gizli açık her hâlinden her an haberdâr olan Habîr; ey her şeyi, gizli açık bütün sesleri ve yapılan bütün duaları işiten ve varlıklara işitme kàbiliyeti veren Semî’, gizli ve açık her şeyi bütün incelikleriyle gören ve varlıklara da görme kàbiliyeti ve basîreti ihsan eden Basîr.

Mesnevi-i Nuriye ·Habbe 0.82

· · ·

اَحْىِ قَلْبِى وَقَبْرِى بِنُورِ اْلاِيمَانِ وَالْقُرْاٰنِ يَا نُورُ يَا حَقُّ يَا حَىُّ يَا قَيُّومُ يَا مَالِكَ الْمُلْكِ يَاذَا الْجَلاَلِ وَاْلاِكْرَامِ يَاۤ اَوَّلُ يَاۤ اٰخِرُ يَا ظَاهِرُ يَا بَاطِنُ يَا قَوِىُّ يَا قَادِرُ يَا مَوْلاَىَ يَا غَافِرُ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ اَسْئَلُكَ بِاِسْمِكَ اْلاَعْظَمِ فِى الْقُرْاٰنِ وَبِمُحَمَّدٍ عَلَيْهِ الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ الَّذِى هُوَ سِرُّكَ اْلاَعْظَمُ فِى كِتَابِ الْعَالَمِ اَنْ تَفْتَحَ مِنْ هٰذِهِ اْلاَسْمَاۤءِ الْحُسْنٰى كُوَاةً مُفِيضَةً اَنْوَارَ اْلاِسْمِ اْلاَعْظَمِ اِلٰى قَلْبِى وَاِلٰى قَالِبِى وَاِلٰى رُوحِى فِى قَبْرِى فَتَصِيرَ هٰذِهِ الصَّحِيفَةُ كَسَقْفِ قَبْرِى وَهٰذِهِ اْلاَسْمَاۤءُ كَكُوَاتٍ تُفِيضُ اَشِعَّةَ شَمْسِ الْحَقِيقَةِ اِلٰى رُوحِى Kalbimi ve kabrimi iman ve Kur’ân nuruyla nurlandır; ey sonsuz nuruyla bütün kâinatı nurlandıran ve isimlerinin tecellisiyle her şeyi aydınlatan Nûr; ey varlığında hiçbir şüphe bulunmayan ve varlıkların dayandıkları hakikat, Zâtının sıfât, isim ve fiillerinin tecellisi olan Hak; ey varlıklara hayat verip canlandıran, Kendi hayatı ise zâtî, ezelî ve ebedî olan Hayy; ey bütün varlıkları düzenli ve daimî bir şekilde ayakta tutan; fakat Kendi varlığı hiçbir varlığa bağlı olmayan Kayyûm; ey ezelden ebede kadar kâinattaki her şeyin yegâne sahibi ve mâliki olan Mâlike’l-Mülk; ey celâl ve ikram sahibi; ey her şeyin aslını ve başlangıcını ezelî ilmiyle tespit eden ve Kendisinden önce hiçbir şey var olmayan Evvel; ey her şeyin sonunu ezelî ilmiyle belirleyen ve sonu gelen varlıkların neslini tohum ve çekirdek gibi hülâsalarla tanzim eden ve her şeyden sonra yalnız Kendisi bâkî kalan Âhir; ey her şeyin dış yüzlerini çeşitli cihazlarla ve ince nakışlarla süsleyerek fevkalâde mükemmel ve güzel yaratan ve bütün varlıklarda ilim, irade, kudret, rahmet gibi sıfatlarının ve varlık ve birliğinin işaretleri açıkça görünen Zâhir; ey bütün varlıkların içyüzlerini ve bilhassa canlıların içlerini mükemmel bir fabrikanın harika makineleri gibi yaratıp işleten ve her şeyin içine esmâsıyla nüfuz eden Bâtın; ey her türlü âcizlik ve zayıflık alâmetlerinden münezzeh olan yegâne kuvvet ve kudret sahibi Kavî; ey kudreti her şeye yeten ve Kendisine hiçbir şey ağır gelmeyen Kàdir; ey herşeyin sahibi ve dostluğu pek güzel olan Mevlâ, ey her türlü kusur ve günâhı affeden Gâfir; ey merhamet edicilerin en merhametlisi olan Erhamü’r-Râhimîn. Kur’ân’daki İsm-i Âzamın hürmetine ve kitab-ı âlemdeki sırr-ı âzamın olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm hürmetine, güzel isimlerinden, bu sayfayı sanki kabrimin tavanı yapıp, bu esmâyı da ruhuma şems-i hakikatten şualar saçan pencere haline getirecek şekilde, kalbime ve kalıbıma ve kabrimde ruhuma İsm-i Âzamın nurlarını saçan pencere yapmanı istiyorum.

Mesnevi-i Nuriye ·Habbe 0.82

· · ·

رَبَّناَ لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ رَبَّنَاۤ اِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لاَ رَيْبَ فِيهِ اِنَّ اللّٰهَ لاَ يُخْلِفُ الْمِيعَادَ 1 اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى مَنْ اَرْسَلْتَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِۤ اَجْمَعِينَ. وَارْحَمْناَ وَارْحَمْ اُمَّتَهُ بِرَحْمَتِكَ يَاۤ اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ 2 وَ اٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ ِللّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ 3

Sözler ·Yirmi Ikinci Soz 0.82

· · ·

وَاَنْتَ الْجَوَّادُ وَاَنَا الْمِسْكِينُوَاَنْتَ اْلاَمِينُ وَاَنَا الْخَاۤئِفُ وَاَنْتَ الشَّافِى وَاَنَا الْمَرِيضوَاَنْتَ الْمُجِيبُ وَاَنَا الدَّاعِى فَاغْفِرْلِى ذُنُوبِى وَتَجَاوَزْ عَنِّى وَاشْفِ اَمْرَاضِى يَا اَللّٰهُ يَاكَافِى يَا رَبِّ يَا وَافِى يَا رَحِيمُ يَا شَافِى يَا كَرِيمُ يَا مُعَافِى فَاعْفُ عَنِّى مِنْ كُلِّ ذَنْبٍ وَعَافِنِى مِنْ كُلِّ دَاٍۤء وَارْضَ عَنِّى اَبدًا بِرَحْمَتِكَ يَاۤ اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ ِللّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ 1

Sözler ·Otuz Ikinci Soz 0.83

· · ·

اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبارِكْ عَلَيْهِ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ بِعَدَدِ اَنْفَاسِ اَهْلِ الْجَنَّةِ فِى الْجَنَّةِ وَاحْشُرْنَا وَنَاشِرَ -هٰذَا الْمَكْتوُبِ- وَرُفَقَاۤئَهُ وَصَاحِبَهُ سَعِيدًا وَوَالِدَيْنَا وَاِخْوَانَنَا وَاَخَوَاتِنَا تَحْتَ لِواَۤئِهِ وَارْزُقْنَا شَفَاعَتَهُ وَاَدْخِلْنَا الْجَنَّةَ مَعَ اٰلِهِ وَاَصْحَابِهِ بِرَحْمَتِكَ يَاۤ اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ اٰمِينَ اٰمِينَ 1 رَبَّنَا لاَ تُؤَا خِذْنَاۤ اِنْ نَسِينَاۤ اَوْ اَخْطَاْنَا 2 رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ 3 رَبِّ اشْرَحْ لِى صَدْرِى - وَيَسِّرْلِۤى اَمْرِى - وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِى - يَفْقَهُوا قَوْلِى4 رَبَّناَ تَقَبَّلْ مِنَّاۤ اِنَّكَ اَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ5 وَتُبْ عَلَيْناَ اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ6 سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ7

Mektubat ·Yirminci Mektup 0.82

· · ·

رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَآ اِنْ نَسِينَآ اَوْ اَخْطَاْنَاۤ 1 اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلٰوةً تَكُونُ لَكَ رِضَاۤءً وَلِحَقِّهِ اَدَاۤءً وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلِّمْ اٰمِينَ وَالْحَمْدُ ِللّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ 2 سُبْحَانَ مَنْ جَعَلَ حَدِيقَةَ اَرْضِهِ.. مَشْهَرَ صَنْعَتِهِ.. مَحْشَرَ خِلْقَتِهِ.. مَظْهَرَ قُدْرَتِهِ.. مَدَارَ حِكْمَتِهِ.. مَزْهَرَ رَحْمَتِهِ.. مَزْرَعَ جَنَّتِهِ.. مَمَرَّ الْمَخْلوُقَاتِ.. مَسِيلَ الْمَوْجُودَاتِ.. مَكِيلَ الْمَصْنُوعَاتِ.. فَمُزَيَّنُ الْحَيَوَانَاتِ مُنَقَّشُ الطُّيُورَاتِ.. مُثَمَّرُ الشَّجَرَاتِ.. مُزَهَّرُ النَّبَاتَاتِ.. مُعْجِزَاتُ عِلْمِهِ.. خَوَارِقُ صُنْعِهِ.. هَدَايَاۤءُ جُودِهِ.. بَرَاهِينُ لُطْفِهِ.. دَلاَۤئِلُ الْوَحْدَةِ لَطَاۤئِفُ الْحِكْمَةِ.. شَوَاهِدُ الرَّحْمَةِ.. تَبَسُّمُ اْلاَزْهَارِ مِنْ زِينَةِ اْلاَثْمَارِ.. تَسَجُّعُ اْلاَطْيَارِ فِى نَسْمَةِ اْلاَسْحَارِ.. تَهَزُّجُ اْلاَمْطَارِ عَلٰى خُدُودِ اْلاَزْهَارِ.. تَزَيُّنُ اْلاَزْهَارِ.. تَبَرُّجُ اْلاَثْمَارِ.. فِـى هٰذِهِ الْجِنَانِ.. تَرَحُّمُ الْوَالِدَاتِ عَلَى اْلاَطْفَالِ الصِّغَارِ فِى كُلِّ الْحَيَوَانَاتِ وَاْلاِنْسَانِ.. تَعَرُّفُ وَدُودٍ.. تَوَدُّدُ رَحْمٰنٍ.. تَرَحُّمُ حَنَّانٍ.. تَحَنُّنُ مَنَّانٍ لِلْجِنِّ وَاْلاِنْسَانِ وَالرُّوحِ وَالْحَيَوَانِ وَالْمَلَكِ وَالْجَانِّ 3

Mektubat ·Yirmi Dorduncu Mektup 0.82

Enver Paşa - İttihat, Harp ve Hüsran 4 pasaj

DÖRDÜNCÜ ESAS: Hem anlarsın ki, şu dünyadaki müzeyyenat ise, HAŞİYE Cennette ehl-i iman için rahmet-i Rahmân ile iddihar olunan nimetlerin nümuneleri, suretleri hükmündedir.

Sözler ·Onuncu Soz 0.84

· · ·

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ وَقُلِ الْحَمْدُ ِللّٰهِ الَّذِى لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَرِيكٌ فِى الْمُلْكِ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ وَلِىٌّ مِنَ الذُّلِّ وَكَبِّرْهُ تَكْبِيرًا 1 اَللّٰهُ اَكْبَرُ مِنْ كُلِّ شَىْءٍ قُدْرَةً وَعِلْمًا إِذْ هُوَ الْعَلِيمُ بِكُلِّ شَىْءٍ بِعِلْمٍ مُحِيطٍ لاَزِمٍ ذَاتِىٍّ HAŞİYE لِلذَّاتِ يَلْزَمُ اْلاَشْيَاءَ لاَيُمْكِنُ اَنْ يَنْفَكَّ عَنْهُ شَىْءٌ بِسِرِّ الْحُضُورِ وَالشُّهُودِ وَاْلاِحَاطَةِ النُّورَانِيَّةِ وَبِسِرِّ اِسْتِلْزَامِ الْوُجُودِ لِلْمَعْلُومِيَّةِ وَاِحَاطَةِ نُورِ الْعِلْمِ بِعَالَمِ الْوُجُودِ. نَعَمْ فَاْلاِنْتِظَامَاتُ الْمَوْزُونَةُ.. وَاْلاِتِّزَانَاتُ الْمَنْظُومَةُ.. وَالْحِكَمُ الْقَصْدِيَّةُ الْعَامَّةُ.. وَالْعِنَايَاتُ الْمَخْصُوصَةُ الشَّامِلَةُ.. وَاْلاَقْضِيَّةُ الْمُنْتَظَمَةُ.. وَاْلاَقْدَارُ الْمُثْمِرَةُ.. وَاْلآجَالُ الْمُعَيَّنَةُ وَاْلاَرْزَاقُ الْمُقَنَّنَةُ، وَاْلاِتْقَانَاتُ الْمُفَنَّنَةُ وَاْلاِهْتِمَامَاتُ الْمُزَيَّنَةُ وَغَايَةُ كَمَالِ اْلاِنْتِظَامِ وَاْلاِنْسِجَامِ وَاْلاِتِّسَاقِ وَاْلاِتْقَانِ وَاْلاِتِّزَانِ وَاْلاِمْتِيَازِ، اَلْمُطْلَقَاتِ فِى كَمَالِ السُّهُولَةِ الْمُطْلَقَةِ. دَالاَّتٌ عَلٰۤى اِحَاطَةِ عِلْمِ عَلاَّمِ الْغُيُوبِ بِكُلِّ شَىْءٍ (أَلاَ يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ) فَنِسْبَةُ دَلاَلَةِ حُسْنِ صَنْعَةِ اْلاِنْسَانِ عَلٰى شُعُورِ اْلاِنْسَانِ اِلىٰ نِسْبَةِ دَلاَلَةِ حُسْنِ خِلْقَةِ اْلاِنْسَانِ عَلٰى عِلْمِ خَالِقِ اْلاِنْسَانِ كَنِسْبَةِ لُمَيْعَةِ نُجَيْمَةِ الذُّبَيْبَةِ فِى اللَّيْلَةِ الدَّهْمَاۤءِ اِلىٰ شَعْشَعَةِ الشَّمْسِ فِى رَابِعَةِ النَّهَارِ 2

Şualar ·On Besinci Sua 0.83

· · ·

بِلِسَانِ نِظَامِهَا فِى مِيزَانِهَا فِى تَنْظِيمِهَا فِى تَوْزِينِهَا فِى صَنْعَتِهَا فِى صِبْغَتِهَا فِى زِينَتِهَا فِى نُقُوشِهَا فِى رَوَائِحِهَا فِى طُعُومِهَا فِى أَلْوَانِهَا فِى أَشْكَالِهَا HAŞİYE-1 كَمَا تَصِفُ تَجَلِّيَاتِ صِفَاتِكَ وَتُعَرِّفُ جَلَوَاتِ أَسْمآئِكَ وَتُفَسِّرُ تَوَدُّدَكَ وَتَعَرُّفَكَ بِمَا يَتَقَطَّرُ مِنْ ظَرَافَةِ عُيُونِ أَزَاهِيرِهَا وَمِنْ طَرَاوَةِ أَسْنَانِ سَنَابِلِهَا مِنْ رَشَحَاتِ لَمَعَاتِ جَلَوَاتِ تَوَدُّدِكَ وَتَعَرُّفِكَ إِليَ عِبَادِكَ سُبْحَانَكَ يَا وَدُودُ يَا مَعْرُوفُ مَا أَحْسَنَ صُنْعَكَ وَمَا أَزْيَنَهُ وَمَا أَبْيَنَهُ وَمَا ! أَتْقَنَهُ سُبْحَانَكَ يَا مَنْ تُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ جَمِيعُ اْلأَشْجَارِ بِكَمَالِ الصَّرَاحَةِ وَالْبَياَنِ عِنْدَ اِنْفِتَاحِ أَكْمَامِهَا وَانْكِشَافِ أَزْهَارِهَا وَتَزَايُدِ أَوْرَاقِهَا وَتَكَامُلِ أَثْمَارِهَا وَرَقْصِ بَنَاتِهَا عَلَي أَيَادِي أَغْصَانِهَا حَامِدَةً بِأَفْوَاهِ أَوْرَاقِهَا الْخَضِرَةِ بِكَرَمِكَ وَأَزْهَارِهَا الْمُتَبَسِّمَةِ بِلُطْفِكَ وَاَثْمَارِهَا الضَّاحِكَةِ بِرَحْمَتِكَ، بِاَلْسِنَةِ نِظَامِهَا فِى مِيزَانِهَا فِى تَنْظيِمِهَا فِى تَوْزِينِهَا فِى صَنْعَتِهَا فِى صِبْغَتِهَا فِى زِينَتِهَا فِى نُقُوشِهَا فِى طُعُومِهَا فِى رَوَائِحِهَا فِى أَلْوَانِهَا فِى أَشْكَالِهَا فِى اِخْتِلاَفِ لُحُومِهَا فِى كَثْرَةِ تَنَوُّعِهَا فِى عَجَائِبِ خِلْقَتِهَا HAŞİYE-2 AÇIKLAMA Nizamının ve nizamla beraber mizanının ve o mizanla beraber tanziminin ve o tanzimle beraber tevzîninin ve o tevzinle beraber san’atının ve o san’atla beraber sıbgatının ve o sıbgatla beraber ziynetinin ve o ziynetle beraber nakışlarının ve o nakışlarla beraber kokularının ve o kokularla beraber tatlarının, tatlarla beraber renklerinin ve renklerle beraber şekillerinin HAŞİYE-1 lisanıyla, Seni hamdinle tesbih ederler. • O bitkilerden herbiri, çiçeklerinin zarif gözlerinden ve sümbüllerinin tazecik dişlerinden damlayan ve Senin kendini kullarına tanıtıp sevdiren taarrüf ve teveddüdünün cilvelerindeki parıltılardan sızan bir tarifle, Senin sıfatlarının tecellilerini niteler, isimlerinin cilvelerini tarif eder ve teveddüdünü tefsir eder. Sen her kusurdan münezzehsin, ey yarattığı varlıkları çok seven ve onlara da Kendisini her vesileyle sevdiren Vedûd ve ey bütün san'at eserlerinin mûcizeleriyle ve bütün mahlûkatın tavsifleriyle ve bütün varlıkların tarifleriyle ancak tarif edilen Mâruf! San'atın ne kadar güzel, ne kadar süslü, ne kadar mükemmeldir Senin! Sen her türlü kusurdan münezzeh öyle bir güzellik sahibi bir Zâtsın ki, bütün ağaçlar, tomurcuklarının açması ve çiçeklerinin açılması, yapraklarının artması, meyvelerinin olgunlaşıp dallarının ellerinde mâsum çocuklar gibi oynaşması ânında, kereminle yeşillenen yapraklarının ve lûtfunla tebessüm eden çiçeklerinin ve rahmetinle gülen meyvelerinin ağzıyla; nizamlarının ve o nizamla beraber mizanlarının ve o mizanla beraber tanzimlerinin ve o tanzimle beraber tevzinlerinin ve o tevzinle beraber san’atlarının ve o san’atla beraber sıbgatlarının ve o sıbgatla beraber ziynetlerinin ve o ziynetle beraber nakışlarının ve o nakışlarla beraber tatlarının ve o tatlarla beraber kokularının ve o kokularla beraber renklerinin ve o renklerle beraber şekillerinin ve o şekillerle beraber farklı etlerinin ve o farklı etlerle beraber çok çeşitlik içinde oluşlarının ve o çok çeşitlilikle beraber şaşırtıcı tarzda yaratılışlarının HAŞİYE-2 lisanıyla, Seni hamdinle tesbih eder.

Lem'alar ·Yirmi Dokuzuncu Lema 0.83

· · ·

لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللّٰهُ هُوَ الْمَوْجُودُ لِكُلِّ الطَّالِبِينَ لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللّٰهُ هُوَ الْمَوْصُوفُ لِكُلِّ الْمُوَحِّدِينَ لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللّٰهُُ هُوَ الْمَحْبُوبُ الْحَقُّ لِكُلِّ الْمُحِبِّينَ لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللّٰهُ هُوَ الْمَرْغُوبُ لِكُلِّ الْمُرِيدِينَ HAŞİYE لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللّٰهُُ هُوَ الْمَقْصُودُ لِكُلِّ الْمُنِيبِينَ لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللّٰهُ هُوَ الْمَقصُودُ لِكُلِّ الْجِنَانِ لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللّٰهُ هُوَ الْمُوجِدُ لِكُلِّ اْلأَنَامِ لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللّٰهُ هُوَ الْمَوْجُودُ فِى كُلِّ زَمَانٍ لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللّٰهُُ هُوَ الْمَعْبُودُ فِى كُلِّ مَكَانٍ لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللّٰهُ هُوَ الْمَذْكُورُ بِكُلِّ لِسَانٍ لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللّٰهُ هُوَ الْمَشْكُورُ بِكُلِّ إِحْسَانٍ لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللّٰهُ هُوَ الْمُنْعِمُ بِلاَ إِمْتِنَانٍ AÇIKLAMA Allah’tan başka ilâh yok; Odur her tâlibin Kendisini istediği her anda yanında hazır olan Mevcud. Allah’tan başka ilâh yok; Odur her muvahhidin sözleri Kendisinin kudsî varlığını ve sıfatlarını tarif eden Mevsuf. Allah’tan başka ilâh yok; Odur her muhibbin sevgilisi olan Mahbûb. Allah’tan başka ilâh yok; Odur her mürîdin, rızasına kavuşup Kendisini görme iştiyakı, dünya ve ahirette rağbet edilen bütün iştiyaklardan daha hayırlı olan Merğub. Allah’tan başka ilâh yok; Odur her münîbin, HAŞİYE rızasına kavuşup Kendisini görmekten başka daha hayırlı bir gaye bulunmayan Maksudu. Allah’tan başka ilâh yok; Odur her kalbin, rızasına kavuşup Kendisini görmekten başka daha hayırlı bir gayesi bulunmayan Maksudu. Allah’tan başka ilâh yok; Odur her mahlûkun icad eden Mûcidi. Allah’tan başka ilâh yok; Odur her zamanda, Kendisini isteyenlerin yanında her an hazır olan Mevcud. Allah’tan başka ilâh yok; Odur her mekânda, bütün varlıkların Kendisine itaat ve ibadet ettiği Mâbud. Allah’tan başka ilâh yok; Odur her lisanda zikredenlerin bütün zikirleri yalnız Kendisine ait olan ve varlıklardan yükselen sayısız zikirler Kendisinin yüce varlığına şehadet eden Mezkûr. Allah’tan başka ilâh yok; Odur her ihsan için sayısız nimetlere karşı bütün varlıklar tarafından Kendisine şükredilen, her şükredildiğinde nimetleri arttıran Meşkûr. Allah’tan başka ilâh yok; Odur minnetsiz nimet veren.

Lem'alar ·Yirmi Dokuzuncu Lema 0.83

Tâhir Paşa - Üstad'ın Hâmisi 4 pasaj

Evet, kabir kapısında bekleyen bir adam, arkasındaki fâni dünyaya riyakârâne bakması, acınacak bir hamakattır ve dehşetli bir hasârettir. Cenâb-ı Hak, beni böyle hasâretlerden muhafaza eylesin, âmin! Umum kardeşlerime birer birer selâm ve dua eder ve dualarını rica ederiz. • • •

Emirdağ Lâhikası - I ·Mektup 37 0.81

· · ·

اَللّٰهُ اَكْبَرُ يَا كَبِيرُ اَنْتَ الَّذِى لاَ تَهْدِى الْعُقُولُ لِكُنْهِ عَظَمَتِهِ. كِه لاَِإلٰهَ إلاَّ هُوَ بَرَابَرْمى زَنَنْدْ هَرْشئ دَمَادَمْ جُو يَدَنْدْ: (ياحَقْ) سَرَاسَرْ گُوَيَدَنْدْ: (يَا حَىّ ) اَلْمَرْتَبَةُ الثَّالِثَةُ: HAŞİYE اِيضَاحُهَا فِى رَأْسِ (الْمَوْقِفِ الثَّالِثِ) مِنَ (الرِّسَالَةِ الثَّانِيَةِ وَالثَّلاَثِينَ). اَللّٰهُ اَكْبَرُ مِنْ كُلِّ شَىْءٍ قُدْرَةً وَعِلْماً اِذْ هُوَ الْقَدِيرُ الْمُقَدِّرُ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ الْمُصَوِّرُ الْكَرِيمُ اللَّطِيفُ الْمُزَيّنُ الْمُنْعِمُ الْوَدُودُ الْمُتَعَرِّفُ الرَّحْمٰنُ الرَّحِيمُ الْمُتَحَنّنُ الْجَمِيلُ ذُو الْجَلاَلِ وَالْكَمَالِ الْمُطْلَقِ النَّقَّاشُ اْلاَزَليُّ الَّذِى مَا حَقَائِقُ هَذِهِ الْكَائِنَاتِ كُلاًّ وَ اَجْزَاءً وَصَحَائِفَ وَطَبَقَاتٍ، وَمَا حَقَائِقُ هَذِهِ الْمَوْجُودَاتِ كُلّيّاً وَجُزئِيّاً وَوُجُوداً وَبقَاءً: اِلاَّ خُطُوطُ قَلَمِ قَضَائِهِ وَقَدَرِهِ بِتَنْظِيمٍ وَتَقدِيرٍ وَعِلْمٍ وَحِكْمَةٍ. واِلاَّ نُقُوشُ بَرْكَارِ عِلْمِهِ وَحِكْمَتِهِ بِصُنْعٍ وَتَصْوِيرٍ. AÇIKLAMA “Allahu Ekber” Sen, akılların yüzde bir bile büyüklüğünü kavrayamadığı bir celâl sahibisin, ey herşeyden daha büyük olan Kebîr! Çünkü: Bütün eşya Lâilâhe illallah deyip kâinatın büyük zikir halkasında beraber zikrederek çalışıyorlar. Her zaman devamlı istidat diliyle Cenâb-ı Haktan hayat hakkını “Yâ Hak” deyip rahmet hazinesinden istiyorlar. Baştan başa da hayata kavuşmaları diliyle de “Yâ Hayy” ismini zikrediyorlar. Üçüncü Mertebe HAŞİYE İzahı, Otuz İkinci Sözün Üçüncü Mevkıfının başındadır. Allah Teâlâ ilim ve kudretiyle herşeyden sonsuz derecede büyüktür. Zira o öyle herşeye gücü yeten bir Kadîr, herşeyin ölçü ve miktarlarını takdir eden Mukaddir, herşeyi bilen Alîm, herşeyi hikmetle yapan Hakîm, herşeye gayet güzel şekiller veren Musavvir, her bir varlığa ikramlarda bulunan Kerîm, bütün ihsanları ve ilminin nüfuzu hoş ve şirin olan Lâtif, herşeyi en güzel şekillerle süsleyen Müzeyyin, her varlığa en münasip nimetleri veren Mün’im, varlıklara sevgi duygusunu veren Vedûd, sayısız yollarla kendisini yarattığı varlıklara tanıttıran Mütearrif, rahmeti bütün varlıkları kaplayan Rahmân, her bir varlığa bizzat rahmet tecellileri olan Rahîm, sonsuz şefkatiyle varlıkları kendine müştak eden Mütehannin, sonsuz haşmet sahibi ve sınırsız güzelliği olan Cemîl-i Zülcelâl, sınırsız kemâl ve mükemmellik sahibi olan Kâmil-i Mutlak ve herşeyi en güzel şekillerle nakış nakış işleyen Ezelî Nakkaş ki, bu kâinatın sayfaları ve tabakalarıyla, küll ve cüz olarak hakikati ve bu varlıklar âleminin külliyet ve cüz’iyet ve vücut ve bekà itibarıyla hakikati, • Onun kazâ ve kader kaleminin ilim ve hikmetle tanzim ve takdir ettiği hatları; • ilim ve hikmet pergelinin san’at ile tasvir ettiği nakışları...

Lem'alar ·Yirmi Dokuzuncu Lema 0.81

· · ·

إِلٰهِى! شُعُورِى كَلَمْعَةٍ تَزُولُ؛ مَعَ أَنَّ مَا يَلْزَمُ مُحَافَظَتُهُ مِنْ أَنوَارِ مَعْرِفَتِكَ، وَمَا يَلْزَمُ التَّحَفّظُ مِنْهُ مِنَ الظّلمَاتِ وَالضَّلاَلاَتِ لاَتعَدُّ وَلاَتحْصٰى. فَلاَ حَوْلَ عَنْ تِلْكَ الظّلمَاتِ وَالضّلاَلاَتِ وَلاَ قُوَّةَ عَلٰى هَاتِيكَ اْلاَنوَارِ وَالْهِدَايَاتِ إِلاَّ بِكَ يَاعَلِيمُ يَاخَبِيرُ يَاحَسِيبُ يَاكَافِى يَاحَفِيظُ يَاوَكِيلُ. إِلٰهِى! لِى نَفْسٌ هَلُوعٌ وَقَلبٌ جَزُوعٌ وَصَبرٌ ضَعِيفٌ وَجِسْمٌ نَحِيفٌ وَبَدَنٌ عَلِيلٌ ذَلِيلٌ، مَعَ أَنَّ الْمَحْمُولَ عَلَيَّ مِنَ اْلاَحْمَالِ الْمَادِّيةِ وَالْمَعْنَويّةِ ثَقِيلٌ ثَقِيلٌ. فَلاَ حَوْلَ عَنْ تِلْكَ اْلاَحْمَالِ وَلاَ قُوَّةَ عَلٰى حَمْلِهَا إِلاَّ بِكَ يَارَبٰى الرَّحِيمُ يَاخَالِقِى الْكَرِيمُ يَاحَسِيبُ يَاكَافِى يَاوَكِيْلُ يَاوَافِى. إِلٰهِى! لِى مِنَ الزَّمَانِ آنٌ يَسِيلُ فِى سَيْلٍ وَاسِعٍ سَرِيعِ الْجَرَياَنِ؛ وَلِىَ مِنَ الْمَكَانِ مِقْدَارُ الْقَبْرِ مَعَ عَلاَقتِى بِسَائِرِ اْلاَمْكِنَةِ وَاْلاَزْمِنَةِ. فَلاَ حَوْلَ عَنِ الْعَلاَقَةِ بِهَا، وَلاَقوَّةَ عَلٰى الْوُصُولِ إِلٰى مَا فِيهَا إِلاَّ بِكَ يَارَبَّ اْلاَمْكِنَةِ وَاْلاَكْوَانِ، وَياَرَبَّ الدُّهُورِ وَاْلاَزْمَانِ يَاحَسِيبُ يَاكَافِى يَاكَفِيلُ يَاوَافِى. إِلٰهِى! لِى عَجْزٌ بِلاَ نِهايَةٍ وَضَعْفٌ بِلاَ غَايَةٍ، مَعَ أَنَّ أَعْدَائِى وَمَا يُؤْلِمُنِى وَمَا أَخَافُ مِنْهُ وَمَا يُهَدِّدُنِى مِنَ الْبَلاَياَ وَاْلآفاَتِ مَا لاَ تُحْصٰى. AÇIKLAMA İlâhî! Şuurum, sönüp giden bir lem’acıktır. Seni tanımakla meydana gelen nurların muhafazası ve inkâr karanlığı ve dalâletlerden korunmak için bana lâzım olan şeyler, had ve hesaba gelmeyecek kadar çoktur. O inkâr karanlığı ve dalâletlerden koruyacak kudret ve o hidayet ve nurlara beni eriştirecek kuvvet, ancak Senin kudret ve kuvvetindir, ey küçük, büyük, gizli, açık herşeyi bilen Alîm, ey herşeyden hakkıyla haberdâr olan Habîr, ey varlıkların bütün amellerini kaydedip muhasebelerini bir anda gören ve onların her türlü ihtiyaçlarını görüp gözeten Hasîb, ey sonsuz rahmeti benim herşeyime yeter deyip, Kendisine tevekkül edenlerin her türlü ihtiyacına yetişen Kâfî, ey bütün varlıkların, hallerinden hareketlerine kadar herşeyini kaydedip koruyan ve varlıkların asıllarını ve nesillerini tohumlarda ve çekirdeklerde muhafaza eden ve insanların ve cinlerin bütün amellerini dikkatle kaydedip koruyan ve bütün varlıkların her türlü kötülük ve tehlikelere karşı muhafaza eden Hafîz, ey Kendisine tevekkül edenlere işlerinde başarı ihsan eden, isteklerine cevap veren ve bütün dertlerini gideren Vekîl! İlâhî! Nefsim sabırsızdır, kalbim feryad eder durur. Sabrım zayıf, cismim nahif, bedenim hasta ve zelildir. Buna karşılık üzerimdeki maddî ve mânevî yükler ağır, hem de pek ağırdır. Bütün bu yüklerin ağırlığından beni kurtaracak kudret ve onları yüklenmeye beni muktedir kılacak kuvvet, ancak Senin kudret ve kuvvetindir, ey herşeyi terbiye ve idare eden ve herbir varlığa merhamet ve şefkat gösteren Rabb-i Rahîmim ve ey herşeyi yoktan yaratan ve sonsuz cömertlik sahibi olan Hâlık-ı Kerîmim, ey varlıkların bütün amellerini kaydedip muhasebelerini bir anda gören ve onların her türlü ihtiyaçlarını görüp gözeten Hasîb, ey sonsuz rahmeti benim herşeyime yeter deyip, Kendisine tevekkül edenlerin her türlü ihtiyacına yetişen Kâfî, ey Kendisine tevekkül edenlere işlerinde başarı ihsan eden, isteklerine cevap veren ve bütün dertlerini gideren Vekîl, ey vaadini yerine getirmesinde şüphe olmayan ve bütün varlıkların ihtiyaçlarını kudret ve rahmetiyle gideren Vâfî!

Lem'alar ·Yirmi Dokuzuncu Lema 0.81

· · ·

فَلاَ حَوْلَ عَنْ هَجَمَاتِهَا وَلاَ قُوَّةَ عَلٰى دَفْعِهَا إِلاَّ بِكَ يَاقَوِيُّ يَاقَدِيرُ يَاقَرِيبُ يَارَقِيبُ يَاكَفِيلُ يَاوَكِيلُ يَاحَفِيظُ يَاكَافِى. إَلٰهِى! لِى فَقْرٌ بِلاَ غَايَةٍ وَفَاقَةٌ بِلاَ نِهَايَةٍ؛ مَعَ أَنَّ حَاجَاتِى وَمَطَالِبِى وَوَظَائِفِى مَا لاَ تُحْصٰى. فَلاَ حَوْلَ عَنْهَا وَلاَقوَّةَ عَلَيْهَا إِلاَّ بِكَ يَاغَنِيُّ يَاكَرِيمُ يَامُغْنِى يَارَحِيمُ. إِلٰهِى تَبَرَّأْتُ إِلَيْكَ مِنْ حَوْلِى وَقُوَّتِى، وَالْتجاْتُ إِلٰى حَوْلِكَ وَقُوَّتِكَ فَلاَ تَكِلْنِى اِلٰى حَوْلِى وَقُوَّتِى. وَارْحَمْ عَجْزِى وَضَعْفِى وَفَقْرِى وَفَاقَتِى. فَقَدْ ضَاقَ صَدْرِى، وَضَاعَ عُمْرِى، وَفنٰى صَبْرِى، وَتَاهَ فِكْرِِى، وَأَنتَ الْعَالِمُ بِسِرِّى وَجَهْرِى، وَأَنتَ الْمَالِكُ لِنَفْعِى وَضَرِّى، وَأَنتَ الْقاَدِرُ عَلٰى تَفْرِيجِ كَرْبِى وَتيسِيرِ عُسْرِى. فَفَرِّجْ كُلَّ كَرْبتِى وَيَسّرْ عَلَيَّ وَعَلٰى إِخْوَانِى كُلَّ عَسَيْرٍ. إِلٰهِى! لاَ حَوْلَ عَنِ الزَّمَانِ اْلآتِى، وَعَنْ اَهْوَالِهِ مَعَ سَوْقٍ إِلَيْهِ؛ وَلاَ قُوَّةَ عَلٰى الْمَاضِى وَلَذَائِذِهِ مَعَ عَلاقَةٍ بِهِ إلاّ بِكَ ياأزَلِيُّ ياأبَديُّ. إِلٰهِى! لاَ حَوْلَ عَنِ الزَّوَالِ الَّذِى أَخَافُ وَلاَ أَخْلِصُ مِنْهُ؛ وَلاَ قُوَّةَ عَلٰى إِعَادَةِ مَا فَاتَ مِنْ حَياَتِىَ الَّتِِى أَتَحَسّرُهَا، وَلاَ أَصِلُ إِلَيْهَا إِلاَّ بِكَ يَاسَرْمَدِىُّ يَابَاقِى. AÇIKLAMA Onların hücumlarına karşı dayanak noktası olacak kudret ve onları def edecek kuvvet, ancak Senin kudret ve kuvvetindir, ey sınırsız kuvvet sahibi Kavî, ey herşeyi sonsuz kudreti altında tutan Kadîr, ey sonsuz yüceliğiyle beraber herşeye herşeyden daha yakın olan Karîb, ey bütün varlıkların hallerini her an görüp gözetleyen ve bütün hal ve hareketlerini kaydeden Rakîb, ey bütün varlıklara lâzım olan herşeyi noksansız, vakti vaktine yetiştiren Kefîl, ey Kendisine tevekkül edenlere başarı ihsan eden, isteklerine cevap veren ve bütün dertlerini gideren Vekîl, ey bütün varlıkların, hallerinden hareketlerine kadar herşeyini kaydedip koruyan ve varlıkların asıllarını ve nesillerini tohumlarda ve çekirdeklerde muhafaza eden ve insanların ve cinlerin bütün amellerini dikkatle kaydedip koruyan ve bütün varlıkları her türlü kötülük ve tehlikelere karşı muhafaza eden Hafîz, ey güzel isimlerinin sonsuz hazineleri herşeyin her ihtiyacını her zaman en mükemmel şekilde karşılayan Kâfî! İlâhî! Fakrım sınırsız, ihtiyacım sonsuzdur. İhtiyaçlarım, isteklerim ve vazifelerim ise hesaba gelmez. Onlara karşı koyacak kudret ve onları gerçekleştirecek kuvvet ancak Senin kudret ve kuvvetindir, ey hiçbir varlığa ve hiçbir şeye muhtaç olmayan ve servet ve zenginliğinin sınırı bulunmayan Ganî, ey bütün canlıları çeşitli duygularla donatıp sayısız rahmet meyvelerini ve nimetlerini önlerine seren ve iyiliği bol olan Kerîm, ey Kendisinin bitmez tükenmez zenginliğinden medet bekleyenleri zenginliğine mazhar eden Muğnî, ey rahmeti herşeyi kuşatmakla birlikte imanlı kullarına hususî ihsan ve şefkatte bulunan Rahîm! İlâhî! Kendi kudret ve kuvvetimden vazgeçip Senin kudret ve kuvvetine sığındım. Beni kendi kudret ve kuvvetime terk etme, ey herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Rabbim! Benim acizliğime ve zayıflığıma, fakirliğime ve ihtiyaçlarıma merhamet et. Göğsüm daraldı, ömrüm gitti, sabrım bitti, fikrim uçup gitti. İçimi de, dışımı da en iyi Sen bilirsin. Bana fayda ve zarar verecek şeylerin asıl sahibi Sensin. Üzüntümü sevince, güçlüklerimi kolaylığa çevirebilecek olan da Sensin. Bütün sıkıntılarımı gider, benim ve kardeşlerimin bütün güçlüklerini kolaylaştır. İlâhî! Sevk edilmekte olduğum geleceğe, ondaki korkulara karşı bir dayanak noktası olacak kudret, bağlantılı olduğum geçmişe ve lezzetlerine karşı kuvvet, ancak Senin kudret ve kuvvetindir, ey başlangıcı ve sonu olmayan Ezelî ve Ebedî!

Lem'alar ·Yirmi Dokuzuncu Lema 0.82

Diğer Paşalar ve Devlet Ricali 33 pasaj

Bu bölümde şu isimlerle geçer

Mustafa Kemal · Namık Kemal