Ebu Musa el-Eş'ari şöyle demiştir: Bizler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in maiyetinde bir seferde bulunduğumuz sırada, yüksek bir yere çıktığımız zaman, yüksek sesle tekbir getirirdik. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Nefislerinize acıyınız! Çünkü sizler ne bir sağırı çağırıyorsunuz, ne de bir gaibe sesleniyorsunuz. Muhakkak ki sizler iyi işiten, mükemmel gören ve size çok yakın olan Allah'a dua ediyorsunuz" buyurdu. Ebu Musa dedi ki: Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim üzerime geldi. O sırada ben gönlümden "La havle ve la kuwete illa billah=her çare ve kuwet ancak Allah ile olur" diyordum. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana "Ey Abdullah b. Kays! La havle ve la kuvvete illa billah sözünü söyle, çünkü o cennet hazinelerinden bir hazinedir" buyurdu ya da "Sana cennet hazinelerinden birini göstereyim mi?" dedi
Sahih Buhari
·Tevhid
·Hadis 7386
· · ·
Zehdem İbn el-Haris şöyle rivayet etmiştir: Bu kabile ile Eşariler arasında sevgi ve kardeşlik vardı. Bir gün biz Ebu Musa el-Eş'arl'nin yanındaydık. Ona içinde tavuk eti bulunan bir yemek ikram edildi. Ebu Musa'nın yanında Teymullah kabilesinden kızıl bir adam vardı. Sanki mevaliden biriydi. Ebu Musa onu da yerr.eğe davet etti. Adam: Ben tavuğu n bir şey yediğini gördüm, bu nedenle tiksindim ve bir daha tavuk eti yememeye yemin ettim" dedi. Ebu Musa adama şöyle dedi: "Bak sana bu konuda ne anlatacağım. Ben Eş'arilerden bir topluluk içinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitmiştim. Ondan binek istemiştik. O da bize: "Vallahi size binek vermeyeceğim, yanımda binek hayvanı yok" dedi. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem eganimet malı olarak deve getirildi. O da bizi sorarak: "Eşariler nerede?" dedi. Bize beş tane beyaz alınlı deve verilmesini emretti. Develeri alıp yola çıkınca: "Biz ne yaptık, Nebi s.a.v. bize yanında binek olmadığını söyledi ve binek vermeyeceğine yemin etmişti. Daha sonra da binek verdi. Biz ona yeminini unutturduk. Vallahi asla felah bulamayız" dedik. Hemen Nebi s.a.v.'in yanına döndük ve ona şöyle dedik: "Biz binek istemek üzere sana gelmiştik. Ancak sen bineğin olmadığını söylemiş ve bize vermeyeceğine yemin etmiştin." Nebi s.a.v. şöyle buyurdu: Size bineği ben vermedim. Allah verdi. Allah'a yemin ederim ki bir konuda yemin ettikten sonra bir başka şeyin daha hayırlı olduğunu görsem hayırlı olanı yapar ve kefaret veririm. Fethu'l-Bari Açıklaması: Dikkat edin, Allah atalarınız adına yemin etmenizi yasaklıyar: Bu rivayet İbn Ebi Şeybe'nin Musannefinde İkrime tarikiyle nakledilmiştir. Bu rivayete göre Ömer radıyalIahu anh şöyle demiştir: "Bir grupla konuşmuş ve onlara "Hayır, babam adına yemin ederim ki" demiştim. O esnada arkadan birinin "Atalarınız adına yemin etmeyin" dediğini duydum. Dönüp baktım ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle diyordu: " Mesih sizin atalarınızdan hayırlı olduğu halde, Mesih adına yemin eden helak olmuştur. " Bu hadis şahitlerle güçlenen mürsel bir rivayettir. Tirmizi bir başka senetle şöyle nakletmiştir: İbn Ömer, bir adamın Ka'be adına yemin ettiğini duymuş ve ona şöyle demiştir: "Allah'tan başkası adına yemin etme. Ben Nebi s.a.v.'in şöyle buyurduğunu duydum: "Kim Allah'tan başkası adına yemin ederse küfre düşmüştür ya da müşrik olmuştur." Tirmizi bu hadisin hasen, el-Hakim ise sahih olduğunu söylemiştir. Hadiste zikredilen " küfre düşmüştür ya da müşrik olmuştur" ifadesi azarlama ve kınamada mübalağa amacıyladır. Allah'tan başkası adına yemin etmenin haram olduğunu söyleyenler bu rivayete dayanmışlardır. Kim yemin edecekse ya Allah adına yemin etsin ya da sussun: Alimler Allah'tan başkası adına yemin etmenin yasaklanmasındaki hikmeti şöyle açıklamışlardır: Bir şeyadına yemin etmek ona tazimde bulunmaktır. 'Oysa hakiki anlamda azamet yalnızca Allah'a mahsustur. Hadis zahiren sadece Allah adına yemin etmekle sınırlı olsa da fakihler Allah adına ve Allah'ın zatı ve yüce sıfatları üzerine yemin edileceğinde ittifak etmişlerdir. Ancak daha önce de anlattığımız üzere, bazı sıfatları üzerine edilen yeminin bağlayıcılığı hususunda ihtilafa düşmüşlerclir. "Allah'a yemin ederim" ifadesinde kasıt Allah lafzı değil Allah'ın zatı" dır. Bir başka şey üzerine yemin yasaklanmıştır. Peki, bu yasaklama haram kılma anlamında mıdır? Malikilerin bu konuda iki görüşü vardır: İbn Dakiki'l-ıd bu yasaklamanın haram kılma anlamına geldiğini belirtmiştir. Malikilerden nakledilen meşhur görüş ise bu yasaklamanın kerahet anlamında olmasıdır. Hanbeliler arasında da bu konuda ihtilaf vardır. Ancak onlar arasındaki meşhur görüş bu yasağın haram kılma anlamında olmasıdır. Zahiriler de bu yasağın haram kılma anlamında olduğunu kesin olarak belirtmişlerdir. İbn Abdilberr, Allah'tan başkası adına yemin etmenin icmaen caiz olmadığını söylemiştir. İbn Abdilberr cevazı nefyederek tahrim ve tenzihten daha geniş anlamı olan keraheti kastetmiştir. Bir başka konuda şöyle demiştir: "Alimler Allah'tan başkası adına edilen yeminin mekruh olduğu, yasaklandığı, hiç kimsenin bu şekilde yemin etmesinin caiz olmadığı konusunda icma etmişlerdir." İmam Şafinin "Allah'tan başkası adına yemin etmenin masiyet olmasından korkarım" deyip tereddüt göstermesinden dolayı bu konuda Şafiler arasında ihtilaf bulunmaktadır. Şafinin talebelerinin çoğunluğu bunun tenzihen mekruh olduğu kanaatindedir. EI-Maverdi şöyle demiştir: Hiç kimsenin boşamada, köle azat etmede, adakta Allah'tan başkası adına yemin etmesi caiz değildir. Bir hakim herhangi birini Allah'tan başka bir şeyadına yemin etmeye zorlarsa cehaletinden ötürü o hakimin görevden alınması gerekir. (.......) Kasıtlı olarak yapmak anlamındadır. (......) Başkasından nakletmek anlamındadır. Yani Ömer ister kasıtlı olarak ister başkasından naklederek olsun asla Allah'tan başkası adına yemin etmemiştir. Hadisten çıkarılan sonuçlar Allah'tan başkası adına yemin etmek kınanmıştır. Ömer radıyallahu anh hadisinde her ne kadar sadece atalar adına yemin etmek yasaklanmışsa da, bu, hadisin böyle bir sebepten dolayı varit olmasından kaynaklanmıştır. Ya da atalar adına yemin etmenin yaygın olmasından dolayı özellikle bu tarz yemin yasaklanmıştır. Nitekim bir başka rivayette Kureyş kabilesinin ataları adına yemin ettikleri nakledilmiştir. "Kim yemin edecekse ya Allah adına yemin etsin ya da sussun" hadisi de bu genel yasağa delalet etmektedir. Kur'an'da Allah'tan başkası adına edilen yeminlere gelince, bunlarla ilgili iki cevap bulunmaktadır: Birinci cevap: Bu yeminlerde hazif bulunmakta olup "güneşin rabbi" ve benzeri anlamlarda takdir edilirler. İkinci cevap: Bu şekilde yemin etmek Allah'a mahsustur. O yarattığı varlıklardan birini yüceltmek isteyince onun adına yemin eder. Bu durum Allah'tan başkası için geçerli değildir. Bu rivayete muhalif olan şöyle bir rivayet de vardır: Nebi s.a.v. bir bedeviye: "Babası adına yemin ederim ki eğer doğru söylediyse kurtuluşa erer" demiştir. Bu rivayet, bu şerhin baş kısmında, İman kitabının, 'zekat vermenin İslamıdan kaynaklandığına dair' bölümünde yer almıştı. Bazı hadisçiler bu hadisin metninde yer alan söz konusu ifadenin sahih olmadığı kanaatindedir. İbn Abdilben, bu lafzın gayr-ı mahfuz (şazz) olduğunu, hadisin ravilerinden İsmail İbn Cafer tarafından "Vallahi" lafzının nakledildiğini belirtmiş ve şöyle demiştir: "İsmail İbn Cafer rivayeti, içinde baba adına yeminin bulunduğu diğer rivayete kıyasla tercihe şayandır. Çünkü diğer rivayette sahih hadislerde reddedilen münker bir lafız bulunmaktadır. Üstelik bu lafız İmam Malik'in asıl rivayetinde bulunmamaktadır. Kimisi de bu hadiste bazı ravilerin ..ılı lafzını tashif ile ",,:: :ij okuduklarını ileri sürmüşlerdir. Böyle bir tashifin varlığı muhtemel olmakla birlikte bu gibi durumlar ihtimalden hareketle tespit edilemez. Benzer bir kullanım Ebu Bekir es-Sıddık'ın, kızının (Esmainın) takılarını çalan hırsız hakkında "Babana yemin olsun, senin gecelerin hiç de bir hırsızın gecesine benzemiyor» ifadesinde de yer almaktadır. Bu kıssa Malik'in Muvatta'ında yer almıştır. Es-Süheyli şöyle demektedir: Benzer bir lafız başka bir merfu hadiste daha yer almıştır. Müslim'de yer alan bu rivayette Nebi s.a.v., hangi sadakanın daha faziletli olduğunu soran kişiye "Babana and olsun, sana bu sorunun cevabı verilecektir" demiştir. Bu lafızların hadislerde sabit olması şöyle açıklanabilir: Birincisi: Bu lafızları yemin kastı olmadan söylüyorlardı. Yasaklama yemin kastederek bu lafızların kullanılması hakkındadır. EI-Beyhaki bu kanaattedir. EnNevevi de bu açıklamanın güzelolduğunu söylemiştir. İkincisi: Bu lafızlar iki amaçla kullanılıyordu. Talzim ve telkit. Yasaklama, ta'zim amacıyla kullanılması hakkındadır. Üçüncü cevap: Maverdi ve Beyhaki'ye göre, bu şekilde yemin etmek önceleri caizdi, daha sonra bu cevaz nesh edildi. Es-Sübkı, şarihlerin çoğunluğunun bu kanaatte olduklarını söylemiştir. Dördüncü cevap: Bu yeminin cevabı hazfedilmiştir. Babasının rabbine and olsun, doğru söylediyse kurtuluşa erdi, anlamındadır. Et-Taberi şöyle demektedir: Ömer radıyallahu anh hadisi -bu bö!ümün hadisi kastedilmektedir- sadece Allah adına edilen yeminin bağlayıcı olduğunu ortaya koymaktadır. Kabe üzerine, Adem aleyhisselam üzerine ya da Cebrail üzerine yemin eden kimsenin bu sözüyle yemin sabit olmaz. Yasaklanmış bir amel işlediğinden ötürü bu kişinin tevbe etmesi gerekir ancak kefaret vermesi gerekmez. Kur'an'da yaratılmışlar üzerine edilen yeminler hakkında eş-Şa'bi şöyle demiştir: Yaratan yarattıklarından istediği şey üzerine. yemin eder. Fakat yaratılmışlar ancak yaratan adına yemin edebilirler. Allah'a yemin edip yeminden dönmek, başkası adına yemin edip yemini tutmaktan daha iyidir. Bu rivayet aynı zamanda İbn Mesud, İbn Abbas ve İbn Ömer'den de naklediImiştir. Mutarrif, Abdullah'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah mahlukatın dikkatini yemin ettiği şeylere çekmek, bunların yaratıcıya delalet etmeleri ve yaratan katındaki kıymetlerini öğretmek için bu şekilde yemin etmiştir. Alimler başkasının üzerindeki bir hakkından dolayı yemin etmesi gereken kimsenin yalnızca Allah adına yemin edebileceği konusunda icma etmişlerdir. Eğer Allah dışında bir varlık adına yemin etmesi istenir de, yemin etmesi istenen varlığın Rabbi adına yemin ederse bu yemin sayılmaz. İbn Hübeyre, K.itabu'l-icma'da şöyle demiştir: Alimler Allah adına ve Allah'ın isimleri, izzet, celal, ilim, kuvvet ve kudret gibi sıfatları üzerine edilen yeminin geçerli olacağı konusunda icma etmişlerdir. Ebu Hanife ilim ve hak sıfatlarını istisna etmiş, bunlar üzerine edilen yeminleri geçerli kabul etmemiştir. Alimler Allah dışında, Nebi s.a.v. gibi yüce bir varlık adına yemin edilemeyeceği konusunda da ittifak etmişlerdir. Bir rivayete göre Ahmed İbn Hanbel bu konuda tek başına kalarak, bu şekilde de yemin edilebileceğini söylemiştir. Kadı lyaz şöyle demiştir: Allah'ın isim ve sıfatları üzerine edilen yeminin bağlayıcı olduğu konusunda İmam Şafii haricinde, hiçbir bölge alimi arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. İmam Şafii sıfatlar üzerine yemin edilecekse niyetin şart olduğunu, niyet edilmemişse kefaret gerekmeyeceğini söylemiştir. Şafii Allah'a ve Allah'tan başkasına izafe edilebilecek sıfatlarla yemin ederken niyetin gerekli olduğunu belirtmiş, niyet etmemeyi tenkit etmiştir. Ancak kalpleri değiştiren, mahlukatı yaratan, her canlıya rızık veren, alemlerin rabbi, taneyi yaran, rüzgarı yaratan gibi şer'i anlamda yüceitme (tazim) içeren ve sadece Allah'a izafe edilmesi caiz olan sıfatlarla edilen yemin geçerlidir ve bozulması halinde kefaret gerekir. Bu tip yeminler 'vallahi' lafzı gibidir. Şafiilerden nakledilen bir görüşe göre ise sari h olan tek yemin, Allah lafzıdır
Sahih Buhari
·Yeminler ve Nezirler (Eyman ve Nuzu'r)
·Hadis 6649
· · ·
Şekik şöyle anlatmıştır: Ben Abdullah b. Mesud ve Ebu Musa el-Eş' ari ile birlikte bulunduğum bir sırada şöyle dediler: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kıyametin önünde öyle birtakım günler vardır ki o günlerde yeryüzüne cahil/ik iner, ilim kaldırılır, herc çoğalır. Herc, öldürmedir" buyurdu
Sahih Buhari
·Hadis 7062
· · ·
Ebu Musa (el-Eş'arî) şöyle dedi: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Batha'da iken onun yanına vardım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bana: "Hac yaptın mı?" diye sordu. Ben: Evet, dedim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Nasıl telbiye getirdin?' diye sordu. Ben dedim ki: Şöyle telbiye getirdim: "Nebi'in lebbeyk dediği gibi diyorum" Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "İyi yapmışsın. Git Kabe'yi tavaf et, Safa ve Merue arasında sa'y yap." Sonra Benî Kays kabilesinden bir kadın saçımı kontrol etti. Ardından hac için niyet ettim. Hz. Ömer'in halifeliğine kadar ben insanlara buna göre fetva veriyordum. Bunu Ömer'e anlattiğımda bana şöyle dedi: "Eğer Allah'ın kitabını esas alırsak o bize haccı tamamlamayı emrediyor. Resulullah'ın sünnetini esas alırsak, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hedy kurbanı kesilme yerine ulaşmadıkça ihram'dan çıkmamıştır
Sahih Buhari
·Hac
·Hadis 1724
· · ·
Ebû Musa el-Eş'ârî (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Ashâb Resulullah (s.a.v.) ile birlikte bir yokuşa tırmanırlarken bir adam her tümseği çıkışta yüksek sesle "Lâ ilahe illellahü vellahü ekber" diye bağırmaya başladı. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.); "Şüphesiz siz sağır veya gâib birine seslenmiyorsunuz" buyurdu. Sonra da; "Ya Abdullah b. Kays!.." dedi... Süleyman et-Teymî önceki (1526.) hadisin mânâsını zikretti
Ebu Davud
·Vitir Namazı
·Hadis 1527
· · ·
Bize İshâk b. ibrahim El-Hanzalî rivayet etti. (Dediki): Bize Cerir, A'meş'den, o da Amr b. Mürra'dan, o da Ebû Ubeyde'den, o da Ebû Musa'l-Eş'arî'den naklen haber verdi. (Şöyle demiş): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize kendisinin isimlerini söyler de: «Ben Muhammed'im,Ahmed'im, Mukaffî'yim, Hâşir'im; tevbenin Nebisiyim ve rahmetin Nebisiyim.» buyururdu
Sahih Müslim
·Faziletler
·Hadis 6108
· · ·
Ebû Musa el Eş’arî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Nebi (s.a.v) ile birlikte yürüdüm. Rasûlullah (s.a.v.), Ensâr’dan bir kimsenin bahçesine girerek ihtiyacını giderdi. Bana da: “Ey Ebû Musa kapıya iyi bak hiç kimse yanıma izinsiz girmesin.” Sonra bir adam geldi kapıyı çaldı kim o dedim. “Ebû Bekir” dedi. “Ey Allah’ın Rasûlü bu gelen Ebû Bekir’dir, girmek için izin istiyor” dedim. Rasûlullah (s.a.v.): “O’na kapıyı aç ve Cennetle müjdele dedi.” Kapıyı açtım O da içeri girdi: “Bende onu Cennetle müjdeledim.” Başka biri geldi ve kapıyı çaldı ben kim o, dedim. “Ömer” diye cevap verdi. Ben de: “Ey Allah’ın Rasûlü! Ömer’dir girmek için izin istiyor” dedim. Rasûlullah (s.a.v.): “O’na kapıyı aç ve Cennetle müjdele dedi.” Kapıyı açtım O da içeri girdi: “Bende onu Cennetle müjdeledim.” Sonra biri daha gelerek kapıyı çaldı; “Kim o diye sordum.” “Osman” dedi. “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu gelen Osman’dır, girmek için izin istiyor” dedim. Rasûlullah (s.a.v.): “Ona da kapıyı aç ve kendisini başına gelecek bir musibet karşısında Cennetle müjdele” buyurdu. Diğer tahric: Buhârî, Menakîb; Müslim, Fedail-üs Sahabe Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Değişik bir şekilde Ebû Osman en Nehdî tarafından da rivâyet edilmiştir. Bu konuda Câbir ve İbn Ömer’den de hadis rivâyet edilmiştir
Tirmizi
·Faziletler
·Hadis 3710
· · ·
Ebû Musa (el-Eş'arî) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Sarhoşluk veren her şey haramdır.»
İbn Mace
·İçecekler
·Hadis 3391
· · ·
Ebû Musa (el Eş'arî)den rivayet olunmuştur; dedi ki: Nebi (s.a.v.)'e bal'dan (yapılan) içkiyi sordum. "- O bit'dir" buyurdu. Arpa ve darıdan bir içki elde ediliyor, dedim. "O da mizr'dir" cevabını verdi. Sonra; "- Kavmine söyle, sarhoşluk veren herşey haramdır" buyurdu
Ebu Davud
·İçecekler
·Hadis 3684
· · ·
Ebu Musa (el-Eş'ari) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Kim zar ile oynarsa şüphesiz Allah'a ve Resulüne isyan etmiş olur.»
İbn Mace
·Edep ve Ahlak
·Hadis 3762
· · ·
Ebu Musa el Eş'arî'den (rivayet edildiğine göre) Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Muhakkak ki ihtiyar müslümana, Kur'âni terk etmeyen ve yasaklarını çiğnemeyen Kur'ân hafızlarına ve adaletli devlet başkanına hürmet etmek, Allah'a saygıdandır
Ebu Davud
·Edep ve Ahlak
·Hadis 4843
· · ·
Zehdem şöyle anlatmıştır: Ebu Musa el-Eş'arl'nin yanında bulunuyorcluk. Bize şöyle dedi: Eş'arllerden bir topluluk içinde Nebi'e geldim. Onu bu sırada öfkeli bir halde buldum. Kendisinden bizlere binecek deve vermesini istedik. Resuluııah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizleri (develere) yükleyemeyeceğine dair yemin etti. Bir süre sonra da "Vallahi inşallah ben bir şeye yemin eder ve sonra ondan başkasını yemin ettiğim şeyden daha hcyırlı görürsem, muhakkak o hayırlı olanı yapar, yeminimi de kefaretle çözer, kurtulurum" dedi: Fethu'l-Bari Açıklaması: İbnü'l-Müneyyir şöyle demiştir: İbn Battal, İmam Buhari'nin attığı bu başc lıkla bir kadının nikahına malik olmadan önce talakını veya bir köleye sahip olmadan önce hürriyetini ta'lik etmenin caiz olduğu görüşüne meylettiği sonucunu çıkarmıştır. O bu konuda meydana gelen ihtilafları nakletmiş ve bu husustaki görüşleri ve delilleri uzun uzadıya açıklamıştır. Öyle anlaşılıyor ki İmam Buharl'nin maksadı onun dediğinden başkadır. Buharl'nin eğilimi şu yöndedir: Nebi s.a.v. kendisinden binecek deve isteyenlere onları bindiremeyeceğine dair yemin etmiştir. Bir süre sonril kendilerini develere bindirince onlar ettiği yemini hatırlatmak için Nebie başvurmuşlardır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara "Sizleri yükleyen ben değilim. Fakat sizleri Allah yüklemiştir" demiş ve yemininin, malik olduğu hususlarda geçerli olduğunu beyan etmiştir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları malik olduğu deveye bindirseydi yeminini bozmuş olurdu ve kefaret verirdi. Fakat o Eş'arileri özelolarak malik olmadığı Allah'ın malı olan develere bindirdi. Böylece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yeminini bozmuş duruma düşmemiş oldu. Nebi s.a.v.'in Eş'arileri develere bindirdikten sonra "Bir şeye yemin eder ve sonra ondan başkasını yemin ettiğim şeyden daha hayırlı görürsem muhakkak o hayırlı olanı yapar, yeminimi de kefaretle çözer kurtulurum" şeklindeki ifadesi, yeni bir hüküm kurucu, başlı başına bir kaideyi ifade etmektedir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem adeta şöyle demektedir: Eğer ben yemin eder, sonra yemin ettiğim şeyi terk etmeyi ondan daha hayırlı görürse m yeminimi bozar ve ona karşılık kefaret veririm. İbnü'I-Müneyyir şöyle devam eder: Eş'arilerin Hz. Nebi'den binecek hayvan istemeleri, onun binek ve yük hayvanına malik olduğunu zannetmelerindendir. Bu taleplerinin ardından Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerini malik olduğu herhangi bir hayvana bindiremeyeceğine yemin etmiştir. Çünkü kendisi o esnada böyle bir hayvana malik değildi. İbnü'l-Müneyyir sözüne devamle şöyle der: Bir kimse mülkünde olmayan bir şey üzerine o şeye bağlayarak herhangi bir fiili yapmayacağına yemin etse ... Bunu bir örnekle açıklamak daha iyi olur: Bir kimse sahip olmadığı bir deveyi kastederek "Şu deveye binersem şöyle şöyle yapmak boynuma borç olsun" diye yemin etse ve daha sonra o deve ye malik olup binse, bu yeminini bozmuş olduğu noktasında bilginler arasında ihtilaf yoktur. Bu, yeminin mülkiyete bağlanması kabilinden değildir. Bizim bu konudaki görüşümüz ise farklıdır: İbnü'I-Müneyyir'in dile getirdiği görüş ihtimale açıktır. İbn Battal'ın görüşü de uzak bir ihtimal değildir. Aksine daha doğrudur. Şöylesine; Nebi s.a.v.'den binek ve yük hayvanı isteyen sahabiler, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yemin ettiğini, yapmayacağım diye yemin ettiği şeyin aksini yaptığını anlamışlar, bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendileri için binek ve yük hayvanı verilmesini emrettiğinde "Resulullah'a yeminini unutturduk" demişler ve onun daha önce ettiği yemini unuttuğunu zannetmişlerdir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise onlara bunu unutmadığını, fakat yaptığının ettiği yeminden daha hayırlı olduğu, yemin ettiğinde ve yemininden daha hayırlısını gördüğünde yapmayacağım diye yemin ettiği şeyi yaptığı ve yeminini kefaret vererek çözüp kurtulduğu şeklinde cevap vermiştir. Bu konu "Yemini Bozmadan Önce Kefaret Verme" başlığı altında daha açık olarak gelecektir. Bir Kimsenin Malik Olmadığı Hususta Nezirde Bulunması başlığı altında insanın malik olmadığı hususta yemini meselesi hakkında daha fazla açıklama inşallah gelecektir
Sahih Buhari
·Yeminler ve Nezirler (Eyman ve Nuzu'r)
·Hadis 6680
· · ·
Ubeyd b. Umeyr'den (rivayet edildiğine göre Hz. Ebu Musa (el-Eş'ârî) Hz. Ömer'den (yanıına girmek için) izin istemiş; (Ubeyd bu rivayetine devam ederek) şu (bir önceki 5180. hadiste anlatılan) olayı (naklettti ve) bu rivayetinde (şunları da) söyledi: Sonra (Hz. Ebu Musa) Hz. Ebu Said'le birlikte (Hz. Ömer'in huzuruna) gitti ve hadis(in sıhhati) hakkında şahitlik etti. Bunun üzerine (Hz. Ömer, Hz. Ebu Musa'ya): "Demek Resul~i Ekrem'in emrinden olan bu (hadis) bana gizli kalmış. Beni (bunu öğrenmekten) pazarlarda (yaptığım) alışverişler alıkoydu. Fakat sen (bundan sonra benim yanıma girmek istediğin zaman) istediğin kadar selam ver. (Ama şahsımla ilgili olan bu meselede benden izin almana lüzum görmediğimden) izin istemezsin" dedi
Ebu Davud
·Edep ve Ahlak
·Hadis 5182
· · ·
Ebû Musa el-Eş'arî (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: Erkeklerden çok kimse kemâle erdi. Kadınlardan da İmrân'ın kızı Meryem ve Fir'avn'ın karısı Âsiye'den başka hiç biri kemâle ermedi. Âişe'nin diğer kadınlara üstünlüğü de şüphesiz, tirid'in diğer yemeklere üstünlüğü gibidir
İbn Mace
· Chapters on Food
·Hadis 3280
· · ·
Ebu Mûsâ (el-Eş'arî) (r.a.)'den; Şöyle demiştir: İki adam, dâvalarını Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e İntikal ettirdiler, aralarında bir hayvan (ın mülkiyeti ihtilâfı) var idi ve taraflardan hiç birisinin şahidi yoktu. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), hayvanı taraflar arasında yanladı. TARAFLAR KANITLAYAMIYOR VE ANLAŞAMIYORSA 3613 3614
İbn Mace
·Yargı Hükümleri
·Hadis 2330
· · ·
Ebu Musa el Eş'ari (r.a)'den rivayete göre, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İzin isternek üç seferdir. İzin verilirse gir; yoksa geri dön." (Sadece İmam-ı Malik'in Muvatta'ında geçmektedir)
Muvatta-i Malik
·Çeşitli Konular
·Hadis 1764
· · ·
Ebu Musa el-Eş'ari r.a.'in naklettiğine göre bir bedevı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: "Bir adam ganimet elde etmek için, diğeri nam salmak için, bir başkası da ne kadar cesur olduğunu göstermek için savaşıyor. Bunlardan hangisi Allah Teala yolundadır?" diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona şöyle cevap verdi: "Kim Allah'ın sözü (.....) en üstün olsun diye savaşıyorsa o Allah yolundadır
Sahih Buhari
·Beşte Bir Hakkı (Humus)
·Hadis 3126
· · ·
Ebu Musa el-Eş'ari'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Erkeklerden pek çok kişi kemale ermiştir. Kadınlardan ise İmran'ın kızı Meryem, Firavun'un karısı Asiyelden başka kimse kl?male ermemiştir. Aişe'nin diğer kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere olan üstünlüğü gibidir
Sahih Buhari
·Yemekler
·Hadis 5418
· · ·
Esved b. Yezid'den dedi ki: Ebu Musa el-Eş'ari r.a.'i şöyle derken dinledim: "Kardeşim ile birlikte Yemen'den geldik. Belli bir süre hep Abdullah b. Mes'ud'u -kendisinin ve annesinin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girdiklerini (çokça) gördüğümüz için- ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ehl-i Beyt'inden bir adam olarak düşünürdük." Bu Hadis 3484 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Abdullah b. Mes'ud" b. Gafil b. Hubeyb b. Şemah b. Huzeyl b. Mudrike b. İlyas b. Mudar "ın menkıbeleri" Babası cahiliye döneminde ölmüş, annesi Müslüman olmuş ve sahabeler arasına katılmıştır. Bundan dolayı bazı hallerde ona nispet edilmiştir. Kendisi erken Müslüman olanlardandır. İbn Hibban'ın onun yoluyla rivayet ettiğine göre İslama giren altıncı kişidir. Her iki hicrete de katılmıştır. İleride Bedir gazvesinde bulunduğu da kaydedilecektir. Kufe'de Ömer ve Osman tarafından Beytu'l-Mal'ın başına getirilmiştir. Ömrünün sonlarına doğru Medine'ye gelmiştir. Osman radıyAllahu anh'ın halifeliği döneminde 32 yılında altmışı aşkın yaşında iken vefat etmiştir. Ashab-ı kiram'ın alimlerinden olup, arkadaşlarının çokluğu ve ondan ilim öğrenenlerin fazlalığı dolayısıyla ilmi yaygınlaşanlardandır. Daha sonra musanmf (Buhari) bu başlık altında Huzeyfe'nin şu sözlerini nakletmektedir: "Görünüşü" yani huşOu "gidişi" yol alışı, tutumu "şekli, şemaili" yani yaşayışı, hali "(Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem'e Abdullah b. Mes'ud'dan daha yakın) hiçbir kimse bilmiyorum" sözlerini zikretmektedir. Bu rivayet onun dışa yansıyan halinin güzel işlerine delil teşkil eden hususlardan birisidir, diye zikrediimiş gibidir. "Ümmü Abd'in oğlu" ile kast edilen Abdullah b. Mes'ud'dur. Onun annesinin künyesi Ümmü Abd idi. Hakim ve başkaları, Ebu Vail yolu ile Huzeyfe'den şöyle dediğini rivayet etIT!ektedir: "Muhammed sallall€ıhu aieyhi ve sellem'in ashabından mahfilz olanlar da andalsun biliyorlardı ki, Ümmü Abd'in oğlu Kıyamet gününde vesile itibariyle onların (Allah'a) en yakınları olacaktır
Sahih Buhari
·Ashab-ı Kiram'ın Fazileti
·Hadis 3763
· · ·
Abdurrahman b. Hasene (r.a.) şöyle demiştir: (Bir gün) Amr b. As ile birlikte Nebiyyi Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizi ziyarete varmıştık. Nebiimiz, yanında sığır derisinden bir kalkanla çıktı. Sonra onun (arkasına) gizlenerek küçük abdestini bozdu. Biz "dikkatle bakınız Nebiimiz kadınlar gibi oturarak (ve gizlenerek) abdestini yapıyor (bozuyor)” dedik.Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu işitti ve şöyle buyurdu: "İsrailoğullarından birinin başına gelenleri bilmiyor musunuz? Onlar bulaştığı zaman idrarın isabet ettiği kısmı keserlerdi. İşte, Benu Israil'den bir kimse bundan (idrarın değdiği yeri kesmekten) onları nehyetti. Neticede kabir azabına uğratıldı." Ebu Davud dedi ki: "Mansur Ebu Vail'den, o da Ebu Musa el-Eş'ari'den bu hadisi rivayet ederken Ebu Musa (r.aj'ın (hadisteki) "elbiselerine idrar bulaşınca'' sözü yerine '"derilerine idrar bulaştığında" dediğini söylemiştir." Asım ise Ebu Vail'den, o Ebu Musa'dan, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den rivayet ederken Resulullah'ın sözü geçen tabirler yerine “onlardan birisinin cesedine (idrar bulaştığında)" dediğini rivayet etmiştir. Diğer tahric: Nesai, tahare; İbn Mace, tahare; Ahmed b. Hanbel
Ebu Davud
·Taharet (Temizlik)
·Hadis 22
· · ·
Ebu Said-i Hudri (r.a.)'den şöyle demiştir: Ebu Musa (el-Eş'ari) (r.a.) Ömer (r.a.)'ın yanına girmek için üç defa izin istedi ve kendisine izin verilmedi. O da geri döndü. Sonra Ömer (r.a.), Niçin geri döndün ? diye o'na haber gönderdi. Ebu Musa (r.a.): Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bize emrettiği üç kez izin isteme usulü ile izin istedim. Sonra bize izin verilirse gireriz ve bize izin verilmezse geri döneriz, dedi. Ebu Said dediki: Bunun üzerine Ömer (r.a.): And olsun ki ya sen bu hadis'in subutuna dair bana bir şahid getireceksin veya ben (sana yapacağımı) yaparım, dedi. Bunun üzerine Ebu Musa kavminin meclisine (Ensar'ın toplu bulunduğu yere) varıp onların bu hadis'in subutuna şahidlik etmelerini istedi. Onlar da onun için şahidlik ettiler de Ömer, onu serbest bıraktı
İbn Mace
·Edep ve Ahlak
·Hadis 3706
· · ·
Ebu Musa (el-Eş'ârî) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Bâzı kimselere ne oluyor ki Allah'ın kanunları ile oynuyorlar. Onlardan birisi (karısına): Seni boşadım. Sana rücu (dönüş) yaptım. Seni boşadım, diyor.» Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi hasendir. Ravi Müemmel bin İsmail'in sikalığı ihtilaflıdır. Onun sika olduğu söylendiği gibi hatasının çokluğu da söylenmiştir. Bir kavle göre hadisleri münkerdir
İbn Mace
·Talak (Boşanma)
·Hadis 2017
· · ·
Saîd b. Ebî Arube'den, (yine) aynen (3613 numaralı) îbn Minhal (hadisinin) senediyle rivayet edilmiştir ki, Ebu Musa el-Eş'arî şöyle dedi: (İki adam) bir hayvan üzerinde (hak iddia ederek Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e başvurdular), ikisinin de şahidi yoktu. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara (sonunda) yemin etmek üzere kur'a çekmelerini emir buyurdu. Ayrıca bu hadis'i Nesâî, kudât; İbn Mâce, ahkâm da tahric ettiler
Ebu Davud
·Yargı
·Hadis 3618
· · ·
Şa'bî'den rivayet olunduğuna göre; Müslümanlardan birine şu Dakûkâ (denilen yer) de eceli gelmiş, vasiyetine şahit olacak müslüman bir kimse bulamamış. (Ancak) kitap ehlinden iki adamı şahit tutmuş. (Kitap ehlinden olan bu iki şahit) Kûfe'ye gelip Ebû Musa el-Eş'arî'nin yanına varmışlar, (durumu ona) anlatmışlar, (vefat eden zatın) mallarını da ona getiri (ip teslim et) mişler. Bunun üzerine Ebû Musa el-Eş'arî: "Bu, Rasûlullah (s:a) zamanından sonra (bugüne kadar hiç) olmamış bir hâdisedir." dedi ve onlara ikindiden sonra; (şahitliklerinde) hiyanet etmediklerine, yalan söylemediklerine, (gerçeği) değiştirmediklerine, saklamadıklarına, bozmadıklarına, bu vasiyetin (yolculukta vefat eden zatın) vasiyyeti, (malların da yine o zatın) geride bıraktığı malları olduğuna dair Allah'a yemin ettirip şahitliklerini geçerli kıldı
Ebu Davud
·Yargı
·Hadis 3605
· · ·
Ebu Musa el-Eş'ari (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: Ben şefaat etmek ve (ya) ümmetimin yarısının cennet'e girmesi arasında muhayyer (serbest) kılındım. Ben şefaat etmeyi seçtim. Çünkü şefaat daha umumî ve daha çok yeterlidir. Siz bu şefaatimi takva sahibi (yani Allah'tan korkup kulluk görevlerini yerine getiren ve yasaklardan sakınan) mu'minler için mi sanırsınız? Hayır (öyle sanmayınız). Ve lakin o (şefaatim) günahkar, hatalı ve pis işlere karışan (müslüman) lar içindir. Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahih olup ravileri güvenilir zatlardır
İbn Mace
·Zühd
·Hadis 4311
· · ·
Ebu Musa (el-Eş'ari) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «İki müslüman kılıçlarıyla karşılaşıp çarpıştıkları zaman öldüren de öldürülen de cehennemdedir,» buyurdu. Sahabiler: Ya Resulallah! şu katildir (anladik), ama maktulün günahı nedir? diye sordular. Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «O da (çarpıştığı) arkadaşını öldürmek istedi,» buyurdu. Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahih olup ravileri güvenilir zatlardır. AÇIKLAMA 3967’de
İbn Mace
·Fitne
·Hadis 3964
· · ·
Hıttan b. Abdillâh er-Rekâşi'den; demiştir ki: Ebû Musa el-Eş'ari bize namaz kıldırdı. Namazın sonunda oturunca, cemaatten birisi: "Namaz (Kur'an'da) her türlü hayır ve zekâtla birleştirilmiştir, dedi. Ebû Musa namazı bitirince cemaate dönüp; Biraz önceki o sözleri hanginiz söyledi? dedi. Kimse cevap vermedi, Ebû Musa tekrar: Deminki sözleri hanginiz söyledi? dedi. Cemaatten yine ses çıkmadı. Bu sefer Ebû Mûsâ bana: Yâ Hıttân, herhalde bunu sen söyledin, dedi. Hayır ben söylemedim. Zaten ben azarlamandan korkmuştum, dedim. Cemaatten bir adam, Ebû Musa'ya (dönüp) Onu ben söyledim, ama hayırdan başka hiçbir şey dilemedim, dedi. Bunun üzerine Ebû Mûsâ: Namazda neler söyleyeceğinizi bilmiyor musunuz? (Bu tip konuşmalar namazı bozar). Şüphesiz, Rasûlullah bize hitâb edip, (dindeki) yolumuzu açıkladı, namazımızı öğretti, bu hutbesinde efendimiz şöyle buyurdu: "Namaza kalktığınız zaman önce saflarınızı düzeltiniz. Sonra size biriniz imâm olsun. İmam tekbir aldığında siz de tekbir alınız. = ğayril mağdubi aleyhim veleddallin) âyetini okuyunca "amin'* deyiniz. Allah duanızı kabul eder. İmam (rükû' için) tekbir alıp eğilince siz de tekbir alıp rükû' yapınız, şüphesiz imam, sizden önce rük'u yapacak ve sizden evvel doğrulacaktır. Sizin rukûda imamdan sonraya dalmanız, doğrulmada ondan sonraya kalmanıza mukabildir. İmâm = semi' allahu limen hamideh) deyince, siz = Rabbena lekel hamd) deyiniz. Allah sizi duyar. Çünkü Allah (azze ve celle) Nebisinin dili ile, "Allah kendisine hamd edeni duydu" buyurdu. (Bunu, Nebisinin dili ile öğretti). İmâm, tekbir alıp secdeye kapanınca siz de tekbir alıp secde ediniz. Şüphesiz imam sizden önce secdeye kapanır ve sizden önce başını kaldırır. Sizin imamdan sonra secde yapmanız, başınızı ondan sonra kaldırmanıza mukabildir. Namaz kılan kimse ka'de yapınca (oturunca) ilk sözü: "her türlü hayır, bütün ibâdetler ve güzel sözler Allah içindir. Ey Nebi selâm sana, Allah'ın rahmet ve bereketleri de sana. Bize ve Allah'ın sâlih kullarına da selâm olsun. Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in Allah'ın kulu ve Rasûlü olduğuna şehâdet ederim" olsun." Diğer tahric: Müslim, salât; mesâcid; fedâil; Nesâî, imame; ifîitah; Dârimî, salât, Ahmed b. Hanbel, III, 191;
Ebu Davud
·Namaz (Salat)
·Hadis 972
· · ·
Ebu Musa el-Eş'âri'den; demiştir ki: Bir seferde Resulullah (s.a.v.)'le beraberdim. Medine'ye yaklaşınca insanlar yüksek sesle tekbir getirdiler. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.): "Ey insanlar! Siz sağıra ve gâib olan birine dua etmiyorsunuz. Şüphesiz, dua ettiğiniz Allah, sizinle develerinizin boyunları arasındadır (o kadar yakındır)" buyurdu. Sonra Resulullah (s.a.v.) bana: "Ya Ebâ Musa, sana Cennet hazinelerinden bir hazine göstereyim mi?" dedi. O nedir? "O hazine Lâ havle velâ kuvvet illâ billâh'dır" buyurdu
Ebu Davud
·Vitir Namazı
·Hadis 1526
· · ·
Ebu Musa (el-Eş'ari) (r.a.)'den şöyie demiştir: Ali (r.a.), Cemel olayı günü bize öyle bir namaz kıldırdı ki, onunla bize Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in namaz kılışını hatırlattı. Artık biz, ya O (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in namazını unutmuş oluyoruz. Ya da terk etmiş oluyoruz. Çünkü Ali (r.a.), (namazdan çıkarken) sağına da soluna da selam verirdi." Not: Zevaid'de: İsnadı sahihtir, ricalı da sıkadır, Ancak ravilerinden Ebu İshak, tediis ederdi ve ömrünün son zamanlarında ihtilat'a düştü, denilmiştir. Tedlis: Ravi'nin Hadis'i kendisine rivayet eden en yakın ravisini sebepli yada sebepsiz olarak söylememesi. Bunu yapan kişi güvenilir ise sorun yoktur. Ayrıntılı bilgi için Hadis terimleri sözlüğüne bakın. İhtilat: Hastalık, şok yada ihtiyarlık sebebiyle hafıza sorunu yaşamak, hadislerde karışıklık yaşamak. AÇIKLAMA(914, 915, 916 ve 917): Bu babta rivayet olunan hadisler, namazdan çıkarken sağa ve sola başı dönderip iki defa selam vermenin meşruluğuna delalet ederler. Bu hususta imam, cemaat ve tek olarak namaz kılanlar arasında bir fark yoktur. Sahabilerin cumhurunun kavli budur, Ebu Bekir-i Sıddik, Ali bin Ebi Talib, İbn-i Mes'ud, Ammar bin Yasir ve Nafi' bin el-Haris (r.anhum) böyle hükmeden sahabilerdendirler. Tabiilerden de Ata' bin Ebi Rabah, Alkama, Şa'bi ve başkaları ile re'y ehli, Sevri, Ahmed, İshak, Ebu Sevr böyle hükmetmişlerdir. Hanefi, Hanbeli ve Şafiiler'in mezhebi de budur. Delilleri ise bu babtaki hadislerdir. Bir selamın meşruluğuna hükmeden alimler ve görüşleri, bundan sonraki babta anlatılacaktır. İnşaallah EI-Menhel yazarı iki selam'ın meşruluğuna hükmedenlerle delillerini ve bir selam'ın meşruluğuna hükmeden alimlerle delillerini zikrettikten sonra şöyle der: ''İmam olsun, cemaat olsun, tek olsun, namaz kılan herkesin, namazdan çıkarken sağına ve soluna iki defa selam vermesinin meşruluğuna hükmeden alimlerin dayandıkları deliller kuvvetli olduğundan bu görüş kuvvetlidir. Er-Ravda sahibi: 'Yalnız bir selamın verilmesine dair varid olan hadisler, iki selam'ın meşruluğuna delalet eden hadislere ters düşmez. Çünkü bilindiği gibi, çelişki arzetmeyen rivayetteki fazlalığın kabulü vacibtir. İki selam la hükmetmek, varid olan bütün hadislerle amel etmek demektir. Fakat bir selamla hükmetmek böyle değildir. Çünkü bununla hükmetmek gereksiz olarak delillerin çogunu heder etmek demektir.' demiştir. EI-Hedy sahibi: 'Nebi (s.a.v.)'in namazdan çıkarken sağına ve soluna ''Es-Selamu aleyküm ve rahmetullah.. diyerek selam verdiğini on-beş sahabi kendisinden rivayet etmiştir. EI-Hedy sahibi bunları ismen zikrediyor. Nebi (s.a.v.)'in namazdan çıkarken önüne bir defa selam verdiği de kendisinden rivayet edilmiştir. Lakin sahih bir yolla bu hususta her hangi bir rivayet sabit olmamıştır. En iyi delil, Aişe (r.anha)'nın (919 nolu) hadisidir ki O da ma'luldur. Sünenlerde mevcut ise de gece namazı hakkındadır.' demiştir. EI-Hedy yazarı bir selamın meşruluğuna dair hadislerin zayıflık sebeplerini uzunca izah etmiş, el-Menhel yazarı da bunu nakletmişse de buraya aktarmaya gerek görmüyorum. EI-Hedy yazarı daha sonra şöyle der: 'Bir selamın meşrüluğuna hükmeden alimlerin elinde Medine halkının uygulamasından başka tutarlı bir delil yoktur. Medine halkının amelini delil göstermek sahihtir. Çünkü büyük zatlar, bu şehrin tatbikatını birbirinden miras olarak almışlardır. Fakat bir selam ile ilgili tatbikat hususunda, genellikle fıkıh alimleri muhalefet etmişlerdir. Doğrusu da fıkıh alimlerinin görüşüdür. Çünkü Nebi (s.a.v.)'in sabit olan sünneti, kim olursa olsun, hiç bir şehir halkının ameliyle reddedilmez. Nitekim Medine'deki ve başka şehirlerdeki bazı emirler, namazda birtakım şeyler ihdas etmişler, bu yoldaki uygulama süre gelmiştir. Fakat fıkıhçılar buna iltifat atmemişlerdir. Hulafa-i Raşidin devrindeki Medine halkının ameli, delil sayılırdı. Fakat onların vefatndan sonra ve oradaki sahabiler tükendikten sonra Medine halkının tatbikatı ile başka şehir halkının tatbikatı arasında değer bakımından bir fark yoktur. Halk arasında hakemlik yapan kaynak, Nebi (s.a.v.)'in sabit sünnetidir. Onun ve dört halife'nin vefatından sonra hiç bir kimsenin ameli hüküm kaynağı olamaz.' Maliki mezhebinin meşhur kavline göre namaz kılan şahıs imam ve münferid ise bir selam verir ve bununla namazdan çıkmaya niyet eder. Eğer imama uymuş durumda ise, sağ tarafına selam verir ve bununla namazdan çıkmayı kasdeder. Soluna da selam verir bununla da imam'ın selamını cevaplamak ister. SELAM'IN ŞER'İ HÜKMÜ: Fıkıhçılar ilk selamın vacibliği hususunda müttefiktirler. Ikinci selam ise, cumhur'a göre sünnettir. Tahavi, el- Kadı ve başkalarının dediğine göre Hasan bin Saiih, vacibliğine hükmetmiştir. Ahmed bin Hanbel'den yapılan bir rivayet de böyledir. Malik'in bazı arkadaşları da böyle demişlerdır. Zahiriye mezhebine mensub bazı alimlerin de böyle dediklerini İbn-i Abdi'l-Berr nakletmiştir. Hadislerin zahirine göre selam lafzı ''Es-Selamu aleykum ve rahmetullah,.dır . Hanefi mezhebine göre böyle selam vermek sünnettir. Kişi eğer yalnız ''Es-Selamu aleyküm,.'' veya ''Selamun aleyküm,.'' derse kafidir. Fakai sünneti terk etmiş olur. Şafii mezhebine göre de böyle selam vermek sünnettir. Şayet ''Es-Selamu aleyküm,''. veya ''Aleykumu's-Selam" derse en sıhhatli kavle göre farz ifade edilmiş olur . Malikiler'e göre' vaoib olan yalnız ''Es-Selamu aleyküm"dır. ''Ve rahmetullah,.'' lafzı ilave edilmez. Hanbeli mezhebine göre ''Es-Selamu aleyküm ve rahmetuliah,.'' lafzı ile selam vermek farzdır. Hadislerin zahirine göre selam verilirken sağa ve sola başı iyice döndürmek meşrudur. Öyle döndürmelidir ki onun arkasında oturan kişi yanağını görebilmelidir. Hanefi, Şafii, Hanbeli alimlerinin kavli budur. Malik'ten yapılan bir rivayete göre imam veya tek olarak namaz kılan için hüküm budur. İbn-i Kasım'ın Malik'ten yaptığı rivayete göre imam veya tek ola.rak namaz kılan kişi önüne selam verir ve başını hafifçe sağa döndürür. İmam'a uyan kişi ise yine İbn-i Kasım'ın rivayetine göre ilk selamı verirken hafifçe sağa bakar. İkinci selamı önüne verir ve imam'a işaret eder. Eğer solunda kimse varsa ona da üçüncü bir selam verir. Bu babtaki hadisler İbn-i Kasım'ın rivayetini reddederler
İbn Mace
·Namaz ve Sünneti
·Hadis 917
· · ·
Ebu Musa el-Eş'ari'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Hiçbir kimse (kendisi hakkında) duyduğu eza (verici isnad ve iftira) ya Allah'tan çok sabırlı değildir. İnsanlar Allah'a oğul isnad ederler de sonra Allah yine onları (afetlerden) selamette kılar ve (her türlü nimetlerle) rızıklandırıp (yaşatır). " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hiçbir kimse (kendisi hakkında) duyduğu eza (verici isnad ve iftira)ya Allah'tan çok sabırlı değildir." Bu hadisin açıklaması Edeb Bölümünde geçmişti. Hadise burada yer verilmesinin sebebi "onları (afetlerden) selamette kılar ve (her türlü nimetlerle) rızıklandmp (yaşatır)" ifadesiyle "isnad ederler" cümlesidir. İbn Battal şöyle demiştir: Bu başlık, Yüce Allah'ın iki sıfatını içermektedir. Bunlar zatı sıfatlarıyla, mı sıfatıdır. Rızık vermek Yüce Allah'ın fiillerinden biridir. O, Allah'ın fiil sıfatlarındandır. Zira rızık veren niteliği, bir rızıklananın bulunmasını gerektirir. Yüce Allah ezelde vardı, ancak rızıklanan hiç kimse yoktu. Orada mevcut olmayan her şey sonradan olmadır (muhdes). Yüce Allah Rezzak olarak vasıftanmıştır. O mahlukatı yaratmadan önce kendisini Rezzak olarak nitelemiştir. Bu, rızıklanacak kimseleri yarattığında onlara rızık verecek anlamındadır. Kuvvet, Allah'ın zat sıfatlarındandır. Kuwet, kudret manasındadır. Yüce Allah her zaman kuvvet ve kudret sahibidir. Onun kudreti mevcuttur, zatı ile kaimdir ve ona kadir olanların hükmünü vermektedir. Ayette geçen "el-metin" kuvvetli anlamındadır. Kelime sözlükte sabit ve sahih olan manasınadır. Beyhaki şöyle demiştir: Kuvvetli ve kudreti tam olan bir varlığa hiçbir durumda acizlik nispet edilmez. Dolayısıyla kelimenin manası, kudret ve kadir köküne dayanır. Bu hüküm, "Allah kudretle değil, kendi nefsiyle kadirdir. Çünkü "kuvvet" "kudret" manasındadır. Yüce Allah yukarıdaki ayette "zülkuvve=kuvvet sahibi" ifadesini kullanmaktadır" diyen görüşü reddetmektedir. Hadiste yer alan "asberu=en sabırlı" kelimesi, sabır kökünden ism-i tafdildir. Yüce Allah'ın Esma-i hüsna'sından birisi de "es-sabur=çok sabırlı" sıfatıdır. Bunun manası asi olanlara acele ile cezalarını vermez demektir. Kelime "el-halim" sıfatına anlamca yakındır. "el-Halim" selamet konusunda ukubetten daha vurguludur. "el-Eza" kelimesinden maksat onun Nebilerine ve salih kullarına yapılan eziyettir. Zira yaratıkların ona eziyet vermeleri imkansızdır. Çünkü eziyet edilme, noksanlık sıfatıdır. Allah her türlü noksanlıktan münezzehtir. Yüce Allah intikamını herhangi bir kimsenin zorlaması altında kalarak değil, kendisinden bir lütuf olarak erteler. Allah'ın eşinin ve çocuğunun olmadığını söyleyen Nebileri yalanlamak, onlara eziyet vermek demektir. Eziyetin Allah'a izafe edilmesi onlara tepki koymada abartı ve sözlerinin vebalinin ne kadar ağır olduğunu vurgulamak içindir. Yüce Allah'ın "Allah ve Resulünü incitenlere Allah dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için horlayıcı bir azap hazırlamıştır. "(Ahzab 57) ayeti de bu kabildendir. Çünkü ayetin manası Allah'ın ve Resulünün dostlarını incitenler demektir. Bu durumda muzaf (tamlanan) muzafun i1eyh (tamlayan) yerine konulmuştur. İbnü'l-Müneyyir şöyle der: Bu ayetin hadisle uygunluk yönü Allah'ın kudretine delalet eden rızık ve kuvvet sıfatlarını kapsamasından dolayıdır. Rızıktan başlayacak olursak bu "Rızıklandınp, yaşatır" ifadesinde gayet açıktır. Kuvvete gelince, bu da "Çok sabırlıdır" ifadesinden anlaşılmaktadır. Çünkü kelimede kullar kendisine kötülük ettiği halde -insanların karakteri aksine- Yüce Allah'ın onlara ihsan etmeye kudreti olduğuna işaret vardır. İnsanoğlu ise -şer'an üstlenmesi hariç- kendisine kötü davranana iyilikte bulunma gücünü kendinde bulamaz. Bunun sebebine gelince, yok olma korkusu insanı derhal karşıdaki kişiye ceza ile ödül vermeye sevkeder. Yüce Allah şu anda ve gelecekte buna kadirdir. Onu hiçbir şeyaciz bırakamayacağı gibi yok da edemez
Sahih Buhari
·Tevhid
·Hadis 7378