İbn Abbas r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem Ukaz panayırına gitmek üzere bir grup ashabı ile yola çıktı. Bu esnada gökten gelen haber ile şeytanlar arasına engel konuldu ve onların üzerine alev huzmeleri gönderildi. Bunun üzerine şeytanlar geri döndüler, kendilerine "Neyiniz var? [Bir haber yakalayamadınız mı?]" diye sorulduğu zaman; "Bizim ile gökten gelen haber arasına engel konuldu ve üzerimize alev huzmeleri gönderildi," dediler. Bu defa oradakiler "Sizin ile gökten gelen haber arasına bir engel konulması gerçekten yeni bir gelişmedir. Öyleyse yeryüzünün doğu ve batı bölgelerini gezin ve sizinle gökten gelen haber arasına engel konulması meselesini bir araştırın!" dediler. Bunun üzerine şeytanlar yola çıkıp yeryüzünün doğu ve batı bölgelerini dolaştılar. Kendileri ile gökten gelen haber arasına giren engelin içi yüzünü araştırmaya başladılar. İbn Abbas olayı anlatmaya şöyle devam etti: Tihame tarafına yönelen şeytanlar, Nahle mevkiinde Ukaz panayırına doğru yola çıkmış olan Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldiler. O esnada Hz. Nebi ashabı ile birlikte sabah namazını kılıyordu. Şeytanlar Kur'an'ı duyunca onu dinlemeye başladılar ve "Sizin ile gökten gelen haber arasına giren engel budur," dediler. Sonra oradan kavimlerinin yanına dönüp "Ey Halkımız! Gerçekten biz, doğru yola ileten harikulade güzel bir Kur'an dinledik de ona iman ettik. (Artık) kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayacağız," dediler. Bunun üzerine Allah Teala Hz. Nebi'e şu ayet i indirdi: "(Resulüm!) De ki: Cinlerden bir topluluğun (benim okuduğum Kur'an'ı) dinleyip de şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur. "(Cin 1) Hz. Nebi'e vahyedilen, cinlerin sözüdür. Fethu'l-Bari Açıklaması: Ukaz, Arapların meşhur panayırlarından birinin adıdır. Hatta onların düzenlediği en büyük panayırlardan biridir. Bu hadisin zahirinden, cinler ile vahiy arasına engel konulmasının ve alev huzmeleri gönderilmesinin hadiste bahsi geçen zamanda meydana geldiği anlaşılmaktadır. Ancak birbirini destekleyen rivayetlerin ifade ettiğine göre bunlar, daha Nebiliğin başlangıcında meydana gelmiştir. Bu da, iki kıssanın zamanı arasında farklılık olduğunu teyit eden bilgilerdendir. Cinlerin Kur'an-ı Kerım dinlemek üzere Hz. Nebi'e gelmeleri onun Taif'e gitmesinden iki sene önce gerçekleşmiştir. Bu bilgiye, bu rivayette geçen "O esnada Hz. Nebi ashabı ile birlikte sabah namazını kılıyordu," ifadesinden başka hiçbir şey gölge düşürmemektedir. Bu olay İsra gecesinde namazın farz kılınmasından daha önce gerçekleşmiş olabilir. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem İsra olayından önce de kesinlikle namaz kılıyordu. Onun gibi ashabı da namaz kılıyordu. Ancak beş vakit namazdan önce herhangi bir namaz farz kılınmış mıydı, yoksa farz kılınmamış mıydı? İşte bu konu hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Buna göre "ilk önceleri namaz güneşin doğuşu ve batışından önce olmak üzere iki vakit olarak farz kılındı," diyenlerin görüşü doğruluk kazanmaktadır. Bu görüşün delili ise "Güneşin doğuşundan önce de, batışmdan önce de Rabbini hamd ile tesbih et, " ayeti ile bu manayı ifade eden diğer ayetlerdir. Buna göre yukarıdaki hadiste bahsi geçen "sabah namazı" İsra gecesi farz kılınan beş vakit namazdan biri değil, sabah vakti kılınan namazdır. Dolayısıyla cinlerin bu olayı Nebiliğin başlarında meydana gelmiştir. Bu noktaya, bu rivayetin açıklaması hakkında sözlerine vakıf olduğum alimlerden hiçbiri dikkat çekmemiştir. Kadı [yaz şöyle demiştir: "Hadisin zahirine göre, alev huzmelerinin şeytanların peşinden gönderilmesi Hz. Nebi'in nübüwetinden önce gerçekleşmemiştir. Çünkü şeytanlar böyle bir şeyin meydana gelmesini yadırgamışlar ve bunun nedenini araştırmak istemişlerdir. Bundan dolayıdır ki, kahinlik Araplar arasında yaygın idi. Mahkemelik meselelerde Araplar kahinlere müracaat ederlerdi. Nihayet şeytanların gökteki haberlere kulak kabartmalarının önüne geçilmiş, bu sebeple de kahinliğin zemini kalmamıştır. Nitekim Allah Teala bu surede şöyle buyurmuştur: 'Doğrusu biz (cinler), göğü yokladık, fakat onu sert bekçilerle, alev huzmeleriyle doldurulmuş bulduk. Halbuki (daha önce) biz onun bazı kısımlannda (haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) oturuyorduk; fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev huzmesi buluyor. '(Cin 8-9) Bir başka ayette de şöyle buyurmuştur: 'Şüphesiz onlar, vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır. '(Şuara 212) Arap şiirinde, alev huzmelerinin atılması garip karşılanmış ve inkar edilmiştir. Çünkü Araplar Nebilikten önce böyle bir olayı bilmiyorlardı. Bu, Hz. Nebi'in nübüwetine delalet eden olaylardan biridir. Hadiste şeytanların bu durumu inkar etmelerinin anlatılması da bunu desteklemektedir. Ancakbazı alimler şöyle demiştir: 'Alev huzmeleri dünyanın başlangıcından beri atılmaktadır.' Alev huzmelerinin Hz. Nebi'in nübüweti ile birlikte şeytanlara atılmaya başladığını söyleyenler, Arap şiirinde anlatılanları delil olarak getirmişlerdir. Bu görüş İbn Abbas ve Zührı'den nakledilmiştir. Bu konuda İbn Abbas Hz. Nebi'den merru' bir hadis nakletmiştir. Zührı kendisine karşı çıkan birine 'Fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev huzmesi buluyor, '(Cin 9) ayetini delil olarak getirip şöyle demiştir: Bu konuda katı davranılmış ve kararlılık gösterilmiştir." . Kadi İyad'ın temas ettiği hadisi İmam Müslim Zühri, Ubeydullah ve İbn Abbas kanalıyla ensardan birçok sahabiden nakletmiştir. Onlar bu konuda şöyle demişlerdir: "Hz. Nebi'in yanında idik. Birden bir yıldız kaydı ve etraf aydınlandı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Cahiliye döneminde yıldız kaydığı zaman bu olay için ne derdiniz?' diye sordu." Abdurrezzak İbn Hemmam Ma'mer'in şöyle söylediğini nakletmiştir: Zühri'ye yıldızların Cahiliyye döneminde kayıp kaymadığı soruldu. O da "Evet, ama İslam gelince yıldız kaymalarının sayısı arttı ve bu konuda katı olundu," şeklinde cevap verdi. Bu, güzel bir uzlaştırmadır. Kurtubi şöyle demiştir: "Bu iki görüş şu şekilde uzlaştırılır: Hz. Muhammed'in Nebiliğinden önce ateş huzmeleri şeytanların vahiy çalmalarını engelleyecek tarzda atılmıyordu. Kah atlıyor, kah atılmıyordu. Üstelik bütün yönlerden değil sadece bir yönden atılıyordu. Muhtemelen şu ayet ile buna işaret edilmiştir: Her taraftan taşlanırlar. Kovulup atılırlar. "(Saffat 8 - 9) Zeyn İbnu'l-Müneyyir şöyle demiştir: "Bu rivayetin zahirine göre, daha önceleri alev huzmeleri atılmıyordu. Ancak İmam Müslim'in naklettiği hadiste geçen bilgilere göre, gerçek böyle değildir. 'Fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev huzmesi buluyor, '(Cin 9) ayeti ise şu anlama gelir: Alev huzmeleri daha önceleri atıldıklarında bazen hedeflerine isabet ederler, bazen de isabet etmezlerdi. Hz. Muhammed'in Nebiliğinden sonra ise hep isabet etmeye başlamışlardır. Bu yüzden de 'gözetleyen' olarak nitelendirilmişlerdir. Çünkü bir şeyi gözetleyen, onu ıskalamaz." Bir görüşe göre Tihame bölgesine yönelen cinler, Yahudi idiler. Bundan dolayı da şöyle demişlerdir: "Ey kavmimiz! Doğrusu biz Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, hakka ve doğru yola ileten bir kitap dinledik. dediler. "(Ahkaf 30) Tihame, Hicaz bölgesinde yüksek olmayan her bölgeye verilen ortak addır. Nahle ise Mekke ile Taif arasındaki bir yerin ismidir. Maverdi şöyle demiştir: "Bu hadisin zahiri, cinlerin Kur'an'ı dinlerken iman ettiklerini gösterir. İman şu iki yoldan biri ile gerçekleşir: a) İ'cazın hakikatini ve mucizenin şartlarını bilmek ve bu sayede Nebiin gerçek olduğunu idrak etmekle. b) Nebiin müjdelenen elçi olduğuna dair delilleri eski kutsal kitaplardan öğrenmekle. Cinler için her iki yol da mümkündü. Her şeyi en iyi Allah bilir." Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Bu hadiste şeytan ve cinlerin var olduğu kesinlik kazanmıştır. Cin ve şeytan aynı tür varlıkları ifade eder. Bu varlıklar iman ve küfür bakımından iki gruba ayrılmışlardır. Cinlerden iman edene şeytan denmez. 2- Cemaatle namaz din tarafından hicretten önce öngörülmüştür. 3- Yolculuk esnasında cemaatle namaz kılınabilir. 4- Sabah namazında Kur'an sesli okunur. 5- Bir kul ne kadar kötülük işlerse işlesin, Allah Teala'nın onun hakkında takdir ettiği güzel sona itibar edilir. Sadece Kur'an dinleyerek hemen imana koşan cinler, İblis'in nezdinde şerrin zirvesinde olan şeytanlardan olmasalardı, İblis kendilerini yeni gelişmenin olduğu tarafa göndermezdi. Bu özelliklerine rağmen onlara, Allah'ın kendileri hakkında takdir ettiği güzel son sayesinde, kavuşacakları sonsuz mutluluk nasip olmuştur. Firavunun sihirbazlarının durumu bu kıssaya benzemektedir. Kitabu'l-kader'de bunun ayrıntılı açıklaması yapılacaktır
Sahih Buhari
·Tefsir
·Hadis 4921
· · ·
Enes İbn Malik'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Cerir İbn Abdullah ile birlikte bulundum, kendisiyle dostluğum oldu; bana hizmet ederdi." Cerir, Enes'ten yaşça daha büyük idi. Cerir İbn Abdullah şöyle demiştir: "Ensar'dan kimin Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem için bir şeyler yaptığını görsem ona ikram eder, iyilikte bulunurdum
Sahih Buhari
·Cihad
·Hadis 2888
· · ·
Hz. Ali'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Biz Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sadece Kur'an'ı ve işte şu sahifede bulunanları yazdık. Burada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ayir (Air) dağı ile şura arasına kadar Medine haram bölgedir. Kim (aslı olmayan) bir yenilik (bid'at) çıkarırsa veya böyle bid'at çıkaran birisine sığınıp destekçi olursa Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Böyle bir kimsenin ne tevbesi ne de fidyesi kabul edilir. Müslümanların verdiği güvence ve eman tektir; bu bakımdan en alt derecede bulunan bir Müslümanın verdiği güvence herkesi bağlar. Kim bir Müslümana verdiği söze ihanet edip ahdini bozarsa Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun! Böyle bir kimsenin ne tevbesi ne de fidyesi kabul edilir. Efendilerinin izni olmadan başkaları ile müvalat akdi yapanlar da Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğrasın! Böyle bir kimsenin ne tevbesi ne de fidyesi kabul edilir
Sahih Buhari
·Cizye ve Muahede
·Hadis 3179
· · ·
Sehl İbn Sa'd es-Saidi anlatıyor: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, müşriklerle karşı karşıya geldi ve savaş başladı. Bir ara Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da düşmanlar da karargahlarına döndüler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı içinde bir yiğit vardı; önüne gelen ve ordusundan ayrı düşen düşman askerlerini tek tek takip ediyor ve kılıcıyla vurup yere seriyordu. İnsanlar onun hakkında: "Bugün içimizden hiç kimse bu adam gibi mükafat almadı" demeye başladılar. Fakat Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Buna rağmen o cehennemliklerdendir" buyurdu. Bu o anda orada bulunan herkesi şaşkına çevirmişti. İçimizden birisi: "Ben bu adamı takip edeceğim" deyip onun peşine takıldı; onun durduğu yerde duruyor, harekete geçtiği zaman hareket ediyordu. Bir süre sonra kahramanca çarpışan bu adam çok ağır bir yara aldı ve bir an önce ölmek için intihar etti. O kılıcın kabzasnı yere dayadı ve ucunu da tam göğsünün ortasına yerleştirip üzerine yüklenerek kendisini öldürdü. Bu olayı gören adam derhal Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldi ve: "Şehadet ederim ki sen Allah'ın Resulüsün" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Ne oldu, niçin bunu söyleme ihtiyacı duydun?" diye sorunca adam şöyle cevap verdi: "Biraz önce insanların hayranlıkla bahsettiği ve sizin cehennemlik olduğunu söylediğiniz adam vardı ya ben sizin o sözünüz üzerine onu takip ettim ve her hareketini kontrol etmeye başladım. Adam savaşırken çok ağır bir yara aldı ve bir an önce ölmek istedi. Bunun için de kılıcın kabzasını yere dayadı ve ucunu da tam göğsünün ortasına yerleştirip üzerine yüklenerek kendisini öldürdü." Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bir kimse insanların müşahede edebildiği davranışları bakımından cennetliklerin amelini işler fakat cehennemliklerden olur. Buna karşılık bir kimse insanların müşahede edebildiği davranışları bakımından cehennemliklerin amelini işler fakat cennetliklerden olur. " Tekrar:
Sahih Buhari
·Cihad
·Hadis 2898
· · ·
Enes İbn Malik (r.a.)'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir defasında bindiği attan düşüp sağ tarafını incitmişti. Biz de onu ziyarete gittik. Bu sırada namaz vakti girdi. Bu yüzden namazlardan birisini oturarak kıldırmıştı. Biz de O'nun arkasında namazlarımızı oturarak kılmıştık. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz namaz bitince şöyle buyurmuştu: "İmam kendisine uyulması için vardır; o tekbir getirdiğinde siz de tekbir getirin, o rükuya vardığında siz de rüku edin, o doğrulduğunda siz de doğrulun, (Semi'allahu limen hamideh) dediği zaman siz (Rabbena ve lekel hamd) deyin
Sahih Buhari
·Namazı Kısaltma (Kasr)
·Hadis 1114
· · ·
Zeyd b. Eslem'den: Resuîullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: «Binekli olan yaya'ya selam verir. Bir topluluktan birisi selam verince diğerlerine de kafi gelir.»
Muvatta-i Malik
·Selam
·Hadis 1756
· · ·
Mervan İbnü'l-Hakem ile Misver İbn Mahreme'den nakledilmiştir: "Hevazin kabilesi heyeti Müslüman olup mallarının ve esir alınan üyelerinin geri verilmesini talep etmek üzere Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldiğinde Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara şöyle dedi: "Benim en çok hoşuma giden söz doğru olanıdır. Şimdi ya esirlerinizi seçin ya da mallarınızı!" Ben bu heyetinizin bu şekilde İslam'a girmiş olarak gelmesini bekledim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Taif'ten döndüğünde onların karar vermelerini on günden daha fazla bekledi. Hevazin kabilesi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hem malları hem de esirleri vermek yerine sadece bunlardan birisini vereceğini anlayınca: "Biz esir alınan üyelerimizi seçiyoruz" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O anda kalkıp ve müslümanlara yönelip Allah Teala'yı layık olduğu şekilde övdükten ve hamd-ü senadan sonra şunları söyledi: "Şimdi asıl konuyu arz ediyorum. İşte sizin şu kardeşleriniz tevbe edip Müslüman olarak bize geldiler. Ben de esirlerini onlara iade etmeyi uygun gördüm. İsteyen gönül rızası ve herhangi bir bedel talep etmeksizin elindeki esiri iade etsin. Buna yanaşmayan ve kendi payını elinde tutmak isteyen varsa yine de iade etsin. Ancak Allah'ın bize lütfedeceği ilk feyden ona bunun karşılığını vereceğiz." Bunun üzerine orada bulunanlar: "Biz gönül rızası içinde esirleri onlara veriyoruz ey Allah'ın Resulü!" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onlara: "Bu şekilde içinizden kimin buna izin verdiğini kimin vermediğini tam olarak anlayamayız. Bu yüzden dönün ve önde gelenleriniz durumunuzu bize arz etsin" dedi. Onlar da döndüler ve kabilelerinin ihtiyaçlarını daha iyi bilen liderleriyle konuştuktan sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip esirlerin iade edilmesine razı olduklarını ve buna izin verdiklerini söylediler. Hevazin esirleri hakkında bize ulaşan haber budur
Sahih Buhari
·Beşte Bir Hakkı (Humus)
·Hadis 3132
· · ·
Abdullah İbn Mesud Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle rivayet etmiştir: Kim Müslüman bir adam'ın -ya da kardeşinin malını elde etmek için yalan yere yemin ederse Allah'ı gazaplandırmış olarak huzuruna varır. Allah bu sözü tasdik etmek üzere şu ayeti indirmiştir: "Şüphesiz Allah'a olan ahidIerini ve yeminlerini az bir pahaya değiştirenler, işte onlar için ahirette hiç bir nasip yoktur. Allah, Kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara (rahmet gözüyle) bakmaz ve onları temize çıkarmaz. Onlar için acıklı bir azab da vardır"(A.ı-i İmran)
Sahih Buhari
·Yeminler ve Nezirler (Eyman ve Nuzu'r)
·Hadis 6660
· · ·
Abbas'ın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Sen amcan Ebu Talib'e herhangi bir şeyle fayda verdin mi?' diye sorduğu nakledilmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bi küfrihinne" yani nankörlükleri sebebiyle. Bu hadisin geniş bir açıklaması Küfranu'l-Aşır başlığı altında geçmişti. Kurtubi şöyle der: Kadınların cennet ahalisinin en azı olmalarının sebebi -akıllarının eksikliği ve çok çabuk aldanmaları nedeniyle- heva ve hevesin kendilerine baskın gelmesi, dünya zınetine meyletmeleri ve ahiretten yüz çevirmeleridir. "Ashabu'l-cidd" deyimindeki "el-cidd" zenginlik, başkasına ihtiyaçsızlık demektir. "Mahbusune" yani ellerindeki mallardan dolayı hesaba çekilecekleri için fakirlerle birlikte cennete girmekten alakonulmuşlardır. Bu durum, sırat köprüsünden geçtikten sonra alacak ve vereceklerini takas ettikleri köprünün başında olacaktır. "Ge bi'l-mevti" ölüm getirilir. Meryem suresinin tefsirinde Ebu Said hadisinde "Ölüm boz bir koç suretinde getirilir" hadisi geçmişti. Mukatil ve Kelbi "el/ez! halaka'l-mevte ve'l-hay6te = ölümü ve hayatı yaratan"(Mülk 2) ayetini tefsir ederken ölümü uğradığı herkesin öldüğü bir koç suretinde, hayatı uğradığı herkesin can bulduğu bir at suretinde yaratan demişlerdir. Kurtubi şöyle der: Ölümün koç suretinde getirilmesinin arkasında yatan hikmet İbrahim'in oğlunun koçla kurtulduğu gibi, onların yerine fidye olarak koçun gönderildiğine işaret etmek içindir. "Hatta yuc'ale beyne 'I-cenneti ve'n-nar = Cennetle cehennem arasında yatırılır." Tirmizl'de Ebu Hureyre'nin nakline göre "Bu koç cennetle cehennem arasındaki surun üzerine yatırılacaktır. "(Tirmizi, Sıfatu'l-cenne) "Ey cennet ehli! Artık ölüm yoktur." Kadı Ebu Bekir b. el-Arabi şöyle der: Bu hadis akla ters düştüğü için anlaşılması problemli görülmüştür. Çünkü ölüm bir arazdır. Araz herhangi bir cisme dönüşmez. Şu halde nasıl kaça dönüşüp kesiliyor? Bir grup bilgin bu hadisin sıhhatini inkar etmişler ve onu kabul etmemişlerdir. Bir başka grup ise tevil etmiş ve "Bu bir temsili anlatımdır, ortada gerçekten herhangi bir kesim yoktur" demişlerdir. Bir başka grup ise "Tam tersine kesim hakiki manadadır. Kesilen insanların ruhlarını almaya görevlidir. Onu herkes tanır, çünkü insanların ruhlarını almaya o görevlendirilmişti" demişlerdir. Biz de şunu ekleyelim: Bazı son dönem (müteahhirun) bilginler bu açıklamayı esas almışlar ve "o, bize görevlendirilmiş olan ölümdür" cümlesindeki "ölüm"ü "ölüm meleği" şeklinde yorumlamışlardır. Çünkü dünyada insanların canlarını almaya görevli olan melek, -Allahu Teala'ın Secde suresinde ifade ettiği üzere- ölüm meleğidir. Buna mana itibariyle bir de ölüm meleği sağ olmaya devam etseydi, cennetliklerin yaşantıları boğazlarına düğümlenirdi demişlerdir. Bu görüşü savunan bilgin kendi yaklaşımını bir de hadisteki "Cennet ehlinin ferahına bir ferah daha ziyade olunur. Cehennem ehlinin hüzün ve kederine bir hüzün daha arttırılır!" ifadesiyle teyit etmiştir. Kurtubi et-Tezkire'de şöyle der: Ölüm soyut bir şeydir. Soyut olan kavramlar cevhere dönüşmezler. Allahu Teala amellerin sevabından şahıslar yaratır. Ölüm de böyledir. Allahu Teala bir koç yaratmış ve ona ölüm ismini vermiştir ve her iki zümrenin kalbine bu (koç suretindeki) ölümün kesilmesinin, onların cennette ve cehennemde ebediyyen kalacaklarına delil olduğu düşüncesini vermiştir. Bir başkası şöyle der: Allahu Teala'ın arazlardan cesetler yaratmasında herhangi bir mani yoktur. Allah bunlardan madde yaratır. Nitekim Müslim' de yer alan bir hadiste "Bakara ue Aif İmran sureleri sanki iki bulut gibi geleceklerdir" (Müslim, Sıfatu'l-müsafirın) denilmiştir. Buna benzer daha başka hadisler de vardır. Kurtubi şöyle demiştir: Bu hadisler cehennemliklerin oradaki ebediyetlerinin sonsuza kadar süreceğini, ikametlerinin ölüm, rahat ve faydalı bir hayat sözkonusu olmaksızın devam edeceğini açıkça belirtmektedir. Nitekim Allahu Teala "Öldürülmezler ki ölsünler, cehennem azabı da onlara biraz olsun hafifletilmez"(Fatır 36) "ızdıraptan dolayı oradan her çıkmak istediklerinde oraya geri döndürülürler"(Hacc 22) diye haber vermektedir. Cehennemliklerin oradan çıkacaklarım, cehennemin bomboş kalacağını veya yok olup ortadan kalkacağını iddia edenler, Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in verdiği haberlerin gereğinin ve ehl-i sünnetin icmaının dışına çıkmış olurlar. "Uhillu = indiriyorum." "Rıdvanı = hoşnutluğumu." Cabir hadisinde "Benim hoşnutluğum daha büyüktür" ifadesi yer almaktadır. Burada Allahu Teala'ın ':Allah'ın nzası ise hepsinden büyüktür"(Tevbe 72) ayetine bir işaret vardır. Çünkü Allah'ın rızası her türlü başarının ve mutluluğun sebebidir. Efendisinin kendisinden razı olduğunu bilen her kul ve kölenin, bu durum her türlü nimetten daha fazla gözünü aydın eder, kalbini hoş eder. Çünkü bunda bir tazim ve onurlandırma vardır. Hadis, cennetliklere verilen nimetin üstünde başka bir nimet olmadığı ifade edilmektedir. "Senin oğlun elbette firdeus cennetindedir." Firdevs cennetinden burada maksat cennetin en üstün ve yüce makamlarından biri olduğudur. "Men kibei'l-kafir." Bu, pazıyla omuzun birleştiği yer yani omuz arasıdır. "Kafirin iki omuzu arası süratli bir süuari yürüyüşüyle üç günlük mesafedir." İbnü'l-Mübarek'in Zühd Bölümünde Ebu Hureyre'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Kıyamet günü kafirin dişi, Uhud'dan daha büyük olacaktır. Kafirin dişleri onlarla cehennem dolsun ue azap görsünler diye büyütülecektir." Bu hadisin isnadı sahihtir. Ravi bunu Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediğini belirtmemiştir, fakat ifade hükmen merfudur. Zira böyle bir hükmü akıl yürüterek, düşünce ile söylemek mümkün değildir. Haberin baş tarafını Müslim başka bir senedIe Ebu Hureyre'den merfu olaraknakletmiş ve şu farklı cümleyi kuııanmıştır: "Kofirin cildinin kalınlığı üç günlük mesafe kadar olacaktır." (Müslim, Cenne) Bezzar'ın bir üçüncü isnadla ve sahih bir senedIe Ebu Hureyre'den yaptığı nakilde ise şöyle denilmektedir: "Kofirin cildinin kalınlığı ve kesafeti Cebbar arşınıyla kırk iki arşın olacaktır." (Ahmed b. Hanbel, II, 234, 537; Hakim, el-Müstedrek, IV, 637) Bu haberi Beyhaki nakletmiş ve "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu ifade ile yani Cebbar kelimesi ile korkutmayı kastetmiştir dedikten sonra bununla sözkonusu arşının büyüklüğüne işaret olsun diye zorbalardan herhangi birini kastetmiş olma ihtimali de vardır demiştir. İbnü'I-Mübarek'in Zühd Bölümünde Ubeyd b. Umeyr'in naklettiği sahih ve mürsel bir hadiste "Kofirin cildinin kalınlığı yetmiş arşındır" ifadesi yer almaktadır. Bu miktarlardaki farklılık öyle anlaşılıyor ki kafirin cehennem ateşindeki gördüğü azabın farklılığı şeklinde yorumlanmıştır. Kurtubi el-Müfhim'de şöyle der: Kafirin vücudunun cehennem ateşinde büyütülmesi, azabının büyük olması ve eleminin kat kat olması amacıyladır. Kurtubi şöyle devam eder: Bu, bazıları için geçerlidir. Çünkü bir başka hadis şöyle der: "Böbürlenenler kıyamet günü mahşere erkek kılığında kannca şeklinde geleceklerdir. Onlar cehennemde bulunan ve adına bulus denilen bir hapse sevkedileceklerdir. "(Tirmizi, Sıfatu'l-Kıyame; Ahmed b. Hanbel, ıı, 179) Kurtubi şöyle der: Kafirlerin cehennemde azablarının birbirinden farklı olacağında hiç şüphe yoktur. Nitekim bu kitap ve sünnetten anlaşılmaktadır. Çünkü biz kesin olarak biliyoruz ki Nebileri öldüren, Müslümanları katleden, yeryüzünde fesat çıkaran kimselerin azabları sadece küfre sapmış ama Müslümanlara iyi muamele de bulunan bir kafirle aynı derecede olmayacaktır. "La yaktauha= yine de onu kat edip bitiremez." Yani onun daııarından yere doğru eğilen en son dala ulaşamaz. "Evi'l-mudammer" talimli. Bu kelimenin açıklaması Cihad Bölümünde geçmişti. "el-Guref = köşkleri." Bu köşklerin nitelikleri hakkında Ebu Malik elEş'arl'nin naklettiği merfu bir hadiste Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demektedir: "Cennette öyle köşkler vardır ki dışından içi görünür." Bu hadisi Tirmizi ve İbn Hibban nakletmişlerdirsı "Şefaatle (bir kauim) ateşten çıkar." İbn Battal şu açıklamayı yapmıştır: Mutezile ve Hariciler günahkarlardan cehenneme konulmuş olan kimselerin çıkarılması noktasındaki şefaati inkar etmişlerdir. Onlar delil olarak "Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda uermez"(Müddessir 48) ayetiyle diğer ayetleri esas almışlardır. Ehl-i sünnet buna ayetin kafirlerle ilgili olduğunu söyleyerek cevap vermişlerdir ve Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şefaat edeceğine dair mütevatir hadisler geldiğini ifade etmişlerdir. Ehl-i sünnetin görüşünün isabetliliğini "(Böylece) Rabbinin seni Makam-ı Mahmud'a göndereceğini umabilirsin"(İsra 79) ayeti göstermektedir. Çoğunluk, bu ayette yer alan "Makam-ı Mahmud"dan maksatın şefaat olduğunu söylemiştir. Taberi'nin görüşü şudur: Tevil alimlerinin çoğunluğuna göre "Makam-ı Mahmud" Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mahşer halkını içinde bulundukları sıkıntıdan rahata erdirmek için duracağı yerdir. Taberi bundan sonra bir çok hadise yer vermiştir ki bunların bazılarında bu görüş açıkça belirtilirken, bazıları bunun mutlak şefaat olduğunu söylemişlerdir. Bu hadislerden birisi Selman'ın naklettiği şu hadistir: 'Ililah da ona ümmetine şefaat etme yetkisi uerir. İşte bu Makam-ı Mahmud'dur. "(EbuYa'la, Müsned, VI, 210) Bizim bu konudaki kanaatimiz şudur: Tercih edilen görüşe göre Makam-ı Mahmud'dan maksat, şefaattir. Fakat Makam-ı Mahmud konusunda zikredilen hadislerdeki şefaat iki çeşittir: Birincisi ilahi yargının başlaması konusundaki genel şefaattir, ikincisi günahkarların cehennemden çıkarılması noktasındaki şefaattir. Nevevi Kadı lyaz'a uyarak şöyle demiştir: Şefaat beş çeşittir. Bunlardan birincisi mahşer yerindeki korkudan rahatlatma, ikincisi bazı kimseleri sorgusuz sualsiz cennete koyma, üçüncüsü inceden inceye hesaba çekilip, azabı hak eden bazı kimseleri azab edilmeyecekler zümresine katma, dördüncüsü asilerden cehenneme atılanları oradan çıkarma, beşincisi dereceleri yükseltme .. Şefaatin birinci çeşidine onyedinci hadisi açıklarken dikkat çekilecektir. Şefaatin ikinci çeşidinin delili Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Ümmetim ümmetim!" şeklindeki yakarmasına Cenab-ı Hakkın "Ümmetinden üzerinde hesap olmayanlan cennete koy" şeklindeki emridir. İfade bu şekilde aktarılmıştır. Öyle anlaşılıyor ki bunun delili Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hesapsız olarak cennete girecek yetmişbin kişiden daha fazlasını istemesi ve bu isteğinin kabul edilmesidir. Bunun açıklaması bundan önceki bölümde ilgili hadis açıklanırken geçmişti. Şefaatin üçüncü çeşidi Müslim' de yer alan Huzeyfe hadisindeki şu ifadedir: "Sonra Nebiiniz sıratın üzerinde durur ve 'Ya Rabbı Sıratın zararından ve afetinden bizi uzak kıl' der. "(Müslim, İman) Bunun başka delilleri de vardır. Bunları onyedinci hadisi açıklarken zikredeceğiz. Şefaatin dördüncü çeşidini de geniş geniş zikretmiştik. Şefaatin beşinci çeşidinin delili Müslim'de yer alan Enes hadisindeki şu ifadedir: "Ben cennette ilk şefaat edici olurum. "(Müslim, İman) Kendileriyle karşılaştığımız bazı kişiler hadisi bu şekilde aktarmışlardır. Bu hadisin şefaatin beşinci çeşidine deIilolması, cennetin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şefaatinin gerçekleşeceği mekan olmasındandır. Bizce bu açıklama tartışılır. Çünkü ben cennetin Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendine mahsus olan ilk şefaatinin mekanı olacağını açıklayacağım. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem oradaki talebi ameli yüksek dereceye eremeyen kimselere o derecelere ermesi için şefaat talep etmesidir. Nevevi er-Ravda isimli eserde dayanağını zikretmeyerek bu şefaatin Hz. Nebi'e mahsus özelliklerden olduğuna işaret etmiştir. Kadi İyad bir altıncı şefaat çeşidine işaret etmiştir. Bu da amcası Ebu Talib'in azabının hafifletilmesidir. Nitekim buna ondördüncü hadis açıklanırken değinilecektir. "Şefaatle ateşten sanki searfr gibi çıkarlar." Bu kelimenin tekili su'rur'dur. "ed-Değabis"tir. İbnü'l-Arabi, searir küçük acurlardır demiştir. Ebu Ubeyde de aynısını söylemiş ve se harfi yerine şın harfi ile telaffuz edileceğini belirtmiştir. Ravinin Amr b. Dinar'ın dişleri düşmüştü. Onun için kelimeyi se He söyleyecek yerde şın harfi ile telaffuz etmişti demesinin sebebi bu olsa gerektir. "Değabis" hakkında Asmai şöyle demiştir: Sumam denilen bitkinin köklerinde biter, kuşkonmaz otuna benzer, soyulur, sonra zeytinyağı ve sirkeye batırılarak yenilir. Bir Uyarı: Bu benzetme cehennemden çıkanların bitki gibi bittikten sonraki niteliklerine dairdir. Cehennemden ilk çıktıklarında onlar -bundan sonraki hadiste geleceği üzere- kömür gibi kapkara olacaklardır. "Ahmasa." Ahmas yere temas etmeyen demektir ki yürüme esnasında ayağın yere temas etmeyen çukur kısmı demektir. "bakır tencere ve dar boğazlı olup içinde su ısıtılan kumkuma adındaki madeni kabın kaynaması gibi kaynayacaktır." Hadis metninde geçen "el-mircel" bakır tencere demektir. "el-Kumkum" aktarların kullandıkları meşhur kaptır. Bazıları bunun dar boğazlı, içinde su kaynayan bir kap olduğunu söylemişlerdir ki bakırdan veya başka şeyden yapılabilir. Kadi İyad "kema yağli'l-mircelü ve'l-kumkumu" demiştir. "Umarım ki benim şefaatim kıyamet gününde amcama fayda uerir." 'I'\rtık şefaatçilerin şefaati onlara fayda uermez"(Muddessir 48) ayet-i kerimesinin yanında Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Şefaatim fayda uerir" ifadesi, anlaşılması zor ve problemli görülmüştür. Buna şöyle cevap verilmiştir:Şefaatin fayda vermesi, Hz. Nebie mahsus bir özelliktir. Bundan dolayı onu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in özellikleri arasında saymışlardır. Bazılarına göre bu ayetteki "fayda verme" hadisteki "fayda verme"den başkadır. Ayette "fayda verme" den maksat cehennE!mden çıkarmak, hadisteki "fayda verme"den maksat ise azabı hafifletmektir. Kurtubi bu açıklamayı kesin bir dille ifade etmiş, şöyle demiştir: Bence bunun açıklaması şudur: Kafirler hakkında şefaat, onlar hakkında hiç kimsenin şefaatte bulunamayacağına dair sadık haberin mevcut olmasından dolayı imkansızdır. Bu her kMir hakkında geneldir. Bu genel hükümden tahsis edileceklerine dair haber bulunanların bundan istisna edilmeleri mümkündür. Kurtubi şöyle der: Bazı düşünce ehli kimseler bunu şöyle yorumlamışlardır: KMirin azaptan olan karşılığı onun küfrüne ve masiyetinedir. Allahu Teala'ın bazı kafirlerin bazı masiyetlerinin cezasını kMire sevap vermek için değil, şefaat edenin kalbini hoş tutmak için kaldırabilir. Çünkü kMirin hasenatı, kMir olarak öldüğü için boşa gitmiştir. Müslim'in Enes'ten nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kafire gelince, ona dünyadaki hasenatı uerilir. Ahirete gittiğinde artık hiçbir hasenesi yoktur. "(Müslim, Sıfatu'l-Münafikin "Lestu hünaküm = ben buna ehil değilim." Kadı lyaz şöyle demiştir: "Lestu hunaküm" cümlesi, onun mertebesinin kendisinden talep edilen mertebeden daha aşağı olduğunun kinayeli bir anlatımıdır. İlgili Nebi s.a.v. bu cümleyi tevazu olsun diye ve kendisinden istedikleri şeyin büyük olduğunu vurgulamak için söylemiştir. Kurtubi şöyle der: Bu cümle "(Benden şefaat etme- . mi istediğiniz) bu makam, bana ait değil, bir başkasına aittir" şeklinde bir anlama işaret olabilir. Biz de şunu ekleyelim: Ma'bed b. Hilal'in rivayetinde "O Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ben buna ehil değilim diyecektir." Huzeyfe'nin rivayetinde ise "Ben bunun sahibi değilim" diyecektir. Bu, sözkonusu işareti teyit etmektedir. "Yezkuru hatıetehu = hatasını zikreder." Bu cümle Müslim'de işlemiş olduğu hatasını zikreder şeklindedir.(Müslim, İman) Hemmam'ın rivayetinde "O ağaçtan yediğinden söz eder. Halbuki ona yaklaşmak yasak edilmişti" cümlesi yer almaktadır. "Siz Nuh'a gidin der. Sonra onlar Nuh'a gelirler." Müslim'in rivayetinde bu cümle "Fakat onlar Allah'ın yeryüzüne gönderdiği ilk resulolan Nuh'a gelirler" şeklindedir. "Ben buna ehil değilim der ve işlediği hatadan söz eder ve Rabbinden o yüzden haya eder." Hişam'ın rivayetinde "Rabbinden hakkında bilgisi olmayan şeyi ister" cümlesi yer almaktadır. Ebu Hureyre'nin rivayetinde ise Nuh aleyhisselaın "Ben Rabbime bir duada bulundum ve yeryüzü suyla kaplandı" demiştir. Bununla bundan öncekini birbirinden şöyle ce cem ve telif etmek mümkündür: İbrahim aleyhisselaın Allahu Teala'tan iki sebepten özür dilemiştir. Bunlardan birisi Allah kendisine hakkında bilgisi olmayan şeyi istemesini yasaklamış ve o da mahşerde bulunanlara olan şefaatinin bu kabilden bir şeyolmasından korkmuştur. İkincisi ise onun kesin olarak kabul edilecek bir duası vardı. O bu duasını yeryüzündeki insanların aleyhine olarak kullandı ve şimdi (daha önce kesin olarak kabul edilecek duasını yaptığı için) şefaat talep ettiği takdirde bunun kabul edilmeyeceğinden korktu. "İbrahim'e gidin." Bu cümle Müslim'in rivayetinde "Fakat siz Allah'ın kendisini dost edindiği İbrahim'e gidin" şeklindedir.(Müslim, İman) "İbrahim 'Ben buna ehil değilim' der ve işlediği hatadan söz eder." Müslim'de bu cümle şu şekildedir: "O işlediği hatadan söz eder ve bundan dolayı Rabbinden haya eder." Ebu Bekir'in rivayet ettiği hadiste ise "Bu istediğiniz benim yanımda değildir" diyeceği nakledilir. Hemmam'ın rivayetinde ise "Ben üç kez yalan söylemiştim" şeklindedir. Şeyban kendi rivayetinde onun söylediği yalanları şöyle nakleder: "Bunlar 'Ben hastayım'(Saffat, 89) 'Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır'(Enbiya, 63) ve karısına söylediği 'Ona benim senin erkek kardeşin olduğumu söyle' cümleleridir. " Beyzeıvi şöyle demiştir: Gerçek şu ki bu üç cümlenin üçü de üstü kapalı ta riz şeklindeki ifadelerdir. Fakat şekli itibariyle yalan olduğu için İbrahim aleyhisselam böyle bir ifadeyi kullandığı halde -şefaat etme açısından kendisini küçük gördüğü için- bundan korkmuştur. Çünkü Allah'ı en iyi tanıyan ve mertebe itibariyle ona en yakın olan kimse, ondan en çok korku duyan kişidir. "Allahu Teala'ın kendisiyle konuştuğu Musa'ya gidin." Hemmam'ın rivayetinde bir de "Fısıldaşan kimse kadar kendisine yaklaştırdığı" cümlesi yer almaktadır. "Ona gelirler." Müslim'in rivayetinde "Musa'ya gelirler. Musa der ki" şeklindedir. Ebu Hureyre hadisinde ise rivayet şöyledir: "Ona 'Ya Musa! Sen Allah'ın Resulüsün. Allah risaleti ile ve seninle konuşmasıyla seni insanlara üstün kıldı. Bize şefaat et' derler." Musa da Adem'in dediği gibi söyler ve aynı cevabı verir, fakat sonunda "Ben öldürmem emredilmeyen bir kişiyi katlettim" der. "İsa'ya gidin." Müslim'in rivayetinde bu cümle "Allah'ın ruhu ve kelimesi olan İsa'ya gidin" şeklindedir. "Muhammed'e gidin. Allah onun geçmiş ve geri kalmış bütün günahlannı mağfiret buyurmuştur der." "Geçmiş günah"tan maksat, Nebilikten öncesi, "geri kalmış günah"tan maksat ise onun günahlardan korunmuşluğudur denilmiştir. Bir başkası ise "yanılarak veya tevilde bulunarak işlediği hatalardır" demişlerdir. Bir diğeri ise şöyle demiştir: "Geçmiş günah"tan maksat, Adem'in günahı, "geriye kalmış günah"tan maksat ümmetinin günahıdır. Bir başkasına göre bu cümlenin manası şöyledir: O bağışlanmıştır, günah işlese bile hesabı sorulmayacaktır. Bir başkası ise bundan başka demiştir. Bizim kanaatimize göre buraya en uygun olan mana dördüncüsüdür. "Ben Rabbimin huzuruna izin isterim." Hemmam'ın rivayeti "Rabbimin yurduna girmek için izin isterim ve bana izin verilir" şeklindedir. Kadi İyad ise "Şefaat konusunda bana izin verilir" demiştir. Ancak bu görüş şu şekilde tenkide uğramıştır: Daha önce geçen ifadelerin zahirinden anlaşılan Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ilk izin isteği ve kendisine izin verilmesi, Dar'a yani cennete giriş esnasındadır. Oranın Allah'a izafe edilmesi şereflendirme izafesidir. Nitekim "Vallahu yed'(i ila dari's-selam = Allah kullannı esenlik yurduna çağınyor"(Yunus 25) cümlesi de bu kabildendir. Burada "es-selam" kelimesinden maksat, Allah'ın ism-i azamıdır. Bu, Allah'ın esma-i hüsnasındandır. Bazılarına göre Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bulunduğu mekandan daru's-selama intikal etmesindeki hikmet şudur: Mahşerde bekleme alanı, arz ve hesaba çekilme makamı olduğu için bir korku ve ürperme mkanıdır. Şefaat eden zatın makamı ise bir ikram ve onurlandırma makamının ise olması uygundur. Buradan hareketle dua için şerefli bir mekanın araştırılması hoş olmuştur. Çünkü orada dua, kabule daha yakındır. Biz de şunu ekleyelim: Hadisin rivayet yollarından birinde mahşerde bulunanların talepleri arasında cennet kapısının açılması talebi de vardır. Müslim'in Sahih'inde yer alan bir rivayete göre cennetin kapısının açılmasını isteyecek ilk kişi, Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem olacaktırM Müslim'de yer alan Ali b. Zeyd'in Enes'ten yaptığı rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ben cennet kapısının halkasını elime alır ve çeviririm. Bana 'Kimdir ..... denilir. Ben 'Muhammed' derim ve bana kapıyı açarlar, hoş geldin derler ve ben hemen secdeye kapunınm" demiştir.(Tirmizi, Tefsir) Müslim'de Sabit'in Enes'ten nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem aynı olayı şöyle anlatmıştır: "Cennetin bekçisi 'Kimdir o;::>' diye sorar. Ben 'Muhammed' derim. Cennetin bekçisi 'Senden dolayı daha önce bu kapıyı hiç kimseye açmamam emredildi' der. "(Müslim, İman) "Sonra şefaat ederim." Ma'bed b. Hilal'in rivayetine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ya Rabbi ümmetim! ümmetim! ümmetim' derim" demiştir. "Benim için bir sınır tayin buyurur." Allah benim için şefaatin her aşamasında durmam gereken bir sınır tayin eder ve ben o sınırı geçmem. Mesela "Ya Rabbi! Cemaatle namazı ihlal edenler hakkında senden şefaat dilerim" derim. Sonra namazını ihmal edenler hakkında, içki içenler hakkında, zinaedenler hakkında sana şefaat dilerim derim. Ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu üslup üzere şefaat eder. Bunu Tıybi nakletmiştir. Haberin ifade akışının gösterdiği, bundan maksadın oradan çıkarılanların mertebelerinin salih amele göre birbirinden farklı olacağını vurgulamaktır. "Kur'an'ın hapsettikleri hariç." Katade bu cümleye gelince "Bunlar, üzerlerine hulCıd (ebedilik) vacib olanlardır" derdi. Ahmed b. Hanbel'de yer alan Said'in rivayetinde "Kur'an'ın hapsettikleri hariç" cümlesinden sonra Enes b. Malik'in rivayeti yer almaktadır. Buna göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "La ildhe illa'l-lah deyip, kalbinde bir arpa tanesi ağırlığı kadar hayır olan kimse cehennemden çıkacaktır" buyurmuştur. Bu cümle, Hişam'ın hadisten ayırdığı kısım olup, açıklaması İman Bölümünde başlı başına geçmişti. Ma'bed b. Hilal'in Enes'ten, Hasan-ı Basri vasıtasıyla Enes'e dayandırdığı rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Sonra dördüncü kez ayağa kalkar ve 'Ya Rabbi! La ildhe illailah diyenler hakkında bana izin ver' derim. Rabbim de bana senin böyle bir iznin yoktur buyurur" demiştir. Enes bundan sonra hadisin onların cehennemden çıkarılmaları ile ilgili olan kalan kısmını nakleder. Bazı bid'atçiler, asilerden cehenneme girenler bir daha oradan çıkmayacaktır şeklindeki iddialarını ispat ederken bu hadise dayanmışlardır. Çünkü onlar ayetten de "Artık kim Allah ve Resulüne karşı gelirse bilsin ki ona (kendi gibilerle birlikte) içinde ebedi kalacakları cehennem ateşi uardır"(Cin 23) ayetini delil olarak almışlardır. Ehl-i sünnet buna ayetin kaHrler hakkında indiğini söyleyerek cevap vermiştir. Ehl-i sünnete göre ayetin bundan daha genelolduğunu kabul etsek bile tevhid ehli kimselerin özellikle cehennemden çıkarılacakları sabittir. Ayette sözü edilen "ebedilik" şefaatçilerin şefaati gerçekleştikten sonra orada kalanlar hakkındadır ki bunlar merhamet edenlerin en merhametlisi Allahu Teala'ın kabzasıyla oradan çıkacaklardır. Bu mesele bundan sonraki hadisin açıklamasında gelecektir. Buna göre ayetteki "ebedilik" gelip geçici olur. Kadi İyad şöyle demiştir: Nebilerin -hadiste her birine dair örneklerin zikredildiği gibi- hata işlemelerinin mümkün olduğunu söyleyenler bu hadise dayanmışlardır. Kadi İyad meselenin ashna şöyle cevap vermiştir: Nebilerin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem olduktan sonra kaHrlikten korunmuş (ismet) oldukları noktasında herhangi bir ihtilaf yoktur. Sahih olan görüşe göre Nebilikten önce de kaHrlikten korundukları esastır. Yukarıda zikri geçen açıklamaya uygun olarak onların büyük günah işlemekten korundukları hakkındaki hüküm de böyledir. Yapanı ayıplayan küçük günahlar da büyük günahlara katılmıştır. Söz açısından tebliği zedeleyen her türlü şeyler de bu kategoridedir. Bilginler fiil açısından Nebilerin hata edip etmeyecekleri noktasında ihtilaf etmişlerdir. Bazıları unutmaya varıncaya kadar bunun mümkün olmadığını söylemişlerdir. Çoğunluk ise Nebilerin yanılabileceklerini söylemişler, fakat bunun süreklilik arzetmediğini belirtmişlerdir. Bilginler, Nebilerin bu sayılanlar dışında küçük günah işleyip, işlemeyecekleri konusunda ihtilaf etmişlerdir. Düşünceye yer veren bilginlerden bir grup, onların mutlak olarak bu gibi küçük günahlardan da masum oldukları kanaatine varmışlar, bu konudaki ayet ve hadisleri çeşitli tevillerle tevil etmişlerdir. Bu tevillerden birisi şudur: Nebilerden sad ır olan şeyler ya bazılarının tevili veya yanılması ya da bir izne dayanır. Fakat onlar bunun kendi Nebilik makamlarına uygun düşmemesinden endişe etmişler, bunun neticesi olarak hesaba çekilmekten veya kınanmaktan korkmuşlardır. Kadi İyad bu konudaki görüşlerin tercihe en uygun olanının bu olduğunu söylemiştir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Büyükten önemli bir şey isteyen istemeden önce o şah sı en güzel nitelikleriyle, en şerefli meziyetleriyle anmahdır. Bu, istediği şeyin verilmesi için en etkili yoldur. 2- Kendisinden bir şey istenen, istenilen şeyi vermeye gücü yetmediği takdirde kabule değer bir şeyle özür diler ve bunu mükemmel şekilde yapabileceğini zannettiği kişiyi gösterir. Çünkü bir hayra yol gösteren onu yapmış gibidir. Ayrıca o gösterdiği kişiyi buna ehil olduğu vasıflarla över. Bu, yapamayacağına dair mazeretinin kabulü için en iyi yoldur. "Ve ikisi arasını" güzel "bir koku do/dururdu." Said b. Amir'in hadisinde bu cümle "Muhakkak yeri misk kokusu do/dururdu" şeklindedir. "Dünyada iken kötü amel yapmış olduğu takdirde cehennemdeki yeri kendisine muhakkak gösterilecektir. Bu da şükrünün artması içindir." Yani kötü bir amel -bu da küfürdür- işlemiş olduğu ve cehennemlikten olduğu takdirde cehennemdeki yeri kendisine muhakkak gösterilecektir. "Li yezdade şükran = Şükrünün artması için" yani sevincinin ve rızasının artması için. Allahu Teala bu sevinç ve hoşnutluğu onun lazımı ile ifade etti. Çünkü bir şeye razı olan bunu kendisine yapana teşekkür eder. "Habven = emekliye emekliye" yani "zahfen = sürünerek" demektir. Bu iki kelime hem vezin ve hem de mana itibariyle aynıdır
Sahih Buhari
·Kalp Yumuşatıcı Şeyler (Rikak)
·Hadis 6572
· · ·
Urve İbnü'l-Ca'd Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kıyamet gününe kadar hayır atların yelelerine düğümlenmiştir. " Tekrar:
Sahih Buhari
·Cihad
·Hadis 2850
· · ·
Ebu Hureyre r.a. şöyle anlatır: Resuılullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e borcu bulunan bir cenaze getirildiği zaman "Borcu için (techiz masraflarını) aşan bir mal bıraktı mı?" diye sorardı. Eğer borcunu karşılayacak kadar mal bıraktığı söylenirse onun cenaze namazını kılardı. Aksi halde, müminlere, "Arkadaşınızın namazını kılın" buyururdu. Fetihler artıp (mallar çoğalınca), "Ben, mu'minlere kendi nefislerinden daha yakınım. Bir müslüman borçlu olarak ölürse borcunu ödemek bana aittir. Mal bıraktığı zaman ise malı mirasçılarınındır" buyurmuştur. Tekra:
Sahih Buhari
·Kefalet
·Hadis 2298
· · ·
Ebu Hureyre r.a.'den: Resuîullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: «Siz namazda sadece kıble (arafını mı gördüğümü zannediyorsunuz! Allaha yemin ederim ki sizin ne huşunuz ne de rükuunuz bana gizli değîldir. Ardımda ne yaptığınızı da mutlaka görüyorum.» Diğer tahric: Buhari, Salat; Müslim, Salat)
Muvatta-i Malik
·Namazı Kısaltma (Kasr)
·Hadis 401
· · ·
Abdullah r.a.’den: Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem, şöyle buyurdu, dediği rivayet edilmiştir: ‘’Dikkat ediniz! Kendisini Halil edindiğimi sanan her halilin Halilliğinden beriyim. Ben bir Halil ittihaz etmiş olsaydım Ebu Bekr’i Halil edinirdim. Hakikatte sizin arkadaşınız, Allah’ın halilidir. (Ravilerden) Veki' dedi ki (''Arkadaşınız'' tabiri ile) Resulullah kendi nefsini kasdediyor. ‘’ Mahir: Halil: Dost demektir
İbn Mace
·Sünnet
·Hadis 93
· · ·
İbn Ömer r.a.'den: Resuîullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, evinde öğlenin farzından önce ve sonra ikişer, akşamın farzından sonra evinde iki rekat sünnet kılardı. Yatsı namazının farzından sonra da iki rekat sünnet lalardı. Cuma namazının farzından sonra mescidde hiç sünnet kılmazdı. Odasına döner, orada iki rekatlı bir namaz kılardı. Diğer tahric: Buhari, Cum'a; Müslim, Salatu'l-Musafirîn
Muvatta-i Malik
·Namazı Kısaltma (Kasr)
·Hadis 400
· · ·
Abduiiah b. Ömer'den: Resuîullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kuba mescidine bazan yürüyerek, bazan da binekli olarak giderdi. Diğer tahric: Buhari, Salat fi Mescid Mekke ve'l-Modine; Müslim, Hacc
Muvatta-i Malik
·Namazı Kısaltma (Kasr)
·Hadis 402
· · ·
İbn-i Ömer (r.a.)'dan nakledildiğine göre o demiştir ki; "Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem abdest bozmak istediğinde yere yaklaşmadan (çömelmeden) elbisesini toplamazdı. Ebu Davud dedi ki: “Bu hadis-i şerifi aynı zamanda Abdusselâm b. Harb, A'meş'den, o da Enes. b. Malik'ten rivayet etmiştir. Fakat o (rivayet) zayıftır. Diğer tahric: Tirmizî, tahare; Darimî, tahare
Ebu Davud
·Taharet (Temizlik)
·Hadis 14
· · ·
Bize Kuteybe b. Said Malik b. Enes’ten oda Davud b. Husayn’dan oda ibn-i Ebi Ahmed’in azatlısı Ebu Süfyan’dan naklen rivayet etti, Ebu Süfyan şöyle demiş: Ben Ebu Hureyreyi şöyle derken işittim: Resulullah sallallahu aleyhi ve selem bize ikindiyi kıldırdı. Fakat iki rek’atta selam verdi. Bunun üzerine Zu’l-yedeyn ayağa kalkarak: Namaz mı kısaltıldı Ya Resulallah ! yoksa unuttun mu ?. Resulullah sallallahu aleyhi ve selem: «Bunların hiçbiri olmadı.» Buyurdu. Zu’l-Yedeyn: Hayır, biri muhakkak oldu Ya Resulallah! Dedi. Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve selem cemaat’a dönerek: «Zu’l-Yedeyn doğru mu söyledi?» buyurdu,. Cemaat: Evet Yâ Resûlallah! Dediler. Müteakiben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazdan kalan mikdârı tamamladı. Selam verdikten sonra da oturduğu yerden iki secde yaptı
Sahih Müslim
·Mescitler ve Namaz Yerleri
·Hadis 1290
· · ·
Ebu Eyyub (r.a.)’ın rivayet ettiğine göre Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Helaya vardığınızda, büyük abdest bozarken de küçük abdest bozarken de kıbleye yönelmeyiniz. Lakin doğuya veya batıya yöneliniz." Ebu Eyyub dedi ki: Daha sonra Şam'a geldik, orada kıbleye karşı yapılmış helalarla karşılaştık. Artık oralarda kıbleden yönümüzü çeviriyor ve Allah'dan af diliyorduk." Diğer tahric: Buharî, vudu; salat; Müslim, tahare; Tirmizi, tahare ibn Mace, tahare; Nesaî, tahare; Ahmed b. Hanbel
Ebu Davud
·Taharet (Temizlik)
·Hadis 9
· · ·
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. Dediki: Malik'e, Safyan b. Süleym'den dinlediğim, onun da Ata' b. Yesar'dan, onun'da Ebu Said-i Hudri'den naklen rivayet ettiği şu hadis’i okudum: Resulullah Sallallahu aleyhi ve selem dediki: «Cum’a günü yıkanmak her ihtilam olan kimseye vacipdir.»
Sahih Müslim
·Cuma Namazı
·Hadis 1957
· · ·
Abdullah b. Ömer r.a.'in rivayetine göre, Resuîullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: «ikindi namazını kaçıran kimse, ailesini ve malını zayi etmiş gibidir» buyurdu. Diğer tahric edenler: Buhari, Mevakitu's-Salat; Müslim, Mesacid; Şeyban-î
Muvatta-i Malik
·Namaz Vakitleri
·Hadis 21
· · ·
İbn Ömer (r.a.)'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem küçük abdestini bozarken bir adam çıkageldi, selam verdi. Nebi o adamın selâmını almadı." Ebu Davud dedi ki: "İbn Ömer ve başkalarından rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem önce teyemmüm etti, sonra o adamın selamını aldı." Diğer tahric: Tirmizi, tahare; isti'zan; Nesaî: tahare; İbn Mace, tahare; Darimî, Isti'zan
Ebu Davud
·Taharet (Temizlik)
·Hadis 16
· · ·
Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den rivayet edildiğine göre: Kendisi ile eşi Aişe r.a. namaz için beraber abdest alırlardı
İbn Mace
·Taharet ve Sünneti
·Hadis 383
· · ·
Ebu Hureyre r.a.’den rivayet edildiğine göre, kendisi Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem‘in şöyle buyurduğunu söylemiştir: ‘’Ebu Bekr’in malı bana yaradığı kadar hiçbir mal bana yararlı olmadı.’’ Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Ebu Bekr ağladı ve dedi ki: - Ya Resulallah! Ben ve malım yalnız senindir.Ya Resulallah
İbn Mace
·Sünnet
·Hadis 94
· · ·
Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem‘in zevcelerinden Meymune r.a.’dan rivayet edildiğine göre: Kendisinin cünüplükten dolayı aldığı boy abdestinden artan su ile Nebi s.a.v. abdest aldı
İbn Mace
·Taharet ve Sünneti
·Hadis 372
· · ·
Abdullah b. Ömer (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Bir gün evin damına çıkmıştım. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i, önü Beyt-i Makdise dönük olarak iki kerpiç üzerinde abdest bozarken gördüm" Diğer tahric: Buhari, vudu; Müslim, tahare; Nesai; tahare; İbn Mace tahare; Muvatta, Kıble; Darîmî, vudu; Ahmed b. Hanbel
Ebu Davud
·Taharet (Temizlik)
·Hadis 12
· · ·
Said b. Cübeyr yanındaki itimat ettiği bir adamdan, o da Resul-i Ekrem'in zevcesi Hz. Aişe'den şu hadisi rivayet eder: ResuIullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: «Gece namaz kılmayı adet edinen kimse uyuyakalır da teheccüd namazına kalkamazsa, Allah ona teheccüd sevabını yazar, uyuması da sadaka sayılır. Diğer tahric: Ebu Davud, Tatavvu; Nesaî, Ktyamu'1-Leyl
Muvatta-i Malik
·Gece Namazı (Teheccüd)
·Hadis 254
· · ·
Bize Züheyr b. Harb ile Muhammed b. El-Müsennâ rivâyet ettiler. (Dedilerki): Bize Yahya b. Saîd, Ubeyduliah'dan rivayet etti. H. Bize İbnû Numeyr de rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize Ubeydullah, Hubeyb b, Abdirrahman'dan, o da Hafs b. Âsım'dan, o da Ebû Hureyre'den nakîen rivayet eyledi ki, Resulullah Sallallahu aleyhi ve selem: «Evimle minberimin arası cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberimde havzımın üzerindedir.» buyurmuşlar
Sahih Müslim
·Hac
·Hadis 3370
· · ·
Mihcen (r.a.) anlatıyor: Resulullah'ın meclisindeydim. Namaza kaamet edildi. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem kalktı, namazı kıldıktan sonra yanıma geldi. Ben onunla namaza kalkmamıştım. Bana: « Cemaatle niçin namaz kılmadın, müslüman değil misin?» deyince: « Evet ya Resulallah müsliimanım. Fakat ben evde namazı kılmıştım» dedim. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, «Namazı kılmış da olsan, cemaate gelince tekrar kıl» buyurdu. Diğer tahric: Nesaî, îmamet
Muvatta-i Malik
·Cemaatle Namaz
·Hadis 295