TR EN AR
← Tüm İsimler

Ebu Said-i Hudri

Ashab-ı Kiram — kg_varlik (run_id=3)

235 pasaj · sahabe
Bu isimler geçer

Ebu Said-i Hudri · Ebû Saîd-i Hudrî · Ebu Saîd-i Hudrî · Ebû Saîd-i Hudri · Ebû Said-i Hudrî · Ebû Said-i Hudri · Ebu Said-i Hudrî · Ebu Saîd-i Hudri · Hz. Ebû Saîd-i Hudrî · Ebû Saîd-î Hudrî · Ebû Saîd-İ Hudrî · Ebü Saîd-i Hudrî · Hz. Ebû Saîd-i Hudri · Ebû Said-î Hudri

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Amru'n-Nâkıd ve Züheyr b. Harb rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Vekî', Süfyân'dan, o da İsmail b. Ümeyye'den, o da Muhammed b. Yahya b. Habbân'dan, o da Yahya b. Umâra'dan, o da Ebû Saîd-i Hudrî'den naklen rivayet etti. Ebû Saîd şöyle demiş: Resulullah (Sallalîahu Aleyhi ve Sellem) «Hurmadan olsun, hububattan olsun beş vesk'den daha az da zekât yoktur.» buyurdular

Sahih Müslim ·Zekat ·Hadis 2267

· · ·

Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki: Bize Mervân b. Muâviye, Ömer b. Hamzete'l-Ömerî'den rivayet etti. (Demişki); Bize Abdurrahman b. Sa'd rivayet etti. (Dediki): Ebu Saîd-i Hudrî'yi şunu söylerken işittim: Resulullah (Salhahlahu Aleyhi ve Sellem): «Şüphesiz ki kıyamet gününde Allah indinde mevkii en kötü olacak insanlardan biri, karısı ile haşır neşir olup da sonra onun sırrını yayandır.» buyurdular

Sahih Müslim ·Nikah (Evlilik) ·Hadis 3542

· · ·

Ebu Said-i Hudri (r.a.)'den şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: «Farz veya diğer namazların her rekaünde Fatiha'yı ve bir sureyi okumayanın hiç bir namazı yoktur.»" Not: Zevaid'de: Bu, zayıftır. Senedindeki Ebü Süfyan es-Sa'di'nin zayıflığı üzerinde alimlerin ittifak ettiklerini İbn-i Abdi'I-Berr söylemiştir. Lakin Katade Ebu Süfyan'a mutabaat etmiştir. İbn-i Hibban. kendi sahihinde öyle rivayet etmiştir, denmiştir

İbn Mace ·Namaz ve Sünneti ·Hadis 839

· · ·

Ebu Saîd-i Hudrî (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur; «Kur'ân ehline, cennete gireceği zaman:. Oku ve (cennetin mertebelerine) yüksel, denilecektir. Bunun üzerine okumaya başlayacak ve Kur'ân'dan bildiğini bitirinceye kadar her âyete karşılık bir derece yükselecektir. Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde bulunan Atiyye el-Avfl zayıftır

İbn Mace ·Edep ve Ahlak ·Hadis 3780

· · ·

Ebu Said-i Hudri (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur : «İhtilam olma çağına gelmiş olan herkese Cum'a günü ğuslü vacibtir.» Bu Hadis’i Tirmizi hariç Kütüb-i sitte sahipleri ve Beyhaki tahric etti

İbn Mace ·Namaz ve Sünneti ·Hadis 1089

· · ·

Bize Ahmed b. Yûsuf El-Ezdî rivayet etti. (Dediki): Bize Ömer b. Hafs b. Giyas rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize A'meş rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû İshâk, Ebû Müslim El-Egar'dan rivayet etti. Ona da Ebû Saîd-i Hudrî ile Ebû'Hureyre rivayet etmişler. Demişlerki: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «İzz onun gömleği, kibriya da kaftanıdır. Benimle kim münazaa ederse, onu azab ederim.» buyurdular

Sahih Müslim ·Fazilет, İyilik ve Sıla-i Rahim ·Hadis 6680

· · ·

Bana Hasen b. Aliy el-Hulvânî ile Ebu Bekir b. İshâk rivayet etttler, dediler ki: Bize İbni Ebi Meryem rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer haber verdi. Dedi ki: Bana Zeyd b. Eşlem, Iyâd b. Abdİllâh'dan, o da Ebu Said-i Hudrî'den, o da Nebiy (Sallallahu Aleyhi e Sellem)''den naklen haber verdi. H. Bize Yahya b. Eyyub ile Kuteybe ve İbni Hücr rivayet ettiler. Dediler ki: Bize İsmail kî İbni Ca'ferdir Amr b. Ebî Amr'dan, o da el-Makburî'den o da Ebu Hureyre'den, o da Nebiy (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'den naklen, İbni Ömer'in Nebi {Sallallahu aleyhi ve Selleml'den diye naklettiği (238 nolu) hadis ile aynı manada rivayet etti. Diğer tahric: Ebu Hureyre'nin rivayetini yalnızca Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 13006. Ebu Said el-Hudri'nin rivayetini de Buhari, 298 -uzunca-, 913 -uzunca-, 1393, 1850 -muhtasar olarak-, 2515; Müs!im, 2050; Nesai, 1575, 1578, 1288; Tuhfetu'lEşraf, 4271 DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ: "Ey kadınlar topluluğu sadaka verin ... (2/65) İşte bu da din eksikliğidir." Dilciler, ma' şer (topluluk), aynı durumdaki yani ortak vasıftaki topluluk demektir, diye açıklamışlardır. Mesela, insanlar bir ma'şer, cinler bir ma'şer, nebiler bir ma' şer, kadınlar vs. birer ma' şerdir. Çoğul u "meaşir" gelir. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Sizin cehennem ehlinin çoğunluğunu teşkil ettiğinizi gördüm" buyruğuna karşılık kadınlardan: "Biz neden cehennemliklerin çoğunluğuyuı" diyen birisi "cezle" diye nitelendirilmiştir ki akıl ve görüş sahibi kadın demektir. İbn Bureyd dedi ki: Cezalet, akıl ve vakar demektir. el-Aşir: Aslında bir kimse ile kayıtsız ve şartsız olarak muaşereti (birlikteliği) olan kimse hakkında kullanılır ise de burada kastedilen kocadır. Lubb: Akıl demek olup, aklın kemali kastolunur. Allah Rasulünün: "İşte aklın noksanlığı budur" buyruğu, aklın noksanlığının belirtisi budur, demektir. "Günlerce namaz kılmadan kalır" yani ay hali sebebiyle günler boyunca namaz kılamaz. Yine ay hali sebebiyle ramazan ayının birkaç gününde oruç tutmaz. Hadisten Çıkartılan Hükümler Hadisteki hükümlere gelince: 1- Bu hadiste birtakım bilgiler yer almaktadır: Sadakanın, iyilik olan işlerin yapılması, çokça mağfiret dilemek vs. itaatlerin yapılmasının teşvik edilmesi bunlar arasındadır. 2- Aziz ve celil Allah'ın buyurduğu gibi: "Muhakkak iyilikler kötülükleri giderir. " (Hud, 114) 3- Kocaya ve iyiliğe karşı nankörlük büyük günahlardandır çünkü cehennem ateşi tehdidi masiyetin büyük olduğunun alametleri arasındadır. Nitekim bunu yüce Allah'ın izniyle biraz sonra açıklayacağız. 4- Lanet okumak da aynı şekilde oldukça çirkin masiyetlerdendir fakat hadisten onun büyük bir günah olduğu anlamı çıkmamaktadır çünkü Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Çokça lanet okursunuz" buyurmuştur ama küçük günah çokça işlenecek olursa sonunda büyük bir günah olur. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayrıca: "Mümine lanet etmek, onu öldürmek gibidir" buyurmuştur. İlim adamları da lanet okumanın haram olduğunu ittifakla kabul etmişlerdir. Sözlükte lanet, uzaklaştırmak ve kovmak demektir. Şer' i bir terim olarak yüce Allah'ın rahmetinden uzaklaştırmaktır. Durumu ve son nefesinde dünyadan nasıl ayrıldığı kesin olarak bilinmeyen bir kimsenin yüce Allah'ın rahmetinden uzak olduğunu ifade etmek ise caiz değildir. Bundan dolayı ilim adamları şöyle demişlerdir: "Şer' i bir nas ile onun küfür üzere öldüğünü yahut küfür üzere öleceğini bildiğimiz -Ebu Cehil ve İblis gibi- kimseler dışında Müslüman olsun, kafir olsun, herhangi bir canlı olsun muayyen bir kimsenin lanetlenmesi caiz değildir. Bir niteliğe bağlı olarak lanetlemek ise haram değildir. Saçına saç ekleyen, saç ekleten, döğme yapan ve yaptıranın lanetlenmesi, faiz yiyen, yediren, suret yapanların, zalimlerin, fasıkların, kafirlerin lanetlenmesi, arazinin sınırlarının belirtilerini değiştiren kimselerin lanetlenmesi, gerçek efendilerinden başkalarına ait olduğunu söyleyenlerin, babasından başkasının nesebinden geldiğini ileri sürenlerin, İslam'da olmadık bir işi ortaya çıkartanın yahut büyük bir günah işlemiş kimseyi barındıranın lan etle nmesi ve buna benzer şer'i naslarda muayyen kimseler için değil de niteliklere bağlı olarak lanetlenenlerin lanetlenmesi buna örnektir. Allah en iyi bilendir. 5- Küfür hükmünün kocaya nankörlük, iyiliklerin, nimetin ve hakkın nankörlüğü gibi yüce Allah'ın inkfm dışındaki haller için de kullanılması. İşte buradan bundan önce geçmiş hadislerde zikredilen "küfür" ile ilgili yaptığımız yoru~un/tevilin doğruluğu da anlaşılmaktadır. 6- İmanın arttığı ve eksildiği açıklanmaktadır. 7- İmam, çeşitli makam ve mevkilerdeki yöneticiler ve insanlar ileri gelenler, reayalarına öğüt vermeli, onları İslam'ın buyruklarına aykırı hareket etmekten sakındırıp, itaatleri işlemeye teşvik etmelidirler. 8- Öğrencinin, aıime uyanın uyduğu kimseye söylediğinin anlamını kavrayamadığı hallerde soru sorması. Buradaki aklı başında kadının (r.anha) soru sorması gibi. 9- "Ramazan" ismini "ay"a izafe etmeksizin kullanmak -asıl tercih edilen aya izafetle kullanılması olmakla birlikte- caizdir. Allah en iyi bilendir. İmam Ebu Abdullah el-Mazeri (rahimehullah) dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: ''Aklın eksikliği iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olmasıdır" buyruğu ile, bunun arka planına dikkat çekmektedir. Bu da yüce Allah'ın kitab-ı keriminde: "Biri unutursa diğerine hatırlatsın diye" (Bakara, 282) buyruğu ile dikkat çektiği husustur. Yani onların belleyişleri azdır. (2/67) (el-Mazeri devamla) dedi ki: İnsanlar aklın mahiyeti hususunda ihtilaf etmişlerdir. İlim olduğu söylendiği gibi, zorunlu birtakım bilgiler olduğu da söylenilmiştir. Bilinenlerin gerçekleri arasında ayırım gözeten güçtür diye de açıklanmıştır. -el-Mazeri'nin sözleri burada bitmektedir.- Derim ki: Aklın gerçek mahiyeti ve kısımları ile ilgili görüş ayrılığı pek çoktur ve bilinen bir husustur. Bunları açıklayarak burada sözü uzatmamıza ihtiyaç yoktur. Aklın yeri hususunda da ihtilaf etmişlerdir. Bizim (mezhebimize mensup) kelamcılar kalptedir demişlerdir. Bazı ilim adamları ise o baştadır demiştir. Allah en iyi bilendir. Hadiste Kadınlar İle İlgili Nitelemelerin Anlamı Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kadınları namazı ve orucu ay hali zamanlarında terk etmeleri sebebiyle dinlerinin eksik olmasıyla nitelendirmesinin anlaşılmasında zorlukla karşı karşıya kalınabilir ama bunun anlaşılması zor değil, aksine gayet açıktır. Şüphesiz ki dil, iman ve İslam daha önce birkaç yerde açıkladığımız gibi bir anlamda ortaklıkları vardır. Yine birkaç yerde açıkladığımız gibi itaatlere de iman ve din denilir. Bu husus sabit olduğuna göre ibadeti çok olanın imanının ve dininin de artış göstereceği, az olanın da dininin eksileceği sabit olmaktadır. Diğer taraftan din eksikliği bazen kişinin günaha girmesine sebep olabilir. Namazı, orucu ya da diğer farz ibadetleri mazeretsiz terk etmek gibi. Bazen de günahı gerektirmeyen bir şekilde sözkonusu olabilir. Cumayı, gazaya çıkmayı ya da daha başka farz olan ibadetleri mazereti sebebiyle terkedenin durumu gibi. Bazı hallerde de bu terk kendisinin bununla mükellef olduğu şekilde sözkonusu olabilir. Ay hali kadının namazı ve orucu terk etmesi gibi. Şöyle bir soru sorulabilir: Kadın ay hali iken namazı ve orucu eda etmemekte mazur görüldüğüne göre, ay hali süresince -onun kazasını yapmasa dahi- namaz sevabını alır mı? Hasta ve yolcu kimsenin sağlıklı iken ve ikamet halinde iken kıldığı nafile namazıarının aynısı, yolculuğunda ve hastalığında hasta ve yolcuya sevap olarak yazıldığı gibi yazılır mı? Cevap: Bu hadisin zahirine göre ay hali olan kadına bunların sevabı yazılmaz. Aradaki fark şudur: Hasta ve yolcu bu nafile ibadetleri bunları eda etme ehliyeti ile birlikte sürekli olarak yapmak niyetiyle yerine getiriyordu. Ay hali olan kadının durumu ise böyle değildir. Aksine o kadının niyeti ay hali zamanlarında namazı terk etmektir. Hatta ay halinde iken namaz kılmaya niyet etmesi ona haramdır. Nafile namazıarını onları devamlı kılmak niyetini taşımaksızın bazen kılıp, bazen kılmayan yolcu yahut hastanın hali de buna benzemektedir. Böyle bir kimsBye nafile namaz kılmadığı zamanlardaki yolculuğu ve hastalığı esnasında ona (nafilelerini kılmış gibi) sevap yazılmaz. Allah en iyi bilendir. Baptaki Hadislerin Senetleri İbnu'l-Had: Adı Yezid b. Abdullah b. Usame'dir. Usame, "el-Had"ın kendisidir çünkü o misafirlerin ve yoldan geçenlerin ona doğru yol bulmaları için ateş yakardı. Bu lafzı muhaddisler bu şekilde "el-Had" diye telaffuz ederler, bir söyleyişe göre sahihtir ama Arapça' da tercih edilen sonuna ye getirmek suretiyle "el-Hadi" denilmesidir. Bu hususları kitabın mukaddimesinde ve başka yerlerde sözkonusu etmiştik. Allah en iyi bilendir. Ebu Bekr b. İshak'ın adı Muhammed'dir. İbn Ebu Meryem ise (2/68) Said b. Hakem b. Muhammed b. Ebu Meryem el-Cumahi Ebu Muhammed el-Mısri' dir. Pek değerli, üstün, fakihtir. Amr b. Ebu Amr, el-Makburi' den rivayetinde geçen buradaki "elMakburi"nin kim olduğu hakkında ihtilaf edilmiştir. Acaba bu Ebu Said elMakburi midir yoksa onun oğlu Said midir? Çünkü bunların her birisine -asıl el-Makburi Ebu Said olmakla birlikte- el-Makburi denilir. Hafız Ebu Ali elGassani el-Ceyyani, Ebu Mesud es-Sekafi' den şöyle dediğini nakletmektedir: Burada kasıt Ebu Said' dir. Ebu Ali dedi ki: Bu husus ise ancak İsmail b. Cafer'in, Amr b. Ebu Amr'dan diye naklettiği rivayetindedir. Darakutni dedi ki: Ona Süleyman b. Bilal muhalefette bulunarak bu hadisi Amr'dan, o Said el-Makburi'den diye rivayet etmiştir. Darakutni dedi ki: Süleyman b. Bilal'in sözü ise daha sahihtir. Şeyh Ebu Amr b. es-Salah (rahimehullah) dedi ki: Bunu Ebu Nuaym elAsbahani, el-Muharrac ala Sahih-i Müslim adlı eserinde razı olunan çeşitli yollardan İsmail b. Cafer'den, o Amr b. Ebu Amr'dan, o Said b. Ebu Said el-Makburi' den diye bu şekilde açık seçik bir şekilde rivayet etmiş bulunmaktadır ama biz bu hadisi Müslim'in Sahihine muharrec özelliğindeki Ebu Avane'nin Müsnedinde İsmail b. Cafer, Ebu Said yoluyla, Süleyman b. Bilal de Ebu Said yoluyla -az önce Darakutni'den geçtiği gibi- rivayet etmiş bulunmaktayız. O halde buna itimat edilmelidir. İbnu's-Salah'ın açıklamaları buraya kadardır. "el-Makburi" nispeti be harfi ötreli ve fethalı (el-Makberi) şeklinde de söylenir. Bu hususta meşhur iki okuyuştur. Bu da (kabristan demek olan) makbure'ye nispettir. Bunun da be harfi ötreli, fethalı ve kesreli olmak üzere üç söyleyişi vardır ki üçüncüsü gariptir. İbrahim el-Harbi ve başkaları der ki: Ebu Said kabirlere inerdi. Bundan dolayı ona el-Makburi denildi. Evinin kabristanın yakınında olduğu (ve bundan dolayı ona bu nispetin verildiği de) söylenmiştir. Yine denildiği üzere Ömer b. el-Hattab (radıyalliıhu anh) onu kabirlerin kazılmasının işinin başına tayin etmişti. Bundan dolayı ona el-Makburi denildi. Nuaym'ı ise mescit1erin kokulandırılmasından sorumlu olarak görevlendirmişti. Bundan dolayı da ona Nuaym el-Müeemmir (tütsüleyid, buhurlayıeı Nuaym) denilmiştir. Ebu Said'in adı Keysan (nispeti el-leysi) el-Medeni'dir. Allah en iyi bilendir

Sahih Müslim ·İman ·Hadis 243

· · ·

Ebu Harun El-Abdi r.a.’den şöyle dediği rivayet edilmiştir. Biz Ebu Said-i Hudri r.a.’ın yanına uğradığımız zaman bize şöyle hitab ederdi: Merhaba ey Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in kendileri için tavsiye ettiği insanlar! Şüphesiz Resulullah s.a.v. bize buyurdu ki: '' Muhakkak insanlar size tabidirler ve behemhal onlar dinde fıkıh bilgisini edinmek için dünyanın her tarafından sizin yanınıza geleceklerdir. Onlar size geldikleri zaman siz onlara hayrı tavsiye etmek isteyin. (İyiliklerini isteyiniz)

İbn Mace ·Sünnet ·Hadis 249

· · ·

Bana Muhammed b. Abdilala rivayet etti. (Dediki): Bize Mu'temir rivayet etti. (Dediki) Bize Umâratü'bnü Gaziyyete'l-Ensâri rivayet etti. (Dediki) Ben, Muhammed b. İbrahim'i, Ebû Seleme'den, o da Ebû Said-i Hudrî (Radiyallahû anh)'dan naklen rivayet ederken işittim, Ebû Said şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ramazanın ilk on günü zarfında îtikâfa girmiştir. Sonra ortasındaki on günde tentesi üzerinde hasır bulunan bir Türk çadırında îtikâf yaptı, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu hasırı eliyle tutarak çadırın bir tarafına çekti. Sonra başını (çadırdan) çıkararak cemaatla konuştu. Cemâat kendisine yaklaştılar. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve :Sellem): «Ben, ramazanın ilk on gününde îtikâf yapar, bu geceyi arardım, sonradan ayın ortasındaki on günde îtikâf yapmaya başladım. Bil âhara bana gelerek bu gecenin son on gönde olduğunu söyIiyen oldu. Binaen-aleyhi sizden kim îtikâfa. girmek isterse, girsin.» buyurdu. Bunun üzerine cemâat da onunla birlikte îtikâfa girdiler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bana, Kadir Gecesi, tek gece olarak gösterildi ve sabahında çamurla su içine secde edeceğim bildirildi.» buyurdu. Müteakiben yirmibirinci gecenin sabahına erdi. Sabah namazına kalkmıştı. Derken semâdan yağmur yağdı ve mescid aktı. Çamurlu suyu gözümle gördüm. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sabah namazını edadan sonra alnında ve burnunun ucunda çamurlu su vardı. Bir de baktım o gece son on günün yirmibirinci gecesi imiş;

Sahih Müslim ·The Book of Fasting ·Hadis 2771

· · ·

Eba Said-i Hudri (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kalkıp bir hutbe irad etmiş ve hutbesinde buyurduğu buyruklardan biri de: Bilmiş olunuz ki sakın halkın korkusu herhangi bir adam'ı hakkı bildiği zaman onu söylemekten kesinlikle alıkoymasm, buyruğuydu. Ravi demiştir ki : Sonra Ebü Said-i Hudri (r.a.) ağladı ve şöyle dedi: Allah'a yemin ederim ki biz muhakkak bazı şeyleri gördük de korktuk (söylemedik)

İbn Mace ·Fitne ·Hadis 4007

· · ·

Ebu Saîd-i Hudri (r.a.)'den: şöyle demiştir: Bir bedevi Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in uhdesinde bulunan alacağını istedi de O'na karşı sert davrandı. Hattâ O'na: Borcumu ödemezsen (veya: Borcumu ödediğin zaman dışında) seni sıkıştıracağım, dedi. Bunun üzerine sahâbiler (o kaba) bedeviyi azarladılar ve (kendisine): Yazıklar olsun sana kimle konuştuğunu biliyor (mu)sun? dediler. Bedevi: Ben şüphesiz hakkımı istiyorum, dedi. Bundan sonra Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (sahâbîlerine): «Niçin hak sahibi ile beraber (ondan yana) olmadınız? (olmalıydınız), buyurdu. Sonra Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (Hamza r.a.'ın karısı) Havle bint-i Kays (r.anha)'ya (haber) gönderdi. Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona: «Eğer yanında kuru hurma varsa bize ödünç ver, bizim kuru hurmamız gelince senin borcunu öderiz.» Havle de: Evet, babam sana feda olsun Ya Resulallah, dedi. (Rabi) demiştir ki: Havle Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e ödünç verdi. ve Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de bedevi'nin borcunu ödedi ve ona yemek yedirdi. Sonra bedevi (Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem))'e: Sen benim hakkımı mükemmel bir şekilde ödedin. Allah da sana mükafatını tam olarak versin, diye dua etti. Bunun üzerine, Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): İşte bunlar insanların en hayırlılarındandır. İçinde zayıf kimsenin incitilmeden hakkını alamadığı bir toplum yücelemez. (veya yücelmesin.) Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bu, sahih bir seneddir, ravileri sika zatlardır. Çünkü ravi İbrahim bin Abdillah'ın çok doğru sözlü olduğunu Ebu Hatim söylemiştir

İbn Mace ·Sadaka ·Hadis 2426

· · ·

Ebu Said-i Hudri (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Öğle namazını serinliğe bırakınız. Çünkü şüphesiz sıcağın şiddeti, cehennemin kükreyişindendir.» AÇIKLAMA 681 de

İbn Mace ·Namaz (Salat) ·Hadis 679

· · ·

Ömer bin el-Hattab (r.a.)'den rivay«t edildiği» göre şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve 5ellem) buyurdular ki: «Yedi yer var. Oralarda namaz kılmak caiz değildir: Beytullahın üstü. kabristan, çöplük, mezbaha, hamam, deve yatağı ve cadde.» AÇIKLAMA : Bu iki hadiste kabristan ve hamamdan başka, namaz kılınmasının yasaklandığı beş yer daha zikredilmiştir. Bu yerlerden deve yataklarında namaz kılmakla ilgili şer'i hükmün özeti 497 nolu hadisin açıklamasında verilmişti. Mescidler kitabının 12. babında daha geniş izah yapılacaktır. İnşaallah! Sindi'in beyanına göre çöplükte ve mezbahada namaz kılmanın yasaklanmasının sebebi, bu yerlerin pisliği, kirliliği ve necasetten hali olmamasıdır. Yol üzerinde namaz kılmanın yasaklanmasının sebebine gelince; oradan geçenler namaza duranın dikkatini çeker. Diğer taraftan onun önünden geçenler olabilir. Ayrıca orada namaz kılmakla yolda geçenlere eziyet ve yolda bir tıkanıklığa sebebiyet verebilir. Kabe damı üzerinde namaz kılmak, bir nevi saygısızlık olduğu için bundan nehy edilmiştir. El-Menhel yazarı: "Namaz kılmanın yasaklandığı yerler çoktur. Şöyle ki : Aşağıda yazılı yerlerde namaz kılmanın yasaklığına dair hadisler vardır: Hamam ve kabristanda namaz kılmanın yasaklığı, Ebu Said-i Hudri (r.a.)'in hadisiyle ve başka hadislerle sabittir. Çöplük, mezbaha, yolun ortası, deve yatakları ve Ka'be'nin damı üzerinde namaz kılmanın yasaklığı, İbn-i Mace ve Tirmizi'nin İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayet ettikleri hadisten anlaşılıyor. TirmizI, bu hadisin isnadının pek kuvvetli olmadığını söylemiştir. Kilisede, havrada, kabre karşı, ğusülhane duvarına karşı, resimlere karşı, yakılan ateşe karşı, uyuyana karşı durup namaz kılmak da mekruhtur.'' diyerek bu yerlerde namaz kılmanın nehyine ait hadisleri nakletmektedir. Bunları buraya aktarmak bir hayli uzun süreceği için bundan ferağat ettik. El-Menhel yazarı daha sonra Şevkani'nin şöyle dediğini nakleder: 'Anılan yerlerin hepsinde veya ekserisinde kılınan namazın 8ıhhatına hükmedenler; ''Nerede namaz vakti sana yetişirse orada namaz kıl..'' hadisine ve benzeri hadislere dayanmışlardır. Halbuki kabristan, hamam ve benzeri yerlerde namaz kılmayı yasaklayan hadisler hususi oldukları için umumi hadislerden istisna edilmeleri gerekir.' Yukarıdaki iki hadiste nanıaz kılmanın yasak olduğu yerlerden kabristan ve hamamda kılınan namaz hakkındaki İslam alimlerinin görüşlerini 745 nolu Ebu Said-i Hudri (r.a.)'in hadisinin açıklaması bahsinde anlatmıştık. Diğer yerlerde kılınan namazın şer'i hükmü hakkında el•Fıkh Ala'I-Mezhahibi'l-Erbaa'nın -dört mezhebin fıkıh kitabı- ''Namazın mekruhları" bahsinde verdiği malumatı özlü olarak nakledelim: I - Kabe üzerinde kılınan namazın hükmÜ: 1- Hanefiler'e göre Ka'be'nin içinde ve damı üzerinde, farz olsun nafile olsun kılınan namaz sahihtir. Ancak damı üzerinde kılmak mekruhtur. Çünkü saygısızlık olur. 2- Şafiiler'e göre Ka'be içinde kılınan farz ve nafile namaz sahihtir. Ancak kapısı açıkken Ka'be içinde kapıya doğru durarak kılınan namaz sahih değildir. Ka'be'nin damı üzerinde namaz kilmak da sahihtir. Şu şartla: Namaza duranın önünde insan ziraı ile 2/3 zira: boyunda bir sütrenin bulunması şarttır. 3- Malikiler'e göre Ka'be'nin üstünde kılınan farz namaz fasiddir. Ğayri müekkede nafile namaz sahihtir.- Sünnet-i müekkede hakkında eşit iki kavil vardır: Ka'be'nin içinde ise farz namaz kılmak kerahati şedide ile mekruhtur. Henüz vakit çıkmadan kılınan namazı iade etmek mendubtur. Sünnet•i müekkede de öyledir. Ancak iadesi istenmez. Nafile namazın Ka'be içinde kılınması ise mendubtur. 4- Hanbeliler'e göre Ka'be içinde kılınan farz namaz sahih değildir. Ka'be üstünde kılınsa hüküm aynıdır. Ancak Ka'be'nin damında tam kenar üzerinde dışa doğru dursa ve önünde Ka'be' den hiç bir şey kalmasa kılınan namaz sahihtir. Veya Ka'be'nin dışında durup içinde secde ederse sahihtir. Nafile ve adak namazın ise Ka'be'nin içinde ve dam'ı üzerinde kılınması sahihtir. Ancak tam kenarı üzerinde secde ederse sahih değildir. Çünkü bu takdirde Ka'be'ye doğru durmuş sayılmaz. II - Çöplükte, mezbahada, yolun ortasında. deve yataklarında necaset'ten emin olunsa dahi namaz kılmak, Hanefi ve Şafii mezhebIerine göre mekruhtur. Hanbeliler'e göre zaruret olmadıkça bu yerlerde kılınan namaz fasiddir. Ve burada namaza durmak haramdır. Ancak bu yerlere hapsedilmek gibi bir zaruret halinde namaz kılınabilir. Malikiler'e göre necasetten emin olunduğu takdirde çöplükte, mezbahada ve caddede namaz kılmak, kerahetsiz olarak caizdir. Necaset'ten emin olunmadığı zaman eğer necasetin bulunduğu muhakkak veya. kuvvetle muhtemelse kılınan namaz batıldır. Şayet zayıf bir ihtimal varsa, henüz vakit çıkmamışken namaz iade edilir. Ancak mescidin darlığı sebebiyle yol üzerinde namaz kılınıp da yerin temizliğinden şüphe edilse bile, namazı iadesi gerekmez. Deve yataklarında ise necaset'ten emin olunduğu takdirde namaz kılmak mekruhtur. Vakit çıkmadan namaz iade edilmelidir. Bu hüküm, su çevresindeki deve yataklarına mahsustur. Develerin geceledikleri ve yine gündüz sıcağında kaldıkları yataklarda necaset'ten emin olunduğu zaman namaz kılmak, mutemed kavle göre mekruh değildir

İbn Mace ·Mescitler ve Cemaat ·Hadis 747

· · ·

Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. Lâfız İbni Müsennâ'nındır. (Dedilerki): Bize Muhammed b. Ca'fev rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Ebû Mesleme'den rivayet etti. (Demişki): Ben Ebû Nadra'yı Ebû Saîd-i Hudri'dcn naklen rivayet ederken dinledim. (Şöyle demiş): Bana benden daha hayırlı biri haber verdi ki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hendeği kazmaya başladığı vakit hem yüzünü siliyor, hem de Ammâr'a : «İbni Sümeyye'ye yazık oldu. Seni azgın bir çete öldürecek!» buyuruyormuş

Sahih Müslim ·Fitne ve Kıyamet Alametleri ·Hadis 7320

· · ·

Ebu Said-i Hudri (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den şu buyruğu işitmiştir: Allah kıyamet günü kul’u şüphesiz sorguya çeker. Hatta: Din'e aykırı durumu gördüğünde karşı çıkıp gidermekten seni alıkoyan şey nedir? diye soracaktır. Sonra Allah bu kul'a (savunma) delilini telkin (ve lütuf) buyurduğu zaman kul (kendini savunmak üzere) şöyle der: Ya Rabbi! Ben senin merhametini (müsamahanı) umdum ve insanlardan korktum (yani dine aykırı durum karşısında susmayı bu nedenle tercih ettim) ," Not: Zevaid'de şöyle denilmIştir: Bunun senedi sahih olup ravileri güvenilir zatlardır. Mahir: Allah-u Teala’nın kuluna bu delil’i ihsan buyurması o delil’in işe yarayacağı anlamına gelir. En doğrusunu Allah Celle ve A’la bilir

İbn Mace ·Fitne ·Hadis 4017

· · ·

Bana Harun b. Said el-Eylî rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Vehb rivayet etti dediki; bana Mâlik b. Enes, Amr b. Yahya b. Umâradan haber verdi dedi ki: Bana babam, Ebu Said-i Hudri'den naklen rivayet etti ki; Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Allah cennetlikleri cennete koyacak -ki o rahmetiyle dilediğini cennete koyar- cehennemlikleri de cehenneme koyacak. Sonra şöyle buyuracak: Bir bakın, kalbinde hardal tanesi ağırlığınca iman olan kimi bulursanız onu çıkartınız. Bunun üzerine böyle olanlar orada kömür gibi yanmış olarak çıkarılacaklar. Hayat yahut hayd nehrine bırakılacaklar. Onun için de sel kenannda tanenin bittiği gibi bitecekler. Siz onun nasıl sapsarı ve kıvrılmış olarak çıktığını hiç görmediniz mi?" Diğer tahric: Buhari, 22, 6560; Tuhfetu'l-Eşraf, 4407 NEVEVİ ŞERHİ: "Bunun üzerine böyle olanlar orada kömür gibi yanmış olarak çıkanlacaklar. Hayat yahut hayd nehrine bırakılacaklar ... " buyruğunda "hayat yahut haya" lafızları burada bu şekildedir. Buhari' de Malik'in rivayetinde de böyledir. Buhari ayrıca (3/36) sahihinin baş taraflarında buradaki şüphenin Malik'ten kaynaklandığını ve ondan başkalarının rivayetlerinde şüphe sözkonusu olmaksızın "hayat" diye rivayet edildiğini açıkça ifade etmiştir. Diğer taraftan burada "hayd" yağmur demektir. Ona bu ismin veriliş sebebi yeryüzünün onunla hayat bulmasıdır. İşte bundan dolayı bu su ile ateşte yanmış o kimseler dirilecektir. Onlarda dünyadaki yağmurun meydana getirdiği gibi bir parlaklık meydana gelecektir

Sahih Müslim ·İman ·Hadis 457

· · ·

Ebu Said-i Hudri r.a.’den: Kendisi, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, şöyle buyurdu, dediği rivayet edilmiştir. ''Gök ufuklarının birisinde doğan yıldız, (yerdeki insanlar tarafından, aradaki mesafe uzaklığı dolayısı ile güçlükle) görülebildiği gibi, Cennet'te yüksek derecelere kavuşanları da, kendilerinden aşağı mertebelerde bulunanlar. (aralarında mesafe farkı itibari ile) zor görebilirler. Şüphesiz Ebu Bekr ve Ömer de o (yüce mertebelere kavuşa)nlardandırlar. Hem de daha yüksektedirler

İbn Mace ·Sünnet ·Hadis 96

· · ·

Bana Ubeydullah b. Muaz El-Anbcrî rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Katâde'den rivayet etti. O da Ebû's-Sıddîk En-Nâcî'yi, Ebû Saîd-i Hudrî'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet ederken dinlemiş ki: «Bir adam doksan dokuz kişi öldürmüş de, tevbesi kabul edilip edilmeyeceğini sormaya başlamış. Derken bir rahib'e gelerek ona da sormuş. Râhib: Senin için tevbe yoktur, demiş. Adam rahibi de öldürmüş. Sonra sormağa başlamış. Sonra bir köyden çıkarak içerisinde iyi insanlar bulunan bir köye gitmek üzere yola çıkmış. Yolun bîr kısmını aldıktan sonra eceli gelmiş. Adam göğsüyle ilerlemeye çalışmış, sonra ölmüş. Bu sefer onun hakkında rahmet melekleriyle azab melekleri münakaşa etmişler. Neticede iyi yere ötekinden bir karış daha yakın bulunmuş ve o yer halkından sayılmış.» buyurmuşlar

Sahih Müslim ·Tevbe ·Hadis 7009

· · ·



Yahya rivayet etti. (Dediki): Mâlik'e Hubeyd b. Abdirrahmân'dan dinlediğim, onun da Hafs b. Asım'dan, onun da Ebû Saîd-i Hudrî'den yahut Ebû Hureyre'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum: Ebû Saîd yahut Ebû Hureyre şunları söylemiş: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu.» Râvi, Ubeydullah'ın hadisi gibi rivayette bulunmuş ve «Mescid' den çıktığı vakit tekrar ona dönünceye kadar (kalbi) mescide bağlı olan adam...» demiştir. İzah için buraya tıklayın

Sahih Müslim ·Zekat ·Hadis 2380

· · ·

Bize Haccâc b. Şâir rivayet etti. (Dediki): Bize Muallâ b. Esed rivayet etti. (Dediki): Bize Vüheyb b. Hâlid, Dâvûd'dan, o da Ebû Nadra'dan, o da Câbir ile Ebû Said-i Hudrî (Radiyallahu anhuma)'dan naklen rivayet etti. Şöyle demişler: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte hacc için avazımızın çıktığı kadar yüksek sesle telbiye getirerek (Mekke'ye) geldik.»

Sahih Müslim ·Hac ·Hadis 3024

· · ·

Ebu Said-i Hudri r.a. şöyle demiştir: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Müslümanın en hayırlı malının koyun olması yakındır. Dağ başlarında ve yağmur suyunun biriktiği yerlerde (vadi ortalarında) onları gezdirir de bu sayede dinini fitnelerden korumuş olur Tekrar:

Sahih Buhari ·İman ·Hadis 19