TR EN AR
← Tüm İsimler

Ebû Kılâbe

Ashab-ı Kiram — kg_varlik (run_id=3)

79 pasaj · sahabe
Bu isimler geçer

Ebû Kılâbe · Ebu Kılabe · Ebu Kılâbe · Ebû Kılabe · Ebü Kılâbe

Eyyûb (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Amr b. Seleme bana şöyle dedi: Ebû Kılabe hayattadır, onunla görüşmek istemez misiniz? Eyyûb dedi ki: Onunla karşılaştım ve ona sordum, o da şu cevabı verdi. Mekke fethedilince bütün kavimler Müslüman olmak için yarışa girdiler. Bu arada babam da köyümüz halkının Müslüman olduğunu haber vermek için Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gitmişti. O geldiğinde kendisini karşıladık, bize: Vallahi Allah Rasûlünün yanından geliyorum, O şöyle demişti: vakitte şu namazı, şu vakitte şu namazı kılın, namaz vakti gelince biriniz ezan okusun Kur’an’ı en çok bileniniz de size imam olsun.) (Tirmizî, Salat: 151; Buhârî, Ezan:)

Nesai ·The Book of the Adhan (The Call to Prayer) ·Hadis 636

· · ·

Bana Züheyr b. Harb ile Aliyyu'bnü Hucr rivayet ettiler. Dediler ki: Bize İsmail rivayet etti. H. Bize Yahya b. Eyyûb da rivayet etti. (dediki): Bize îbni Uleyye, Eyyûb'dan, o da Ebû Kılâbe'den, o da Ebû'I-Mühelleb'den, o da İmrân b. Husayn'dan naklen rivayet etti. İmrân şöyle demiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Necaşi'yi kastederek: «Bir din kardeşiniz vefat etmiştir. Binâenaleyh kalkın onun cenaze namazını kılın.» buyurdular

Sahih Müslim ·Cenaze Namazı ·Hadis 2210

· · ·

Eyyûb es-Sahtiyânî, Ebû Kılâbe (r.a.)'ın şöyle dediğini nakletmiştir: "Bir gün Malik İbnü'l-Huveyris yanında bulunan cemaate - göstereceği namazın vakti olmadığı halde 'Size Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'm nasıl namaz kıldırdığını göstermek istiyorum' diyerek kalktı ve namaza durdu. Sonra tekbir getirerek rükûya gitti, sonra başını kaldırıp rükûdan doğruldu ve bir süre kıyamda bekledi. Sonra secdeye gitti ve ardından doğrulup bir süre bekledi. Bize hocamız Amr İbn Seleme'nin kıldırdığı gibi bir namaz kıldırdı." Eyyûb şöyle demiştir: "Amr İbn Seleme benim başkalarından görmediğim bir şey yapardı; üçüncü veya dördüncü rekatta otururdu." [-819-] Malik İbn Huveyris şöyle demiştir: "Biz gençler olarak Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip onun yanında kalmıştık. Bize bir süre sonra şöyle buyurdu; 'Memleketinize ailelerinizin yanına dönseniz ne kadar güzel olur; onlara namazların nasıl ve hangi vakitlerde kılına­cağını öğretip namaz kıldırın. Namaz vakti girince içinizden birisi ezan okusun ve yaşça en büyük olanınız da İmamlığa geçip namazı kıldırsın

Sahih Buhari ·Ezan ·Hadis 819

· · ·

Bana Ebu Gassan el-Mismai rivayet etti. (Dediki): Bize Muaz ki İbni Hişamdır rivayet eyledi. Dediki, Bana babam Yahya b. Ebî Kesîr'den rivayet etti. Demişki: Bana Ebu Kılabe Sabit b. Dahhak'dan, o da Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyurduğunu nakletti: "Kişinin malik olmadığı bir şey hakkında adağı sözkonusu değildir. Mümine lanet etmek onu öldürmek gibidir. Dünyada kendisini bir şey ile öldüren bir kimse kıyamet gününde onunla azap edilir. Malını çok göstermek (ya da çoğaltmak) için yalan bir iddiada buIunan kimsenin Allah azlıktan başka bir şeyini arttırmaz. Bir de yalan yere yemin-i sabr yapanın durumu da (bunun gibidir)." Tahric bilgisi 298 ile aynı

Sahih Müslim ·İman ·Hadis 303

· · ·

Ebu Kılabe, Ebu'l-Melih'in kendisine şöyle naklettiğini rivayet etmiştir: "Bulutlu bir günde Büreyde ile birlikte idik. Bize 'Namazı erken kılın! Zira Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Her kim ikindi namazını terk ederse ameli boşa gider' dedi

Sahih Buhari ·Namaz Vakitleri ·Hadis 594

· · ·

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Affân b. Müslim rivayet etti. (Dediki): Bize Vüheyb rivayet etti. (Dediki): Bize Eyyub, Ebû Kılâbe'den, o da Enes'den, o da Ümmü Süleym'den naklen rivayet etti ki; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ümmü Süleym'ln yanına gelir, orada kaylûle uykusu uyurmuş. O da kendisine bir yaygı yayar, üzerinde istirahat edermiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çok terliyormuş, Ümmü Süleym onun terini toplar, koku ve kavanozlara koyarmış. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ey Ümmü Süteyml Bu ne?» demiş. Ümmü Süleym: Senin terin! Onu kokuma karıştırıyorum, cevabını vermiş

Sahih Müslim ·Faziletler ·Hadis 6057

· · ·

Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki): Bize Hüşeym, Hâlid'den, o da Ebu Kılâbe'den, o da Enes h. Mâlik'den naklen haber verdi. Enes şöyle demiş : «Bir adam bakire kızı dul kadının üzerine alırsa onun yanında yedi gece kalır. Dulu bakirenin üzerine alırsa yanında üç gece kalır.» Hâlid demişki: «Enes bu hadîsi merfu' olarak rivayet etmiştir desem doğru söylemiş olurum. Lâkin o: Sünnet böyledir, dedi.»

Sahih Müslim ·Süt Emzirme (Rıda) ·Hadis 3626

· · ·

Ebu Kılabe'den dedi ki: "Bana Ebu'l-Melih haber vererek dedi ki: Senin baban Zeyd ile birlikte Abdullah İbn Amr'ın huzuruna girdim. O bize şunu tahdis etti: Benim oruç tutuş şeklim Nebie anlatılınca, yanıma girdi. Ben de ona içi lif ile doldurulmuş bir yastık uzattım. O ise yere oturdu, yastık da benimle onun arasında kaldı. Bana: Her aydan üç gün oruç tutmak sana yetmez mi, dedi. Ben: Ey Allah'ın Resulü (daha çoğuna gücüm yeter) dedim. O: Beş gün diye buyurdu. Ben: Ey Allah'ın Resulü (fazlasına gücüm yeter), dedim. O: Yedi gün, buyurdu. Ben: Ey Allah'ın Resulü (daha fazlasına gücüm yeter), dedim. O: Dokuz gün, buyurdu. Ben: Ey Allah'ın Resulü (daha fazlasına gücüm yeter), dedim. O: Onbir gün, buyurdu. Ben: Ey Allah'ın Resulü (daha fazlasına gücüm yeter), dedim. O: Davud'un orucu üstüne oruç yoktur. O, senenin yarısı eder. Bir gün oruç tutar, bir gün oruç açar(dı), buyurdu

Sahih Buhari ·İzin İsteme ·Hadis 6277

· · ·

Bize Ebû Ca'fer Muhammed b. Es-Sabbâh ile Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet ettiler. Lâfız Ebû Bekr'indir. (Dediki): Bize İbni Uleyye, Haccâc b. Ebî Osman'dan rivayet etti. (Demişki): Bana Ebû Kılâbe'nin âzâdlısı Ebû Recâ', Ebû Kılâbe'den naklen rivayet etti. (Demişki): Bana Enes rivayet etti ki, Ukl (kabilesin) den sekiz kişi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek İslâm üzerine ona bey'at etmişler. Fakat o yerin havası kendilerine ağır gelmiş, vücutları hastalanmış. Bunu Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e şikâyet etmişler. O da : «Bizim çobanlarla develerinin yanına çıkarak bevillerinden, sütlerinden içmez misiniz?» buyurmuş. Hay hay! demişler; ve çıkarak develerin bevllerinden, sütlerinden içmişler de düzelmişler. Arkacığından çobanı öldürerek develeri sürmüşler. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu duymuş. Hemen izlerinden adam göndermiş; ve yakalanarak getirilmişler. O da emir buyurmuş ve elleri, ayakları kesilmiş; gözlerine mil çekilmiş. Sonra güneşe atılmışlar; nihayet ölmüşler. İbni. Sabbâh kendi rivayetinde: «Develeri birbiri ardınca sürdüler.» Bir de: «Gözleri çivilendi.» dedi

Sahih Müslim ·Yeminler, Kısas ve Diyet ·Hadis 4354

· · ·

Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Uleyye, Halid'den rivayet etti. H. Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dediki): Bize İsmail b, Uleyye rivayet etti. (Dediki): Bize Hâlid, Ebû Kılâbe'den naklen haber verdi. (Demişki): Enes şunları söyledi: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Her ümmetin bir emini vardır, bizim eminimiz de ey Ümmet! Ebû Ubeyde b. Cerrâh'dir.» buyurdular

Sahih Müslim ·Sahabe Faziletleri ·Hadis 6252

· · ·

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb hep birden Yezid'den rivayet ettiler. Lâfız Züheyr'indir. (Dedilerki): Bize Yezid b. Hârûn rivayet etti. (Dediki): Bize Âsim EI-Ahvel, Abdullah b. Zeyd'den (bu zat Ebû Kılâbe'dir), o da Ebû'l-Eş'as Es-San'ânî'den, o da Ebû Esma Er-Rahabî'den, o da Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in azatlısı Sevban'dan, o da Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen haber verdi. (Şöyle buyurmuşlar) : «Bir kimse bir hastayı dolaşırsa, cennetin hurfesinde olur.» Yâ Resûlallah! Cennetin hurfesi nedir? diye sorulmuş. «Onun devşirilmiş yemişidir.» buyurmuşlar

Sahih Müslim ·Fazilет, İyilik ve Sıla-i Rahim ·Hadis 6554

· · ·

Bize Saîd b. Mensur ile Ebû'r Rabi' El-Atekî ve Kuteyhe b. Saîd rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Hammad ibni Zeyd'dir. Eyyub'dan, o da Ebû Kılâbe'den, o da Ebû Esmâ'dan, o da Sevbân'dan naklen rivayet etti. Sevban şöyle demiş: Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem): «Ümmetimden bir taife hakka yardımcı olmakta devam edecektir. Onlara muhalefette bulunanlar zarar veremiyecek. Nihayet Allah'ın emri onlar bu haldeyken gelecektir.» buyurdular. Kuteybe'nin hadisinde «Onlar bu haldeyken» kaydı yoktur. İzah 1925 te

Sahih Müslim ·İdare (Imamet) ·Hadis 4950

· · ·

Bana Züheyr b. Harb rivayet etti (dediki): Bize Muâviyetü'bnü Amr rivayet etti. (dediki): Bize Ebû îshâk-ı Fezârî, Hâlid-İ Hazza'dan, o da Ebü Kılâbe'den, o da Kabîsatü'bnü Züeyb'den, o da Ümmü Seleme'den naklen rivayet etti. Ümmü Seleme şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ebû Seleme'nin yanına girdi, gözleri açık kalmıştı; onları kapadı. Sonra şöyle buyurdu; «Şüphesiz ki ruh kabzedildiği vakit göz onu tâkîb eder.» Derken Ebû Seleme'nin ailesi efradından bâzıları feryâd-u figan ettiler. Bunun üzerine Resulullah (Sallâllahu Aleyhi ve Sellem): «Kendinize hayırdan başka duâ etmeyin. Çünkü melekler söylediklerinize: Âmîn, derler.» buyurdu. Sonra şunu da ilâve etti: «Allah'ım Ebû Seleme'yi affet, derecesini hidâyete erenler meyânına yükselt. Arkasında kalanları içinde ona sen halef ol; bize de, ona da mağfiret buyur! Ey Âlemlerin Rabbii Kabrini genişlet ve kendisine orada nûr halk eyle.»

Sahih Müslim ·Cenaze Namazı ·Hadis 2130

· · ·

Imrân b. Husayn (r.a.)’den rivâyete göre: “Rasûlullah (s.a.v.) cemaate namaz kıldırdı ve yanıldı sonra iki secde yaparak oturdu ve tekrar selam verdi.” Diğer tahric: Nesâî, Sehv; İbn Mâce, İkame Tirmîzî: Bu hadis hasen sahih ve garibtir. Bu konuda Muhammed b. Sirin, Ebû Kılâbe’nin amcası olan Ebû Mühelleb’den bu hadisten başka hadiste rivâyet etmiştir. Muhammed bu hadisi Hâlid el Hazza’dan Ebû Kılâbe’den ve Ebû Mühelleb’den rivâyet etmiştir. Ebû Mühelleb’in adı Abdurrahman b. Amr’dır. Muaviye b. Amr da denilir. Abdulvehhab es Sekafî, Hüşeym ve başkaları bu hadisi Hâlid el Hazza’dan ve Ebû Kılâbe’den uzunca rivâyet etmektedirler ki, bu Imrân b. Husayn’ın hadisidir. “Rasûlullah (s.a.v.) bir seferinde ikindi namazında üçüncü rek’atta selam verdi. Hırbak isimli biri dördüncü rek’ata kalktı.” Unutma secdesinde oturma var mıdır yok mudur konusunda alimler ayrı görüşler ortaya koymuşlardır. Bir kısmı iki secdeden sonra oturur ve selam verir demişlerdir. Bir kısmı da oturma ve selam yoktur selamdan önce secdeleri yaptığı için derler. Ahmed ve İshâk bunlardandır ve şöyle derler: “Selamdan önce iki secdeyi yaparsa oturmak gerekmez.”

Tirmizi ·Namaz (Salat) ·Hadis 395

· · ·

Ebu Kılabe'den rivayet edildiğine göre, o, Ömer İbn Abdilazız'in arkasında oturuyormuş. [Halife Ömer, kasame hakkında insanların gürüşlerini sormuş.] Onlar da görüşlerini bildirmişler. [Kasame hakkında] bildiklerini anlat" . mışlar. "[Kısas gereği öldürülmesine] hükmederiz. Önceki halifeler de [kısas olarak öldürülmesine] hükmetmişti," demişler. Bunun üzerine Ömer İbn Abdilaziz, arka tarafında oturan Ebu Kılabe'ye dönerek "Ey Abdullah İbn Zeyd (veya Ey Ebu Kılabe) senin görüşün nedir?" diye sormuş. [Ebu Kılabe olayın bundan sonraki kısmını şöyle anlatmıştır:] Ona şu şekilde cevap verdim: Muhsan olduktan sonra zina eden veya haksız yere adam öldüren ya da Allah ve O'nun Nebiine savaş açan kimselerden başkasının İslam'a göre öldürülmesinin helal olduğunu bilmiyorum. Bunun üzerine Anbese "Bize Enes İbn Malik şunları şunları anlatmıştı," dedi. Ben de şu şekilde karşılık verdim: "Enes, bu olayı bana da haber vermişti. O, söz konusu olayı şu şekilde aktarmıştı: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e bir grup insan geldi ve onunla• konuştular. Ona; - Medıne'nin havası bize ağır geldi, dediler. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem de onlara şöyle dedi: - İşte şunlar bizim develerimiz. Otlamak için meraya gidiyorlar. Siz de onlarla birlikte gidin. Onların sütlerinden ve idrarlarından için. Bu tavsiye üzerine insanlar, develerle birlikte meraya gittiler. Develerin sütlerinden ve idrarlarından içip iyileştiler. Çobanın üzerine yürüyüp onu öldürdüler. Develeri de önlerine katıp götürdüler. Artık onlara karşı yavaş davranılabilir mi? Cana kıymışlar, Allah'a ve O'nun elçisine savaş açmışlar ve Nebi'i sallallahu aleyhi ve sellem endişeye sevk etmişlerdi." Bu sözler karşısında Anbese; - Suphanallah! dedi. Ona; - Enes'ten aktardığı m rivayet konusunda beni itham mı ediyorsun? diye sordum. O da şöyle cevap verdi: - Yok hayır! Enes bize bu şekilde anlatmıştı. Sonra Anbese orada bulunan insanlara; - Ey bölge halkı! Aranızda bu adam ve buna benzeyen kimseler olduğu sürece daima hayır içinde olursunuz, dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: Allah'a karşı savaşmanın, O'nu inkar etmek ile tefsır edilmesi, Saıd İbn Cübeyr ile Hasan-ı Basrıiye aittir. İbn Ebı Hatim, bu yorumu senetli olarak onlardan aktarmıştır. Çoğunluk ise, buradaki savaşmayı, Müslüman veya kafir olsun insanların yolunu kesen kimse olarak tefsır etmiştir. Bu ayet in Uranılerden gelen grup hakkında indiği söylenmiştir. Bu konu daha önce geçmişti. İmam Buhari’nin bu başlık altında verdiği hadisin açıklaması "Kitabu'ddiyet"te yapılacaktır

Sahih Buhari ·Tefsir ·Hadis 4610

· · ·

Bize Ebû'r-Rabî' Ez-Zehrânî ile Kuteybetü'bnu Saîd ikisi birden Hammâd b. Zeyd'den rivayet ettiler. Ebû'r-Rabî' Dediki: Bize Hammâd rivayet etti. (Dediki): Bize Eyyüb, Ebû Kılâbe'den, o da Ebû Esma'dan, o da Sevbân'dan naklen rivayet etti. Sevbân şöyle demiş: Resulullah (Sullallahu Aleyhi ve Sellem): «Bir kimsenin infâk edeceği en faziletli dînâr, çoluğuna çocuğuna infâk ettiği dinar ile Allah yolunda hayvanına infâk ettiği dînâr bir de yine Allah yolunda arkadaşlarına sarfettiği dinardır.» buyurdular. Ebû Kılâbe: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (infâk işine) çoluk çocuktan başlamıştır.» demiş, sonra sözüne şöyle devam etmiştir: «Küçük çocuklarının namuslu yetişmesini sağlayan yahut onları Allah'ın menfaatlendirip, kendisi ile zengin kılacağı nafakayı çoluğuna çocuğuna infâk eden bir adamdan daha sevaplı kim olabilir.?» İzah 996 da

Sahih Müslim ·Zekat ·Hadis 2310

· · ·

Ebu Talib'in kızı Ümmü Hani'den, dedi ki: "Mekke'nin fethedildiği sene Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gittim. Onun gusletmekte olduğunu, kızı Fatıma'nın da bu esnada onu bir perde ile örttüğünü gördüm. Ona selam verdim. Allah Rasulü: Bu kim, diye sordu. Ben: Ben Ebu Talib'in kızı Ümmü Hani'yim dedim. Allah Rasulü: Ümmü Hani'ye merhaba dedi. Gusletmesini bitirince, kalkıp bir tek elbiseye bürünmüş olduğu halde sekiz rekat namaz kıldı. Namazını bitirince ben: Ey Allah'ın Rasulü, benim anamın oğlu daha önce kendisini himayeme almış olduğum filan İbn Hubeyre'yi öldüreceğini iddia ediyor, dedim. Buna karşılık Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Senin himayene aldığın kimseye biz de himaye veriyoruz, ey Ümmü Hani, buyurdu. Ümmü Hani: Yanına gittiğim o vakit, kuşluk vakti idi, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Zeamu (iddia ettiler) hakkında gelen rivayetler." Buhari bununla Ebu Kılabe'nin şöyle dediğine dair hadise işaret ediyor gibidir: "Ebu Mesud'a: Sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zeamu hakkında ne söylediğini duydunmu diye soruldu. O: Adamın ne kötü bineğidir o, diye buyurdu, dedi." Bu hadisi Ahmed ve Ebu Davud rivayet etmiş olup ravileri sikadırlar. Ancak senedinde inkıta (kopukluk) vardır. Sanki Buhari, Ümmü Hani'nin rivayet ettiği bu hadisi kaydetmekle sözünü ettiğimiz bu hadisin zayıflığına da işaret etmiş gibidir. Ümmü Hani'nin rivayet ettiği hadiste de "zeame ibnu ummı: anamın oğlu iddia etti, ileri sürdü" sözleri geçmektedir. Ümmü Hani bu tabiri Ali r.a. hakkında kullandığı halde, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona karşı çıkmamıştır. "Zeame" fiilinin asıl anlamı, hakikati bilinmeyen iş hakkında kullanılması şeklindedir. İbn Battal dedi ki: Ebu Mesud'un hadisinin mEmasl şudur: Her kim doğruluğunu muhakkak olarak bilmediği şeyler hakkında çokça konuşursa, onun yalan söylemeyeceğinden emin olunamaz. Başkaları ise şöyle demektedir: "Zeame" sözü, söz anlamında çokça kullanılır. Daha önce İlim bölümünde Oımam İbn Sa'leme'nin rivayet ettiği hadiste "zeame rasulüke: senin elçin ileri sürdü" tabiri de geçmektedir. Sibeveyh "el-Kitab" adlı eserinde beğenip hoş karşıladığı pek çok görüş hakkında "zeame el-Halil (Halil İbn Ahmed ileri sürdü)" ifadelerini kullanmış bulunmaktadır

Sahih Buhari ·Edep ve Ahlak (Edeb) ·Hadis 6158

· · ·

Ebu Kılabe'den rivayete göre "Sabit b. ed-Dahhak, kendisine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ağacın altında bey'at ettiğini haber vermiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sonra dağılırdık da duvarların, altlarına sığınacağım iz gölgeleri olmazdL" Bu hadis Cuma namazı zevalden .önce dahi kılınsa yerini bulur diyenler tarafından delil gösterilmiştir. Çünkü güneşin zevale ermesinden sonra gölgeler de ortaya çıkar. Ancak buna şöyle cevap verilmiştir: Buradaki olumsuz ifade mutlak olarak gölgenin bulunmadığı ile alakalı değil, altında gölgelenilecek gölgenin var olmadığını ifade etmekten ibarettir. Altında barınılacak kadar bir gölge, yaz ve kış mevsimlerine göre değişebilen bir sürenin zevalden sonra geçmesi ile mümkündür. Bu meseleye dair geniş açıklamalar ve bu husustaki görüş ayrılıkları Cuma namazı bölümünde nakledilmiş bulunmaktadır. "Ne mutlu sana! Nebi sallallilhu aleyhi ve sellem'in sohbetinde bulundun." Tabiı olan zat Resulullah sallallilhu aleyhi ve sellem'in sohbetinde bulunmaya imrendiğini ifade etmektedir. Elbetteki bu husus imrenilecek özelliklerdendir. Fakat sahabe cevabında tevazu yolunu seçmiştir. "Tuba (tercümede: ne mutlu)" esasında cennetteki bir ağacın adıdır. Buna dair açıklamalar Bed'u'l-halk bölümünde cennetin nitelikleri sözkonusu edilirken geçmiş bulunmaktadır. Bu kelimemutlak olarak kullanıldığı takdirde hayır, cennet ya da temenni edilen en ileri şey kastedilebilir. Bu lafzın "yaşantınız tayyib olsun" anlamındaki "tab e ayşuküm"deki "et-tayyib"den geldiği de söylenmiştir. "Ondan sonra neler yaptığımızı bilmezsin." O bu sözleriyle meydana gelen savaş ve diğer hususlara işaret etmektedir. Bunların gailesinden korktuğunu ifade etmiştir. Bu da onun kemal derecesindeki faziletinden dolayı söylediği bir sözdür

Sahih Buhari ·Gazalar (Megazî) ·Hadis 4171

· · ·

Imrân b. Husayn (radıyallahü anh)’den rivâyete göre; Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Müslümanlardan iki kişi karşılığında müşriklerden bir kişiyi serbest bırakmıştı. (Dârimî, Siyer: 28) Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Kılâbe’nin amcası Ebû’l Mühelleb’tir. İsmi Abdurrahman b. Amr’dır. Muaviye b. Amr olduğu da söylenmektedir. Ebû Kılâbe’nin ismi Abdullah b. Zeyd el Cermiy’dir. (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabından ve sonrakilerden ilim adamlarının çoğunluğunun uygulaması bu hadise göre olup devlet başkanının esirlerden dilediğini serbest bırakma dilediğini öldürme dilediğini de fidye mukabili salıverme hakkı vardır. Derler. Bazı ilim adamları ise öldürülmelerini fidye almaya tercih ederler. der ki: Kıtal (Muhammed) sûresi 4. ayetinin Bakara sûresi 191. ayetiyle neshedilip hükmünün kaldırıldığı bize ulaşan bilgiler arasındadır. şekilde Hennâd, İbn’ül Mübarek vasıtasıyla Evzâî’den bize hadis rivâyet etmiştir. b. Mansur diyor ki: Ahmed’e: Esir alınan kişinin öldürülmesi mi yoksa fidye alınarak salıverilmesi mi sence daha sevimlidir? Diye sordum. Şöyle cevap verdi: “Fidye vermeye gücü yeterse bunda bir sakınca yoktur öldürüldüğünde de yine bir sakınca yoktur.” İshâk diyor ki: Esirlerin kılıçtan geçirilmesi benim hoşuma gider ama tanınmış biri olursa pek çok kimsenin dikkatini çekmek için gerekenin yapılmasını da severim

Tirmizi ·Seferler (Siyer) ·Hadis 1568

· · ·

Ebu'l-Melih'den (rivayet olunduğuna göre) Hubeyşe (r.a.) şöyle demiştir: (Sahabe-i kiram'dan) bir adam, Rasûlullah (S.A.V.)'e; "Biz cahiliye devrinde receb (ayları içerisinde) "Atîre (diye bir kurban) keserdik. (Bu hususta) bize ne buyurursunuz?" diye sordu. (Hazret-i Peygamber de bu nevi kurbanları) "Allah için kesiniz. (Kesim vakti) hangi ay olursa, olsun birde Allah'a itaat edin ve (fakirlere) yedirin." buyurdu. (Bunun üzerine o zat): "Biz cahiliye döneminde Fera' (diye anılan bir kurban daha) keserdik. (Bu hususta) bize ne buyurursunuz?" dedi. (Hz. Peygamber de); ("-Yılın çoğunu kırda otlamakla geçiren deve, sığır veya davar'dan yüz adetlik bir sürü demek olan) her sâimede senin sürünün (sütüyle) beslediği bir yavru vardır. Bu yavru yük taşıyacak (yahut da yavrulayacak) bir hale gelince (onu) kesersin ve etini sadaka olarak dağıtırsın." buyurdu. Ravi Nasr (bu cümleyi): "Hacıları taşıyabilecek hale gelince onu kesersin ve etini sadaka olarak dağıtırsın-" şeklinde rivayet etti. (Ravi) Halid (el-Hazza') dedi ki: Öyle zannediyorum ki, (Ebû Kalabe bu hadisi rivayet ederken 'etini sadaka olarak dağıtırsın' cümlesini, 'Etini sadaka olarak yolculara (dağıtırsın) çünkü bu daha hayırlıdır.' (şeklinde) rivayet etti. Hâlid dedi ki: Ben Ebû Kılâbe'ye "Sâime (denen sürü) kaç (hayvandan olaşmakta)dır." diye sordum da "yüz (hayvandan meydana gelir.)" cevabını verdi

Ebu Davud ·Kurban ·Hadis 2830

· · ·

Sevbân (r.a.)'dan, Peygamber (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Kan alanın da kan aldıranın da orucu bozulmuştur." Buhârî, savm; Tirmizî, savm; İbn Mâce, Siyam; Ahmed b. Hanbel, II, 364; III, 465, 474, 480; Darimî, savm 26. (Ravî) Şeybân rivayetinde dedi ki; Ebû Kılabe bana; "Nebi (s.a.v.)'in azatlısı Sevbân Ebu Esma er-Rahabî'ye, bunu bizzat Rasûlullah'tan duyduğunu haber vermiştir." dedi

Ebu Davud ·Oruç (Sıyam) ·Hadis 2367

· · ·

Ebû Sa’lebe (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’e Mecusilerin tencere ve tabaklarının durumu soruldu da: “Onları tertemiz yıkayın sonra onlar içersinde pişirip yeyin. Ayrıca yırtıcı sivri dişli hayvan etlerinden yemeyi de yasakladı.” Diğer tahric: Ebû Dâvûd, Etıme Tirmizî: Bu hadis Ebû Sa’lebe’nin rivâyeti olarak meşhurdur. Bu hadis değişik şekillerde de kendisinden rivâyet edilmiştir. Ebû Sa’lebe’nin ismi Cersûb’tur. Cürhüm ve Nâşib olduğu da söylenir. Bu hadis Ebû Kılâbe’den, Ebû Esma er Rahabî’den ve Ebû Sa’lebe’den de rivâyet edilmiştir

Tirmizi ·Yemekler ·Hadis 1796

· · ·

Rafi’ b. Hadîç (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kan aldıran kimsenin ve alan kimsenin orucu bozulmuş demektir.” (Buhârî, Savm: 32; İbn Mâce, Sıyam: 18) konuda Ali, Sa’d, Şeddâd b. Evs, Sevbân, Üsâme b. Zeyd, Âişe Ma’kıl b. Sinan (Makıl İbn Yesâr), Ebû Hüreyre, İbn Abbâs, Ebû Mûsâ, Bilâl ve Sa’d tan da hadis rivâyet edilmiştir. Rafi’ b. Hadîç hadisi hasen sahihtir. b. Hanbel, şöyle demiştir: “Bu konuda en sağlam rivâyet Rafi’ b. Hadîç’in rivâyetidir.” b. Abdullah’dan da şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Bu konuda en sahih rivâyet Sevbân ve Şeddâd b. Evs hadisidir. Çünkü Yahya b. ebî Kesir, Ebû Kılâbe’den iki hadisin tamamını rivâyet etmiştir. Sevbân ve Şeddâd hadislerini

(sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabından ve başkalarından bir kısım ilim adamları oruçlunun kan aldırmasını hoş karşılamamışlar hatta bazı sahabîler geceleyin kan aldırmışlardır. Ebû Mûsâ el Eşarî ve İbn Ömer bunlardandır. İbn’ül Mübarek’te aynı görüştedir. İshâk b. Mansur’dan işittim şöyle diyordu: Abdurrahman b. Mehdî; “Her kim oruçlu iken kan aldırırsa o orucu kaza etmesi gerekir.” demişlerdir. b. Mansur: Ahmed ve İshâk’da aynı görüştedirler. Za’feranî, Şâfii’nin şöyle dediğini bana anlattı: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in “Oruçlu olduğu halde kan aldırdığı ayrıca kan aldıran ve alan kimsenin de orucunun bozulduğu” konusunda hadisler bize kadar gelmiştir. Dolayısıyla bu iki hadisten hangisinin sabit olduğunu bilemiyorum. Fakat oruçlu kimsenin kan aldırmaması bana daha sevimli gelir. Yinede zaruri olur da oruçlu kan aldırırsa orucunun bozulacağını sanmıyorum. Şâfii’nin Bağdat’taki görüşü böyle idi. Fakat Mısır’da oruçlu kimsenin kan aldırabileceği yönüne meyletmiş, oruçlunun kan aldırmasında bir sakınca görmemiş bu konuda da Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in veda haccında ihramlı iken kan aldırdığını delil olarak göstermiştir

Tirmizi ·Oruç (Sıyam) ·Hadis 774

· · ·

Imrân b. Husayn (r.a.)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) bize: “Kardeşiniz Necâşî vefat etti kalkın ona cenaze namazı kılın” buyurdular. “Bizde kalktık cenaze namazındaki gibi saf olduk cenazeye namaz kılındığı gibi ona namaz kıldık.” Diğer Tahric: Nesâî, Cenaiz; İbn Mâce, Cenaiz Tirmîzî: Bu konuda Ebû Hureyre, Câbir b. Abdillah, Ebû Said, Huzeyfe b. Esîd ve Cerir b. Abdullah’tan da hadis rivâyet edilmiştir. Tirmîzî: Bu hadis bu şekliyle hasen sahih garibtir. Ebû Kılâbe, bu hadisi amcası Ebûl Mühelleb’in ismi: Abdurrahman b. Amr’dır. Ayrıca Muaviye b. Amr’da denilir

Tirmizi ·Cenazeler ·Hadis 1039

· · ·

Ebu Kılabe şöyle anlatmıştır: Ömer b. Abdulaziz bir gün üzerine oturduğu tahtı ahali için evinin dışına çıkardı. Sonra halka izin verdi ve onun huzuruna girdiler. Halife onlara "Bu Kasame hakkında ne diyorsunuz?" dedi. Onlar "Kasamede kısas bir haktır, Kasamede halifeler kısas yapmışlardır diyoruz" dediler. Ebu Kılabe şöyle devam etti: Ömer b. Abdulaziz bana "Sen Kasame hakkında ne diyorsun ey Ebu Kılabe!" diye sordu ve beni (tartıştırmak üzere) orada hazır bulunanların önüne dikti. Ben de cevabımda şöyle dedim: "Ey mu'minlerin emiri! Ordu kumandanıarı ve Arabın eşrafı huzurundadır. Bana söyler misin? Bunlardan elli kişi Şam'da bulunan evli bir erkek (muhsan) aleyhine kendisini görmedikleri halde zina ettiğine şahitlik etmiş olsalardı sen o kişiyi bunların şehadeti ile recm eder miydin?" O da "hayır" diye cevap verdi. "Bana söyler misin! Bunların arasından elli kişi gözleriyle görmedikleri halde birisi aleyhine hırsızlık yapmıştır diye şahitlik etseydi o kişinin elini keser miydin?" dedim. Halife bu soruma da "hayır" diye cevap verdi. Ben ''Allah'a yemin ederim ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu üç fiilden başka hiçbir kimseyi asla ölümle cezalandırmad!. Kendi işlediği cinayet ile haksız olarak birini öldüren ve bu sebeple kısasen öldürülen, evli olduğu halde (muhsan olduktan sonra) zina eden İslam dininden çıkarak AlIah'a ve Resulüne karşı savaş açan" dedim. Orada bulunanlar şöyle dediler: "Enes b. Malik sana Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hırsızlık suçunda el kestiğini, gözleri oyduğunu ve onları güneşe attığını rivayet etmdi mi?" Ben de onlara şöyle dedim: "Sizlere Enes b. Malik'in hadisini ben nakledeyim: Enes şöyle anlattı: Ukl kabilesinden sekiz kişi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldiler ve Müslüman olduklarına dair bey'atlaştılar. Bunun ardından Medine yöresinin havasını ağır buldular ve vücutları hastalandı. Bu hastalıklarını Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' e arzettiler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bizim çobanımızla beraber develerin yanına çıksanız, onlann sütlerinden ve idrarlanndan içseniz" buyurdu. Onlar peki deyip, develerin yanına çıktılar. Develerin sütlerinden ve idrarlarından içtiler ve sıhhat buldular. Bunun ardından Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in çobanını öldürdüler, develeri de sürüp gittiler. Sonunda bu haber Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaştı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem derhal ardlarından bir askeri birlik gönderdi ve kısa zamanda yakalanıp geri getirildiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emri üzerine elleri ve ayakları kesildi, gözleri de oyuldu. Sonrçı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları güneşin altına attırdı ve ölünceye kadar öylece kaldılar. Ben "Bunların işlemiş oldukları suçtan daha şiddetli hangi suç vardır. Bunlar İslam dininden geri dönmüşler, adam öldürmüşler, hırsızlık yapmışlardır" dedim. Anbese b. Said "ValIahi ben bugün senden işittiğimin benzerini daha önce asla işitmiş değilim!" dedi. Ben de Anbese'ye "Ey Anbese! Sen benim bu hadisimi (kabul etmeyip) bana geri mi iade ediyorsun?" dedim. Anbese "Hayır, fakat sen hadisi tastamam olduğu gibi rivayet ettin. ValIahi bu şeyh (yani Ebu Kılabe) aralarında yaşadığı müddetçe bu ordu (yani Şam ahalisi) hayırdan asla ayrılmaz" dedi. Ben konuşmama şöyle devam ettim: "Bu (benzeri işlerde uygulanmak üzere) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem tarafından konulmuş bir kesin hüküm olmuştur. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna Ensardan bır topluluk girdi, onun yanında konuştular. (Sonra onlardan biri Hayber'e doğru yola çıktı.) Aralarından biri önlerinden gitti ve orada öldürüldü. Ötekiler de onun ardından Hayber'e vardıklarında arkadaşlarını kanlar içinde kıvranıyor gördüler. Hemen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına dönüp: "Ya Resulallah! Arkadaşımız bizimle beraber senin yanında konuşuyordu. Bizim önümüzde yola çıktı, biz onu kanlar içinde kıvranır vaziyette bulduk!" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem çıkıp onların yanına geldi ve "Onu kimin öldürdüğünü düşünüyor veya zannediyorsunuz?" diye sordu. Onlar da "Biz onu Yahudilerin öldürdüğünü düşünüyoruz" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Yahudilere haberci salıp, onları çağırttı ve "Bunu öldüren sizler misiniz?" diye sordu. Onlar "hayır" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem davacılara "Siz Yahudilerden elli kişinin onu öldürmediklerine dair yemin etmesine razı olur musunuz?" dedi. Onlar "Yahudiler bizi toptan öldürüp, sonra öldürmediklerine yemin etmekten çekinmezler!" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yine davacılara hitaben "Sizler aranızdan elli kişinin (onu bunlar öldürdü diye) yeminiyle diyeti hak etmek ister misiniz?" buyurdu. O sahabiler "Bizler bu yemini yapamayız" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O kimsenin diyetin i beytulmalden verdi. Ebu Kılabe şöyle devam etti: Ben şöyle dedim: Hüzeyl kabilesi, cahiliye devrinde müttefiklerinden biriyle bağlarını koparmış ve "Sen bizden değilsin, biz de senden değiliz" demişlerdi. O ilişkisi kesilen kişi, Batha denilen Mekke vadisinde Yemen'den bir ev halkına geceleyin hücum etti. Ancak ev halkından biri bunu fark etti ve bir kılıç darbesiyle adamı öldürdü. Bunun ardınan Hüzeyl kabilesi geldi ve o Yemen'li adamı yakalayıp hac mevsiminde Hz. Omer'in huzuruna çıkardı; "Bu adam bizim adamımızı öldürdü" dediler. Katil de "Onlar bu kişiden ilişkilerini kesmişlerdi" dedi. Hz. Ömer "Hüzeyl kabilesinden elli kişi onunla ilişkilerini kesmediklerine yemin ederler" dedi. Bunun üzerine onlardan 49 kişi o kimseden ayrılmadıklarına yalan yere yemin etti. Bu sırada Hüzeyl kabilsine mensup olan bir adam Şam'dan çıkageldi. Hemen ondan da kendileri gibi o kişiyle -ilişkilerini kesmediklerine dair yemin etmesini istediler. O Şam'dan gelen adam bin dirhem fidye verip, yalan yere yemin etmekten kurtuldu. Bu sef?r onun yerine başka bir adam soktular. Böylece Hz. Ömer o adamı maktulün Rçlrdeşine teslim etti. Onun eli, ötekinin eliyle bir yere getirilip bağlandı. Bunlar şöyle dediler: "Biz elli kişi yani ondan ayrılmadığımıza yemin eden bizler yürüdük. Nihayet Mekke'den bir gecelik uzaklıkta olan Nahle mevkiine vardıklarında kendilerini bir yağmur yakaladı. Hemen bir mağaraya girdiler. Ardından o mağara yemin etmiş olan o elli kişinin üzerine çöktü, hepsi öldü. O elleri birbirine bağlanan iki kişi kaçıp kurtuldu. Onları da bir taş takip etti ve maktulün kardeşinin ayağına çarpıp C5nu kırdı. O kişi bir yıl daha yaşadı, sonra öldü. Ebu Kılabe şöyle devam etti: Ben şöyle dedim: Abdulmelik b. Mervan bir adamı kasa me yeminiyle kısas yaptı. Fakat sonra yaptığına pişman oldu ve emri üzerine yemin eden o elli kişinin isimleri divan defterinden silindi ve Şam'dan başka bir yere sürgün edildiler. Fethu'l-Bari Açıklaması: ....... Kasame" Bu kelime "kakseme" fiilinin mastarı olup, ........ kasemen" şeklinde bir mastarı daha vardır. "Kasame" yemin etmek anlamına gelir. Maktulün yakınları onun kanını iddia ettiklerinde veya davalılar aleypÜe kan iddiasında bulunulduğunda bu yemin verilir. Kan için yapılan yemin özelolarak "kasame" kelimesiyle ifade edilir. İmamü'l-Haremeyn şöyle demiştir: Dil bilginlerine göre kasame yemin eden topluluğun ismidir. Fıkıh bilginlerine göre ise kasame yemin demektir. el-Muhkem'de şöyle denir: Kasame bir topluluk olup, herhangi bir şey üzerine yemin ederler veya şehadette bulunurlar. Kasame, yemini onlara nispet edilir. Sonra yeminin bizatihi kendisine kasame denilmiştir. "İbn Ebu Müleyke, Muaviye kasame yemini ile kısas yapmadı demiştir." Buradaki "lem yukid","ekade"den türemedir. Bunun anlamı kısas etti demektir. "Basra'ya emir tayin ettiği. ... ;' Ömer b. Abdulaziz, Adiyy'i Basra emirliğine 99 yılında getirmişti. Halife, onun 102 yılında öldürüldüğünden söz eder. "Yağ tüccarlarının evlerinden ... " Burada geçen "........" yağ ticaretiyle meşgul olanlar demektir. Ömer b. Abdulaziz'in Kasame yeminiyle kısas uygulayıp, uygulamadığı tıpkı Muaviye hakkında olduğu gibi ihtilaflıdır. İbn Battal, Hammad b. Seleme'nin Musannef'inde, İbn Ebu Müleyke'nin, Ömer b. Abdulaziz'in halifeliği döneminde Medine'de Kasame yemini ile kısas uyguladığını belirttiğinden söz eder. Bizim kanaatimiz ise şu yöndedir: Onun Medine' de emir iken bu kanaatte olduğu noktasında bilginlerin ittifakı vardır. Ancak halifeliğe geldiğinde bu görüşündeh dönmüştür. Herhalde bunun sebebi bu bölümün sonunda yer alan Ebu Kılabe olayı olsa gerektir. Zira bu olay Kasame yemini ile kısas uygulanmayacağına . delildir. Sanki o bu görüşe katılmış gibidir. İbnü'l-Münzir'in nakline göre Zührı şöyle demiştir: Ömer b. Abdulaziz bana şöyle dedi: Kasame uygulamasını bırakmak istiyorum. Filan veya falan yerden bir kişi bana geliyor ve görmedikleri bir şeyin üzerine yemin ediyorlar. Ben de ona "Kasame'yi bırakacak olursan bir kişi çıkar, senin kapının önünde birisini öldürür ve kanı boşu boşuna heder olup gider. Kasame uygulamasında insanlar için hayat vardır" dedim. Kasame'yi kabul etmeme noktasında Salim b. Abdullah b. Ömer, Ömer b. Abdulaziz'den daha öncedir. İbnü'l-Münzir'in nakline göre Salim b. Abdullah şöyle diyordu: "Ey kavmim! Görmedikleri ve hazır bulunc madıkları bir şeye yemin eden şu insanların imdadına koşunuz. Benim elimde yetki olsaydı, onları cezalandırır ve aleme ibret kılardım ve şahitliklerini kabul etmezdim. Bu ifade Medinelilerin kasa me yemini ile kısas yapılabileceğine dair icma ettikleri yolundaki nakli zedelemektedir. Çünkü Salim, Medine fıkıh bilginlerinin en büyüklerinden biridir. İbnü'l-Münzir'in nakline göre İbn Abbas kasame yemini ile kısas uygulanamayacağını söylemiştir. İbn Ebi Şeybe'nin nakline göre İbrahim en-Nehaı şöyle demiştir: Kasame yemini ile kısas zulümdür. el-Hakem b. Uteybe'nin nakline göre İbrahim en-Nehaı Kasame'ye itibar etmezdi. Kasame konusundaki ihtilafın özü, kasa me ile amel edilir mi edilmez mi noktasındadır. Amel edildiği takdirde kasame yemini kısas veya diyeti gerektirir mi? Bu yeminde önce davacılardan mı yoksa davalılardan mı başlafVr? Ayrıca kasame yemininin şartı konusunda da ihtilaf sözkonusudur. ;: "Kendilerinden birini. .. " Yahya b. Said el-Ensarı, Beşir b. Yesar'dan yaptığı rivayette onlardan ikisinin adını vermiştir. Cizye Bölümünde Bişr b. elMufaddal'ın Yahya'dan yukarıdaki isnadla şöyle bir cümlesi geçmişti: "Abdullah b. Sehl ve Muhayyısa b. Mesud b. Zeyd Hayber'e gittiler." Müslim'de el-Leys'in Yahya ve Buşeyr vasıtasıyla nakline göre Se hı şöyle demiştir: Yahya dedi ki: Zannediyorum Buşeyr, Rafi b. Hadk de dedi. Se hı ve Rafi'in nakline göre Abdullah b. Sehl b. Zeyd ve Muhayyısa b. Mesud b. Zeyd Hayber'e çıkarlar. (Müs!im, Kasame) "Hayber' e çıkarlar ve Hayber hurmalıkları içinde kendi işlerine dağılırlar." Muhammed b. İshak'ın Buşeyr b. Yesar'dan nakline göre İbn Ebi Asım şöyle demiştir: "Abdullah b. Sehl arkadaşlarıyla birlikte hurma toplamaya çıktı." Süleyman b. Bilat'in Müslim'de yer alan naklinde ise şöyle bir fazlalık vardır: "Abdullah b. Sehl ile Muhayyisa b. Mesud, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zamanında Hayber'e çıktılar. Hayber o günlerde sulh içinde olup, halkı Yahudi idi."(Müslim, Kasame) "Sonra kendilerinden birini öldürülmüş olarak bulurlar." Bişr b. el-Mufaddal'ın rivayetinde olay şöyle anlatılmaktadır: "Muhayyısa Abdullah b. Sehl'e geldiğinde ölmek üzere kana bulanmış kıvranıyordu." Yani kan içinde kıvranıyor, debelenip duruyordu. Sonra Muhayyısa onu toprağa verdi. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'O takdirde Yahudiler onu kendileri öldürmediklerine dair yemin ederler' dedi. Sahabiler '(Ya Resulallah!) Biz, Yahudilerin yeminlerine razı olmayız!' dediler." Ebu Leyla'nın rivayetine göre sahabiler "Onlar Müslüman değildir" dediler. Yahya b. Said'in rivayetine göre ise "Katir olan bir topluluğun ettiği yemini nasıl kabul edelim?" dediler. Ebu Kılabe'nin rivayetine göre ise "Onlar hepimizi öldürüp, sonra yemin etmekten çekinmezler" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun kanının heder olmasını istemedi. "Zekat develerinden." Kurtubi el-Müfhim isimli eserinde şöyle der: ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem keremi, güzel siyaseti, maslahatı celb etmek ve mefsedeti savuşturmak için tarafları uzlaştırmak amacıyla böyle davrandı. Özellikle hakkı almaya bir çare bulmak imkansız olduğu için bu şekilde hareket etti. Bu hadis, kasame uygulamasının dinde yeri olduğunu göstermektedir. Kadı lyaz şöyle demiştir: Bu hadis, dinin temellerinden biri, ahkama dair bir kaide ve kulların masıahatını sağlayan unsurlardan biridir. Bütün imamlar, sahabe ve tabiundan selef bilginleri, ümmetin alimleri, Hicaz, Şam ve Kufeli önde gelen fıkıh bilginleri bu hükmü nasıl uygulamak gerektiği noktasında ihtilaf etmekle birlikte söz konusu uygulamayı benimsemişlerdir. Bir grup bilginin sözkonusu /) hükmü almayıp, durakladıkları rivayet edilmiştir. Onlar Kasameyi meşru bir uygulama olarak görmemişler ve bunun herhangi bir hükmü n ispat vasıtası olduğunu kabul etmemişlerdir. Hakem b. el-Uteybe, Ebu Kılabe, Salim b. Abdullah, Süleyman b. Yesar, Katade, Müslim b. Halid, İbrahim b. Uleyye'nin görüşleri bu doğrultudadır. Buhari de bu görüşe meyletmektedir. Ömer b. Abdulaziz'den -ihtilaflı olmakla birlikte- böyle bir görüş nakledilmiştir. Burada şu hususu belirtmekte fayda vardır. Bu ifade, Kadı lyaz'ın baş tarafta bütün imamların bu görüşü aldıkları yolundaki ifadesiyle çelişmektedir. Bu bölümü n baş tarafında kasame yemininin meşru olmadığını söyleyen kimselerden nakil yapılmıştı. Bunların içerisinde Kadı lyaz'ın adını vermediği kimseler bulunmaktadır. Kadı İyad şöyle demiştir: Yanlışlıkla öldürme konusunda kasame yemininin meşru olup olmadığı noktasında İmam Malik'ten farklı görüş nakledilmiştir. Teammüden öldürmede kasa me yeminine başvurulacağı görüşünde olan bilginler, bunun neticesinde kısas veya diyet gerekip gerekmeyeceği noktasında ihtilaf etmişlerdir. Hicaz fıkıh bilginlerinin büyük bir kısmı, kasame yemini şartlarına uyularak yapıldığı takdirde buna dayanarak kısas gerekeceği görüşünü beilimsemişlerdir. Zühri, Rebi'a, Ebü'z-Zinad, Malik, Leys, Evzai, iki görüşünden birisine göre İmam Şafii, Ahmed b. Hanbel, İshak, Ebu Sevr ve Davud'un görüşleri bu doğrultudadır. İbnü'z-ZUbeyr gibi sahabenin bazılarından bu doğrultuda bir rivayet yapılmıştır. Ömer b. Abdulaziz'in görüşü hakkındaki rivayetler birbirinden farklıdır. Ebü'z-Zinad şöyle demiştir: Sahabelerin büyük bir kısmı henüz hayatta iken kasa me yeminine dayanarak öldürme cezası uyguladık. Ben bunların bin kişi olduklarını düşünüyorum. Bunların içinden iki kişi birbiriyle ihtilaf etmiş değildir. Burada şu hususu vurgulamakta fayda görmekteyiz: Ebü'z-Zinad bunu Harice b. Zeyd b. Sabit'ten nakletmiştir. Nitekim Said b. Mansur, Beyhaki, Abdurrahman b. Ebü'z-Zinad vasıtasıyla babası Ebü'z-Zinad'dan böyle bir görüşü nakletmiştir. Aksi takdirde Ebü'zZinad'ın bin sahabe şöyle dursun, yirmi sahabe gördüğü bile sabit değildir. Kadi İyad şöyle der: Kasame yemini ile diyete hükmedileceği görüşünde olan bilginler, önce davalı tarafın yemin etmesi gerektiğini söylemişlerdir. Bu görüşe İmam Şafii ve Ahmed b. Hanbel muhalif kalmıştır. Onlar, -çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginlerinin paralelinde görüş belirterek- hakim önce davacı tarafa yemin verir. Onlar yeminden kaçındıkları takdirde davalıların yemin etmesini ister demişlerdir. KOfe bilginleriyle Basra bilginlerinin büyük bir çoğunluğu ve Medine alimlerinin bazıları ve Evzai, bu görüşün aksini savunmuş ve şöyle demişlerdir: Bir köy halkından elli kişiye "Bu şahsı biz öldürmedik, öldüreni de bilmiyoruz" şeklinde yemin verilir. Bunlar yemin ettikleri takdirde Beraat ederler. Sayıları elliden az olduğunda veya yemin etmekten kaçındıklarında davacı taraf bir kişinin aleyhine yemin eder ve böylece talep ettikleri Şe9Wk ederler. Sayıları elliden az olduğu takdirde o şahıs diyet öder. Basra fıkıh bilginlerinden Osman el"Betti şöyle demiştir: Sonra dava lı taraf yemine başlar. Onlar yemin ettikleri takdirde herhangi bir şeyle yükümlü olmazlar. KOfe bilginleri, yemin ettikleri takdirde diyet vermeleri gerekli olur demişlerdir. Bu görüş Hz. Ömer'den de naklediimiştir. Kadı lyaz şöyle der: Bütün bilginler maktulün yakınlarının sırf davacı olmalarıyla diyetin gerekmeyeceği noktasında ittifak etmişlerdir. Bunun için iddianın yanında bir şüphe olmalıdır ve bu şüpheye göre hüküm verildiği zannı ağır basmalıdır. Bilginler sözkonusu şüpheyi açıklarken yedi farklı görüşe ayrılmışlardır. Kadı lyaz bunları tek tek zikreder. Özeti şudur: 1- Ölmek üzere olan kişi üzerinde herhangi bir iz veya yara bere bulunmasa bile hayatıma filanca kastetti ya da buna benzer bir şey söylemelidir. Bu İmam Malik ve Leys'e göre Kasame yeminini gerektirir. Ancak bu görüşü onlardan başka kimse söylememiştir. Bazı Maliki alimleri bu durumdaki kimsenin üzerinde iz veya yara bere bulunmasını şart koşmuşlardır. 2- Bir kişi veya adil olmayan bir topluluk gibi şahit1iği ile nisab tamam olmayan kimseler şahitlik etmelidir. İmam Malik ve Leys bu görüşü savunmuşlar, Şafii ve ona tabi olan bilginler de buna katılmışlardır. 3- İki adil şahit ölen kişinin darb edildiğine şahitlik etmeli ve bunun ardından o kişinin günlerce yaşayıp, sonra iyileşme olmaksızın o darbtan ölmelidir. İmam Malik ve Leys şöyle derler: Bu durumda kasame yemini gerekir. İmam Şafii ise tam tersine böyle bir şehadetle kısas uygulamak gerekir demiştir. 4- Maktı:.ııün yanıbaşında veya yakınında elinde öldürme aleti bulunan ve mesela üzerinde kan izleri olan tek başına bir kişi yakalanmalıdır. Bu durumda İmam Malik ve ŞafiI'ye göre kasame yemini yapılır. 5- İki zümre birbiriyle çarpışıp, aralarında maktul bulunduğu takdirde çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginlerine göre kasa me yeminine başvurulur. 6- Kişinin kalabalıktan sıkışarak ölmesi durumunda kasame yemini uygulanır. 7- Maktul bir mahalle veya kabile arasında bulunmalıdır. Bu Sevri, Evzai, Ebu Hanife ve ona tabi olan bilginlerce kasame yeminini gerektirir. Kasame yemini adı geçen bu bilginlere göre bu durumun dışında diğer şekillerde gerekmez. Hanefiler hariç olmak üzere'sözkonusu bilginlere göre kasamenin şartı maktulün üzerinde bir izin bulunmasıdır. Davud şöyle demiştir: Kasame ancak teammüden yapılan katllerde maktulün düşmanı olan şehir veya büyük köy halkına uygulanır. Çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginleri bu durumda kasame uygulanmayacağı, tam tersine ölen kişinin kanının heder olduğu kanaatini benimsemişlerdir. Çün. kü maktul başka bir yerde öldürülüp, halkı itham edilsin diye o mahalleye atılmış olabilir. İmam Şafii'nin kanaati de bu doğrultudadır. Aynı görüş İmam Ahmed b. Hanbel'den de rivayet edilmiştir. Ancak yukarıda yer verilen hadiste anlatılan olayın benzeri durumlar bundan müstesnadır. Bu durumda düşmanlık mevcut olduğu için orada kasame uygulanır. Hanefllerle onların paralelinde düşünen bilginler, bu katı şekli dışında kasame'yi gerekli kılan bir karine (levs) görmemişlerdir. İbn Kudame'nin ifadesine göre Hanefllerin kanaati şudur: Maktul bir yerde bulunduğunda velisi öldürüldüğü yerden elli kişinin yemin etmesini ister. Bu elli kişi "Onu biz öldürmedik, öldüreni de bilmiyoruz" diye yemin ederler. Hakim elli kişi bulamadığı takdirde bulduğu kişiler, yemini tekrarlayıp sayıyı tamamlarlar. Bu durumda ara halkının kalanlarının diyet vermesi gerekir. Davalılardan yemin etmeyenler yemin edinceye veya maktülü öldürdüğünü kabul edinceye kadar hapsediler. Hanefiler bu görüşü Hz. Ömer'den gelen bir uygulamaya dayandırmışlardır. Buna göre Hz. Ömer elli kişiye elli yemin vermiş ve sonra onların diyet ödemelerine karar vermiştir. Ancak "Bu kişiler suçu yanlışlıkla ikrar etmiş olabilirler ve te-ammüden öldürdüklerini inkar etmiş olma ihtimalleri vardır" denilerek tenkit edilmiştir. Bir de "Hanefiler usule aykırı olduğunda merfu bile olsa haber-i vahid'le amel etmezler. Şimdi usule aykırı olan mevkuf bir haber-i vahidi nasıl delil alıp da davalıdan başkasının yemin etmesini gerekli görüyorlar?" denmiştir. Bu rivayetle kasame yemini ile kısas uygulanacağına delil getirilmiştir. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara "Katilinizi hak edeceksiniz" derken, bir başka rivayette "Arkadaşımzın kanını hak edeceksiniz" buyurmuştur. "Onlardan biri kişi aleyhine" ifadesi ile kasame ancak bir kişi aleyhine yapılır hükmü çıkarılmıştır. Ahmed b. Hanbel ile İmam Malik'in meşhur görüşü bu doğrultudadır. Çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginleri şöyle derler: Kasame'nin ister bir, ister çok olsun muayyen şahıs veya şahıslar aleyhine yapılması şarttır. Bu bilginler kasame sonucunda kısasen bir kişinin mi yoksa onların tümünün mü Öldürüleceği noktasında ihtilaf etmişlerdir. Bu konu daha önce incelenmişti. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1. Kasame' de yemin ancak katilin kesin olarak bilinmesi durumunda yapılır. Bunun yolu ise görmek veya buna delalet eden karıne ile birlikte güvenilir bir kimsenin haber vermesidir. 2. Yemin etmesi gereken kimse bundan kaçındığı takdirde hakkında hemen hüküm verilmez. Yemin başka bir kişiye tevcih edilir. Çoğunluğu oluşturan fıkıh oilginlerinin nezdinde meşhur olan görüş budur. Ahmed b. Hanbel ve Hanefllere göre ise bir başkasına yemin verilmeksizin o kişi hakkında hüküm verilir. 3. Kasame yemini elli kişiye verilir. Yemin edecek kişilerin sayısı konusunda ihtilaf edilmiştir. İmam Şafil, maktulün varisleri ister az, ister çok olsunlar elli yemin etmedikçe hak doğmaz demiştir. Verese yemin sayısı kadar olduğu takdirde her biri bir yemin eder. Sayıları az olduğunda veya bazıları yeminden kaçındığında diğer kişilere yemin verilir. Varis sadece bir kişi ise clli kez yemin eder ve talebini hak eder. H9;tta varis, ashab-ı feraizden ve asabeden-elsa ya da nesep ve vela yoluyla mirasçı olsa bile yemin ettiği takdirde talep ettiği şeyi hak eder. 4. Önemli işlerdedaha yaşlı kişiler öne çıkarılır. Ancak o kişinin buna ehil olması gereir. Böyle olmadığı takdirde öne geçirilmez. 5. Mal

Sahih Buhari ·Diyet ·Hadis 6899

· · ·

Sevbân (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Herhangi bir kadın geçerli bir sebep olmaksızın kocasından boşanmak isterse Cennetin kokusu o kadına haramdır.” Diğer tahric: Ebû Dâvûd, Talak; İbn Mâce, Talak Tirmîzî: Bu hadis hasendir. Bu hadis aynı zamanda Eyyûb, Ebû Kılâbe, Ebû Esma ve Sevbân’dan da rivâyet edilmiştir. Bir kısım hadisçiler Eyyûb’tan bu senedle rivâyet etmişler olup merfu olarak rivâyet edilmemiştir

Tirmizi ·Talak ve Lian ·Hadis 1187

· · ·

Ebû Kılabe'den demiştir ki: Ebu Mesûd, Ebu Abdullah'a - yahutta -Ebu Abdullah, Ebu Mesûd'a: "Rasûlullah (s.a.v.)'i; (Bazı kimseler) şöyle bir iddiada bulundular, sözü hakkında neler söylerken işittin? demiş de (Ebu Abdullah, yahutta Ebû Mesûd) şöyle demiş: Ben Rasûlullah (s.a.v.)'i (bu söz hakkında) şöyle buyururken ısıttım: "Zeamû (iddia ettiler) kelimesi kişinin ne kötü bir bineğidir!" Ebu Davud dedi ki: (Sözü geçen) bu Ebu Abdullah, Huzeyfe'dir

Ebu Davud ·Edep ve Ahlak ·Hadis 4972

· · ·



hadisin) manası (yine aynı) senediyle Ebû Kılâbe'den de rivayet olunmuştur. Şu farkla ki, Ebû Kılâbe (oradan geçen) "O kimse için ağır sözler söyledi" cümlesini rivayet etmemiştir. İzah 3961 de

Ebu Davud ·Azat Etme (İtk) ·Hadis 3959

· · ·

Enes (r.a.)’den rivâyet edilmiştir; “Ureyne Kabilesinden bazı kimseler Medîne’ye geldiler ve Medîne’nin havası onlara ağır geldi. Peygamber (s.a.v.) onları zekat develerinin bulunduğu Medîne dışındaki bir yere gönderdi ve tedavi için develerin sütlerinden ve idrarlarından içmelerini emretti.” Diğer tahric: Müslim, Kasame; Nesâî, Tahrimüddem Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle hasen sahih garibtir. Bu hadis başka şekillerde de Enes’den rivâyet edilmiştir. Ebû Kılâbe, bu hadisi Enes’den, Saîd b. ebî Ârube de Katâde yoluyla Enes’den rivâyet etmiştir

Tirmizi ·Yemekler ·Hadis 1845

· · ·

Ebu Kılabe'den rivayet okunuştur: Nebi (s.a.v)'in okuttuğu, yuhutta okutduğunun okuttuğu gibi kimun Allah'ın edeceği azabı kimse etmez"[Fecr 25] ayetinin) ... (şeklinde) okunacağı bana haber verdi. Ebu Davud dedi ki: (Bu hadiste geçen kelimelerini Âsim ile A'meş, Talha b. Musarrıf, Ebû Cafer, Yezid b. el-Ka'ka, Şeybe b. Nassâh] Nâfî b. Abdurrahman, Abdullah b. Kesîr ed-Dârî, Ebû Amr b. el-Alâ, Hamza ez,Zeyyâd, Abdurrahman cl-A'rac, Katâde. Hasan-ı Basıl, Miicâhid, Humeyd el-A'rac, Abdullah b. Abbas. Abdurrahman b. Ebû Bekı ye okumuşlardır. Ancak kelimesindeki zal'ın fethalı okunacağına dair de merfu bir hadis vardır

Ebu Davud ·Kıraat ve Lehçeler ·Hadis 3997