TR EN AR
← Tüm İsimler

İşârât

Atıf yapılan kitaplar ve eserler — kg_varlik mimarisi

7 pasaj · eser
Bu isimler geçer

İşârât · işârat · İşârat

Cenâb-ı Hak, tîn ve zeytinle kasem vasıtasıyla azamet-i kudretini ve kemâl-i rahmetini ve büyük nimetlerini ihtar ederek, esfel-i sâfilîn tarafına giden insanın yüzünü o taraftan çevirip, şükür ve fikir ve iman ve amel-i salih ile, tâ âlâ-yı illiyyîne kadar terakkiyât-ı mâneviyeye mazhar olabilmesine işaret ediyor. Nimetler içinde tîn ve zeytinin tahsisinin sebebi, o iki meyvenin çok mübarek ve nâfi olması ve hilkatlerinde de medar-ı dikkat ve nimet çok şeyler bulunmasıdır. Çünkü, hayat-ı içtimaiye ve ticariye ve tenviriye ve gıda-yı insaniye için zeytin en büyük bir esas teşkil ettiği gibi; incirin hilkati, zerre gibi bir çekirdekte koca incir ağacının cihazatını saklayıp derc etmek gibi bir harika mucize-i kudreti gösterdiği gibi, taamında, menfaatinde ve ekser meyvelere muhalif olarak devamında ve daha sair menâfiindeki nimet-i İlâhiyeyi kasemle hatıra getiriyor. Buna mukàbil, insanı iman ve amel-i salihe çıkarmak ve esfel-i sâfilîne düşürmemek için bir ders veriyor. ÜÇÜNCÜ NÜKTE Sûrelerin başlarındaki huruf-u mukattaa İlâhî bir şifredir; has abdine, onlarla bazı işaret-i gaybiye veriyor. O şifrenin miftahı, o abd-i hastadır, hem onun veresesindedir. Kur’ân-ı Hakîm madem her zaman ve her taifeye hitap ediyor; her asrın her tabakasının hissesini câmi çok mütenevvi vücuhları, mânâları olabilir. Selef-i Sâlihîn ise, en hâlis parça onlarındır ki, beyan etmişler. Ehl-i velâyet ve tahkik, seyr ü sülûk-ü ruhaniyeye ait çok muamelât-ı gaybiye işârâtını onlarda bulmuşlar. İşârâtü’l-İ’câz tefsirinde, el-Bakara Sûresinin başında, i’câz-ı belâğat noktasında bir nebze onlardan bahsetmişiz; müracaat edilsin. DÖRDÜNCÜ NÜKTE Kur’ân-ı Hakîmin hakikî tercümesi kàbil olmadığını Yirmi Beşinci Söz ispat etmiştir. Hem mânevî i’câzındaki ulviyet-i üslûp ise tercümeye gelmez. Mânevî i’câzında olan ulviyet-i üslûp cihetinden gelen zevk ve hakikati beyan ve ifham etmek pek müşkül. Fakat yolu göstermek için bir iki cihete işaret edeceğiz. Şöyle ki:..

Mektubat ·Yirmi Dokuzuncu Mektup

· · ·

Misleyn telâkki edilen zıddeyn Zevkî olan sofiye vahdetü’l-vücudu, Allah hesabına kâinatı inkârdır. Fikrî olan felsefe ve zaifü’l-itikadların lisânında olan vahdetü’l-vücud ise hâşâ kâinat hesabına Allah’ı inkârdır. Biri vahdetü’ş-şuhud, diğeri vahdetü’l-mevcudu tazammun eder. Eyne’s-serâ mine’s-Süreyyâ. Nazar mesele-i zevkiyede tasarruf etse bozar. Zevkî, keşfî olan emir, nazar-ı fikir mizanıyla tartılmaz; ona inse katılaşır, çirkinleşir. Meselâ, toprak altında bir çekirdek; havada ondan çiçekli bir sümbül var. Âlem-i turabda nazar, çekirdeğe dikkat etse, ince esasatı görür. Hava âlemindeki müzehher sümbülü onlara irca ile izah edemez. Çekirdek içine sıkıştıramaz. İşte zevk burada bakar, nazar orada... Rüyet değişir. Bîçare hakikatler, kıymetsiz ellerde kıymetsiz olur. Demişler: 1 سُبْحَانَ مَنِ اخْتَفٰى لِشِدَّةِ ظُهُورِهِ Ben de derim: نَعَمْ وَسُبْحَانَ مَنِ اخْتَفٰى لِعَدَمِ ضِدِّهِ - وَلَوْلاَ الْجَنَّةُ وَالزَّمْهَرِيرُ لَمَا عَذَّبَتْ جَهَنَّمُ وَلاٰ اَحْرَقَتْ2 Cennet olmasa, Cehennem tâzip etmez. Zemherir olmasa, ihrak etmez. • • •

İşârât ·Mektup 6

· · ·

Elhasıl, tabakatın musalâhası, birbirine yakınlaştırmasının çare-i yegânesi, erkân-ı İslâmiyetten olan zekâtı, heyet-i içtimaiyenin tedvirine vâsi, âli düstur ittihaz etmektir. İslâmiyette en büyük kebîre olan ribâyı, vesâiliyle ilga etmektir. Adalet-i Kur’âniye âlem kapısında durup, ribâya “Yasaktır, girmeye hakkın yoktur” der. Zaman ihtiyarlandıkça Kur’ân gençleşiyor, rumuzu, tavazzuh ediyor. Meselâ, 1 اِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ عِشْرُونَ ilâ ahir. Meselâ, 2 تَجْرِى فِى الْبَحْرِ ilâ ahir. Meselâ, 3 قُتِلَ أَصْحَابُ اْلاُخْدُودِ ilâ ahir. Meselâ, meselâ... ilâ ahir.

İşârât ·Isarat

· · ·

Elhasıl, tabakatın musalâhası, birbirine yakınlaştırmasının çare-i yegânesi, erkân-ı İslâmiyetten olan zekâtı, heyet-i içtimaiyenin tedvirine vâsi, âli düstur ittihaz etmektir. İslâmiyette en büyük kebîre olan ribâyı, vesâiliyle ilga etmektir. Adalet-i Kur’âniye âlem kapısında durup, ribâya “Yasaktır, girmeye hakkın yoktur” der. Zaman ihtiyarlandıkça Kur’ân gençleşiyor, rumuzu, tavazzuh ediyor. Meselâ, 1 اِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ عِشْرُونَ ilâ ahir. Meselâ, 2 تَجْرِى فِى الْبَحْرِ ilâ ahir. Meselâ, 3 قُتِلَ أَصْحَابُ اْلاُخْدُودِ ilâ ahir. Meselâ, meselâ... ilâ ahir.

İşârât ·Mektup 4

· · ·

Misleyn telâkki edilen zıddeyn Zevkî olan sofiye vahdetü’l-vücudu, Allah hesabına kâinatı inkârdır. Fikrî olan felsefe ve zaifü’l-itikadların lisânında olan vahdetü’l-vücud ise hâşâ kâinat hesabına Allah’ı inkârdır. Biri vahdetü’ş-şuhud, diğeri vahdetü’l-mevcudu tazammun eder. Eyne’s-serâ mine’s-Süreyyâ. Nazar mesele-i zevkiyede tasarruf etse bozar. Zevkî, keşfî olan emir, nazar-ı fikir mizanıyla tartılmaz; ona inse katılaşır, çirkinleşir. Meselâ, toprak altında bir çekirdek; havada ondan çiçekli bir sümbül var. Âlem-i turabda nazar, çekirdeğe dikkat etse, ince esasatı görür. Hava âlemindeki müzehher sümbülü onlara irca ile izah edemez. Çekirdek içine sıkıştıramaz. İşte zevk burada bakar, nazar orada... Rüyet değişir. Bîçare hakikatler, kıymetsiz ellerde kıymetsiz olur. Demişler: 1 سُبْحَانَ مَنِ اخْتَفٰى لِشِدَّةِ ظُهُورِهِ Ben de derim: نَعَمْ وَسُبْحَانَ مَنِ اخْتَفٰى لِعَدَمِ ضِدِّهِ - وَلَوْلاَ الْجَنَّةُ وَالزَّمْهَرِيرُ لَمَا عَذَّبَتْ جَهَنَّمُ وَلاٰ اَحْرَقَتْ2 Cennet olmasa, Cehennem tâzip etmez. Zemherir olmasa, ihrak etmez. • • •

İşârât ·Isarat

· · ·

Nefisperestlerin nazar-ı dikkatine HAŞİYE Bir lokma kırk paraya; bir lokma on kuruşa... Ağza girmeden, boğazdan geçtikten birdirler. Yalnız birkaç saniye, ağızda bir fark var. Müfettiş ve kapıcı olan zaikayı taltif ve memnun etmek için birden ona gitmek, israfın en sefihidir. Eskide, ekser İslâm aç değildi; tereffühe ihtiyar vardı. Şimdi açtır; telezzüze ihtiyar yoktur. • • • Lezzetperestlerin nazar-ı dikkatine İnsan eski zamanını düşünse, ya lisânı veya kalbi, ya “Âh! Âh!” veya “Oh! Oh!” tahattur veya telâffuz edecektir. “Âh!” müstetir elemin tercümanıdır. “Oh!” ruhta muzmer bir lezzet ve nimetin muhbiridir. “Âh!”ı dedirten, lezaiz-i mâziyenin tasavvur-u zevalidir. Çünkü zeval-i elem, lezzet olduğu gibi, zeval-i lezzet de elemdir. Şairlerin divanları, tasavvur-u zeval-i lezzetten gelen bir elem-i fikrînin birer feryadıdır. “Oh!” yani “Elhamdü lillâh” dedirttiren, âlâm-ı mâziyenin tasavvur-u zevali, verdiği lezzet-i ruhaniyenin unvanıdır. Demek muvakkat lezzetten ziyade, muvakkat eleme tebessüm etmeli, hoşgeldin demeli. • • • Evlenmeli Bekârlık, bîkârların kârıdır. Bâkire, iki sülüs kadın, bir sülüs erkektir. Bekâr iki sülüs erkek, bir sülüs çocuktur. İzdivaç, tasfiye, tehzip eder. • • •

İşârât ·Mektup 7

· · ·

Birinci Şuâ Enbiya Meclisine Müracaat İşte enbiyanın lisân-ı hâlleri şehâdet, lisân-ı kalleri beşaret veriyor. BİRİNCİSİ Eğer sahife-i itibar-i âlemde menkuş olan âsâr-ı enbiyayı nazar-ı mütâlaaya alsan; ve tarihin lisânından nübüvvete dair cereyan eden ahvallerini dinlersen; ve cihetü’l-vahdet-i nübüvveti zaman ve mekânın tesirat-ı hususiyeden tecrid edebilsen, göreceksin ki, enbiyaya “nebî” dedirtmiş ve nübüvvetlerine medar olmuş olan esaslar ki, her bir nebî, iddia-yı nübüvvet ve mu’cizeyi izhar; ve düstur-u hareketi Hukukullah ve hukuk-u ibadı muhafaza; ve terk-i menafi-i şahsiye; ve ümeme karşı keyfiyet-i muameleleri; ve ümmetin onlara karşı keyfiyet-i telâkkisi; ve zâtlarındaki sebeb-i temayüz olan meziyyât gibi medar-ı nübüvvet olan esaslar evlâd-ı beşerin en âhir üstadı olan Muhammed-i Hâşimîde (a.s.m.) daha ekmeli ve daha azheri bulunur. Demek oluyor ki; yakîni ifade eden nev’-i vahiddeki istikra, hususan kıyas-ı hadsî-i hafî ianesiyle ve kıyas-ı evleviyenin te’yidiyle, mu’cizatlarının lisânıyla vahdet-i Sâniin bir burhan-ı bâhiresi olan Muhammed’in (a.s.m.) sıdk-ı nübüvvetine şehâdet ederler. İşte bu sırdandır ve nübüvvet-i Muhammediyeye (a.s.m.) mukaddeme olmasındandır ki, Kur’ân-ı Hakîm ahvâl-i enbiyayı kesretle zikrediyor. İKİNCİSİ Enbiyanın Nübüvvet-i Ahmediyeye (a.s.m.) işârât ve beşaretleridir. Kütüb-ü Münzele pek çok tahrif ve tağyir olmakla beraber, ehl-i tetkik pek çok işârât ve beşaretlerini nakletmişlerdir.HAŞİYE Ezcümle Hüseyn-i Cisrî, risalesinde yüz delil kadar tâdat ediyor. Burada iktisaren ehline havale ediyoruz.

Suâat ·Mektup 7