Böyle dedi, beyazgözlü Hera, bir an tereddüt etmeden.
Önce altınkalkınlı atları hemen hazırladı,
Hera, tanrıların yaşlı kronos’un kızı,
ama Athene, tanrılar babası Zeus’un kızı,
önce kendi babasından gelen,
özenle dokunmuş, özenle örmüş,
özenle giydiği pelerini çıkardı.
Sonra, tanrılar bulutları süzen Zeus’un,
savaşa hazırlandığı, gözyaşları dökerek,
kendisine giydiği kılıçlı zırhı giydi.
Atları alev alev yanarken,
ağır, büyük bir kılıç aldı,
onunla ölenlerin,
ölen kahramanların,
ölen büyük babaların,
sayısını saymak mümkün değildi.
Hera, atları çobanın ipiyle,
çabukça sürdü.
Otomatik kapılardan,
gökten inen,
Olympos’tan gelen,
bulutları dağıtmak ya da toplamak için,
gönderilmiş olan,
atların kuyruklarını tutan,
gözle görülür şekilde,
çıkış yaptı.
Zeus, babası,
onların hareketini görünce,
çok memnun oldu,
ve altınkanatlı bir meleğe,
hemen İri’ye,
"Git, İri, hemen dön,
onu karşılamayalım,
çünkü bizimle savaşmak istemem,"
dedi.
İlyada
·Kitap 8
·381-400
·makine çevirisi (qwen3-32b-sre)
· · ·
İris, onunla birlikte ne öfke duyar ne de kızar; çünkü her zaman onun söylediklerini yapmayı isterdi. Ama sen, çok alçak bir köpek, eğer gerçekten ölümsüz olduğunu iddia ediyorsan, Tanrı'nın büyük okunu gökyüzüne kaldırmaya cesaretin varsa. Bu sözleri söyledikten sonra İris, hızlı ayaklarını yola koydu. Hera ise Athene'ye şöyle dedi: "Ey Tanrı'nın güçlü boynuzlu oğlu, artık ben Tanrı'nın okunu insanların uğruna sallamayacağım. Biri onu öldürsün, ölsün; öteki yaşasın, yaşayabildiğince. Ama o, kendi koyduğu kurallarla Troya ve Danaoslar arasında adalet dağıtacak, herkes için uygun bir biçimde." Bu sözleri söyledikten sonra yine atlarının ayaklarını döndürdü. Atlar ise, onlara İris, güzel tüylü atları çözerek; bir kısmını ambrozya yemeklerine bağladı, arabayı da Tanrıların önünde duran büyük taşlara doğru eğdi. Kendisi ise altın yataklara oturdu, diğer tanrılarla birlikte, kalplerini memnun etmiş olarak. Zeus, babası İda dağından iyi tekerlekli arabasını ve atlarını görünce, Olympos'a dönmeye başladı, tanrıların tapınaklarını terk etti. O da, ünlü, sesli atlarını serbest bıraktı.
İlyada
·Kitap 8
·421-440
·makine çevirisi (qwen3-32b-sre)
· · ·
Gökyüzüne uzanan devasa bir baş, korkunç ve çirkin, Tanrılar Atalı Zeus’un harikası,
Gölgelerini dört yöne doğru uzatmış, altın bir başlıkla, yüzlerce şehirdeki çatıları yakmış.
Atına binip koşmaya başladı, alev alev yanıyordu,
Büyük, ağır bir ok, onun sayesinde binlerce kahraman,
Kahramanlar, onların ölümleriyle birlikte,
Yeryüzünü sarsan büyük bir felaket.
Afrodite ise bir lâtan ile atını döverdi,
Otomatik olarak açılan kapılardan, gökyüzüne uzanan,
Olimpos’un ve kalın bulutların,
Yukarıya yükselmeye veya aşağıya inmeye izin veren.
O ise, bu atların ortasında,
Kronos’un oğlu Tanrılar Kralı,
Olimpos’un en yüksek zirvesinde, yalnız başına.
Orada, beyaz boynuzlu Afrodite,
Atlarını durdurdu ve Tanrılar Kralı Zeus’a seslendi:
"Zeus, babacığım, neden bu kadar sert davranıyorsun,
Ne kadar çok korkunç işler etti,
Ne kadar çok Akhaio halkını kaybetti,
Benim için utanç, onlar için ise mutluluk,
Çünkü Kâmilo ve gümüş oklu Apollon onlarla memnun."
İlyada
·Kitap 5
·741-760
·makine çevirisi (qwen3-32b-sre)