TR EN AR
← Tüm İsimler

Risalei’n-Nur

Atıf yapılan kitaplar ve eserler — kg_varlik mimarisi

5 pasaj · eser
Bu isimler geçer

Risalei’n-Nur

Yüzlerce sened, hem nice yüzlerce işaret, Eyler bu mukaddes koca dâvâya şehadet. En başta gelen şâhid-i adl Hazret-i Kur’ân Göstermiş ayânen otuz üç yerde o burhan. 1 يَامُدْرِكًا’in kalbine gömmüş Esedullah, Çok sır ki, bilenler oluyor hep sana âgâh. 2 كُنْ قَادِرِىَّ الْوَقْتِ demiş ol pîr-i muazzam, Binlerce velî hem yine yapmış buna bin zam. Mu’cizdir o söz, haktır o öz, görmedi her göz, Artık bu muammaları gel sen bize bir çöz. Altıncı Sözün aldı bütün fiil ve sıfatı, Verdim de arındım ona hem zât ve hayâtı. Müflis ve fakir bekliyordum şimdi kapında Tevhide eriştir beni, gel vârını sun da. “Ben!.. Ben!..” diye yazdımsa da sensin yine ol “Ben”, Hiçten ne çıkar, hem bana benlik yine senden. Affet beni ey affı büyük lütfu büyük Risalei’n-Nur! Bir dem bile hem eyleme senden beni yâ Rabbenâ mehcur! Nur aşkına, Hak aşkına, dost aşkına ey nur! Nurunla ve sırrınla bugün kıl bizi mesrur. Ey nur-u ezelden gelen nur-u Muhammed (a.s.m.), Ey sırr-ı imandan gelen nur-u müebbed! Binlerce yetimin duyulan âhını bir kes, Sarsar o büyük arşı da vallah bu çıkan ses.

Sikke-i Tasdik-i Gaybi ·Risale I Nurdan Parlak Fikralar Ve Bir Kisim Guzel Mektuplar

· · ·

ON SEKİZİNCİ ÂYET: 1 اِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْغَالِبُونَ’dir. Bu âyet meâliyle hizbullahın zâhirî mağlûbiyetinden gelen meyusiyeti izale için kudsî bir teselli verir ve hizbullah olan hizb-i Kur’ânînin hakikatte ve akibette galebesini haber verir ve bu asırda hizb-i Kur’ânînin hadsiz efradından Resâili’n-Nur şakirtleri tezahür ettiklerinden, bu âyetin küllî mânâsında hususî dahil olmalarına bir emâre olarak, makam-ı cifrîsi olan bin üç yüz elli (1350) adedi ile Resâili’n-Nur şakirtlerinin zâhirî mağlûbiyetleri ve bir sene sonra mahpusiyetleri içinde mânevî galebeleri ve metanetleri ve haklarında yapılan müthiş imha plânını akîm bırakan ihlâsları ve kuvve-i mâneviyeleri tezahür etmesinin Rûmî tarihi olan bin üç yüz elli (1350) ve elli bir (51) ve elli iki (52) adedine tam tamına tevafuku elbette şefkatkârâne, teselliyettârâne bir remz-i Kur’ânîdir. ON DOKUZUNCU ÂYET: وَالَّذِينَ اٰمَنُوا مَعَهُ نُورُهُمْ يَسْعٰى بَيْنَ اَيْدِيهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَا2 Şu âyetin umum mânâsındaki tabakalarından bir tabaka-i işariyesi bu asra dahi bakıyor. Çünkü 3 يَقُولُونَ رَبَّنَا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا hem mânâca kuvvetli münasebeti var; hem cifirce bin üç yüz yirmi altı (1326) ederek, o tarihteki hürriyet inkılâbından neş’et eden fırtınaların hengâmında herşeyi sarsan o fırtınaların ve harplerin zulümatından kurtulmak için nur arayan mü’minler içinde, Resâili’n-Nur şakirtleri az bir zaman sonra tezahür ettiklerinden, bu âyetin efrad-ı kesiresinden bu asırda bir mâsadakı onlar olduğuna bir emaredir. وَاغْفِرْ لَنَا cümlesi bin üç yüz altmış (1360)’a bakıyor. Demek bundan beş altı sene sonra istiğfar devresidir. Resâili’n-Nur şakirtleri o zamanda istiğfar dersini vereceğini remzen bir îmadır.

Şualar ·Birinci Sua

· · ·

Yıllarca, asırlarca bu nurun yine yansın, Öksüz ve yetim, dul ve alîl hepsi de kansın. Ey nur gülü, nur çehreni öpsem dudağından, Kalb bahçesinin kalbine diksem budağından. Her dem kokarak hem o güzel râyihasından Çıksam yine ben âlem-i fâni tasasından. Nur güllerin açsın, yine miskler gibi tütsün, Sînemde bu can bülbülü tevhid ile ötsün. Sensin bize bir neş’e veren ol gül-ü hâlis, Sensin bize hem cümleden âlâ, dahi muhlis. Ey nur-u Risaletten gelen bir burhan-ı Kur’ân! Ey sırr-ı Furkan’dan çıkan hüccet-i iman! Sendin bize matlub, yine sendin bize mev’ud, Sayende bugün herkes olur zinde ve mes’ud. Her an seni bekler ve sayıklardı bu dünya, Hak kendini gösterdi, bugün bitti o rüya. Bin üç yüz senedir toprağa dönmüş nice milyar Mü’min ve muvahhid seni gözlerdi hep ey yâr! Her hepsi de senden yana söylerdi kelâmı Her hepsi de her an sana eylerdi selâmı. Nur çehreni açsan, atarak perdeyi yüzden Söyler bana ruhum yine 1 مَا ازْدَدْتُ يَقِينًا Vallah, ezelden bunu ben eyledim ezber: Risalei’n-Nurdur vallah o son müceddid-i ekber.

Sikke-i Tasdik-i Gaybi ·Risale I Nurdan Parlak Fikralar Ve Bir Kisim Guzel Mektuplar

· · ·

ON YEDİNCİ ÂYET: 1 فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللّٰهُ لاَۤ إِلٰهَ اِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ’deki 2 قُلْ حَسْبِىَ اللّٰهُ لاَۤ إِلٰهَ اِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ’nün makam-ı cifrîsi şeddeli ل’lar birer ل ve şeddeli ك bir ك sayılmak cihetiyle bin üç yüz yirmi dokuz (1329) ederek, Harb-i Umumînin başlangıcı zamanında Resâili’n-Nur’un başlangıcı olan İşârâtü’l-İ’câz tefsirinin tarih-i telifine tam tamına tevafukla beraber, şeddeli ك iki ك sayılmak cihetiyle 1349 ederek, Harb-i Umumînin verdiği sarsıntılar zamanında Resâili’n-Nur’un 3 حَسْبِىَ اللّٰهُ diyerek ehl-i dünyadan hiçbir yerde himaye görmeden, belki tehacüme hedef olmakla beraber çekinmeyerek yalnız başlarıyla müşkülât içinde envâr-ı Kur’âniyeyi neşrettikleri aynı tarihe tam tamına tevafuku ise, her cihetiyle ayn-ı şuur olan âyâtta elbette tesadüfî olamaz. Belki bu gibi âyetler, en müşkül zaman olan bu asra dahi hususî bakarlar ve o âyâtı kendilerine rehber ittihaz eden bir kısım şakirtlerine hususî iltifat edip iltifatlarıyla teşci ederler. Bu âyet, sâbık âyetler gibi münasebet-i mâneviyesi gerçi zâhiren görünmüyor; fakat bir cihetle Resâili’n-Nur ile bir nevi münasebeti vardır. Şöyle ki: On üç senedir HAŞİYE bu âyet Risaletü’n-Nur Müellifinin ve sonra has şakirtlerinin mağripten sonra bir vird-i hususîleridir. Hem bu âyetin mânâsına bu zamanda tam mazhar ve herkes onlardan çekinmesinden fütur getirmeyerek حَسْبِىَ اللّٰهُ deyip mütevekkilâne müşkülât-ı azîme içinde envâr-ı imaniyeyi ve esrar-ı Kur’âniyeyi neşreden, ehl-i imanı meyusiyetten kurtaran, başta Risaletü’n-Nur ve şakirtleridir.

Şualar ·Birinci Sua

· · ·

Hem 1 قَدْ جَاۤءَكُمْ بُرْهَانٌ cümlesi yalnız dört farkla Furkan adedine tevafukla sarîhan baktığı gibi, o kudsî burhan-ı İlâhînin bu zamanda parlak ve kuvvetli bir burhanı olan Resâili’n-Nur’a dahi, ikinci cümlesi olan 2 اَنْزَلْنَا اِلَيْكُمْ نُورًا مُبِينًا adedi, iki tenvin vakıfta iki elif (ا) sayılmak cihetiyle beş yüz doksan sekiz (598) ederek aynen tam tamına Resâili’n-Nur’a ve Risale-i Nur adedine tevafukla o semâvî burhan-ı kudsînin yerde bir burhanı, Resâili’n-Nur olduğunu remzen haber veriyor. İHTAR: Sözlerin üç ismi olan Risalei’n-Nur veya Resâili’n-Nur veya Risaleti’n-Nurdaki şeddeli ن , iki ن sayılmak, cifirce ağlebî bir kaidedir. Şeddeli harf bazan bir, bazan iki sayılabilir. ON ALTINCI ÂYET: 3 لِلَّذِينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ’dur. Şu şifalı âyet çok zamandır benim dertlerimin şifası ve ilâcı olduğu gibi eczahane-i kübrâ-yı İlâhiye olan Kur’ân-ı Hakîmin tiryakî ilâçlarından, Risalei’n-Nur eczalarının kavanozlarından alarak, belki bin mânevî dertlerime bin kudsî şifayı buldum ve Resâili’n-Nur şakirtleri dahi buldular. Ve fenden ve felsefenin bataklığından çıkan ve tedavisi çok müşkül olan ve zındıka hastalığına müptelâ olanlardan çokları onunla şifalarını buldular. İşte her derde şifa olan Kur’ân’ın ilâçlarının bu zamanda bir kısım kavanozları hükmünde bulunan Resâili’n-Nur dahi bu şifadar âyetin bir medar-ı nazarı olduğuna kuvvetli bir emâre şudur ki: Bu âyetin makam-ı cifrîsi olan bin üç yüz kırk altı (1346) adedi Resâili’n-Nur’un bin üç yüz kırk altı (1346)’da şifadarâne etrafa intişarının tarihine ve Mu’cizat-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm nâmında olan risale-i harikanın zaman-ı telifine tam tamına tevafukudur. Şu tevafuk hem münasebet-i mâneviyeyi teyid ve onunla teeyyüd eder, hem remizden işaret derecesine çıkarıyor.

Şualar ·Birinci Sua