Bize îbni Numeyr rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Muâviye, Dâvud b. Ebî Hind'den, o da Ebû Osman'dan, o da Selman'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Şüphesiz Allah göklerle yeri yarattığı gün yüz rahmet yaratmıştır. Her rahmet göklerle yer arasını dolduracak kadardır. Ondan yeryüzüne bir rahmet indirmiştir. İşte anne yavrusuna bununla şefkat eder. Vahşî hayvanlarla kuşlar birbirlerine bununla acırlar. Kıyamet günü geldiği yüz rahmeti bu rahmetle tamamlayacaktır.» buyurdular
Sahih Müslim
·Tevbe
·Hadis 6977
· · ·
Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den bildirildiğine göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Müslüman veya Mü’min bir kimse abdest alırken yüzünü yıkadığında gözleriyle işlediği her türlü günah, abdest suyu veya suyun son damlasıyla dökülür gider. Ellerini yıkadığında, elleriyle işlediği her günah, suyun son damlasıyla dökülür gider ve böylece günahlarından temizlenmiş olur.” (Müslim, Tahara: 11; Muvatta, Tahara: 6) Bu sahih ve hasen bir hadistir. Mâlik’in; Süheyl, babası ve Ebû Hüreyre'den aktardığı hadistir. Ebû Salih Süheyl'in babası olup, Ebû Salih es Sem’an denilen bu kişinin adı Zekvan’dır. Ebû Hüreyre’nin adının Abdüşşems veya Abdullah ibn Amr olduğu da söylenmiştir ki doğrusu budur. Yine bu konuda Osman b. Affân, Sevbân, Sunabihî, Amr b. Abese, Selman ve Abdullah b. Amr’dan da rivâyet vardır. Ebû Bekir’den rivâyet eden Sunabihî’nin, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işitmesi yoktur. Ebû Abdurrahman diye künyelenen Sunabihî, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i görmek için yola çıktı fakat Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), O’ yolda iken vefat etmişti pek çok hadis rivâyet eden bu kimsenin ismine benzer isimle anılan, Es Sunabih b. El A’ser el Ahmesi'ye de “es Sunabihî” denilir. Meşhur hadisi şudur: “Ben diğer milletlere karşı sizin çokluğunuzla övüneceğim. Benden sonra birbirinizle savaşmayın.”
Tirmizi
·Taharet (Temizlik)
·Hadis 2
· · ·
Zeyd bin Suhan mevlası Ebu Müslim (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Ben, Selman (r.a.)'in beraberinde idim. Selman (r.a.) abdest için mestlerini çıkaran bir adamı gördü ve ona: Mestlerine, sarığına ve başının ön kısmına meshet. Çünkü ben, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in mestlere ve sarığa meshettiğini gördüm, dedi.*' AÇIKLAMA 564’te
İbn Mace
·Taharet ve Sünneti
·Hadis 563
· · ·
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ramazan ayının ilk gecesi girince şeytanlar ve cinlerin şerli olanları zincire vurulur, Cehennem kapıları kapatılır ve hiçbiri açılmaz. Cennetin kapıları açılır hiçbiri kapanmaz ve bir seslenen şöyle haykırır: “Ey hayır isteyen, ibadet ve kulluğa gel, Ey şer dileyen günahlarından vazgeç Allah’ın ateşten koruduğu kimseler vardır ve Ramazan boyunca bu iş her gece yapılır.” Diğer tahric: Müslim, Sıyam; İbn Mâce, Sıyam Tirmîzî: Bu konuda Abdurrahman b. Avf, İbn Mes’ûd ve Selman dan da hadis rivâyet edilmiştir
Tirmizi
·Oruç (Sıyam)
·Hadis 682
· · ·
Selman (radıyallahü anh)’den rivâyet edildiğine göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den yağ, peynir ve hayvan derilerinden yapılan elbiseleri giymenin hükmü soruldu da şöyle buyurdular: Helal Allah’ın kitabında helal kıldığı şeylerdir. Haram da; yine Allah’ın kitabında haram kıldığı şeylerdir. Hükmünü belirtmediği şeyler ise affedip mübah kıldığı şeylerdir.” (İbn Mâce, Et’ıme: 60) Bu konuda Muğîre’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis garibtir. Merfu olarak sadece bu şekliyle bilmekteyiz. ve başkaları Süleyman et Teymî’den, Ebû Osman’dan, Selman’dan ve Selman’ın sözü olarak rivâyet etmişlerdir. Sanki hadis mevkuf gibidir. Sahih olan da budur. Bu hadis hakkında Buhârî’ye sordum dedi ki: Pek sağlam görmüyorum. Sûfyân, Süleyman et Teymî’den, Ebû Osman’dan, Selman’dan, mevkuf olarak rivâyet etmişlerdir. Buhârî diyor ki: Seyf b. Harun orta yollu bir kimsedir. Âsım’dan rivâyette bulunan Seyf b. Muhammed ise hadisleri zayıf olan bir kimsedir
Tirmizi
·Libas (Giyim)
·Hadis 1726
· · ·
Bize Muhammed b. el-Müsenna rivayet etti. (Dediki) : Bize Abdurrahman rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyan, A'meşle mansurdan, onlarda İbrahim'den, o da Abdurrahman b. Yezid'den, o da Selman dan rivayet etti. Selman dedi ki: Müşrikler bize: Ben sizin arkadaşınızın size abdest bozmaya varıncaya kadar size (çok şeyler) öğrettiğini görüyorum, dedi. Selman: Evet, gerçekten O bize bizden birisinin sağ eliyle istinca yapmasını yahut kıbleye dönmesini yasakladığı gibi, hayvan pisliği ve kemik kullanmayı da yasaklamış ve: "Sizden biriniz üç taştan aşağısı ile istindı yapmasın" buyurmuştur, dedi. Tahric bilgisi 605 ile aynı. NEVEVİ ŞERHİ: "Selman (r.a.)'dan dedi ki: ... " Asıl nüshalarda da böyledir ve bu sahih olup takdiri şöyledir: Müşriklerden bir kişi bize dedi ki: Yahut o, müşriklerden birisini kastetmekle birlikte diğerleri ona muvafakat ettikleri için ifadeyi çoğulolarak kullanmıştır. DAVUDOĞLU ŞERHİ 263. sayfada
Sahih Müslim
·Taharet (Temizlik)
·Hadis 607
· · ·
Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bana bir parça bile hediye edilse kabul ederim. Bir paça yemeğe davet edilsem mutlaka giderdim.” Tirmizî rivâyet etmiştir. Tirmizî: Bu konuda Ali, Âişe, Muğîre b. Şu’be, Selman, Muaviye b. Hayde ve Abdurrahman b. Alkame’den de hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizî: Enes hadisi hasen sahihtir
Tirmizi
·Peygamberden Hükümler
·Hadis 1338
· · ·
Avn İbn Ebu Cuhafe babasından şunu nakletmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Selman ile Ebu Derda'yı r.a. birbirine kardeş kıldı. Selman bir gün Ebu Derda'yı ziyaret etti. Ümmü Derda'nın üzerinde eski püskü elbiseler görünce ona "bu halin de neyin nesi?" diye sordu. Ümmü Derda: "Kardeşin Ebu Derda'nın dünyaya ihtiyacı yok" dedi. Ebu Derda gelince, ona yemek yapıp önüne koydu. Selman: "buyur ye" dedi. Ebu Derda: "Ben oruçluyum" dedi. Selman: "Sen yemedikçe ben de yemeyeceğim" dedi. Bunun üzerine Ebu'd-Derda yedi. Gece olunca Ebu Derda namaza kalkmak İstedi. Selman ona "uyu" dedi, Ebu'd-Derda uyudu. Bir süre sonra yine kalkmak istedi, Selman yine "uyu" iedi. Ebu'd-Derda da uyudu. Gecenin sonuna doğru gelince Selman "şimdi kalk" dedi. İkisi birlikte kalkıp namaz kıldılar. Selman, Ebu Derda'ya: "Rabbinin senin üzerinde hakkı vardır, nefsinin senin üzerinde hakkı vardır, ailenin senin üzerinde hakkı vardır. Her hak sahibine hakkını ver" dedi. Ebu Derda, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek durumu ona anattı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Selman doğru söylemiş" buyurdu. Tekrar: 6139 Diğer tahric: Tirmizi Zühd
Sahih Buhari
·Oruç (Sıyam)
·Hadis 1968
· · ·
Selmân (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e çekirge (yi yemenin hükmü) soruldu ve O. şöyle buyurdu: (Çekirge) Allah'ın (kuşlardan olan) askerlerinin çoğudur. Ben çekirgeyi yemem ve yenilmesini haram kılmam
İbn Mace
·Av
·Hadis 3219
· · ·
Enes b. Malik r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Yüce Allah: Ben kulumu iki sevgilisi ile belalandırıp (gözünün nurunu alıp) o da sabrederse ona o ikisinin yerine cenneti veririm diye buyurdu." İki sevgilisiyle kastettiği, gözleridir. Bu hususta Eş'as b. Cabir ve Ebu Zilaı b. Hilal de Enes'ten, o Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den diye ona (Muttalibin'in azatlısı Amrla) mutabaat etmişlerdir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sabrederse ... " Tirmizi, Enes'ten diye naklettiği rivayetinde "ve ecrini Allah'tan beklerse" fazlalığını da eklemektedir. Maksat da Allah'ın sabreden kimselere vaat etmiş olduğu sevabı hatırına getirerek sabretmesidir. Yoksa sadece bu hale katlanıp, tahammül göstermesinden ibaret değildir. Çünkü ameller niyetler iledir. Yüce Allah'ın dünya hayatında kulunu ibtila etmesi (belaya uğı-atması) onun o kuluna gazabından kaynaklanmaz. Aksine bu ya hoş olmayan bir hali önlemek, ya günahlara keffaret olmak ya da makamını, mevkiini yükseltmek için de olabilir. Eğer kul bu hali rıza ile karşılayacak olursa bundan gözetilen maksadı eksiksiz ele geçirmiş olur. Sabretmeyecek olursa durum Selman radıya1lilhu anh'ın rivayet ettiği şu hadisteki gibi olur: "Allah mu'minin hastalığını ona (günahlarına) bir keffaret kılar ve Allahlın rızasına sebep olur. Günahkarın hastalığı ise sahipleri tarafından önce bağlanmış, sonra da serbest bırakılmış bir deveye benzer. Ne diye bağlandığını da bilmez, ne diye serbest bırakıldığını da." "O ikisinin yerine ona cenneti veririm." Ebu Umamelnin rivayeti ile hadiste bir başka kayıt daha zikredilmiştir ki, bunu da Buhari, el-Edebu'l-Müfred adlı eserinde: "Ben senin iki değerli varlığını alır da o sadme esnasında sabredip ecrini bekleyecek olursan ... " lafzı ile rivayet etmiştir. Bununla da faydası görülecek olan sabrın, bu belanın gerçekleştiği ilk sıralarda olan sabır olduğuna işaret etmektedir. Bu halde kişi işini Allah'a havale eder ve teslimiyet gösterirse sabrının faydasını görür, aksi takdirde ilk anda eğer tahammül göstermez ve dayanamazsa arkasından ümidini kestikten sonra sabredecek olursa, gözetilen maksadı elde etmişolmaz
Sahih Buhari
·Hastalar
·Hadis 5653
· · ·
Seleme bin Kays (El-Eşcai) (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana buyurdu ki: «Abdest aldığın zaman (burnuna su çektikten sonra) sümkür ve taşla istinca ettiğin zaman taş sayısını tek yap.» AÇIKLAMA : İstinsar. intisar ve nesir aynı manayı ifade ederler. Hepsi buruna çekilmiş suyu sümkürmek suretiyle dışarı almaktır. Tuhfetu'l-Ahvezi. mazmaza ve istinşak babında El-Hafız İbn-i Hacer'den naklen beyan ettiğine göre tarif edilen istinsar da yani buruna çekilen suyun sümkürmek suretiyle dışarı atılmasında elin yardımcı olarak kullanılıp kullanılmaması neticeyi değiştirmez. Fakat İmam Malik. elin yardımcı olarak kullanılmadığı sümkürmek hayvanınkine benzediği gerekçesi ile mekruh saymıştır. Ama meşhur olan bunun mekruh olmamasıdır. El ile sümkürüldüğü zaman müstahab olanı, sol elin kullanılmasıdır. Nesai bunun için özel bir bab açmıştır. Hadisin istinca ile ilgili fıkrasına gelince, yine Tuhfe yazarı şunları söyler: Ebu Hureyre (r.a.)'in rivayetinde fıkra şöyledir: 'Taş ile istinca eden kimse tek yapsın. Kim tek yaparsa iyi etmiş olur. Kim tek yapmazsa (çift yaparsa) mahzur yoktur.’ Bu rivayeti Ahmed, Ebu Davud ve İbn-i Maceh rivayet etmiştir. Hafız, İbn-i Hacer EI-Fetih'te: Bu rivayetteki fazlalığa ait isnad hasendir. Ebu Hanife ve Malik bu rivayeti tutarak istincade muteber olan şey istinca sayısı değildir. Muteber olan, bu işi tek yapmaktır. Şafii, Ahmed ve hadis ehli ise Müslim'in Selman'dan rivayet ettiği şu mealdeki hadisi esas tutmuşlardır . Sizden hiç bir kimse üçten az taşla istinca etmesin. Bunlar temizlemeye riayet etmek kaydı ile en az üç taşın kullanılmasını şart koşmuşlar ve üç taşla gereken temizlik sağlanmadığı takdirde, temizleninceye kadar taş sayısı arttırılır. Ancak taş sayısını tek tutmak müstahabtır. Çünkü bu hadiste 'İstinca eden tek yapsın' emri vardır. Yalnız bu emir vucup için değildir. Zira Selman'ın hadisinde: 'Kim tek yapmazsa sakıncası yoktur buyurulmuştur. Böylece hadisler arasında uyumluluk sağlanır
İbn Mace
·Taharet ve Sünneti
·Hadis 406
· · ·
Selman (r.a.)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), bana şöyle buyurdu: “Ey Selman! Bana buğz etme, yoksa dininden ayrılmış olursun.” Bunun üzerine: “Ey Allah’ın Rasûlü! Sana nasıl buğz edebilirim; Allah senin vasıtanla bizi hidayete erdirmiştir.” Rasûlullah (s.a.v.): “Arab’a buğz edersen bana buğz etmiş olursun” buyurdu. Tirmizî rivâyet etmiştir. Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir. Bu hadisi sadece Ebû Bedr, Şüca b. Velid’in rivâyetiyle bilmekteyiz. Muhammed b. İsmail’den işittim şöyle diyordu: Ebû Zabyan, Selman’a yetişmemiştir. Selman, Ali’den önce vefat etmiştir
Tirmizi
·Faziletler
·Hadis 3927
· · ·
Selman dedi ki: "İsa ile Muhammed (ikisine de Allah'ın salat ve selamları olsun) arasındaki fetret (süre) altıyüz yıldır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir rabden diğerine geçmek suretiyle on küsur rab arasında el değiştirdL" Muhtemelen Ebu. Hureyre'nin "rab" lafzının efendi hakkında kullanılmasını nehyeden hadisi ona ulaşmamıştır. Bu hadis daha önce Buyo.' (alışverişier) bölümünde geçmiş bulunmaktadır. "Küsur (el-bıd')" kelimesinin meşhur görüşe göre üçten dokuza kadar olanları anlatmak için kullanıldığı geçmiş bulunmktadır. "Ben Ramehürmüz'ıüyüm." Burası Fars ülkesinde lrak-ı Arab'a yakın, bilinen bir şehirdir. "İsa ile Muhammed (ikisine de Allah'ın salat ve selamları olsun) arasındaki fetret 600 yıldır." Maksat içinde Allah'tan vahiy alan bir Resulün gönderilmediği süredir. Fakat bu dönem zarfında son Resulün şeriatına davet edecek kimselere nubuwet verilmesine de mani yoktur. 7 CİLT BURADA SONA ERDİ. 8.CİL ve MEĞAZİ BÖLÜMÜ, BİR SONRAKİ SAYFA İLE BAŞLIYOR
Sahih Buhari
·Ensarın Fazileti
·Hadis 3948
· · ·
Selman (r.a)'dan rivayet olunduğuna göre, Kendisine: "Nebiiniz size abdest bozarken nasıl oturulacağına kadar her şeyi öğretti (öyle) mi?" diye sorulmuş da; "Evet, salat ve selâm üzerine olsun (Allah Resulü) bizleri büyük abdest bozarken, su dökerken kıbleye yönelmekten, sağ elle, üçten az taşla, hayvan tezeği veya kemikle taharetlenmekten men etti" diye cevap vermiştir. Diğer tahric: Buharî, vudu; Müslim, tahare; Tirmizî, tahare; Nesaî, tahare; İbn Mace, tahare; Dârîmî, vudu; Ahmed b. Hanbel V
Ebu Davud
·Taharet (Temizlik)
·Hadis 7
· · ·
Evs b. Evs’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim Cuma günü her türlü temizliğini yapar ve boy abdesti alırsa Cuma namazı için camiye erkenden gider imâma yakın olur hutbeyi susup dinlerse bu yolda attığı her bir adıma karşılık gündüzü oruçlu gecesi ibadetle geçirilen bir yıllık amelin sevâbı kazanılmış olur.” Diğer tahric: Nesâî, Cuma Tirmîzî: Abdullah b. Mübarek’den rivâyet edildiğine göre hadiste geçen “Gasselevağtesele” sözünün manası başını yıkar ve guslederse demektir. Tirmîzî: Bu konuda Ebû Bekir, Imrân b. Husayn, Selman, Ebû Zerr, Ebû Saîd, İbn Ömer ve Ebû Eyyûb’tan da hadis rivâyet edilmiştir. Tirmîzî: Evs b. Evs hadisi hasendir. Ebûl Eş’as es Sanâni’nin ismi Şerahîl İbn-ü Âde’dir. Ebû Cenap ise: Yahya b. Habib el Kassab el Kufî’dir
Tirmizi
·Cuma
·Hadis 496
· · ·
Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah her kimi iki çenesi arasındakinin şerri ile iki bacağı arasındakinin şerrinden korursa, Cennete girer.” (Tirmizî rivâyet etmiştir.) Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den hadis rivâyet eden Ebû Hazim’in ismi; Eşcaiyye’li Azze’nin azâdlı kölesi Selman’dır ve Küfelidir. Sehil b. Sa’d’den rivâyet eden Ebû Hâzim ise Zahid olup Medînelidir. İsmi; Seleme b. Dinar’dır. Bu hadis hasen garibtir
Tirmizi
·Zühd
·Hadis 2409
· · ·
Yine Muğîre b. Şu’be (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) abdest aldı sarık ve mestlerinin üzerine meshetti.” (Buhârî, Vudu, 51; İbn Mâce, Tahara: 89) râvîlerinden Bekr: “Muğîre’nin oğlundan işittim” demiştir. Muhammed b. Beşşâr başka bir yerde bu hadise şu cümleyi ilave etmiştir: “Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) alnındaki saçını ve sarığını meshetti.” Bu hadis Muğîre b. Şu’be’den değişik yollarla rivâyet edilmiştir. Bazı rivâyetlerde: “Alnını ve sarığını” denilmekte bazılarında ise sadece “sarığını” denilmektedir. b. Hasen’den, Ahmed b. Hanbel’in şöyle dediğini işittim: “Gözüm Yahya b. Sait el Kattân gibisini görmedi.” Bu konuda Amr b. Ümeyye, Selman, Sevbân ve Ebû Ümâme’den hadis rivâyet edilmiştir. Muğîre b. Şu’be hadisi hasen sahihtir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabından Ebû Bekir, Ömer, Enes gibi kimselerde Evzâî, Ahmed, İshâk, “Sarık üzerine mesh verilir” diyorlar. Yine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabından ve tabiinden pek çok kimselerde: “Sadece sarığa mesh verilmez sarıkla birlikte başın bir kısmı da mesh edilmelidir” derler ki, Sûfyân es Sevrî, Mâlik b. Enes, İbn’ül Mübarek ve Şâfii bu görüştedirler. Carûd b. Muâz’dan işittiğime göre, şöyle demiştir: Vekî b. el Cerrâh’ın şöyle söylediğini işittim: “Sadece sarık üzerine meshetmekte, hadisi şerife göre yeterlidir.”
Tirmizi
·Taharet (Temizlik)
·Hadis 100
· · ·
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.), hayatı boyunca hiçbir yemekte kusur bulmamıştır; Arzu ettiği sevdiği bir yemek ise yer değilse bırakırdı.” Diğer tahric: İbn Mâce: Etıme Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Hazîm, Eşcaî olup Küfelidir. İsmi Selman’dır. Azze el Eşcaiyye’nin azâdlı kölesidir
Tirmizi
·İyilik ve Sıla-i Rahim
·Hadis 2031
· · ·
Selmân (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Mu'minlerin analarından bazısının bir davarı vardı. Hayvan öldü. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayvanın olduğu yerden geçti ve: «Sâhibleri bunun derisinden istifâde etseydiler yararlanma onlara zarar vermezdi (yâni günah olmazdı).» buyurdu. Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Leys bin Selim bulunur. Bu ravi zayıftır
İbn Mace
·Libas (Giyim)
·Hadis 3611
· · ·
Selmân (r.a)'dan rivayet olunduğuna göre; Rasûlullah (s.a.v.)'e (çekirgenin yenilip yenilmeyeceği) sorulmuş, (bir önceki 3813. hadiste geçen) cevabının aynısını vermiş: "(Çekirge) Allah ordularının en çoğu (nu oluşturmaktadır" demiş. (Musannif Ebû Davud'un şeyhi) Ali (b. Abdillah) dedi ki: Ebû Avvâm'ın (ismi) Fâid'dir. Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadis'i (bir de) Hammâd b. Seleme, Ebû’l-Avvâm'dan, o Ebû Osman'an, o da Nebi (s.a.v.)'den rivayet etti. (Hammâd bu rivayetinde) Selmân'ı anmadı
Ebu Davud
·Yemekler
·Hadis 3814
· · ·
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu: “Her kim hacceder ve bu yaptığı hac süresince her türlü kötü sözden ve Allah’ın çizdiği dosdoğru yolundan dışarı çıkmak gibi bir suç işlemezse geçmiş günahları affedilir.” Diğer tahric: Buhârî, Hac; Müslim, Hac Tirmîzî: Ebû Hureyre hadisi hasen sahihtir. Ebû Hazim, Küfeli olup kendisine “Eşcai” de denilir. İsmi Selman olup Eşca kabilesine mensup olan Azze isimli birinin azâd edilmiş kölesidir
Tirmizi
·Hac
·Hadis 811
· · ·
Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Ebu Muaviye ile Veki', A'meş'ten rivayet ettiler H. Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. Lafız onundur. (Dediki) : Bize Ebu Muaviye, A'meş'ten, o da İbrahim'den, o da Abdirrahman b. Yezid'den, o da Selman'dan naklen haber verdi. Selman dedi ki: Kendisine: Sizin Nebiniz abdest bozmaya varıncaya kadar size her şeyi öğretti, denildi. O: Evet, O bize küçük ya da büyük abdestimizi bozarken kıbleye yönelmemizi, sağ elimizle istindi yapmamızı, üç taştan azı ile istinca yapmamızı ya da hayvan tezeği yahut kemik ile istinca yapmamızı yasakladı, dedi. Diğer tahric: Ebu Davud, 7 -uzunca-; Tırmizi, 16; Nesai, 41, 49; İbn Mace, 316 -uzun olarak-; Tuhfetu'l-Eşraf, 4505 NEVEVİ ŞERHİ: Bu babta ilk olarak Selman el-Ffuisı (r.a.)'ın rivayet ettiği şu hadis-i şerif vardır: "Ona sizin Nebiniz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) büyük abdest bozmaya varıncaya kadar size her şeyi öğretmiştir denildi. .. " (3/1S2) Bu babtaki bir diğer hadis (608) Ebu Eyyub'un rivayet ettiği: "Helaya gittiğiniz zaman ... " hadisi, Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği (609) "sizden biriniz ihtiyacını görmek için oturacak olursa ... " hadisi, İbn Ömer'in rivayet ettiği (61O): "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i. .. gördüm" ile diğer rivayette (61 i) "yüzünü Şam'a, arkasını kıbleye dönmüş olduğu halde" hadisi ile bunun dışında daha başka hadisler yer almaktadır. (605) Hadiste geçen "el-hirae" abdest bozma şekil ve haline verilen isimdir. Bizzat abdest bozmanın {hadesin} kendisi ise "el-hira'" ve "el-hara'" (3/153) diye gelir. "Evet" derken Selman (r.a.)'ın kastettiği,-ey muhatap kişi- O bize dinimiz hususunda -söylediğin abdest bozmaya varıncaya kadar-ihtiyaç duyduğumuz her bir şeyi öğretmiştir. Bize abdest bozmanın adabını öğreterek bu hususta bize. şunları şunları da yasakladı, demektir. Allah en iyi bilendir. "Küçük yahut büyük abdest sebebiyle kıbleye dönmemizi bize yasakladı." Müslim'de "büyük abdest için" anlamındaki "liğaitin" kelimesini bu şekilde lam harfi ile zaptettik, başka kaynaklarda ise be harfi ile "biğaitin" ile de lam harfi ile de rivayet edilmiştir, her ikisi aynı anlamdadır. "Gait" yerin alçak tarafı, kısmı demektir sonra bu, insanoğlunun arkasından çıkan bilinen şeyin adı olmuştur. Küçük Yahut Büyük Abdest Bozarken Kıbleye Dönmenin Hükmü Küçük yahut büyük abdest bozarken kıbleye dönmenin yasaklanışına gelince, bu hususta ilim adamlarının farklı görüşleri vardır: 1. Bunlardan biri Malik ve Şafii'nin -yüce Allah'ın rahmeti onlara- görüşüdür. Bu görüşe göre düz ve açık alanda küçük ve büyük abdest bozarken kıbleye yüzü dönmek haramdır ancak yapı içerisinde bu haram değildir. Bu görüş Abbas b. Abdulmuttalib ve Abdullah b. Ömer (radıyallahuanh)'dan Şa'bı, İshak b. Rahuye, iki rivayetten birisinde Ahmed b. Hanbel'den de -Allah'ın rahmeti onlara- rivayet edilmiştir. 2. İkinci görüşe göre bu halde iken yüzü kıbleye dönmek yapı içinde de, düz, açık alanda da caiz değildir. Sahabi Ebu Eyyub el-Ensari (r.a.), Mücahid, İbrahim en-Nehai, Süfyan es-Sevri, Ebu Sevr ve bir rivayete göre de Ahmed bu görüştedir. 3. Üçüncü görüş ise bunun yapı içerisinde de, düz ve açık alanda da caiz olduğudur. Bu da Urve b. ez-Zubeyr, Malik (r.a.)'ın hocası Rabia ve Davud ez-lahirl'nin görüşüdür. 4. Dördüncü görüş ise düz ve açık alanda olsun, yapı içinde olsun kıbleye yüzü dönmek caiz değildir ama her ikisinde de arkasını dönmek caizdir. Bu aynı zamanda Ebu Hanife ve Ahmed'den -yüce Allah'ın rahmeti onlaragelen iki rivayetten birisidir. Kayıtsız ve şartsız yasak olduğunu söyleyenler mutlak olarak yasak bildirerek varid olmuş sahih hadisleri delil göstermişlerdir. Zikredilen Selman (r.a.)'ın hadis ile Ebu Eyyub, Ebu Hureyre ve başkalarının hadisleri buna örnektir. Bu görüş sahipleri ayrıca şöyle der: Çünkü bu yasak kıblenin saygınlığı dolayısıyladır. Bu mana ise hem yapıda, hem de düz ve açık alanda abdest bozulurken sözkonusudur. Ayrıca eğer engel yeterli olsaydı, bunun açık alanda caiz olması gerekirdi çünkü bizlerle Kabe arasında dağlar, vadiler ve daha başka türlü engeller bulunmaktadır. Kayıtsız ve şartsız mübah olduğunu kabul edenler de bu babta zikredilmiş İbn Ömer (r.a.)'ın (610 numaralı) hadisini delil göstermişlerdir. Bu hadise göre o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i yüzünü Beytu'l-Makdis'e doğru, arkasını kıbleye doğru çevirmiş olarak görmüştür. Gösterdikleri bir diğer delil ise Aişe (r.anha)' nın rivayet ettiği şu hadistir: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e bazı kimselerin ferderiyle kıbleye yönelmekten hoşlanmadıkları haberi ulaştı. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Onlar bunu da mı yaptılar? Haydi, benim oturağımın yönünü değiştirin" yani kıbleye doğru çevirin, buyurdu. Bunu Ahmed b. Hanbel Müsnedinde, İbn Mace de (Süneninde) rivayet etmiş olup, senedi hasendir. Yüzü çevirme yi değil de arkayı çevirmeyi mübah kabul eden kimseler ise Selman'ın rivayet ettiği (605) hadisi delil gösterirler. Düz ve açık alanda yüzünü de, arkasını da dönmeyi haram kabul edip, yapı içerisinde mübah kabul edenler ise bu bölümde zikredilmiş bulunan İbn Ömer (r.a.)'ın rivayet ettiği (610 numaralı) hadisi ve sözünü ettiğimiz Aişe (r.anha)'nın rivayet ettiği hadisi delil gösterirler. (3/154) Cabir (r.a.) da rivayet ettiği hadisinde şöyle demektedir: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize küçük abdestimizi bozarken kıbleye yönelmeyi yasakladı. Ben ruhu kabzedilmeden bir yıl önce yüzünü kıbleye çevirmiş olarak gördüm." Bunu da Ebu Davud, Tirmizi ve başkaları rivayet etmiş olup, senedi hasendir. Ayrıca Mervan el-Asğar'ın rivayet ettiği şu hadisi de delil gösterirler: Ben İbn Ömer (r.a.)'ın devesini kıbleye dönük çöktürdükten sonra oturup ona doğru küçük abdestini bozarken gördüm. Ey Ebu Abdurrahman, bu yasaklanmamış mıydı, dedim. O, evet ama düzlük açık alanda bu yasaklanmıştı. Seninle kıble arasında seni setredecek bir şey bulunuyorsa bir sakıncası yoktur, dedi. Bunu Ebu Davud ve başkaları rivayet etmiştir. Bunlar yapı içerisinde caiz oluşu açıkça ifade eden sahih bir takım hadis-i şerifterdir. Ebu Eyyub'un, Selmi'm, Ebu Hureyre ve başkalarının rivayet ettiği ne hyin yer aldığı hadisler ise -hadislerin arasının telif edilmesi için- düzlük açık alan hakkında yorumlanır; çünkü hadislerin arasının telif edilmesi mümkün ise bir kısmının terk edilmesi yönüne gidilmeyeceği hususunda ilim adamları arasında görüş ayrılığı yoktur. Aksine böyle bir durumda hadislerin telif edilmesi ve hepsi ile am el edilmesi icap eder. Belirttiğimiz şekilde hadislerin telifi mümkün olduğundan ötürü onun kabul edilmesi icap etmektedir. Ayrıca ilim adamları anlam itibariyle düz açık alan ile yapı arasında fark gözetmişlerdir çünkü yapı içerisinde kıbleye yönelmeme mükellefiyeti halinde yükümlü zorlukla karşılaşır oysa düz açık alan böyle değildir. Kıbleye arkasını dönmeyi mübah kabul edenlere karşı ise görüşlerini reddetmek için aynı zamanda arkasını dönmeyi de, yüzünü dönmeyi de açıkça yasaklamış, Ebu Eyyub'un ve başkalarının rivayet ettiği hadis gibi sahih hadisler delil gösterilir. Allah en iyi bilendir. Şafii (r.a.) Mezhebine Göre Def-i Hacet İçin Kıbleye Dönmek İle İlgili Bazı Meseleler: 1.Birinci mesele: Bizim mezhep alimlerimiz nezdinde tercih olunan görüş eğer duvar ve buna benzer setredici bir şeye yakın ve yapı içerisinde ise yüzünü de, arkasını da kıbleye dönmek caizdir. Şu şartla ki, kendisi ile bu duvar ve benzeri setredici şeyarasında üç zira' ve daha aşağı bir mesafe bulunmalıdır. 2. Diğer şart ise bu engelin insanın alt tarafını örtecek yükseklikte olması gerekir. Bunu da deve semerinin arkasındaki tahta çubuk yüksekliği kadar tayin etmişlerdir ki, bu da bir zira'ın üçte ikisi kadardır. 3. Şayet kendisi ile bu setredici engel arasındaki uzaklık üç zira'dan fazla olur yahut bu engel deve semerinin arkasındaki çubuktan daha kısa olursa açık düz alandaki gibi haramdır. Ancak bu maksatla bina edilmiş bir yapı içerisinde ise bu hususta nasılolursa olsun herhangi bir sınır sözkonusu değildir. Mezhep alimlerimiz derler ki: Şayet açık bir arazide bulunup da zikredilen şarta uygun bir şey ile kendisini kapatabilirse o takdirde haramlık hükmü ortadan kalkar; çünkü muteber olan sözü geçen setredici engelin varlığı ve yokluğudur. Varlığı halinde açık arazide de, yapı içerisinde de helal olur, yokluğu sebebiyle de her ikisinde haram olur. Mezhep alimlerimiz arasında sahih ve meşhur olan kanaat budur. Mezhep alimlerimiz arasında açık araziyi ve yapıyı mutlak olarak göz önünde bulundurup engele itibar etmeyip, durum ne olursa olsun yapı içerisinde kıbleye önünü ya da arkasını dönmeyi mübah, durum ne olursa olsun açık arazide de bunu haram kabul etmiş kimseler de vardır. Ancak sahih olan birincisidir. Bu görüşlerinin bir ayrıntısı olarak şöyle demişlerdir: Setredenin bir biriek hayvanı, bir duvar, bir yükseklik, bir kum yığını yahut bir dağ olması arasında fark yoktur. Şayet kıble tarafına doğru elbisesinin eteğini gevşeyip, sarkıtacak olursa bununla örtü engelinin gerçekleşmesi hususunda mezhep alimlerimizin iki görüşü vardır. Onlara göre daha sahih ve meşhur olanları bunun da setredici bir örtü olacağıdır çünkü bununla da engel gerçekleşmiş olmaktadır. Allah en iyi bilendir. 4. İkinci mesele: Yüzü ve arkayı dönmeyi caiz kabul etmek ile ilgili olarak mezhep alimlerimizden bir topluluk şöyle diyor (3/55): Bu aslında mekruhtur ancak cumhur mekruhluğu sözkonusu etmemiştir. Tercih olunan kanaat de şudur: Eğer kıbleden başka tarafa yönelmekte{kısmen de olsa} bir meşakkatle karşılaşıyor ise mekruhluk sözkonusu değildir, eğer meşakkat olmayacaksa daha uygun olan ilim adamlarının ihtilafından çıkmak için bundan uzak kalmaktır. Bununla birlikte bu husustaki sahih hadisler dolayısıyla hakkında mekruh hükmü verilemez. 5. Üçüncü mesele: Açık arazide de, yapı içerisinde de yüzü kıbleye dönük cima caizdir. Bizim Ebu Hanife'nin, Ahmed ve Davud ez-Zahirl'nin mezhebi budur. Ancak Malik'in mezhebine mensup ilim adamları bu hususta farklı görüşlere sahiptir. ibnu'l-Kasım caiz olduğunu kabul ederken, İbn Habib mekruh olduğunu söylemiştir. Doğrusu ise caiz olduğudur. Çünkü haramlık hükmü şer'i bir delil ile sabit olur. Bu hususta herhangi bir yasak gelmiş değildir. Allah en iyi bilendir. 6. Dördüncü mesele: Beytu'l-Makdis' e küçük ve büyük abdest bozarken yüzünü ve arkasını dönmek haram değildir ama mekruhtur. 7. Beşinci mesele: Küçük ya da büyük abdestini yaparken kıbleye yüzünü ve arkasını çevirmekten uzak durup sonra istinca yaparken yüzünü ya da arkasını kıbleye çevirmek isterse caizdir. Allah en iyi bilendir. İstinci Adabı "Sağ elle istinca etmemek" istincanın edeplerindendir. ilim adamları sağ elle istinca yapmanın yasaklanmış olduğunu icma ile kabul etmişlerdir. Diğer taraftan büyük çoğunluk bu yasağın haram kılmak anlamında bir nehiy değil, tenzih ve edep anlamında bir nehiy olduğu kanaatindedir. Bazı zahiri alimleri ise haram olduğu kanaatindedir. Bizim mezhep mensupları arasından bir topluluk da haram olduğuna işaret etmiş ise de bu işaretlerine itibar edilmez. Mezhep alimlerimiz der ki: Mazeretsiz olarak istinca ile ilgili hiçbir hususta sağ elinin desteğini almaz. Su ile istinca yaparsa onu sağ eliyle döker, sol eliyle siler. Taşla istinca yaparsa eğer istincası dübürde ise sol eliyle siler. Şayet ön tarafından istinca yapacak olursa eğer taşı ona silinecek şekilde yere yahut ayaklarının arasına koyma imkanı varsa zekerini sol eliyle tutup, taşa sürer. Bunu yapma imkanı olmayıp, taşı kaldırmak zorunda kalırsa sağ eliyle taşı kaldırıp, zekerini sol eliyle tutup ona sürer. Sağ elini de hareket ettirmez. Doğru olan budur. Bazı mezhep alimlerimiz de zekerini sağ eliyle, taşı sol eliyle tutup sürer ve sol elini hareket ettirir ama bu doğru değildir; çünkü o böylelikle zaruret olmaksızın sağ eliyle zekerine dokunmuş olur. Halbuki bu yasaklanmıştır. Allah en iyi bilendir. Diğertaraftan sağ el ile istinca yapmanın yasaklanışı ona ikram olunduğuna, pisliklerden ve benzerlerden korunduğuna dikkat çekilmektedir. Yüce Allah'ın izniyle bu babın sonlarında bu kaideye açıklık getireceğiz. Allah en iyi bilendir. "Ya da üç taştan azı ile istinca yapmamızı (yasakladı)." Bu üç defa silmenin zorunlu bir vacip olduğu hususunda açık bir nastır. Bununla birlikte bu mesele ile ilgili ilim adamları arasında görüş ayrılığı vardır. Bizim mezhebimizdeki görüş, necasetin kendisini izale etmek için taşla istinca ve silmeyi üçe tamamlamak mutlaka gerekli olduğudur. Bir ya da iki defa sürüp, necasetin kendisi gitse bile üçüncü defa onu silmek kap eder. Ahmed b. Hanbel, İshak b. Rahuye ve Ebu Sevr de böyle demiştir. Malik ile Davud (ez-zahiri): Farz olan temizlemektir. Eğer tek bir taş ile bu gerçekleşirse ona yeter demişlerdir. Mezhebimize mensup bazı alimlerin bir görüşü de budur ama bizim mezhebin bilinen kanaati az önce kaydettiğimizdir. Mezhep alimlerimiz der ki: Üç yüzü bulunan bir taşın her bir yüzü ile bir defa silse yeterlidir; çünkü maksat silme sayısıdır. Üç taş kullanmak ise üç yüzü bulunan bir taştan daha faziletlidir. Şayet hem ön, hem arka tarafında istinca yapacak olursa (3/156) her birisi için üçer defa olmak üzere altı defa silmek kap eder. En faziletlisi bunların altı taş ile yapılmasıdır. Şayet üç yüzü bulunan bir taş ile yetinirse bu da ona yeter. Sildiği zaman ıslaklığın öbür tarafına geçmediği kalın bir bezin durumu da aynı şekildedir. Onun yan taraflarıyla silmesi caizdir. Allah en iyi bilendir. Mezhep alimlerimiz der ki: Üç taş ile temizlik gerçekleşirse daha fazlasına gerek yoktur. Üç taş ile temizlik olmazsa dördüncüsünü kullanmak gerekir. Dördüncüsüyle temizlik hasıl olursa fazlası vacip olmaz ama beşincisi ile tek sayıda taş kullanmak müstehaptır. Dört taş ile temizlik gerçekleşmezse beşincisi gerekir. Onunla temizlik tamam olursa fazlasına gerek yoktur. Bu şekilde daha fazla taş kullanmak kap edecek olursa eğer tek sayıda taş ile temizlik gerçekleşirse fazlası kullanılmaz, değil ise temizlik gerçekleşinceye kadar taş kullanması gerekir, taş sayısının tek olması da müstehaptır. Allah en iyi bilendir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in taşları açıkça ifade etmesine gelince, zahiri mezhep mensuplarından bazıları buna dayanarak istinca için taş tayin edilmiştir, ondan başkası olmaz, derler. Bütün mezheplere mensup genelolarak ilim adamları ise istinca için taşın tayin edilmemiş olduğu, aksine bez, tahta ve daha başka şeylerin de onun yerine geçebileceği kanaatindedirler. Asıl dikkat edilmesi gereken husus kullanılan şeyin necaseti giderici olma özelliğidir. Bu da taştan başkasıyla da gerçekleşir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in üç taş demesinin sebebi ise çoğunlukla görülen ve kolaylıkla mümkün olanın o oluşundan dolayıdır. Buna göre onun (taş demenin) mefhum olarak bir delaleti yoktur. Yüce Allah'ın: "Fakirlik korkusundan çocuklarınızı öldürmeyiniz." (En'am, 6/151) buyruğu ve benzerleri gibi. Taşın muayyen olmayışının bir delili de Nebi (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in kemik, hayvan tersi ve tezek kullanmayı yasaklamış olmasıdır. Eğer taş muayyen olsaydı taşın dışındaki her bir şeyi mutlak olarak yasaklaması gerekirdi. Mezhep alimlerimiz der ki: Katı, temiz ve necasetin aynını (kendisini) gideren, saygınlığı bulunmayan ve bir hayvanın (canlının) bir parçası olmayan her bir şey taşın yerini tutar. Ayrıca istincada kullanılan bu gibi şeylerin aynı cinsten olması şartı da yoktur. Mesela ön için taş, arkası için bezin kullanılması caizdir. Onların birisinde bir taşla birlikte iki bez yahut taşla birlikte bir bez ve bir tahta parçası ve benzeri de caizdir. Allah en iyi bilendir. "Tezek ya da kemik ile istinca etmemizi (de yasakladı)." Bu buyrukta da necaset ile istinca yasaklanmış olmaktadır. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tezek ile tür olarak necasete dikkat çekmektedir. Kemiğin yasak oluş sebebi ise cinlerin yiyeceği olduğundan dolayıdır. Bununla da bütün yiyeceklere dikkat çekmiş olmaktadır. Canlı hayvanın parçaları, ilim kitaplarının yaprakları ve buna benzer saygı duyulması gereken şeyler de buna katılır. Necisin sıvı ya da katı olması arasında bir fark yoktur. Necis bir şeyle istinca yapacak olursa istincası sahih olmaz. Bundan sonra su ile istinca yapması kap eder, taşla istinca onun için yeterli olmaz çünkü istinca yaptığı yer yabancı bir necaset ile necis olmuştur. Yenilebilir bir şeyle yahut yiyecek dışında temiz ve saygı duyulması gereken şeylerden birisiyle istinca yapacak olursa sahih olan bu istincasID!n sahih olmayacağıdır ama eğer necaseti yerinden başka bir tarafa taşımamış ise bundan sonra taşla istinca onun için yeterli olur. Masiyet olmakla birlikte ilk istincasının ona yeterli olduğu da söylenmiştir. Allah en iyi bilendir
Sahih Müslim
·Taharet (Temizlik)
·Hadis 606
· · ·
Selman (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Müşrikler Selman’a: Görüyoruz ki arkadaşınız Peygamber size abdest bozmayı bile öğretiyor dediler. Selman ise: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bizi sağ elimizle taharetlenmekten, abdest bozarken kıbleye dönmekten bizi yasakladı ve üçten daha az taşla taharetlenmeyin buyurdu) dedi. (Müslim, Tahara: 18; Ebû Dâvûd, Tahara:)
Nesai
·The Book of Purification
·Hadis 49
· · ·
Atîyye bin Âmir el-Cühenî (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Selmân (r.a.) den, yediği yemekten biraz daha yemesi için ısrar edilirken şunu işittim: (Yediğim mikdar) bana yeter. Çünkü ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: Dünyada insanların en çok doyasıya yiyeni kıyamet günü açlığı en uzun olanıdır/* Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Sald bin Muhammed el-Verrak es-Sakafi bulunur. Âlimler onu zayıf saymıştır. îbn-i Hibbân ve Hâkim de onu sıka, güvenilir saymışlardır
İbn Mace
· Chapters on Food
·Hadis 3351
· · ·
Selmân (r.a)'dan rivayet olunmuştur; dedi ki: Nebi (s.a.v.)'e çekirge(nin yenilip yenilmeyeceği) soruldu. "(Çekirge) Allah'ın ordularının en çoğu(nu teşkil etmekte)dir. Ben onu yemem ve haram da kılmam” buyurdu. Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadisi (bir de) Mu'temir, babası ve Ebû Osman kanalıyla Nebi (s.a.v)'den rivayet etti (fakat) Selman'ı anmadı. Ayrıca bu hadis'i İbn Mâce, sayd da tahric etti
Ebu Davud
·Yemekler
·Hadis 3813
· · ·
Asım'dan, dedi ki: "Ben Enes İbn Malik'e: Sana Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: İslam'da iki kavim arasında dostluk antlaşması (hilf) yoktur, dediği ulaştı mı, diye sordum da Enes: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim evimde Kureyş ile ensar arasında hilf (dostluk) antlaşması yaptı, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kardeşlik ve dostluk antlaşması." Hilf (dostluk antlaşması) ahidleşmek demektir. Buna dair açıklamalar daha önceden Hicret bahsinin baş taraflarında (3937.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Selman ile Ebu'd-Oerda arasında kardeşlik akdi yaptı." Nevevi dedi ki: Olmadığı söylenen şey, birbirlerine mirasçı olma hilfi (antlaşması) ile şeriatın yasakladığı türden ahitleşmelerdir. Allah'a itaat, zulme uğramışa yardım, yüce Allah uğrunda kardeş olmak esasları üzerine hilf yapmak (ahitleşmek, andıaşmak) ise teşvik edilmiş bir husustur
Sahih Buhari
·Edep ve Ahlak (Edeb)
·Hadis 6083
· · ·
Cabir bin Semure (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bilal (r.a.), ezanı vakitten hiç geciktirmezdi. İkameti bazen biraz geciktirirdi." Tahric: Cabir bin Semure (r.a.)'in hadisini Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, El-Hakim ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : "'Ebu Davud'un rivayeti şöyledir: ''Bilal (r.a.) (namaz vakti girince) ezan okurdu, sonra mühlet verirdi. Nebi (s.a.v.)'in (hücreden) çıktığını görünce kamet ederdi. Tirmizi, de Ebu Davud'un rivayetine benzer bir lafızIa rivayette bulunduktan sonra, Cabir r.a.'in hadisinin hasen olduğunu söylemiştir. El-Menhel yazarı 'Müezzin imamı bekler babı'nda rivayet olunan Cabir (r.a.)'in hadisini açıklarken şöyle der: "Hadis, ezan ile kamet arasında bir süre beklenmesinin meşruluğuna delalet eder. Çünkü, ara verilmemesi halinde cemaatla namaz kılmak isteyenlerin çoğu cemaatı kaçırır. Bilhassa kaldığı yer camiye uzak olan kimseler, cemaate yetişemez. Bu nedenle kameti tehir etmek, hayır ve takva yolunda bir nevi yardımlaşmadır. Verilecek ara miktarı Tirmizi ve Hakiın'in Cabir (r.a.)'den rivayet ettikleri şu mealdeki hadiste tesbit edilmiştir. 'Nebi (s.a.v.), Bilal (r.a.)'e: "Ezanın ile kametin arasında yemek yiyenin, yemeğini yiyebileceği; su içenin suyunu içebileceği; abdesti sıkışık olanın kaza-i hacet edebileceği bir süre miktarınca ara ver.'' buyurmuştur.' El-Hafız, el-Fetih'te: 'Bu hadisin isnadı zayıf olmakla beraber, Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisinden ve Selman (r.a.)'ın hadisinden şahidi vardır. Bu iki hadisi Ebu'ş-Şeyh tahric etmiştir. Ubeyy bin Ka'b'ın bir hadisi de şahit durumundadır. Fakat hepsi zayıftır. İbn-i Battal: Ezan ile kamet arasındaki bekleme süresinin her hangi bir sınırı yoktur. Bekleme süresi, vaktin girişinin temkini ve cemaatın toplanması kadardır, demiştir' der. EI-Fıkh Ale'l-Mezahib'de ezan ile kamet arasındaki bekleme hakkında şu bilgi verilmektedir: Hanefi ve Şafii alimlerine göre ezan okunduktan sonra, daimi cemaat toplanıncaya kadar müezzin oturmalıdır. Vaktin faziletini korumakla beraber cemaat toplanınca kamet etmelidir. Akşam namazı, bundan müstesnadır. Çünkü akşam ezanı ile kamet arasında kısa bir ara vermelidir. Maliki mezhebine göre ilk vaktin faziletini korumak esastır. Ezan okunduktan sonra farzdan önce kılınması emrolunan sünneL kılındıktan sonra, gelecek cemaat beklenmeden namaz kılınmalıdır. Yalnız öğle namazında istİva gölgesinden başka kişinin gölgesi, kendisinin boyunun dörtte biri kadar uzanınca kamet edilmelidir. Şiddetli sıcakta. bu sürenin vaktin yarısı kadar uzatılması menduptur. Tek başına namaz kılan ile mevcut cemaattan başka kimsenin gelmesi beklenmediğinde, farz'dan önceki sünnet kılınır kılınmaz derhal kamet edilmelidir. Hanbeli mezhebine göre ezandan sonra sıkışık olanın, abdestini bozacak; abdest almak isteyenin, abdestini tamamlayacak ve bunların, iki rek'at namaz kılacak süre kadar beklenip kamet edilmesi menduptur. Akşam namazında ezan ile kamet arasında. kısa bir ara verilmesi menduptur.' HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Namaz vaktinin girdiği anlaşılınca, ezan derhal okunmalıdır. 2- Kameti bir miktar tehir etmelidir. Tehir süresi hususundaki tafsilat yukarıda geçti
İbn Mace
·Ezan ve Sünneti
·Hadis 713
· · ·
Enes r.a. dedi ki: "Muhacirlerle Ensar Medine'nin etrafında hendeği kazıyor, sırtlarında toprakları taşıyorken diğer taraftan şöyle diyorlardı: 'Bizler Muhammed'e bey'at edenleriz, Kaldığımız sürece ebediyyen İslam üzere.' (Enes) dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onlara cevap olmak üzere şöyle diyordu: Allah'ım, ahiretin hayrı dışında hayır yoktur. Sen Ensarı ve muhadrleri mübarek kıL. (Enes) dedi ki: Onlara iki avuç dolduracak kadar arpa getirilir. Tadı değişmiş bir yağ ile onlara pişirilir, acıkmış oldukları halde önlerine koyulurdu. Yendiğinde de boğazı yakacak kadar kötü bir tadı ve kötü bir kokusu vardı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "el-Ahzab gazvesi diye de bilinen Hendek gazvesi" Bununla bu gazvenin iki adının olduğunu kastetmektedir. Durum dediği gibidir, "Ahzab" bir taife, bir kesim anlamına gelen "hizb"in çoğuludur. Bu gazveye "Hendek" adının veriliş sebebi ise Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emri ile Medine'nin etrafında kazılan hendektir. Megazi sahiplerinin naklettiklerine göre bu görüşü ortaya atan kişi Selman'dır. Bu görüşü nakledenlerden birisi olan Ebu Ma'şer der ki: "Selman Peymber sallallahu aleyhi ve sellem'e dedi ki: Bizler Fars ülkesinde muhasara edilecek olursak şehrin etrafında hendek kazardık. Bunun üzerine Nebi sallallahu aleyhi ve'sellem'da Medine'nin etrafında hendeğin kazılmasını emretti. Müslümanları teşvik etmek üzere bizzat kendisi de çalıştı. Bu sebeple Müslümanlar da onu bitirinceye kadar hızlıca çalıştılar. Müşrikler gelip onları muhasara ettiler." Bu gazveye "Ahzab" adının verilmesine gelince, bu da Müslümanlarla savaşmak üzere çeşitli müşrik taifelerinin bir araya gelip toplanmaları dolayısı iledir. Bunlar Kureyş, Gatafan, Yahudiler ve bunlara tabi olanlardır. Şanı yüce Allah bu kıssa ile ilgili olarak Ahzab sOresinin baş taraflarını indirmiş bulunmaktadır. Musa b. Ukbe, el-Meğazi adlı eserinde şöyle demektedir: "Nadir oğullarının öldürülmesinden sonra Huyey b. Ahtab, Mekke'ye gidip Kureyşlileri Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile savaşmaya teşvik edip, kışkırttı. Kinane b. er-Rabi b. Ebi'l-Hukayk da Gatafanlılar arasında bu yolda gayret gösteriyor ve Resulullah s.a.v. ile savaşmaya onları teşvik ediyordu. Buna karşılık da onlara Hayber mahsullerinin yarısını vereceğini vaat ediyorqu. Uyeyne b. Hısn b. Huzeyfe b. Bedr el-Fezari onun bu teklifini kabul etti. Esed oğullarından kendileriyle antlaşmalı olanlara mektup yazmaları üzerine de Talha b. Huveylid kendisine itaat edenlerle birlikte onların yanlarına geldi. Ebu Süfyan b. Harb Kureyşlileri aldı ve Mer ez-Zahran denilen yerde konakladılar. Süleym oğullarından onların çağrılarını kabul edenler onlara yardım etmek üzere yanlarına geldiler. Böylelikle pek büyük bir kalabalık oluşturdular. İşte yüce Allah'ın kendilerine el-Ahzab adını verdiği kimseler bunlardır." İbn İshak da kendi senetleriyle sayılarının onbin kişi olduğunu zikredip şunları söylemektedir: Müslümanlar ise üçbin kişi idi. Müşriklerin dörtbin, Müslümanların bin civarında oldukları da söylenmiştir. Musa b. Ukbe'nin söylediğine göre Medine'nin muhasara edildiği süre yirmi gündür. Taraflar arasında karşılıklı ok ve taş atmanın dışında bir savaş olmadı. Sa' d b. Muaz'a bu oklardan birisi isabet etmiş ve ileride geleceği üzere bu da ölümüne sebep olmuştu. Megazi müellifleri Ahzabın geri dönüp gitmelerinin de sebebini zikretmiş bulunmaktadır. Buna göre Eşca'lı Nuaym b. Mes'ud aralarına fitne sokmuş, bu sebeple onlar da birbirleriyle ihtilafa düşmüşlerdi. Bu işi de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisine bunu emretmesi üzerine yapmıştı. Daha sonra yüce Allah üzerlerine rüzgarı göndermiş ve bunun sonucunda darmadağın olmuşlardı. Yüce Allah da mu'minlerin savaşmalarına ihtiyaç bırakmamış. "Musa b. Ukbe dedi ki: Bu gazve dördüncü yılın Şewal ayında olmuştur." Biz de bunu onun Megazi'sinden böylece rivayet etmiş bulunuyoruz. Derim ki: Bu hususta Malik de Musa'ya mutabaat etmiş ve Ahmed de bunu Musa b. DavOd'dan, o da ondan (Malik'ten) diye rivayet etmiştir. İbn İshak der ki: Hendek hicretin beşinci yıl Şewal ayında olmuştur. Megazi müelliflerinden başkası da bunu böylece ifade etmiştir. Ancak musannıf Musa b. Ukbe'nin görüşüne meyletmiş ve bunu bu başlığın ilk hadisleri arasında yer alan İbn Ömer'in söylediği Uhud günü Nebiin teftiş i esnasında ondört yaşında, Hendek günü ise onbeş yaşında olduğunu belirten ifadesi ile pekiştirmeye çalışmıştır. Bu durumda her iki gawe arasında bir sene geçmiş olmaktadır. Uhud ise üçüncü yılda olmuştur. Buna göre Hendek dördüncü yılda olmuş demektir. "Uhud günü ona arzedildiğinde ... " Ordunun arzedilmesi demek savaşa başlamadan önce durumlarını görmek, konumlarını düzenlemek, yerleştirmek ve daha başka maksatlarla savaştan önce ne durumda olduklarını görüp tespit etmek demektir. "Kabul etti" savaşması için ona izin verdi. "Yağ" ister zeytinyağı, ister tereyağı, isterse de kuyruk yağı olsun katık olarak kullanılan yağa "ihale" denilir. "Kokuşmuş" tadı ve rengi aradan geçen uzun zaman dolayısıyla değişikliğe uğramış demektir
Sahih Buhari
·Gazalar (Megazî)
·Hadis 4100
· · ·
Bana Abdü'l-A'la b. Hammad ile Muhamraed b. Abdi'l-A'la El-Kaysi ikisi birden Mu'temir'den rivayet ettiler. İbnü Hammad (Dediki): Bize Mu'temir b. Süleyman rivayet etti. (Dediki): Ben babamdan dinledim. (Dediki): Bize Ebû Osman, Selman'dan rivayet etti. Şöyle demiş: Yapabilirsen sakın pazara ilk giren ve ondan son çıkan olma! Çünkü pazar şeytanın savaş yeridir. Sancağını oraya diker. Şunu da söylemiş: Haber aldım ki: Cibril (Aieyhisselâm) Nebiyyullalı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelmiş. Yanında Ümmü Seleme bulunuyormuş. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onunla konuşmağa başlamış. Sonra Cibril kalkmış (gitmiş). Bunun üzerine Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ümmü Seleme'ye : «Kim bu?» diye sormuş. Yahut nasıl dediyse öyledir. Ümmü Seleme: Bu Dıhyedir, demiş. Bilâhare Ümmü Seleme şöyle dermiş : Allah'a yemin olsun ki, onu ancak Dihye sanmıştım. Nihayet Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bizim bu haberimizi bildiren hutbesini işittim. Yahut nasıl dediyse öyledir, Râvi demiş ki: Ebû Osman'a : Sen bunu kimden işittin? diye sordum : Usâme b. Zeyd'den cevabını verdi
Sahih Müslim
·Sahabe Faziletleri
·Hadis 6315
· · ·
Selman r.a.’den rivayet edildiğine göre müştikler kendisi ile istihza ederken bir müşrik Selman’a: Sizin arkadaşınız (yani Hz. Muhammed s.a.v.’in size her şeyi hatta kazı-i hacet için oturma adabını bile öğrettiğini gerçekten görüyorum, dedi. Selman: Evet, O, Kıble’ye doğru durmamamızı, sağ ellerimizle istinca etmememizi,içinde reci (= insan veya hayvan pisliği) ve kemik bulunmamak kaydı ile üçten az taş ile yetinmememizi emretti
İbn Mace
·Taharet ve Sünneti
·Hadis 316