Risale'de Nur Talebeleri

Bediüzzaman'ın Kalemleri - Mektup ve Hizmet Pasajları

Hüsrev Efendi - Kalem ve Sadakat 31 pasaj

Bu bölümde şu isimlerle geçer

Hüsrev

Hâfız Ali ve Sabri - Barla'nın İlk Talebeleri 37 pasaj

Bu bölümde şu isimlerle geçer

Hâfız Ali · Hafız Ali

Hulûsi Bey - İlk Mektuplar 19 pasaj

Bu bölümde şu isimlerle geçer

Hulûsi Bey

Feyzi, Zübeyir ve Sungur - Son Devir Talebeleri 14 pasaj

Bu bölümde şu isimlerle geçer

Mehmed Feyzi

Sözler sayesinde şu bir seneyi mütecaviz bir müddet ten beri şevk le taallüm , inayetle tefeyyüz , tergib le tenevvür , hâhiş le telezzüz , işaretle tahallûk , tedriç le tekemmül tarik inde ilerlemeye sâî bulunduğum bu muayyen müddet in bir gününe, sabıkan geçirmiş olduğum umum hayatımın bile mukabil olamayacağı kanaat indeyim. Sabri • • •

Barla Lâhikası ·( 29 ) 0.84

· · ·

اَزْفَيْضِ عَيَانَشْ هَمَه جَانْ نُورِ عُيُونْ بِفَرْمُودِ مَكَرْ حَضْرَتِ غَوْثْ ... دَرْحَقِّ حَضْرَتِ اَسْتَادِ شَوَدْ اَصْلِ مُتُونْ لاَتَخَفْ قُلْهُ حَبَذاَ رَمْزِ كِه كُفْتْ حَضْرَتِ عَبْدُ الْقَادِرْ ... نِعْمَ ذَانُطْقِ كِه كَرْدَسْتْ سَعِيدِ سَعْدِ نُمُونْ آنْ كِه دِيدَسْتْ پِسَنْدَسْتِ بَيَانْ مِى كَرْدَسْتْ ... حَقْ پَسَنْدَ سْتِ شَوَدْ تَشْنَهِ فَيْضَشْ اَفْزُونْ بَعْدَ زِينَ غَالِبِ بِيچَارَه دُعَا مِى كُويِيمْ ... بَادْ رَاضِى زِسَعِيدْ ذَاتِ خُدَاى بِيچُونْ هِمَّتَشْ عَالِىُو فَيْضَشْ هَمَه اَعْلاَ بَادَا ... بِدِهَدْ حَضْرَتِ حَقْ نَشْئَهِ غَيْرِ مَمْنَونْ تَافَلَكْ دَائِرُواِينْ اَرْضِ هَمِى شُدْ سَائِرْ ... عَظَّمَ اللّٰهُ لَهُ اْلاَجْرَ وَقَرَّتْهُ عُيُونْ غالب Açıklaması: 1- Kimim ben? Ben, gönlü kırık, sinesi dertlerle dolu, başında delilik sarhoşluğu (olan) âciz , güçsüz zavallı biriyim. 2- Gerçek dosttan (sevgiliden) ayrı olmanın üzüntüsünden çok gezip dolaştım, (lâkin), benim inleyen gönlüme yol gösterici (rehber) kimse yoktu. 3- Yıllarca ayrılığın elem inden perişandım, ne kafamın dengi bir dost, ne de sükûnet verecek bir (marifet) kadehi (vardı). 4- Günden güne gidişat ım daha da çıkmaza giriyordu, (öyle ki), gece gündüz başımdaki cinnet arz usu artıyordu. 5- Neticede, (Allah’ın) takdir eli iyiye, doğruya gitmeme hidayet etti, Allah dostlarının himmet i yüz gösterip imdada yetişti. 6- Gönlüm pîr im sayesinde huzur buldu, hülâsa, onun lütuf ve inayetinin saadet ine nail olarak emniyete kavuştum. 7- Baht sızlığıma, iyi talih imdada yetişti, biçare gönlüm onun feyz inden mennun oldu. 8- Onun nazar ı ile kara toprak yâkut a dönüşürse garipsenmez, (zira), onun bu nazar ı, Hak kın nurudur, efsane ve sihir değildir. 9- Ehl-i hak zemin inde, Allah’ın tecelli sinin nurları vardır, geçmiş ve gelecek onların nazar larında bir “nun”un noktası gibidir. 10- Geçmişte olanı, gönüllerinde bir kitab gibi okurlar, hâl ve gelecek hepsi aynı şekilde, onların derûnundadır. 11- Onların gönülleri, levh-i mahfuzda (mevcut) âyetlerin aynasıdır, o sebepten “Ol” deyince “olur” sırrı gönüllerinde gizlidir. 12- Gördüklerini ve söylediklerini (onlara) Allah öğretiyor, (onlar), Hak kın mükemmel ve ölçülü kudreti ve aletidirler. 13- İşte Tevrat sahifelerinde Mahmud’un övülmesi ve işte Zebur sahifelerinde Mesih’in ziyadesiyle vasfı. 14- Hz. Muhammed’in ashabının vasfı hepsi İncil’dedir, hepsi eşi ve benzeri olmayan (Allah’tan gelen) ne güzel görüşlerdir. 15- Bu sırrı, ehl-i velâyetten her zaman görürsün, gelecekten ve halden haber vermişlerdir. 16- Celâl-i Rumî, Gülşenî’nin haberini veriyordu, Şeyh-i Ekber ise, Mısrî’nin haberini verir... 17- Ahmed-i Camî, Ahmed-i Fârukî’den haber veriyor, ben hangisini sayayım, zira , sayılmayacak kadar çoktur. 18- Her biri bir haber söylemiş, remz ve işaret vermişlerdir, eskiler, sonra gelenlerden “olacak” diye müjde verdiler. 19-20- Özellikle, Allah adamı Hz. Abdülkadir, Gavs-i Âzam, “ol” der “olur” dairesinin kutbu, cihanın geleceğinin haberini vermiş, her ne görmüş ise münasib bir beyanla söylemiştir. 21- Parlak bir nazım la, “Kötülük ve fitne den mürid imi koruyan emin bir sığınak olurum.” dedi. 22- Cengiz ve Hülâgu’nun fitne sinden bahsetmiş. Onun sözünün remz i günümüze kadar bakıyor. 23- Bu devrin fitne sinin işareti, Onun sözlerinden anlaşılıyor. Yakîn ehli , Onun remz inden birçok sır bulmuştur. 24- Bu devrin fitne si, had dinden fazla olduğundan dolayı, kötülerin şer ve fitne leri Hâmûn (çölünün) Ceyhûn’u (nehri) gibi olmuş. 25- İlim ehli, hepsi derin derin düşünüyorlardı, din sahası Allah dostlarından bomboştu. 26- Feleğin gözü, (böyle) bedbin lik dolu bir kargaşa (ortamı) görmemiştir. Fırat

Barla Lâhikası ·( 194 ) 0.83

· · ·

Aziz, sıddık , mübarek kardeşlerim, dünyada medâr-ı tesellî lerim ve berzah yolunda nuranî yoldaşlarım ve mahşer de inşaallah şefaatçilerim; Sizin, hem leyle-i Kadrinizi, hem bayramınızı bütün ruh u canımla tebrik ediyorum, tes’id ediyorum. Saniyen: Şimdiye kadar hiç görmediğim bir suret te, dehşetli bir hastalıktan fevkalmemul bir tarzda, Risale-i Nur’un hâlis talebelerinin şifa duasının neticesi olarak, mu’cize gibi birden harika bir keramet le şifa bulmamı size haber veriyorum. Bu vâkıa yı müşahede eden Emin ile Feyzi’nin o harika hastalığa ait bu gelecek fıkra sını medâr-ı ibret için size gönderiyorum. Bütün kardeşlerimize birer birer selâm ve dua ediyorum, Hüsrev’i de merak ediyorum. 1 اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى Said Nursî • • •

Kastamonu Lâhikası ·( 66 ) 0.83

· · ·

Onuncu Şuâ Bu şuâ, On Beşinci Lem’a’dan itibaren buraya kadar olan risâlelerin fihristidir. • • •

Şualar ·Onuncu Şuâ 0.83

· · ·

Hakikaten Eflâni ve Safranbolu, aynen Isparta’nın kahramanları gibi Nurlara mütemadiyen çalışıyorlar. Hattâ bu defa Rehber lerin bir kısmında münâcât yoktu. Eflâni az bir zamanda yetmiş adet eski harfle Münâcât ı yazıp bize göndermiştir. Biz de o Münâcât ları Rehber lerin arkasına ilâve ettik. İnşaallah orada da çok Sungur’lar çıkıyor ve çıkacak. • • •

Emirdağ Lâhikası - II ·( 57 ) 0.83

· · ·

Ana içeriğe atla Bu siteyi kullanarak, Çerez Politikamızı kabul etmektesiniz. Bu siteyi kullanarak, Çerez Politikamızı kabul etmektesiniz. Giriş yap Kaydol Soru Sor Rastgele Soru Hızlı Git Bilgi Yarışması Risale-i Nur Külliyatı Oku Dinle ? ... Soru - Cevaplar Makaleler Kaynak Eserler Nurpenceresi Bediüzzaman Kaydol Giriş yap Okuyup anlamak isteyenlere... Hızlı Git Soru Sor Okuyup anlamak isteyenlere... On Birinci Şuâ Alt Kategoriler Meyve Risâlesi 1 Birincisi 2 İkinci Mes'elenin Hülâsası 3 Üçüncü Mes'ele 4 Dördüncü Mes'ele 5 Beşinci Mes'ele 6 Altıncı Mes'ele 7 Yedinci Mes'ele 8 Sekizinci Mes'elenin bir Hülâsası 9 Dokuzuncu Mesele 10 Onuncu Mes'ele 11 On Birinci Mes'ele 12 Hatime 13 On Birinci Meselenin haşiyesinin bir lâhikasıdır. 14 « Önceki Kategori Üst Kategori Sonraki Kategori » Yükleniyor... Risale-i Nur Kütüphanesi (Google Play) • (iOS) • (Huawei) Bilim ve Gelişim Derneği Destek olmak ister misiniz? Sorularla Risale © 2003 - 2026 Biz Kimiz? Sık Sorulan Sorular Ziyaretçi Defteri İletişim

Şualar ·On Birinci Şuâ 0.82

· · ·

Nur şakirt leri, hiç siyasete karışmadılar, hiçbir partiye girmediler. Çünkü iman, mâl-ı umumî dir. Her taife de muhtaçları ve sahipleri vardır. Tarafgirlik giremez. Yalnız küfre, zındıka ya, dalâlet e karşı cephe alır. Nur mesleğinde, mü’min lerin uhuvvet i esastır. • • •

Emirdağ Lâhikası - I ·( 132 ) 0.82

· · ·

Dokuzuncu esas: Denizli Mahkemesinin insaflı müddeiumumîsinin başka yerlerin insafsız ve sathî zabıtnamelerine binaen iddianamede kaydettiği maddeler gibi, Afyon Mahkemesi dahi sorguda gördüğümüz vaziyet delâletiyle, aleyhimizde aynı maddeler ve tarihsiz mektuplar, hem yirmi ve on beş ve on sene zarfındaki muhaberelerden ve kat’î cevabı üçüncü esasta ve iddiamın ikinci sualinde bulunan Beşinci Şuâda ve yüz otuz risalelerin yalnız dört beş risalelerinde ve Eskişehir Mahkemesinin tetkikinden geçen ve cezasını çektiren ve af kanunları gören ve Denizli beraatini gören mektuplar ve risalelerde ittihamımıza medar bazı bahaneler var. Acaba, otuz bir (31) Mart hâdisesinde Bab-ı Seraskerîde Şeyhülislâm ve ulemayı dinlemeyen sekiz taburu bir nutukla itaate getiren bir adam sekiz sene zarfında zabıtnâmelere göre çalışmış, böyle yirmi otuz adamı kandırabilmiş, meselâ koca Kastamonu’da beş adamı iğfal edebilmiş denilebilir mi? İşte Kastamonu’da, Denizli hâdisesinde mahrem ve gayr-ı mahrem bütün evrak ve kitaplarımı odunlar yığını altından çıkarıp, üç ay tetkikten sonra yalnız Feyzi, Emin, Hilmi, Tevfik ve Sadık’tan başka kimseyi o koca Kastamonu’da bulmadılar. Bu beş zât ise, lillâh için bana şahsî hizmet münasebetiyle ve üç buçuk senede Emirdağı’nda üç kardeş ve üç dört adamı bulup göndermişler. Eğer o sathî zabıtnâmeler gibi yapsaydım, beş on değil, belki beş yüz, belki beş bin ve belki beş yüz bin adamları kandırabilirdim. O zabıtnâmelerde ne kadar yanlışlar bulunduğuna, Denizli Mahkemesinde söylediğim gibi, bir iki nümuneyi beyan ediyorum: Zaman-ı Saadetten şimdiye kadar câri bir âdet-i İslâmiyeye ittibaen, Risale-i Nur’un hususi menbaları olan yüzer âyât-ı meşhureyi büyük bir en’am gibi Hizb-i Kur’ânî yaptığımızı, “Dinde tahrifat yapıyor” diye muahaze etmişler. Hem bir sene cezasını çektiğim ve mahrem tutulan ve zabıtnâmede kaydedildiği gibi odun yığınları altından çıkarılan Tesettür Risalesi bu sene yazılmış ve neşredilmiş gibi bizi ittiham etmek istiyor. Hem Ankara’da hükûmetin riyasetinde bulunan malûm birisine ettiğim itirazlara ve ağır sözlere karşı o reis mukabele etmeyip sükût etmesi ve o öldükten sonra, onun yanlışını gösteren bir hakikat-i hadîsiyeyi kırk sene evvel beyandaki fıtrî ve lüzumlu ve küllî ve mahrem tenkitlerim, makam-ı iddia, cerbezesiyle ona tam tatbikle bize medar-ı mes’uliyet yapılmış. Ölmüş ve hükûmetten alâkası kesilmiş bir şahsın hatırı nerede? Hükûmetin ve milletin bir hâtırası ve Cenâb-ı Hakkın bir tecellî-i hâkimiyeti olan adalet kanunları nerede? Hem biz hükûmet-i cumhuriye esaslarından en ziyade kendimize medar-ı istinad ve onun ile kendimizi müdafaa ettiğimiz hürriyet-i vicdan esası, bizim aleyhimizde medar-ı mes’uliyet tutulmuş. Güya biz hürriyet-i vicdan esasına muarız gidiyoruz! Hem bir risalede medeniyetin seyyiatını ve kusurlarını tenkit ettiğimden, hatır ve hayâlime gelmeyen bir şeyi zabıtnâmelerde isnad ediyor: Güya ben radyo HAŞİYE ve tayyare ve şimendiferin kullanılmasını kabul etmiyorum diye, terakkiyat-ı hâzıra aleyhinde bulunduğumla mes’ul ediyor. İşte bu nümunelere kıyasen ne kadar hilâf-ı adalet bir muamele olduğunu, inşaallah, insaflı ve adaletli olan Denizli Müddeiumumîsi ve Mahkemesi gibi, Afyon Mahkemesi göstererek, o zabıtnâmelerin evhamlarına ehemmiyet vermeyecekler. Hem en garibi şudur ki, bir yerde demişim: Cenâb-ı Hakkın büyük nimetleri olan tayyare ve şimendifer ve radyoyu, büyük şükürle mukabele lâzımken, beşer şükretmedi; tayyarelerle başlarına bombalar yağdı. Ve radyo öyle büyük bir nimet-i İlâhiyedir ki, ona mukàbil şükür ise, o radyo milyonlar dilli bir küllî hâfız-ı Kur’ân olup zemin yüzündeki bütün insanlara Kur’ân’ı dinlettirsin.

Şualar ·1936 ·On Dördüncü Şuâ

· · ·

Üçüncüsü: Bundan yirmi gün evvel, eyyam-ı mübarekeden sonra hatırıma geldi ki, vazifedarâne kalemi her gün istimal etmeyenler, Risale-i Nur talebeleri ünvan-ı icmâlîsinde her yirmi dört saatte yüz defa hissedar olmak yeter diye, hususî isimlerle has şakirtler dairesi içinde bir kısmın isimleri muvakkaten tayyedildi. Kardeşimiz Hakkı Efendi de onların içinde idi. Birkaç gün öyle devam etti. Sonra birden hiç sebep hissetmeden yine Hakkı, Hulûsi’ye arkadaş oldu. İsmiyle, resmiyle has dairesine girdi. Hakkı’nın “Beni duadan unutmasın” diye, mektubunuzdaki fıkranın yazıldığı aynı zamanda, hususî duayı kazanmış hesabıyla tahmin ettik. Hattâ bugünlerde bunun gibi inâyetin çok lem’aları var. Emin, bunları havâdis-i yevmiye diye bir fıkra yazacak. Belki size de gönderecek. Risaletü’n-Nur’un küçük talebeleri ve istikbalde çalışkan kıymetdar şakirtleri olanlar, şimdi de talebeler dairesinde olarak hissedardırlar. İstanbul’da Mehmed Feyzi, Eski Said’in risalelerini ararken, aynı günde kahraman Rüşdü, bir dükkânda mevcudunu toplamış, almıştı. Küçük Hüsrev müteessir olarak başka yerde aramış, İşârâtü’l-İ’câz’ı bulmuş. Tahminen demiş ki: “Bana sebkat eden her halde benden ilerideki Ispartalı kardeşlerimdir.” Her neyse... Bu İşârâtü’l-İ’câz nüshasını Hâfız Ali ve Sabri’deki nüshalarda bulunan keramet-i tevafukiyeyi yazdırmak istiyor. En kolay bir çaresi küçük bir defterde, her sahifesinde tefsirin bir sahifesine mukabil huruf-u hecânın (elif ve tâ ve saire) kaydedersiniz. Kolayını bulmazsanız kalsın. Umum kardeşlerime birer birer ve bilhassa risalelerle çok meşgul olanlara selâm ve dualar ederim ve dualarını beklerim. NOT: Emin ve Küçük Hüsrev ve Hâfız Tevfik selâm ve arz-ı hürmet ederler. Tahsin askere gitmiş. Kardeşiniz Said Nursî • • •

Barla Lâhikası ·1934 ·( 285 )

· · ·



Bin üç yüz elli dokuz (1359)’da 27, 28, 29 doğumluları silâh altına aldı. Bu meyanda, Risale-i Nur talebelerinden Mehmed Feyzi ve ben gibi küçük talebeler de, bir hikmete binaen askere alınmıştı. HAŞİYE-1 Üstadımız, yalnız altı yedi ay kadar, Risale-i Nur’un intişarı hususunda başka muhitte bulunmamız icap ettiğinden, kalb, fikir ve avucunu Cenâb-ı Hakkın rahmetine açtığı mânen anlaşıldığından, bu duasının kabulü Risale-i Nur’un mühim bir kerameti neticesi olarak başka muhite askerlik vazifesi içinde, Risale-i Nur’a hizmet için gönderildik. Altı yedi ay sonra, Feyzi ve Salâhaddin vazife-i neşri yaptıktan sonra, mezkûr kur’aların, en tehlikeli bir zamanda Alman orduları Romanya’yı işgal, Bulgaristan’ı tazyik, İtalya da Yunanistan’la harp ettiği bir sırada terhisleriyle, o keramet anlaşılmıştır. HAŞİYE-2 Hem Salâhaddin, emsalinden bir ay sonra ordudan sevk edilmesi, İnebolu’da emsalleriyle beraber bulunmadığı memleket halkından bazı kimselerin gözüne batarak, müteaddit ihbaratta bulunmaları üzerine, askerlik şubesi tarafından reis, polis vasıtasıyla babasını şubeye celple oğlunun nerede olduğu sorulduğunda, oğlundan bir gün evvel gelen telgrafı göstererek, İzmit Deniz Alayına mürettep olduğunu ve oğlunun kasten gitmediği, bir ay ticarete gittiği anlaşılmasıyla, babası Ahmed Nazif serbest bırakılmasıdır. Hem maden direğine yazılıp askerlikleri tehir edilenler içinde, hergün benimle görüşen kâtip bir arkadaşım, beni unutup kaydetmediği, sonra da o tecil edilenler hem askere alındığı, hem de fena nazarıyla bakıldığı ve Salâhaddin o nazardan kurtulmasıdır. Hem Salâhaddin’in mürettep olduğu alaya, on beş gün geç iltihak etmesinden dolayı bir ceza verilmeden ve hiçbir tavsiyeye muhtaç kalmadan alay yazıcısı olarak alınması, hem Salâhaddin’in terhislerinde bakaya erlerin üç gün dahi olsa, mahkemeye verildiği halde, kendisinin bir ay bakaya kaldığı halde bir ceza gelmeden terhis ve alay kumandanı ve yâverinin teessüründen gözleri yaşararak ayrılışı, Risale-i Nur’a ait bir keramet olduğu bizce kat’î kanaat gelmiştir. Hem bir vakit Tosya’dan Kastamonu’ya gelirken, beraberimde Risale-i Nur’un Lem’a ve Şualar’ı vardı. Haşre ait bir mebhas okuyordum. Kamyon yokuşları tırmanıyordu. Havanın ve makinenin harareti bana ağırlık ve fikrime de “Bu Risale-i Nur muazzam bir mu’cize-i Kur’âniyedir. Başka sahada mu’cize gösterebilir mi? Halbuki mu’cize, Enbiya Aleyhimüsselâma mahsustur. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdan sonra mu’cize gösterilmeyecektir” mülâhazası esnâsında kamyon müthiş sadmelerle üç takla, yirmi beş otuz metreden aşağıya yuvarlandık. Şehadet getiriyordum. Yaralı mıyım diye kendimi yokladım. Yüz bin şükür, hiçbir yaram yok. Korkarak doğruldum. Şoförün kafası, gözü parçalanmış, “ah, of” çekiyor. Etrafımı tetkik ettim; şoför tarafındaki kapı ve camlar hurdahaş olmuş. Benim tarafımdaki ince cam bile kırılmamış. O anda bunun büyük bir keramet olduğunu, mu’cize olmadığını ve bir daha böyle maceralı şeyleri tefekkür etmemek için kerametkârâne gaybî bir tokat olduğunu anladım. Risale-i Nur şakirtlerinden Salâhaddin Çelebi • • •

Kastamonu Lâhikası ·1940 ·( 37 )

· · ·

Üçüncü cihet: Eğer, küre-i arzın dört kıt’aları içinde HAŞİYE en küçüğü olan Avrupa’nın ve bu kıt’anın da dörtte biri olmayan bir hükûmetin memleketi, ekser Asya, Afrika, Amerika, Avustralya’ya karşı galibâne harp ederek, Hazret-i İsa’nın vekâletini dâvâ eden bir devletle beraber dine istinat edip çok müstebidâne olan dinsizlik cereyanlarına karşı semavî paraşütlerle muharebe ve mücadele eden o hükûmetle, ötekilerin şahs-ı mânevîleri insan suretine girse, ceridelerin eskiden beri yaptıkları gibi, devletlerin kuvvetlerini ve hükûmetlerin derecelerini göstermek nev’inden o mânevî şahıslar dahi rû-yi zemin ceridesinde, bu asır sahifesinde birer insan suretinde tersim ve tasvirleri gibi temessül etseler, aynen ve tam tamına hadis-i şerifin mu’cizâne ihbar-ı gaybi nev’inden beyan ettiği hâdise-i âhirzamanın müteaddit mânâlarından tam bir mânâsı çıkıyor. Hattâ, şahs-ı İsâ’nın (a.s.) semâvattan nüzulü işaretiyle bir mânâ-yı işârîsi olarak Hazret-i İsâ’yı (a.s.) temsil ederek ve namına hareket eden bir taife dahi, şimdiye kadar işitilmemiş ve görülmemiş bir tarzda tayyarelerle, paraşütlerle semadan bir belâ-yı semavî gibi nüzûl ettiriyor, düşmanların arkasına indiriyor. Hazret-i İsâ’nın nüzulünün maddeten bir misalini gösteriyor. Evet, hadis-i şerifin ifadesiyle Hazret-i İsa’nın semavî nüzûlü kat’î olmakla beraber; mânâ-yı işârîsiyle başka hakikatleri ifade ettiği gibi, bu hakikate de mu’cizâne işaret ediyor. Küçük Hüsrev olan Feyzi ve Emin’in suali ve ilhahlarıyla bazı biçarelerin imanlarını şübehattan muhafaza niyetiyle bu meseleye dair yalnız bir, iki, üç satır yazmak niyet edip başlarken, ihtiyarım haricinde olarak uzun yazdırıldı. Hikmetini de anlamadık, belki bir hikmeti var diye öylece bıraktık, kusura bakmayınız. Bu fıkrada tashihe ve dikkate vakit bulamadık, müşevveş kaldı. • • •

Kastamonu Lâhikası ·1940 ·( 50 )

· · ·

Nur gibi bir insan. Onu bir defa gördüm. Konuşurken insan kendini bu âlemden sıyırıp, öte âlemlere varmış sanır. Sanki bir ruhaniyet âleminde yaşar." "Bir asır kadar evvel Anadolu'nun yalçın dağları arasında dünyaya gelen bu büyük insan, şimdi yine Anadolu'nun bir köşesinde maddi varlığını terk etti." "Taşıyla toprağıyla nur olan Anadolu, bir nur daha bağrına bastı. Öyle bir nur ki, ölümsüz bir aşk zinciri manzumesini andırıyor." "Bir asır kadar evvel Anadolunun yalçın dağları arasında dünyaya gelen bu büyük insan, şimdi yine Anadolunun bir köşesinde maddi varlığını terk etti." "Taşıyla toprağıyla nur olan Anadolu, bir nur daha bağrına bastı. Öyle bir nur ki, ölümsüz bir aşk zinciri manzumesini andırıyor." (bk. Necmeddin ŞAHİNER, Son Şahitler-IV)      Yazar: Sorularla Risale Kategorileri: A Okunma sayısı : 7.695 Sayfayı Word veya Pdf indir

Tanıyanların Dilinden ·ABDÜLKADİR AKÇİÇEK 0.82

· · ·

Namaz kılışına çok dikkat ettim. Namazı yavaş yavaş sofiler gibi kılmıyordu. Keskin hareketlerle kılıyordu. Çevik, tam bir delikanlı gibi kılıyordu. Sırtındaki cübbe ve başındaki sarığı ile bir Asr-ı saadet Müslümanını andırıyordu. İstanbul gibi bir şehirde bile bu İslâmî kıyafetini değiştirmemişti. "Çok heybetli bir zattı. Pırıl pırıl parlayan bir siması vardı. Kemali ve büyüklüğü her halinden belli oluyordu. Yanında hizmetinde bulunan Nur Talebeleri, cevval, pervane gibi etrafında dönen çok gayretli gençlerdi." "Bugün memleketimiz, onun eserlerine ve yetiştirdiği Nur talebeleri nesline çok muhtaçtır." Enver Ceylan, o görüşme günün tatlı havasını ve ulvî heyecanını yaşıyordu anlatırken. (bk. Necmeddin ŞAHİNER, Son Şahitler-IV)      Yazar: Sorularla Risale Kategorileri: E Okunma sayısı : 3.676 Sayfayı Word veya Pdf indir

Tanıyanların Dilinden ·ENVER GALİP CEYLAN 0.82

· · ·



Emirdağ Lahikası-II, 39. Mektup) "Fakat rahmetli Osman Nuri Efendi mutlaka Hz. Üstad'ımızın teşrifini bekliyordu. Yakın bir istikbalde yüzlere binlere bâliğ olacak ve bütün vatanperverler tarafından ileride takdirle karşılanacak, böyle ulvi ve genç talebelere her sahada faydalı olacak dershane-i nuriyelerin mebde ve başlangıcı olacak manadaki büyük mazhariyet yerinde, illâ Hz. Üstad'ın gelmesi isteğine, bu tarz mukabelesinden bir derece mahzun ve mükedder olmuştu. Bizim de üniversiteliler arasındaki Nurlarla hizmet faaliyetimizi, mesela Zübeyir Ağabeyin, Ceylan, Seyyid Salih ve sâir kardeşlerin konferans gibi, temaslar gibi ayrı ayrı sahalardaki hizmetlerini 'Haber vermeden yapıyorlar.' endişelerinden mütevellit olacak ki, üzüntüsünü izhar etti. Biz de Hz. Üstad'ımıza durumu arz ettiğimizde Emirdağ Lâhikası'na geçen mektubu gönderdiler." (bk. Necmeddin ŞAHİNER, Son Şahitler-I)      Yazar: Sorularla Risale Kategorileri: O Okunma sayısı : 4.219 Sayfayı Word veya Pdf indir

Tanıyanların Dilinden ·OSMAN NURİ TOL (ESKİ ALAY MÜFTÜLERİNDEN, YARBAY) 0.83

Şahs-ı Manevî - Nur Hizmetinin Ruhu 21 pasaj

Bu bölümde şu isimlerle geçer

hizmet