TR EN AR
← Tüm İsimler

Ubeyd b. Umeyr

Ashab-ı Kiram — kg_varlik (run_id=3)

17 pasaj · sahabe
Bu isimler geçer

Ubeyd b. Umeyr

Bana İbrâhîm b. Dinar ile Ukbetü'bnü Mükrem El-Ammî ve Abd b. Humeyd hep birden Ebû Âsım'dan rivayet ettiler. Lafız Ukbe'nindir. dediki: Bize Ebû Âsim, îbni Cüreyc'den rivayet etti. Demişki: Bana Ata' haber verdi. (dediki): Bana Ubeyd b. Umeyr haber verdi. (Dediki): Bana Aişe haber verdi ki kendisi, oynayanlar için: «Ben, onları görmek istedim. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ayağa kalktı; ben de kapıya durdum. Onun kulakları ile omuzu arasından bakıyordum. Habeşliler mescidde oynuyorlardı.» demiş. Atâ: «Bunlar yâ İranlılar yâ Habeşliler idi.»; «Bana İbni Atik, bunların Habeşliler olduğunu söyledi.» demişdir. İzah 893 te

Sahih Müslim ·Bayram Namazları ·Hadis 2068

· · ·

Ubeyd b. Umeyr'den (rivayet edildiğine göre Hz. Ebu Musa (el-Eş'ârî) Hz. Ömer'den (yanıına girmek için) izin istemiş; (Ubeyd bu rivayetine devam ederek) şu (bir önceki 5180. hadiste anlatılan) olayı (naklettti ve) bu rivayetinde (şunları da) söyledi: Sonra (Hz. Ebu Musa) Hz. Ebu Said'le birlikte (Hz. Ömer'in huzuruna) gitti ve hadis(in sıhhati) hakkında şahitlik etti. Bunun üzerine (Hz. Ömer, Hz. Ebu Musa'ya): "Demek Resul~i Ekrem'in emrinden olan bu (hadis) bana gizli kalmış. Beni (bunu öğrenmekten) pazarlarda (yaptığım) alışverişler alıkoydu. Fakat sen (bundan sonra benim yanıma girmek istediğin zaman) istediğin kadar selam ver. (Ama şahsımla ilgili olan bu meselede benden izin almana lüzum görmediğimden) izin istemezsin" dedi

Ebu Davud ·Edep ve Ahlak ·Hadis 5182

· · ·

Ubeyd b. Umeyr dedi ki: Ben Nebi (s.a.v.)'in hanımı Âişe (r.anha)'yı şöyle derken işittim: Nebi (s.a.v.), (bazan hanımı) Zeyneb binti Cahş'ın yanında kalır, orada bal (şerbeti) içerdi. Ben, Hz. Nebi (hanımlarından) hangisinin yanına gelirse o Nebi'e "Senin ağzında megâfir kokusu buluyorum" desin diye Hafsa ile anlaştım. (Gerçekten de Hz. Nebi) hanımlarından birinin yanına girmiş o da (Hz.) Nebi'e bu sözü söylemiş, (Hz. Nebi de): “Hayır! Ben Zeyneb binti Cahş'ın yanında bal (şerbeti) içtim ve bir daha bunu asla içmeyeceğim” dedi. Bunun üzerine, "(Ey Nebi!) Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram diyorsun?" [Tahrîm 1] (âyet-i kerimesi); Hz. Âişe ve Hafsa (r. anhüma)'ya (hitab eden); "... Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz..."[Tahrîm 4] âyetine kadar (indi). "Nebi eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti"[Tahrîm 3] âyet-i kerimesi de "Hayır, bal şerbeti içtim" sözü için indi. Ayrıca bu hadis'i Buharî, talâk, eymân, tefsir sûre; Müslim, talâk; Nesâî, talâk, eymân, nisa; Ahmed b. Hanbel, VI, 221. de tahric ettiler

Ebu Davud ·İçecekler ·Hadis 3714

· · ·

Ubeyd b. Umeyr'den; demiştir ki: Bir adam: Ya Resûlellah! Develerin hakkı nedir? diye sordu. Râvî önceki (1660.) hadisin benzerini zikretti ve buna "develerin kova larını ariyet olarak verirsin" sözünü ekledi. Bu Hadis'i Müslim de zekât bahsinde tahric etti

Ebu Davud ·Zekat ·Hadis 1661

· · ·

Bana, Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dediki): Bize, Yahya b. Saîd, İbni Cüreyc'den rivayet etti. Demişkî: Bana, Atâ', Ubeyd b. Umeyr'den, o da Âişe'den naklen rivayet ettiki, Nebi Sallallahu AIeyhi ve Sellem) : Nafile namazlardan hiç bîri hakkında, sabah namazının farzından önceki iki rek'ât sünnet kadar şiddetle muhafazakâr değilmiş.»

Sahih Müslim ·Sefer Namazı ·Hadis 1686

· · ·

Ata b. Ebi Rebah dedi ki: Ubeyd b. Umeyr ile birlikte Aişe'yi ziyarete gittim. (Ubeyd) ona hicrete dair sordu. O da dedi ki: Bugün hicret yoktur. mu'minierden her bir kimse fitneye maruz kalır korkusuyla dini ile Allah'a ve Resulüne kaçıyordu. Bugün ise Allah İslama üstünlük vermiştir. mu'min dilediği her yerde Rabbine ibadet edebilir. Fakat cihad ve niyet vardır

Sahih Buhari ·Gazalar (Megazî) ·Hadis 4312

· · ·

Ubeyd b. Umeyr (r.a.)’ın babasından rivâyete göre: İbn Ömer; Ka’be’nin, Hacer-ül Esved ve Rükn-ü Yemanî denilen köşelerine gelince oralara el sürebilmek için aşırı bir gayret ederdi. Bunun üzerine Ey Ebû Abdurrahman dedim; Peygamber (s.a.v.)’in ashabından iki rükne karşı el sürebilmek için aşırı gayret ediyorsun nedendir acaba? İbn Ömer dediki: Öyle yapıyorsam şunu iyi bil ki; Rasûlullah (s.a.v.)’den işittim; “Onlara el sürmek günahlara keffarettir” buyurdu. Yine ondan işittim: “Kim, Ka’be’yi yedi defa tavaf edip bunu güzelce yaparsa bir köleyi hürriyetine kavuşturmuş gibi sevap kazanır.” Yine ondan işittim: “Her kim Ka’be’yi tavaf esnasında attığı her bir adım sebebiyle Allah, bir günahını siler ve bir sevap yazar” buyurdu. Diğer tahric: Nesâî, Menasik Tirmîzî: Hammad b. Zeyd, Atâ b. Sâib’den, İbn Ubeyd b. Umeyr’den, İbn Ömer’den benzeri şekilde de rivâyet etmiştir. Fakat bu rivâyetinde “babasından” dememiştir. Tirmîzî: Bu hadis hasendir

Tirmizi ·Hac ·Hadis 959

· · ·

Bana Yahya b. Yahya, Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ve Ali b. Hucr birlikte İbn Uleyye'den tahdis ettiler. Yahya dedi ki: Bize İsmail b. Uleyye, Eyyub'dan haber verdi. O Ebu'z-Zubeyr'den, o Ubeyd b. Umeyr'den şöyle dediğini nakletti: Aişe (r.anha}'ya Abdullah b. Amr'ın gusledecekleri zaman saçlarını (örgülerini) çözmelerini kadınlara emrettiği haberi ulaşınca: Şu İbn Amr'a hayret doğrusu! Kadınlara gusledecekleri zaman başlarını (saç örgülerini) çözmelerini emrediyor. O halde niçin onlara saçlarını tıraş etmelerini emretmiyor. Andolsun ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte aynı kaptan guslederdim de başıma üç defa su dökmekten fazla bir şey yapmıyordum. Diğer tahric: Nesai, 414 -buna yakın-; İbn Mace, 604 NEVEVİ ŞERHİ AŞAĞIDA DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu rivayetler gusül ederken kadının saçını çözmesi îcap etmediğini bildirmektedir. Dafr: Saç örgüsü yani pelik demektir. Bazıları bu kelimenin «Dufur» şeklinde okunacağını, dafr kıraetinin yanlış olduğunu iddia etmişlerse de bu iddia doğru değildir. Kelime iki şekilde de okunabilir. Ancak sabit ve muttasıl Hadislerde «Dafr» şeklinde zaptedildiği için o şekilde okunması tercih olunur. Hafne: Avuç dolusu demektir. Hadis-i rivayet eden Ümmül Müminin Seleme (Radiyallahu anha)'nın ismi Hind'dir. Hadîs'in ahkamı hakkında Nevevî şunları söyler.: «Cumhur ulema ile bizim mezhebimize göre yıkanan kadının saçlarının içine ve dışına su işlediği zaman onları çözmek vacip değildir. Peliklerini çözmeden içlerine su işlemiyecekse çözmek vacip olur. Ümmü Seleme Hadisi onun saçlarına çözmeden su işlediğine hamledilir. Çünkü suyu saçların her tarafına vardırmak vaciptr. Hatta İbrahim Nehai'den rivayet olunduğuna göre saçların içine su işlesin, işlemesin her halde onları çözmek vaciptir. Hasan-ı Basrî ile Tavus «Hayzdan yıkanırken saçların çözülmesi vacip, cünüplükten yıkanırken vacip değildir, demişlerdir. Bizim delilimiz Ümmü Seleme Hadis'idir. Erkeğin başında peliği bulunursa onun hükmü de kadın gibidir.» Hanefîlere göre yıkanırken su saçların dibine işlemek şartıyla kadının peliklerini çözmesi vacip değildir. Hatta Sahîh rivayete göre peliklerini ıslatmak dahî lazım değildir. «Hanefîlere» Bu Hadis haber-i vahittir. Binaenaleyh onunla Teala hazretlerinin «Cünüp olursanız tertemiz yıkanın.» ayet-i kerimesine ziyade edilemez, şeklinde bir itiraz da varid olamaz. Çünkü saç her cihetle bedenden değildir. Âyet-i Kerîmedeki emirse bedenin temizlenmesine aittir. Bir de gözlerin içi gibi zaruret yerleri yıkamaktan istisna edilmiştir. Zira bunda güçlük ve zarar vardır. Kadının saçını çözmesinde zarar yoksada güçlük vardır. Peliklerin ıslatılmasına gelince: Sahîh Kavle göre bu da vacip değildir çünkü bunda da güçlük vardır. İmam Hasan b. Ziyad'ın Ebu Hanîfe‘den bir rivayetine göre saçlar üç defa ıslanır ve her defasında sıkılır. Bu suretle aralarına suyun işlemesi temin edilir. Pelikler zaten çözülmüş ise Fakîh Ebu Cafer'den bir rivayete göre onları ıslatmak vacip olur. Erkeğin başında pelik bulunursa çözüp çözmeyeceği ihtilaflıdır. İhtiyaten çözmesi vaciptir. Nevevî diyorki; «Gerek cünüplükten gerekse hayz ve nifas gibi şeylerden yıkanma hususunda erkekle kadının hükmü birdir. Yalnız hayz ve nifastan yıkanan kadınların misk kullanmaları müstehabdır. Erkekler'e Misk kullanmak müstehab değildir. Kadın bakire ise yıkanırken suyu fercinin dahiline ulaştırması vacip değildir. Bakire değilse fercinin kaza-i hacete oturduğu zaman açılan yerlerini yıkaması vacip olur. Çünkü o yerler bedenin dış kısmı hükmündedir. İmam Şafiî ile ulemamızın ekserisi bu ciheti nassan beyan etmişlerdir. Ulemamızdan bazılarına göre bakire olmayan kadın'ın dahili fercini yıkaması vacip değildir. Bazıları da bunun hayz ve nifastan temizlenirken vacip olduğunu, cünüplükten temizlenirken vacip olmadığını söylerler. Fakat Sahîh olan birinci kavildir. Hanefilere göre kadının fercinin dış kısmını yıkaması vaciptir. Zira ağız hükmündedir. Parmağını dahile sokarak yıkaması vacip değildir. Fetvada buna göredir. Yani bu meselede Hanefilerle Şafiiler hemen hemen ittifak etmiş gibidirler. Sünnetsiz erkeğin avret mahallindeki kılıfın içini yıkaması müstehabtır. Hatta «En-Nevazil» nam eserde yıkanmasının vacip olduğu bildiriliyorsa da esah olan birinci kavildir. Hz. Abdullah b. Amr'in yıkanırken kadınlarına saçlarını çözmelerini emretmesi bunu vacip gördüğüne hamledilir. Şu halde yıkama emrini vermesi ya suyun ulaşması îcap eden saç diplerinin yıkanması içindir. Yahut onun mezhebine göre yıkanacak kadının mutlaka saçını çözmesi vaciptir. Nitekim İbrahim Nehai'nin mezhebi de budur. Bu takdirde İbni Amr (Radiyallahu anh) Ümmü Seleme ve Âişe (Radiyallahu Anhuma) hadîslerini duymamış demektir. Mamafih İbni Amr'm bu emri müstehab olmak üzere ihtiyaten vermiş olması da ihtimal dahilindedir. -Allahu A'lem- NEVEVİ ŞERHİ (742-745): (Bu babta) Ümmü Seleme (r.anha}'nın: "Ey Allah'ın Resulü, dedim ... buyurdu." Diğer (743) rivayette: "Ay hali ve cünüplük dolayısıyla çözeyim mi" hadisi ile bu manaya yakın (745) Aişe (r.anha}'nın rivayet ettiği hadis yer almaktadır. (742) "Saçımın 'örgülerini bağlıyorum" sözündeki "dafr: örgüler" kelimesinin bu şekildeki söylenişi muhaddisler, fakihler ve bagkaları nezdinde hadisin bilinen meşhur ve yaygın rivayeti bu şekildedir. Bu.da,ben saçımı sıkı ve sağlam örüyorum, demektir. İmam İbn Berri ise fukahanın lahni (yanlış telaffuzları) 'hakkında tasnif ettiği küçük kitapçığında şunları söylemektedir: Onların Ümmü Seleme'nin rivayet ettiği hadiste "saçımın örgülerini 'bağlıyorum" derken, -dat harfini fethalı, fe harfini sakin olarak "dafr" demeleri de bu tür yanlışiıklarındandır. Bunun doğrusu ise "dufur" olup, çoğulu ",dafira",dır. Ama onun bunu kabul.etmeyip, yanlış olduğunu ileri sürdüğü şekil •doğru değildir. Aksine doğrusu her iki şeklin de caiz olduğudur, bunların her birinin doğru bir anlamı vardır ama bizim önce sözünü ettiğimiz şeklin doğruluğu daha ağırlık kazanmaktadır. çünkü sabit ve muttasıl rivayetlerde sema yoluyla alınan odur. Allah en iyi bilendir. "Başına üç avuç su dökersin" buyruğu, diğer rivayetteki ile aynı anlamdadır. "Hafne" ne olursa olsun iıki avuç dolusu şeye denilir. Ümmü Seleme'nin adı Hind'dir. Ramke olduğu da söylenmiş ise de bunun hiçbir kıymeti yoktur. Bu Babtaki Hadislerden Çıkartılan Hükümlere Gelince: Bizim ve cumhurun mezhebine göre gusleden kadının, eğer su içten ve dıştan saçının dibine tamamen ulaşıyor ise saç örgülerini çözmesi vacip değildir. Eğer örgülerini çözmeden su ulaşamıyorsa o takdirde çözmesi icab eder. Um Seleme (r.anha) validemizin rivayet ettiği hadis de örgülerini çözmeksizin suyun saçının tamamına ulaşmış olduğu şeklinde yorumlanır; çünkü suyun bu şekilde ulaştırılması vaciptir. en-NehaI' den ise durum ne olursa olsun saçını çözmesinin vacip olduğu nakledilmiştir. Hasan ve Tavus'tan ise cünüplükte değil de, ay halinden guslederken çözülmenin vacip olduğunu söyledikleri nakledilmiştir. Delilimiz ise Ümmü Seleme'nin rivayet ettiği bu hadistir. Şayet erkeğin saçı da örgü yapılmışsa hükmü kadının hükmü gibidir. Allah en iyi bilendir. Erkeğin cünüplükten gusletmesi ile kadının cünüplükten, ay halinden ve loğusalıktan dolayı gusletmesi ve diğer meşru bütün gusül şekillerinde erkek ile kadının gusülleri aynıdır. Bundan ileride geleceği üzere ay halinden ve loğusalıktan dolayı gusleden kadın ile ilgili onun misk ile kokulandırılmış bir parça kullanması müstesnadır. Bundan önceki babta guslün eksiksiz nasıl yapılacağına dair açıklama geçmiş bulunmaktadır. Eğer gusleden kadın bakire ise, suyu fercinin içine ulaştırması vacip değildir. Eğer bakire değilse suyun ihtiyacını gidermesi için oturması halimde fercinin görünen kısmına ulaştırılması icap eder; çünkü bu durumda vücudunun dışı hükmünü alır. Şafil ve mezhebimize mensup ilim adamlarının çoğunluğu bunu böylece ifade etmişlerdir. Mezhebimize mensup bazı ilim adamları ise fercin içini yıkamak bakire olmayan kadına vacip değildir, demişlerdir. Bazıları ise bu, ay halinden ve loğusalıktan dolayı gusletmek halinde vaciptir, cünüplükten dolayı gusletmek halinde değildir demiştir; ama doğru olanı birincisidir. Allah en iyi bilendir. (745) Abdullah b. Amr (r.anh)'ın kadınlara gusledecekleri zaman saçlarının örgülerini çözmelerini emretmesi ise kadınlara bunu yapmalarının vacip olduğunu kastettiği ve bunun ise suyun saçlarının dibine varmadığı kimseler hakkında olduğu şeklinde yorumlanır yahut onun mezhebine (görüşüne) göre -en-Nehaı' den naklettiğimiz üzere- her durumda saçını çözmek icap eder ve Ümmü Seleme ile Aişe (r.anhuma)'nın rivayet ettikleri hadisin ona ulaşmamış olduğu kabul edilir. Bununla birlikte onun kadınlara böyle yapmalarının vacip olmak üzere değil de, müstehap olduğu ve ihtiyatlı olmak için emretmiş olma ihtimali de vardır. Şanı yüce Allah en iyi bilendir

Sahih Müslim ·Hayız ·Hadis 747

· · ·

Bana Muhammed b. Hatim rivayet etti. (Dediki): Bize Haccâc b, Muhammed rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Cüreyc haber verdi. (Dediki): Bana Atâ' haber verdi. O da Ubeyd b. Umeyr'i haber verirken işitmiş. O da Âişe haber verirken işitmiş kî, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Zeyneb binti Cahş'ın yanında eğlenir de bal şerbeti içermiş. Âişe (Radiyallahu anha) demişki: «Bunun üzerine ben Hafsa ile anlaştım. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hangimizin yanına girerse: Ben sende megâfir kokusu duyuyorum; megâfîr mi yedin? diyecekti.» Derken birinin yanına girmiş. O da bu sözü kendisine söylemiş. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Hayır! Ben Zeyneb binîi Cahş'ın yanında bal şerbeti içtim; ama bir daha bunu yapmayacağım» buyurmuş. Bunun üzerine : «Allah'ın sana helâl kıldığı bir şeyi niçin kendine haram ediyorsun?» âyet-i kerîmesi Âişe ile Hafsa'ya hitaben : «Eğer ikiniz de tevbe ederseniz.» kavline kadar; «Hani Nebi zevcelerinden bâzısına gizli bîr söz söylemişti...» âyeti de «Hayır, bal şerbeti içtim...» sözü için nazil olmuş

Sahih Müslim ·The Book of Divorce ·Hadis 3678

· · ·

Ubeyd b. Umeyr (aynı zamanda) sahabi olan babasının kendisine (şöyle) dediğini söyledi: Bir adam Hz. Peygamber'e (gelerek): "Ey Allah'ın Rasûlü! Büyük günahlar nelerdir?" diye sordu. (Hz. Peygamber de): "Onlar dokuzdur." buyurdu. Ve bir önceki (2874.) hadisin manasını ifade etti. (Bu hadisin ravisi İbrahim b. Yakub yahutta Ubeyd' bir önceki hadise) ilave olarak (şunları da) rivayet etti. " Müslüman olan anne ve baba'ya karşı gelmek ve ölü iken de diri iken de kıbleniz olan beyt-i haram'a saygısızlık yapmaktır

Ebu Davud ·Vasiyetler ·Hadis 2875

· · ·



(Fakat) ihrâmlı olarak alış­veriş yapmaktan da korkarlardı. Bunun üzerine noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah "(Hac mevsiminde) Rabbinizden rızık istemenizde bir günâh yoktur"[Bakara 198.] (âyet-i kerimesini) indirdi. (Râvi îbn Ebi'z-Zi'b) dedi ki: Ubeyd b. Umeyr'in bana haber verdiğine göre O (îbn Abbâs) Kur'ân'da bu (hac mevsimleri) kelimesini okurmuş

Ebu Davud ·Hac ·Hadis 1734

· · ·

Bize îshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed b. Bekir haber verdi. (Dediki:) Bize İbni Cüreyc haber verdi. Dediki: Atâ'yı şöyle derken İşittim: Ben Ubeyd b. Umeyr'i şöyle derken dinledim: Bana inandığım bir kimse haber verdi (zannederim Aişe'yi kastediyordu)ki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında güneş tululmuş. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şiddetli bir kıyam yapmış, epey ayakta duruyor, sonra rükû'a varıyor, sonra tekrar doğruluyor, sonra rükû' ediyormuş. (Böylece) üç rükû' ve dört secdeli iki rek'at namaz kılmış. Sonra güneş açılmış olduğu hâlde namazdan çıkmış. rükû'a varacağı zaman (Allah u Ekber) der, sonra eğilirmiş. Rükû'dan başını kaldırırken (Semi-allahu limen hamideh) diyerek doğrulur? Allah'a hamd-ü sena edermiş. Sonunda şunları söylemiş: «Şüphesiz ki güneşle ay bir kimsenin hayâtı veya memâtı için tutulmazlar. Lâkin onlar Allah'ın âyetlerindendirler. Onlarla Allah kullarını korkutur. Şu hâlde siz bir Küsûf gördünüzmü, açılıncaya kadar Allah'ı zikredin.»

Sahih Müslim ·Küsuf Namazı ·Hadis 2096

· · ·

Bize, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile İbni Nümeyr, hep birden Hafs b. Gıyâs'dan rivayet ettiler. İbni Nümeyr dediki: Bize, Hafs, İbnî Cüreyc'den, o da Atâ'dan, o da Ubeyd b. Umeyr'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe, şöyle demiş: «Ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in: Nafilelerden hiç bir namaz hakkında sabah namazından evvelki iki rek'âtda olduğu kadar sür'at gösterdiğini görmedim!» İzah 725 de

Sahih Müslim ·Sefer Namazı ·Hadis 1687

· · ·

Bize Ebû Bekir b. Ebi Şeybe ile ibni Numeyr ve İshâk b. İbrahim hep birden İbni Uyeyne'den rivayet ettiler. îbni Numeyr dediki: Bize Süfyân, ibni Ebi Necîh'den, o da babasından, o da Ubeyd b. Umeyr'den naklen rivayet etti Ubeyd şöyle demiş. Ümmü Seleme dedi ki: Ebû Seleme vefat edince, ben garîb hemde gurbet elde ölen bir garib! Ona öyle bir ağlıyayım ki, dillere destan olsun, dedim. Tam ona ağlamak için hazırlanmıştım ki, birden bire Saîd'den bir kadın çıka geldi. Bana yardım etmek istiyordu. Hemen kendisini Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) karşıladı ve: «Sen şeytanı, Allah'ın çıkardığı eve tekrar sokmak mı istiyorsun?» buyurdu. Bunu iki defa tekrarladı. Artık bende ağlamaktan vazgeçtim ve ağlamadım

Sahih Müslim ·Cenaze Namazı ·Hadis 2134

· · ·

Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah kimin hakkında hayır murad ederse ona musibet verir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Rahman, Rahim Allah'ın adıyla. Hastalar bölümü. Hastalığın keffaret oluşu hakkında varid olmuş buyruklar." Burada maksat, mu'minin karşı karşıya kaldığı hastalığın acıları sebebi ile günahlarının örtüldüğünü anlatmaktır. "Ve yüce Allah'ın: "Kim bir kötülük işlerse onun karşılığını görür."(Nisa, 123) buyruğu." İbnu'l-Müneyyir dedi ki: Hulasa, hastalığın günahlar için bir keffaret sebebi olması söz konusu olduğu gibi günahlara karşılık bir ceza olması da söz konusudur. İbn Battal dedi ki: Tevil ehlinin çoğunluğunun kanaatine göre ayetin anlamı şudur: Müslüman, işlemiş olduğu günahlar karşılığında dünya hayatında karşı karşıya kaldığı musibetler ile cezalandırılır ve böylelikle bu musibetler o günahlara keffaret olur. Ayetin nüzul sebebi hakkında varid olmuş hadisler, Buhari'nin şartına uymadığından bu ayet-i kerimeyi zikrettikten sonra şartına ve çoğunluğun ayetin tevili ile ilgili olarak benimsediği görüşe uygun düşen hadisleri kaydetmiş bulunmaktadır. Bu hadislerden birisi de İmam Ahmed'in rivayet edip İbn Hibban'ın da sahih olduğunu belirttiği Ubeyd b. Umeyr yoluyla gelen Aişe'nin rivayet ettiği şu hadistir: "Bir adam şu: "Kim bir kötülük işlerse onun karşılığını görür" ayetini okudu ve: Bizler işlemiş olduğumuz bütün ameller dolayısıyla karşılık görürsek o takdirde helak olduk demektir, dedi. Bu husus Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaşınca, şöyle buyurdu: Evet, dünya hayatında bedeninde kendisine rahatsızlık veren herbir musibet ile yaptığı o kötülüğün karşılığını (cezasını) çeker." Hadisi Ahmed ve yine sahih olduğunu belirterek İbn Hibban da Ebu Bekir es-Sıddik yoluyla rivayet etmiştir. "Eb cı Bekir: Ey Allah'ın Rasulü, yüce Allah: "İş ne sizin kuruntularınıza, ne de kitap ehlinin kuruntularına kalmıştır. Kim bir kötülük yaparsa onun cezasını görür." (en-Nisa, 41123) diye buyurmuşken, halimizin düzelmesini nasıl ümit edebiliriz, dedi. Allah Resulü şöyle buyurdu: Allah sana mağfiret buyursun ey Ebu Bekir, sen hastalanmaz mısın, üzülmez misin? Ebu Bekr: Evet, hastalanınm da, üzülürüm de, dedi. Bu sefer: İşte kötülüğünüze karşılık olarak verilen ceza budur, diye buyurdu." Müslim de Muhammed b. Kays b. Mahreme yoluyla Ebu Hureyre'den şu rivayeti zikretmektedir: "Şu: "Kim bir kötülük işlerse, onun cezasını görür" ayeti nazil olunca MüslÜmanları çok ileri derecede etkiledi. Bu sefer Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Siz birbirine yakın zamanlarda iyilik yapmaya çalışın. İşinizi doğrultun. Müslümanın karşı karşıya kaldığı her bir musibette günahlarına bir keffaret vardır. Karşı karşıya kaldığı bir musibete ve ona batan dikene varıncaya kadar." "Mutlaka onun karşılığında Allah onun günahlarını affeder." Ahmed'in kaydettiği rivayette: "Mutlaka onun günahına keffaret olur" şeklindedir. Yani bu, işlemiş olduğu masiyet sebebiyle ona bir ceza olur. Bu da günahının bağışlanmasına sebep olur, demektir. Bu hadis Şeyh Izzuddin b. Abdusselam'ın: "Bazı cahiller musibete uğramış bir kimseye edr verilir, zanneder. Ancak bu açık bir hatadır. Çünkü sevap ve ikab (ceza) ancak kazanılan şeyler karşılığında verilir. Musibetler ise bu türden değildir. Aksine edr, sabır ve rızaya karşılıktır" şeklindeki sözlerini reddetmektedir. Bu sözlerinin reddediliş şekli şöyledir: Sahih hadisler sadece musibetin gelip çatması sebebi ile bile ecrin sabit olduğu konusunda çok açık ifadeler taşımaktadır. Sabır ve rıza ise musibet sevabından ayrı olarak sevapıarını görmesi mümkün olan, ayrıca mükafatları verilen işlerdir. el-Karafi dedi ki: Musibetler kesinlikle günahlara keffaret olurlar. O musibetlere ister rıza gösterilsin, ister gösterilmesin. Ama bu musibetlerle birlikte onlara rıza gösterilirse, günahlara keffaret oluşları daha da çok olur, değilse azalır. Evet, Karafi böyle demektedir. Tahkikin sonucu ise şudur: Musibet ona denk bir günaha keffarettir. Rıza sebebi ile de kişi edr alır. Eğer musibete uğrayanın bir günahı yoksa kişiye ona denk düşecek bir sevap verilir. "Ekin" (karşılığı verilen): "el"Hame" lafzı hakkında el-Halil şöyle demektedir: el-Hame, ekinin tek bir gövde üzerinde ilk bitmesi halidir. Hadis Ahmed'de, Cabir'in rivayetiyle şöyledir: "mu'minin misali başağa benzer. Bazen dimdik durur, bazen de eğilir." "Dağ servisi (el-erze)." Hattabı der ki: el-Ereze (şeklinde ra harfi) fethalı olarak el-erz'in tekilidir. Bu da denildiğine göre es-sanevber (dağ servisi) denilen ağaçtır. Dilciler: Bu dimdik duran, sert, esen rüzgarın hareket ettirmediği bir ağaçtır, derler. Buna el-Erzen adı da verilir. "Sert: Sammal', yani hiç oyuğu bulunmayan sert ve sağlam demektir. "Allah kimin hakkında bir hayır murad ederse ona musibet verir." Ebu Ubeyd el-Herevı: Karşılığında ona sevap vermek üzere onu musibetlere müptela kılar, diye açıklamıştır. Bu hadislerde her mu'mine pek büyük bir müjde vardır. Çünkü Adem oğlu hastalık, keder, üzüntü ve buna benzer sözü edilen hallerden çoğunlukla kurtulamaz. Hastalıklar, ağrılar, -bedenı ya da kalbı- acılar, bunlarla karşı karşıya kalan kimselerin günahına keffaret olurlar. Bundan sonraki başııkta İbn Mesud'un rivayet ettiği hadiste şöyle denilecektir: "Müslümana isabet eden herbir eziyet karşılığında mutlaka Allah da onun günahlarını döker." Hadisin zahirinden bütün günahları genelolarak kapsadığı anlaşılmaktadır. Fakat cumhur bunu küçük günahlar diye tahsis etmişlerdir

Sahih Buhari ·Hastalar ·Hadis 5645

· · ·

Bana Muhammed b. Hatim de rivayet etti. (Dediki): Bize Yahya b. Saîd El-Kattân, İbni Cüreyc'den rivayet etti. (Demişki): Bize Atâ', Ubeyd b. Umeyr'den rivayet ettiki: Ebû Musa, Ömer'den üç defa izin istemiş. Ve galiba onu meşgul bularak geri dönmüş. Onun üzerine Ömer: Sen Abdullah b. Kays'ın sesini işitmedin mi? Ona izin verin! dedi. Ve Ebû Musa'yı çağırdılar. Ömer: Seni bu yaptığına sevkeden nedir? diye sordu. Ebû Musa: Biz bununla emrolunuyorduk, dedi. Ömer: Yâ bunun üzerine beyyine getirirsin yahut ben yapacağımı yaparım, dedi. Bunun üzerine Ebû Musa çıkarak ensârın meclisine gitti. Onlar : Sana bu hususta ancak en küçüğümüz şâhidlik eder, dediler. Ve Ebû Saîd kalktı. (Ömer'e) : Biz bununla emrolunuyorduk, dedi. Artık Ömer: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in işlerinden bana bu gizli kalmış. Beni ondan pazarlarda ticaret alıkoymuş, dedi

Sahih Müslim ·Edep ve Ahlak ·Hadis 5631

· · ·

Ubeyd b. Umeyr'in nakline göre Aişe r.anha şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zeynep bnt. Cahş'ın yanında eğlenir ve onun yanında bal şerbeti içerdi. Bunun üzerine ben ve Hafsa, birbirimizle şöyle anlaştık: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ikimizden hangimizin yanına girerse "Ya Resulallah! meğafir mi yedin, sende meğafir kokusu duyuyorum" desin diye söz birliği yaptık. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu iki eşten birisinin yanına girince eşi bunu ona söyledi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayır ben mega/ir yemedim. Yalnız Zeynep bnt. Cahş'ın yanında bal şerbeti içmiştim. Artık bir daha onu içmem!" diye yemin etti. Bunun üzerine "Ey Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' Eşlerinin rızasını gözeterek Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?" ayet i indi. Allahu Teala Aişe ve Hafsa için de "Eğer ikiniz de Allah'a tövbe ederseniz (yerinde olur)" buyururken, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem eşlerine hayır bal şerbeti içtim dediği için "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem eşlerinden .birine gizlice bir söz söylemişti" ayeti indi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir Kimsenin Herhangi Bir Yemeği Kendisine Haram Kılması." Bu, lecElC nezrine örneklerdendir. Nezr-i lecac kişinin mesela "Şu yemek veya şu içecek bana haram olsun" veya "nezrettim" ya da "Allah için şunu yemeyeceğim, şunu içmeyeceğim" demesidir. Alimlerin görüşleri arasında ağır basan, böyle bir nezrin doğmayacağıdır. Ancak kişi nezrine bir de yemin ekleyecek olursa, bu takdirde yemin kefareti vermekle yükümlü olur. Bu konudaki ihtilaf, "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mariye'yi mi kendine haram kıldı yoksa bal şerbeti içmeyi mi" şeklinde Talak Bölümünde daha önce geçmişti. İmam Buhari hadise burada yer vererek ikinci ihtimale işaret etmiştir. Bir kimsenin kendisine belli bir yemeği haram kılmasının hükmü, içmeyi haram kllmasH1dan anlaşılır. İbnü'l-Müneyyir şöyle der: Bilginler esasen hela! olan herhangi bir yiyecek veya içecek maddesini kendisine haram kılan kimse hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı bilginler bu o kişiye haram olmaz, yemin kefareti vermesi gerekir demişlerdir. Iraklı fıkıh bilginlerinin görüşü bu doğrultudadır. Bir grup alim ise yemin etmediği takdirde kefaret vermesi gerekmez demişlerdir. İmam Buhari hadise yer vermek suretiyle bu görüşü tercih ettiğine işaret etmiştir. Çünkü hadiste "yemin ettim" cümlesi geçmektedir. Mesruk, Şafiı ve Malik'in görüşü bu doğrultudadır. Fakat İmam Malik kişinin eşini kendisine haram kılmasını istisna etmiş ve bu durumda karısi boş düşer demiştir. İsmail el-Kadı şöyle der: Kadınla cariye arasındaki fark şudur: Bir kimse "Karım bana haram olsun" dediği takdirde bu bir ayrılıktır ve kişiyi bağlar. Netice olarak karısı boş düşer. Buna karşılık kişi cariyesine yemin etmeksizin bu cümleyi sarfettiğinde kendi nefsine gerekli olmayan bir şeyi yüklemiş olur. Netice olarak cariyesi kendisine haram olmaz. İmam Şafil'nin görüşü ise şöyledir: Kişi yemin etmediği takdirde üzerine herhangi bir yükümlülük gelmez. Ancak boşamaya niyet ederse karısı boş düşer veyacariyesini aza d etmeye niyet etmişse cariyesi hür olur. İmam Şafil'den böyle bir kimsenin yemin kefareti vermesi gerekir şeklinde bir görüş de nakledilmiştir. 'AIlah'ın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın. "(Maide 87) ayetine gelince, İmam Buhari, Cami'inde Sevrl'nin ve onun vasıtasıyla İbnü'lMünzir'in sahih bi'r isnadla İbn Mesud'dan yaptığı rivayete işaret eder gibidir. Bir gün İbn Mesud'un huzuruna bir yemek getirilir. Ancak (sofrada bulunan) birisi onu yemekten kaçınır ve "Bu yemeği yememek için kendime haram kıldım" der. Bunun üzerine İbn Mesud "Yemeği ye ve yeminin için kefaret ver" der. Ardından bu ayeti "Ve sınırı aşmayın"(Maide 87) ayetine kadar okur. İbnü'l-Münzir şöyle der: Kişi yemin etmemiş bile olsa kefaret vermesinin gerekli olduğunu söyleyen bazı alimler Cerm kabilesinden olup, iğrenç bir şey yediği için tavuk etini yemeyi kendisine haram kılan kişi olayı hakkındaki Ebu Musa hadisinde geçen ifadeleri delilolarak almışlardır

Sahih Buhari ·Yeminler ve Nezirler (Eyman ve Nuzu'r) ·Hadis 6691