Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle dediğini işittim: "Sizden biri (yalnızca) Cuma günü oruç tutmasın. Ancak bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile birlikte tutsun
Sahih Buhari ·Oruç (Sıyam) ·Hadis 1985
Ashab-ı Kiram — kg_varlik (run_id=3)
Ebu Hureyre · Ebû Hureyre · Ebû Hüreyre · Hz. Ebu Hureyre · Abû Hureyre · Ebü Hureyre · Abu Hureyre · Ebu Hüreyre · Abû Hüreyre · Hz. Ebû Hureyre · Ebû Hûreyre · Ehû Hureyre · Hz. Ebû Hüreyre · Abu Hüreyre · Hazret-i Ebû Hüreyre
Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle dediğini işittim: "Sizden biri (yalnızca) Cuma günü oruç tutmasın. Ancak bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile birlikte tutsun
Sahih Buhari ·Oruç (Sıyam) ·Hadis 1985
Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kim mü’min sûresi ilk üç ayetiyle Bakara sûresi 255. ayeti olan Âyet-el Kürsî’yi sabahleyin okursa akşama kadar muhafaza edilir. Akşam okursa sabaha kadar bu âyetler vasıtasıyla koruma altına alınır.” (Dârimî, Fedail: 27) Bu hadis garibtir. Bazı ilim adamları Abdurrahman b. Ebû Bekir b. Ebû Müleyke el Müleykî’nin hafızası yönünde söz etmişlerdir. Zürare b. Mus’ab ibn Abdurrahman b. Avf’tır ve Ebû Mus’ab el Medenî’nin dedesidir
Tirmizi ·Kur'an'ın Fazileti ·Hadis 2879
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, Nebi (s.a.v) şöyle buyurdu: Ra’d sûresi 4. ayeti olan “
…
Hal böyleyken yemişlerinde ve lezzetlerinde bir kısmını diğerinden farklı kılıyoruz
…
” Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kuru ve yaş hurma, tatlı ve ekşi.” Tirmizî rivâyet etmiştir. Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir. Zeyd b. Üneyse bu hadisi, A’meş’den bu şekilde rivâyet etmiştir. Seyf b. Muhammed, Ammâr b. Muhammed’in kardeşidir. Ammâr ondan daha sağlamdır. Ammâr, Sûfyân es Sevrî’nin kız kardeşinin oğludur
Tirmizi ·Tefsir ·Hadis 3118
…
(Dediki): Bize Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dediki): Bana Hişâm b. Sa'd, Zeyd b. Eslem'den, o da Ebû Sâlih'den, o da Ebu Hureyre'den, o da Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen, Ya'kûb'un, Süheyl' den rivayet ettiği hadis gibi rivayette bulundu
Sahih Müslim ·Zekat ·Hadis 2345
Ebu Hureyre r.a. şöyle dedi: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki kere: "Visal orucu tutmaktan sakının" buyurdu. Kendisine; "Sen visal orucu tutuyorsun" denilince, "Ben gecemi Rabbim’in beni yedirip içirmesiyle geçiriyorum. Amellerden gücünüzün yeteceği şeyleri yapın" buyurdu
Sahih Buhari ·Oruç (Sıyam) ·Hadis 1966
Bize Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyân b. Uyeyne, Ebû'z-Zinâd'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Hureyre' den merfûan rivayet etti ki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Dikkat edin! Sabahleyin bir kap, akşamleyin bir kap süt veren bir deveyi meniha olarak bir aileye veren bir kimse için bunun sevabı pek büyük olur.» buyurmuşlar. İzah 1020 de
Sahih Müslim ·Zekat ·Hadis 2357
Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dediki): Bize Cerîr (yânî İbni Hâzim) rivayet etfi. (Dediki}: Bize Gaylân b. Cerîr, Ebû Kays b. Riyah'dan, o da Ebû Hureyre'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti ki: «Her kim tâattan çıkar ve cemaattan ayrılırsa câhiliyyeî ölümü ile ölür. Her kim körü körüne (çekilmiş) bîr sancağın altında harbeder bir asabe namına kızar yahud bîr asabeye davet eder veya bîr asabeye yardımda bulunur da öldürülürse bu da bir câhiliyyet ölümüdür. Ve her kim benim ümmetime karşı çıkar, iyisini kötüsünü vurur; mü'mininden çekinmez; ahid sahibine verdiği sözü de yerine getirmezse o benden değildir; ben de ondan değilim!» buyurmuşlar
Sahih Müslim ·İdare (Imamet) ·Hadis 4786
Ebu Hureyre r.a.'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Feral da yoktur, atlre de yoktur" diye buyurmuştur. (Zührl) dedi ki: Fera' develerin ilk doğurduğu yavrunun adı idi. Onlar bunu tağutlarına (putlarına) keserlerdi. Atlre ise Receb ayında olurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Onlar bunları tağutlarına keserlerdi." Ebu Davud ravilerin bazısından şu fazlalığı zikretmiştir: "Sonra onu yerler ve derisi de ağaçların üzerine bırakılırdı." Hadiste nehyin illetine de işaret vardır. Şafiı buradan, kesimin Allah için olması halinde caiz olacağı hükmünü çıkarmıştır. Böylelikle bu hadis ile: "Fera' bir haktır" hadisini bir arada telif etmiş olmaktadır. Bu da Ebu Davud, Nesai ve Hakim'in rivayet ettiği bir hadistir. Hakim'in rivayetinde de aynı şekilde şöyle denilmektedir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ferala dair soru soruldu da o; Fera' bir haktır, senin deveni iki yaına basmış bir dişi deve olana yahut üç yaşına basmış bir erkek deve olana kadar bırakıp Allah yolunda ona yük taşıtman, yahut dul bir kadına onu vermen, senin için eti tüyüne yapışacak halde iken kesme nden ve böylece dişi devenden onu ayırmandan daha hayırlıdır." Şafii, Beyhakl'nin, el-Müzenı'nin ondan diye, onun yoluyla naklettiğine göre şöyle demiştir; Fera' cahiliye dönemi insanlarının kestikleri ve bu yolla mallarının bereketlenmesini diledikleri bir işti. Onlardan herhangi birisi dişi devesinin ya da koyununun ilk yavrusunu daha sonra geleceklerde bereket ihsan edilir ümidiyle keserdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bunun hükmüne dair soru sordular. O da onlara bu hususta onlar için bir kerahet bulunmadığını haber verdiği gibi, Allah yolunda sırtına yük vurulacak hale gelinceye kadar onu bırakmalarımmüstehap olmak üzere emir vermiştir. Hadisteki "bir haktır" buyruğu ise, batıl değildir anlamınadır. Bu da soranın sorusuna göre veriImiş bir cevaptır. Bu hadis ile "fera' da yoktur, anre de yoktur" şeklindeki diğer hadis arasında da bir muhalefet söz konusu değildir. Çünkü hadis vacip bir fera' da yoktur, vacip bir anre de yoktur anlamındadır. Nevevl şöyle demiştir: Şafiı "Harmele"de fera' ve anrenin müstehap olduğunu açıkça ifade etmiştir. Ebu. Davud, Nesai, İbn Mace'nin sahih olduğunu belirterek Hakim ve İbnu'I-Münzir'in Nubeyşe'den şöyle dediğine dair naklettikleri rivayet de bunu desteklemektedir: "Bir adam Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: Bizler cahiliye döneminde iken Receb ayında bir anre keserdik. Bize ne emredersin, diye sordu. Allah Rasulü: Siz hangi ayda olursa olsun Allah için kesebilirsiniz, diye buyurdu. Adam: Biz cahiliye döneminde fera' diye bir kurban keserdik, dedi. Allah Rasulü: Her bir saimede (meralarda yayılan davarlarda) senin davarlarının arasında beslenen bir fera' vardır. Bu yük taşıyabilecek hale geldiği vakit sen de onu keser, etini tasadduk edersin, böylesi daha hayırlıdır, diye buyurdu." Bu hadis-i şeriften anlaşıldığına göre Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem fera' ve anreyi kökünden iptal etmemiştir. Bunların her birisine dair bazı nitelikleri kaldırmıştır. Fera'ın iptal ettiği niteliği, ilk doğduğu sırada kesilmesi niteliğidir. Anrenin iptal ettiği niteliği ise özellikle Receb ayında kesilmesi niteliğidir
Sahih Buhari ·Akika (Doğum Kurbanı) ·Hadis 5474
Bana Hârûn b. Saîd El-Eylî rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dediki): Bana Amr haber verdi; Ona da Ebû Hureyre'nin azatlısı Ebû Yûnus, Ebû Hureyre'den o da Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etmşi ki: şöyle buyurmuşlar: «Bazen ben ailem nezdine döner de döşeğimin üzerine düşmüş bir hurma bulurum, sonra onu yemek için yerden alırım, arkasından da sadaka olduğundan korkarak onu elimden atarım.»
Sahih Müslim ·Zekat ·Hadis 2476
Ebu Hureyre (r.a.)'den; demiştir ki;Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki; "Kişinin cemaatle kıldığı namaz'ın sevabı evinde ve dükkanında kıldığı namaz'ın sevabından yirmi beş derece daha fazladır. Bu fazlalık, sizden birinin abdest aldığı zaman (sünnet ve farzlarına riayet ederek) abdestini güzel yapması, namazdan başka bir şey kast etmeyerek mescid'e gelmesi ve o'nu evinden namazdan başka bir şeyin çıkarmaması sebebiyledir. O mescide gelinceye kadar hiç bir adım atmaz ki o adım sebebiyle derecesi yükseltilmiş veya ondan bir günah silinmiş olmasın. Mescid'e girdiği zaman, namaz onu habsettiği (dışarıya çıkmaktan men ettiği) müddetçe sanki o namazdadır. Sizden biriniz, namaz kıldığı yerde durduğu, (veya namazı beklediği) müslümanlardan kimseye eziyet etmediği ve abdestini bozmadığı müddetçe melekler o'nun için: "Allah'ım o'nu bağışla, Allah'ım o'na rahmet et ve Allah'ım o'nun tevbesini kabul et" diye dua ederler" Diğer tahric: Buharî, buyu'; Müslim, tahare; mesacid; Nesaî, mesacid; İbn Mace, tahare; mesacid; Ahmed b. Hanbel, II
Ebu Davud ·Namaz (Salat) ·Hadis 559
Ebu katade (r.a.)'den rivayet edildiğine göıe Nebi (Sallatluhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Biriniz mescide gireceği zaman, oturmadan önce iki rekat namaz kılsın.» Tahric: Ebu Hureyre (r.a.)'ın hadisi zevaid türündendir. Ebu Katade (r.a.)'in hadisi ise Kütüb-i Sitte sahibIeri, Ahmed Beyhaki ve Darekutni tarafından rivayet. edilmiştir
İbn Mace ·Namaz ve Sünneti ·Hadis 1013
…
Şuayb b. Leys rivayet etti. (Dediki): Bana babam rivayet etti. (Dediki): Bana Leys b. Sa'd rivayet etti. (Dediki): Bana Yunus, İbni Şihâb'dan rivayet etti. (Demişki): Bana Ebu Bekir b. Abdirrahmân rivayet etti. Kendisi Ebu Hureyre'yi: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) «Şöyle buyurdular...» diyerek yukarki hadisin mislini rivayet ederken dinlemiş. Yalnız o, hadîsdeki «Sakîm» kelimesinin yerine «Kebir» demiştir
Sahih Müslim ·The Book of Prayers ·Hadis 1049
Ebu Hureyre der ki: Bir rek'ata yetişen secdeye (namaza) yetişmiş olur. Fatiha'yı kaçıran kimse ise, birçok hayrı kaçırmış olur. Bu Hadis Sadece Muvatta da var
Muvatta-i Malik ·Namaz Vakitleri ·Hadis 18
Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), henüz erginlik çağına varmamış bir oğlan çocuğu (ayrılan) babası ile anasından dilediğini seçmek hususunda serbest bıraktı ve: «Yâ ğulâm! Bu senin anandır, şu da senin babandır (Bunlardan hangisini diliyorsan onun elinden tut,» buyurdu. (Oğlan anasının elinden tuttu. Anası da onu götürdü). Diğer tahric: Bu hadisi Şafii ve Tirmizi de rivayet etmişler ve Tirmizi: Bu, hasen - sahih bir hadistir, demiştir. Ebu Davud, Ahmed. Nesai ve Beyhaki de bunu uzun bir metin halinde rivayet etmişlerdir. EBU DAVUD HADİSLERİ VE İZAHLARI: 2244
İbn Mace ·Yargı Hükümleri ·Hadis 2351
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Güneş batmadan önce ikindi namazından bir rek'at'e yetişen kimse, namaza yetişmiş olur ve güneş doğmadan önce bir rek'at'e yetişen kimse, namaza yetişmiş olur.» Tahric: Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi bu hadisi rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : Tirmizi hadisin hasen - sahih olduğunu söyleyerek, Şafii. Ahmed ve İshak'ın bununla hükmettiklerini ve bunlara göre hadisin manasının özür sahibinin mezkur namazlardan birer rek'ate yetişmesi halinde namaza gitmiş sayılacağını söylemiş, özür için de şu örneği vermiştir: Mesela adam uykuda kalır veya namazı unutur da Güneş doğacağı veya batacağı zaman uyanırsa özür sahibi sayılır. Tuhfetu'l-Ahvezi yazarı El- Hafız, İbn-i Hacer Askalani'den naklen beyan ettiğine göre meşru mazereti olmayan kimsenin bir rek'atlik vakit kalıncaya kadar namazı geciktirmesinin haram olduğuna alimler ittifak etmişlerdir. Ebu Davud bu hadisi ''Orta namaz,. babında rivayet etmiş, EI-Menhel yazarı da aşağıdaki ma'lumatı vermiştir: ''Cumhura göre hadisin manası şudur: Adam, vaktin sonunda ikindi namazından veya sabah namazından bir rek'at kıldıktan sonra kıldığı namazın vakti çıkarsa o namazın tamamını vaktinde eda etmiş sayılır. Bu hususta mazereti olan ve olmayan arasında, namazın sıhhati bakımından bir fark yoktur. (Özürsüz olarak namazı bu kadar geciktirmek günahtır,) Ebu Hanife Cumhura muhalefet ederek: Böyle kılınan sabah namazı batıldır, demiştir. Bazıları: Böyle kılınan namazın tamamı kaza olarak kılınmış sayılır, demişler; Bir kısım alimler de: Vakit çıkmadan kılınan rek'at' eda, vakit çıktıktan sonra kılınan bir veya daha fazla rek'at kaza olarak kılınmış sayılır, demişlerdir. Nevevi, Müslim'in şerhinde: 'Mezkur ihtilafın etkisi, yolcunun, seferi olarak kıldığı namazda görülebilir. Şöyle ki: Yolcu bir rek'at kıldıktan sonra namaz vakti çıktığında eğer namazın tamamını eda olarak sayarsak kasır yapabilir. (Dört rek'atIik farzı iki rek'at olarak kılabilir.) Eğer böyle kılınan namazın hepsi veya bir kısmı kaza sayılır, desek kasır yapamaz, namazı tam olarak kılması gerekir. Tabi yolculuk halinde kazaya bırakılan namaz, seferde kaza edilince tam olarak kılınması vacibtir, desek durum anlattığımız gibidir. Şayet vaktin sonunda namaza duran kişi, henüz vakit çıkmadan bir rek'ate bile yetişmez de rek'atın bir parçasını kıldıktan sonra vakit çıkarsa, bazı arkadaşlarımız: Bunun hükmü bir rek'ate yetişenin hükmü gibidir, demişlerse de, Cumhlira göre namazın tamamı kaza olarak kılınmış sayılır,' demiştir. Ebu Hanife hadisi şöyle yorumlamıştır: Delilik, aybaşı adeti, lahusalık, bayılmak ve çocukluk gibi özürü olan kişi mazereti kalktığında sabah veya ikindi vaktinden bir rek'atlik süreye yetişirse bu namaz ona farzdır. Sabah namazı dahil, her hangi bir namazın bir rek'atini vakit çıkmadan kılan kişinin namazının sıhhatına ve namazının tamamının eda sayıldığına hükmeden cumhurun görüşünü te'yid eden delillerden birisi Beyhaki'nin Zeyd bin Eslem (r.a.)'den rivayet ettiği şu hadistir: "Sabah namazından bir rek'ate Güneş doğmadan, bir rek'ate de Güneş doğduktan sonra yetişen kimse namaza yetişmiş olur.'' Diğer bir delil de, yine Beyhaki'nin Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet ettiği şu hadistir: "Güneş batmadan önce bir rek'at, ve Güneş battıktan sonra kalan rek'atleri kılan kimse, ikindi namazını kaçırmamış olur.'' Cumhurun başka bir delili Buhari'nin Ebu Seleme tarikiyle Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet ettiği bu hadistir: Resulullah (SaIlaIlahu Aleyhi ve SeIlem) buyurdu ki: "Sizden birisi, Güneş batmadan önce ikindi namazından bir secdeye yetiştiği zaman namazını tamamlasın ve Güneş doğmadan sabah namazından bir secdeye yetiştiği zaman namazını tamamlasın.'' Hadisteki secde ile rek'atın tamamı kasdedilmiştir. Cumhurun bir başka deliIide Mesai'nin İbn-i Şihab yoluyla Salim'den rivayet ettiği şu mealdeki hadistir: ''Namazdan bir rek'ate yetişen kimse, namazın tamamına yetişmiş olur. Ancak vakit içinde yetiştiremediği rek'atlere devam ederek namazını tamamlar.'' El-Hafız, EI-Fetih'te: 'Mezkur deliller, Tahavi'nin Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisindeki: ''bir rek'ate yetişme ... ''yi çocuğun erginlik çağına erişmesi, hayızlı kadının temizlenmesi, kafirin müslüman olması ve benzeri özürlerin kalkmasına tahsis etmesini reddeder. Tahavi, bu yorumla mezhebinin görüşüne yardımcı olmak istemiştir. Çünkü Hanefi mezhebine göre sabah namazından bir rek'ate yetişen ve henüz diğer rek'ati kılmadan Güneş doğan adamın namazı bozulur. Çünkü kerahet vaktinde tamamlanmış olur. Kerahet vaktinde nafile namaz kılınmayacağına ittifak var ise de farz namazın kılınıp kılınmayacağı hususunda meşhur ihtilaf vardır. Bu görüş, farz namazın da kılmamayacağı esası üzerinde kuruludur. Ebu Hanife, cumhura muhalefet ederek: Sabah namazını kılarken Güneş doğan adamın namazı batııdır, demiştir. Delili de Güneş doğarken namaz kılmanın yasak olduğuna ait hadislerdir. Bazı alimler, bu vakitte namaz kılmanın yasağına ait hadislerin, Ebu Hureyre (r.a.}'in hadisini neshettiğini iddia etmişlerse de bu iddia delile muhtaçtır. Çünkü, ihtimale dayanılarak nesih yoluna gidilemez. İki hadisin arasını bulmak mümkündür. Şöyleki: Bu vakitte namaz kılmanın yasaklığına ait hadisler, bir sebebe dayalı olmayan nafile namazları hakkındadır, diye yorumlanabilir. Kaza namazı ve bir sebebe dayalı nafile türünden sayılan tahiyyetül-mescid ve abdest alındıktan sonra kılınan abdest sünneti gibi namazların bu vakitte kılınması mekruh değildir.' EI-Menhel yazarı, El-Hafız'ın yukardaki sözlerini naklettikten sonra şöyle der: Hak budur ki: Nehiy hadisleri umumidir. Bütün namazları kapsar. Anılan vakitte hiç bir namazın kılınması caiz değildir. Sebebe dayalı olan sünnetler ile sebebe dayalı olmayan nafile namazlar arasında hiç bir fark yoktur. Ancak başka bir delil ile istisna edilen namazlar varsa bunlar için kerahet söz konusu olmaz. Sabah namazının bu vakitte kılınabileceği hakkında özel hadis vardır. O da bu babtaki hadistir. Hadisin mefhumuna göre, vakit içinde bir rek'atı tamamlayamayan ve kalan kısmı vakit dışında kılan kişi o namazı kaza etmiş olur. cumhurun görüşü de budur. Bazıları: O namaz eda olarak kılınmış sayılır, demişler ise de hadisin mefhumu bunu reddeder... VAKTİN BİTİMİNDE MAZERETİ KALKANıN HÜKMÜ : Bir namaz vaktinden bir rek'atlik süreden daha az bir zaman, kalmış iken mazereti kalkan kişiye o namaz farz mı, değil mİ? Bu hususta alimler arasında ihtilaf vardır: Malik'e ve Şafii'nin bir kavline göre farz değildir. Hadisin mefhumu bunu gerektirir. Ebu Hanife ve Şafii'nin en kuvvetli kavline göre farzdır. Çünkü mükellef, vaktin bir parçasına yetişmiştir. Hadiste ''Bir rek'at' kaydı, çoğu zamanki durumitibari iledir. Bu yorumun uzaklığı besbellidir. Özürlü adamların mazeretleri kalkarken henüz bir rek'atlık süre kalmış ise alimlerin ittifakı ile o namaz farzdır. Nevevi, Müslim'in şerhinde: Bir rek'at veya namaza giriş için gereken süreden başka, abdest almak süresi de şart mıdır? Arkadaşlarımızın iki görüşü vardır. En sıhhatlı kavle göre şart değildir, demiştir. Şu halde Şafii mezhebinin kuvvetli görüşüne göre şart değildir. Malikiler'e göre kafir için bu süre şart değildir. Çünkü daha erken Müslümanlığı kabul etmek onun elindedir. Fakat özür sahipleri için bu süre şarttır. Hanefiler'e göre özürlüye bir namazın farz olması için onun vaktinden abdest almak, avret yerini örtmek ve tahrim tekbirini almak için gereken bir sürenin kalması şarttır. El-Ayni: 'Bu hadis, ikindi namazından bir rek'at kıldıktan sonra vakit çıkarsa kişinin namazının bozulmayacağına ve namazına devam etmesinin gerekliliğine delalet eder. Bu husus icma ile sabittir. Sabah namazında ise Şafii, Malik ve Ahmed bin Hanbel'e göre hüküm aynıdır. Ebu Hanife'ye göre sabah namazı güneşin doğması ile bozulur. Şafiiler'e göre, hadis Ebu Hanife aleyhinde delildir, demiştir. BİR REK'ATE YETİŞMEK SABAH VE İKİNDİYE Mİ MAHSUSTUR? Vakit çıkmadan önce bir rek'ate yetişmek, sabah ve ikindi namazlarına mahsus değildir. Çünkü Buhari ve Müslim nezdinde sabit olan ve Ebu Hureyre (r.a.) tarafından merfu' olarak rivayet edilen hadiste Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem). şöyle buyurmuştur: "Namazdan bir rek'ate yetişen kişi, namaza yetişmiş olur.'' Bu hadis, 699 nolu hadisten daha umumidir. Bazı alimler: Sayısı yazılı hadis, ikindi ve sabah namazlarıyla kayıtlıdır. Buhari ve Müslim'in hadisi mutlaktır. Mutlak hadis, kayıtlı hadise yorumlamr, demişlerdir. Buna göre, mutlak olan hadisle sabah ve ikindi namazları kasdedilmiş olur. Lakin bu hadis, hükmün sabah ve ikindi namazına mahsus olduğuna, mefhumu itibariyle delalet eder. Halbuki Buhari ile Müslim'in hadisi, mantuk yani lafzın sarahati (açıklığı) itibariyle hükmün bütün namazlarda değişmediğine delalet eder. Hadis usulü ilminde belirtildiği gibi mantuk, mefhuma tercih edilerek hüküm çıkarılır. Bir de Buhari ve Müslim'in hadisinde diğer hadise zıt olmayan bir fazlalık vardır. Bu fazlalık geçerlidir. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Vakit çıkmadan önce bir rek'atine yetişilen namazın tamamı eda sayılır. Nevevi: Namazı bu zamana kadar tehir etmenin caiz olmadığı hususunda alimler ittifak etmişlerdir, der. 2- Vaktin bitimine bir rek'atlık süre kaldığında özrü kalkan kişiye o namaz farzdır
İbn Mace ·Namaz (Salat) ·Hadis 699
Ebu. Said el-Hudri ve Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir sahabiyi Hayber vergilerini toplamak için görevlendirmişti. O, Hayber'den, cenıb adı verilen iyi cins hurmalar getirdi. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona, "Hayber'in bütün hurmaları böyle midir?" diye sordu. Adam, "Vallahi, hayır, Ey Allah'ın Resulü! Bunu, diğer hurmalardan iki sa' verip bir sa', üç sa' verip iki sa' almak suretiyle elde ettik" diye cevap verdi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Böyle yapma. Önce elindeki hurmaları para karşılığında sat. Daha sonra da (bu dirhemler/e) cenib denilen hurmaları satın al" buyurdu. 2201 Tekrarları: 2302, 4246, 7350. 2202 Tekrarları: 2303, 4245, 4247 ve
Sahih Buhari ·Alışveriş (Büyu') ·Hadis 2202
Said el-Makburi kanalıyla Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edilmiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Biriniz, namus veya herhangi bir konuda kardeşine haksızlık yaptıysa altının ve gümüşün fayda etmeyeceği gün gelmeden önce ondan helallik dilesin. O gün geldiğinde iyiliği varsa yaptığı haksızlık kadar iyilik ondan alınır. İyiliği yoksa haksızlık ettiği kardeşinin kötülüklerinden alınıp ona yüklenir. " Tekrar:
Sahih Buhari ·Zulüm ve Haksızlıklar ·Hadis 2449
İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ebû Hureyre şöyle bir hadis anlatırdı: “Adamın biri Rasûlullah (s.a.v.)’e gelerek dedi ki: Bu gece Rüyamda bir bulut gördüm ondan bal ve yağ akıyordu. İnsanlarda elleriyle o bal ve yağdan alıyorlardı; Kimi çok çok alıyor kimi de az alıyordu. Gökten yere uzatılmış bir ip gördüm.” Ey Allah’ın Rasûlü! baktım ki siz o ipe tutundunuz ve yükseldiniz, sonra başka bir kimse daha o ipi tuttu ve o da yükseldi ondan sonra bir kimse daha o ipi tuttu o da yükseldi sonra bir adam daha o ipi tuttu fakat ip koptu, ip bağlandı o da yükseldi. Bunun üzerine Ebû Bekir dedi ki: Ey Allah’ın Rasûlü! anam babam sana feda olsun
…
Müsaade ediniz de bu rüyayı ben yorumlayayım. Rasûlullah (s.a.v.); Yorumla bakalım dedi ve Ebû Bekir şöyle yorumladı: Gölgelik yapan bulut İslam’dır, akan yağ ve bal Kur’ân’ın yumuşaklığı ve tadıdır. Çok veya az alanlar ise Kur’ân’dan nasibini az veya çok almış kimselerdir. Gökten yere doğru uzatılan ip ise üzerinde bulunduğun hak olan İslam’dır. Siz onu tutmuşsunuz Allah’ta sizi yükseltecektir. Sizden sonra o hakkı başka bir kimse tutacak ve onunla yükselecektir. Onun peşinden başka biri tutacak; O’da onunla yükselecektir. Sonra başka biri tutacak onun yüzünden ip kopacak sonra bağlanacak ve oda onunla yükselecektir. Ey Allah’ın Rasûlü! bu yorumlamada doğru mu? Yoksa yanlış mı? yaptım. Rasûlullah (s.a.v.): “Bir kısmını doğru bir kısmını yanlış yorumladın” buyurdular. Bunun üzerine Ebû Bekir: Ey Allah’ın Rasûlü! Anam babam sana feda olsun yemin ederim ki yanıldığım tarafı bana söyleyeceksiniz. Rasûlullah (s.a.v.): “Yemin etme” buyurdular. Diğer tahric: Müslim, Rüya; İbn Mâce: Rüya Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir
Tirmizi ·Rüyalar ·Hadis 2293
Bize Yahya b. Eyyub ile Kuteybe ve ibni Hucr hep birden ismail b. Ca'fer'den rivayet ettiler. îbni Eyyub (Dediki): Bize ismail rivayet etti. (Dediki): Bana Alâ', babasından, o da Ebu Hureyre'den naklen haber verdiki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Bir müslüman, kardeşinin pazarlığı üzerine pazarlık yapmasın, onun dünürlüğü üzerine dünür de göndermesin!» buyurmuşlar
Sahih Müslim ·Nikah (Evlilik) ·Hadis 3461
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre: Rasûlullah (s.a.v.) kabirleri ziyaret eden kadınları lanetlemiştir.” Diğer tahric: İbn Mâce, Cenaiz Bu konuda ibn Abbâs ve Hassân b. Sabit’den de hadis rivâyet edilmiştir. Tirmîzî: Bu hadis hasen sahihtir. Bazı ilim adamlarına göre bu hüküm Peygamber (s.a.v.)’in kabir ziyaretine izin vermelerinden önce idi izin verilince erkekler de kadınlarda bu iznin içerisine girmiş oldu. Bazı ilim adamları da kadınların sabırlarının az oluşu sızlanmalarının çok olması sebebiyle onların ziyaretleri hoş değildir. Derler
Tirmizi ·Cenazeler ·Hadis 1056
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, Bir adam: Ey Allah’ın Rasûlü! Bu gece duâ yaptığınızı işittim. Duânızdan bana ulaşan şey şu sözleriniz oldu: “Allah’ım günahlarımı bağışla rızkımı genişlet bana verdiğin rızıkları bereketli kıl.” Rasûlullah (s.a.v.): “Bu duâyı yaparsan istemedik bir şey bıraktığını zanneder misin? ”
Tirmizi ·Dua (Deavat) ·Hadis 3500
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki); Bize Abdülâzîz b. Muhammed el-Medenî. Süheyl b. Sâlih'den, o da babasından, o da Ebû Hureyre'den naklen haber verdi ki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e ilk mahsul getirilir de : «Aliahım! Bize Medine'mizde, meyvelerimizde;, müddümüzde ve sâ'ımızda bereket üstüne bereket ihsan eyle!» der; sonra o mahsulü orada bulunan çocukların en küçüğüne verirmiş
Sahih Müslim ·Hac ·Hadis 3335
Ebu Hureyre'den (rivayet edildiğine göre) Rasûluilah (s.a.v.) "Tübba (Allah'ın rahmetinden mahrum kalmış) bir mel'un mudur, değil midir bilmiyorum ve Uzeyr Nebi midir, değil midir (bunu da) bilmiyorum" demiştir
Ebu Davud ·Sünnet ·Hadis 4674
Ubeydullah bin Ebi Rafi' (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: (Medine-i Münevvere valisi) Mervan (bin el-Hakem) (r.a.), Ebu Hureyre (r.a.)'e Medine valiliği vekaletini vererek Mekke'ye gitti. Bunun üzerine Ebu Hureyre (r.a.) bize Cum'a namazını kıldırdı. (Fatihadan) sonra birinci rekatta el-Cumua, suresini ve son rek'atte, el-Münafikun suresini okudu* Ubeydullah demiştirki: Ebu Hureyre (r.a.) namazdan dönüp gidince ben ona yetişerek dedim ki: Ali (r.a.)'in Kufede Cuma namazında devamlı okuduğu iki sureyi okudun. Ebu Hureyre (r.a.) dedi ki: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den bu iki sureyi (cumada) okurken işittim." AÇIKLAMA 1120’de
İbn Mace ·Namaz ve Sünneti ·Hadis 1118
Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: şiddetlendiği zamanlarda öğle namazını biraz geç kılınız çünkü sıcağın şiddeti Cehennem ateşindendir.) (Tirmizî, Salat: 118; Ebû Dâvûd, Salat:)
Nesai ·The Book of the Times (of Prayer) ·Hadis 500
Ebu Hureyre'den: Herhangi biriniz namazını kıldıktan sonra orada beklerse melekler onun için şöyle dua ederler: «Allahım onu affet! Allahım ona merhamet et!» Namazı kıldığı yerde kalkar da gelecek namazı beklemek için mescidde oturursa beklediği sürece namazda sayılır
Muvatta-i Malik ·Namazı Kısaltma (Kasr) ·Hadis 385
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.), tek şâhidle beraber yemin ettirerek hüküm verdi.” Rabia diyor ki: Sa’d b. Ubâde’nin oğlu bana haber verip dedi ki: Sa’d’ın notları arasında “Rasûlullah (s.a.v.)’in bir şâhidle birlikte yemin ettirerek hüküm verdiğini bulduk.” Diğer tahric: Ebû Dâvûd, Akdıyye; İbn Mâce, Ahkam Tirmizî: Bu konuda Ali, Câbir, İbn Abbâs ve Sürrak’tan da hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizî: Ebû Hureyre’nin “Rasûlullah (s.a.v.), tek şâhidle birlikte yemin verdirerek hüküm verdi” dediği hadis hasen garibtir
Tirmizi ·Peygamberden Hükümler ·Hadis 1343
Bize, Yahya b. Yahya rivayet etti. Dediki: Mâlik'e, İbni Şihâb'dan duyduğum, onun da Ebû Abdillâh El-Egarr ile Ebû Selemete'bni Abdirrahmân'dan, onların da Ebû Hureyre'den naklen rivayet ettikleri şu hadîsi okudum: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlar : «Rabb'imiz Tebâreke ve Teâlâ Hazretleri her gece, gecenin son üçte biri kaldığında alt semâya nüzul eder de: Hani bana duâ eden, onun duasını kabul edeyim! Hani benden istek isteyen, istediğini vereyim! Hani benden mağfiret dileyen, onu mağfiret edeyim! buyurur.»
Sahih Müslim ·Sefer Namazı ·Hadis 1772
Bana Haccâc b. Şâir rivayet etti. (Dediki): Bana Mualla b. Ese'l rivayet etti. (Dediki): Bize Abdü'I-Aziz b. Muhtar rivayet etti. (Dediki): Bize Yahya b. Atik rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed b. Sîrin Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Hastalık bulaşması ve feşe'üm yoktur. Ama güze! falı severim.» buyurdular
Sahih Müslim ·Selam ·Hadis 5802
Ebu Hureyre r.a. tarafından Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle nakledilmiştir: "Erkek, kadın'ın dört uzvu arasına çöker, sonra onunla birlikte olursa gusül gerekir
Sahih Buhari ·Gusül ·Hadis 291