Kays b. Talk b. Ali (radıyallahü anh)’in babasından rivâyet edildiğine göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Erkeklik organı insandan bir parça değil midir?” (Ebû Dâvûd, Tahara: 70; İbn Mâce, Tahara: 64) Bu konuda Ebû Ümâme’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bir kısım sahabe ve Tabiinden erkeklik organına dokunmaktan dolayı abdest gerekmez görüşü aktarılmıştır. Onlar erkeklik organına dokunmaktan abdestin bozulmayacağı görüşündedirler. İbn’ül Mübarek ve Küfelilerin görüşü budur. Bu konuda rivâyet edilenlerin en güzelidir. bu hadis Eyyûb b. Utbe, Muhammed b. Câbir ve Kays b. Talk’ın babasından da rivâyet edilmiştir. Bazı hadisçiler Muhammed b. Câbir ve Eyyûb b. Utbe rivâyetini tenkit etmişlerdir. b. Amr’ın, Abdullah b. Bedr’den rivâyeti daha sahih ve güzeldir
Tirmizi
·Taharet (Temizlik)
·Hadis 85
· · ·
Ebu Said el-Hudri'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "İnsanların üzerine öyle (sıkıntılı) bir zaman gelir ki, o günlerde Müslüman kişinin hayırlı malı koyun sürüsüdür. Müslüman o koyun sürüsünü dağ başlarına ve yağmur düşen vadilere götürür. Böylece dini yüzünden olacak fitnelerden kaçar kurtulur!" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yalnız Yaşamanın Kötülerle Birlikte Bulunmaya Göre Rahatlık Olduğu." İbnü'I-Mübarek'in Rakaik'ta nakline göre Hz. Ömer "Uzletten nasibinizi alınız" demiştir. Cüneyd'in -Allah bereketinden bizleri de nasip etsin- şu sözü ne kadar güzeldir: "İnzivaya katlanmak insanların içine karışıp, onların suyuna gitmekten daha kolaydır." Hattabi şöyle demiştir: İnzivaya çekilmekte sadece gıybetten ve ortadan kaldıramadığı münkeri görmekten selamette kalmak olsaydı bu bile büyük bir hayır olurdu. imam Buhariinin attığı başlık ile aynı manada Hakim Ebu Zerr'den şöyle bir hadis nakleder: "Bir başına olmak kötü bir kişiyle birlikte olmaktan daha hayırlıdır. "(Hakim, Müstedrek, III, 387) Bu hadisin isnadı hasendir. Yukarıdaki hadiste geçen "eş-şilb" dağ yolu veya dağda bir yer, vadi demektir. "Şalaf" ise dağ başı demektir. Hattabı Kitabu'l-Uzlelde şöyle der: Uzlete çekilmek ve insanların arasına karışmak bağlantılarına göre farklı hüküm içerir. insanlarla birlikte olmayı teşvik eden hadisler, imamlara itaat ve dini durumlarla ilgilidir şeklinde yorumlanmıştır. Bunun aksi olan deliller de aksi durumlar için sözkonusudur. Bedenen insanlarla birlikte bulunmak ve onlardan ayrılmak meselesine gelince; kişi geçimini sağlama ve dinini yaşama açısından kendi nefsiyle yetinebileceğini biliyorsa onun için en uygun olarıı insanlarla bir arada bulunmaktan kaçınmaktır. Ancak bu kişinin cemaate devam etmesi, selam vermesi, verilen selamı alması ve Müslümanların kendi üzerindeki hasta ziyareti, cenazede bulunmak ve benzeri haklarını ifa etmesi şartıyladır. Burada matlub olan bunun dışında fazladan birlikte bulunmayı terk etmektir. Çünkü bu insanın kafasını meşgul eder ve önemli şeyleri ele alacak vakit bırakmaz. insanlarla bir arada bulunma öğlen ve akşam yemeğine ihtiyaç duymaya benzer. Dolayısıyla kişi vazgeçemeyeceği şeyleri yapmakla kısıtlıdır. Bu, beden ve kalp için daha rahatlık vericidir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir. Kuşeyrı Risalesinde şöyle der: inzivaya çekilmeyi tercih edenlerin düşünce tarzı kişinin insanların kendi kötülüğünden selamette kalmalarına inanmasıdır, bunun aksi değildir. Çünkü birinci anlayışı doğuran kişinin kendi nefsini küçük görmesidir. Bu da mütevazi olan bir kimsenin niteliğidir. ikincisi ise kişinin kendi nefsinde başkalarına göre bir meziyet görmesidir ki bu da böbürlenen ve kibirlenen kimsenin vasfıdır
Sahih Buhari
·Kalp Yumuşatıcı Şeyler (Rikak)
·Hadis 6495
· · ·
Cündeb'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: -Seleme dedi ki: Ben (bu zamanda) Cündeb'ten başka kimseden "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu" derken işitmedim. Cündeb'e yaklaştım ve onun şöyle demekte olduğunu işittim: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kim insanlara duyurursa, Allah onun (gizli işlerini) duyurur. Kim de gösteriş için yaparsa Allah da onun gösterişçiliğini meydana çıkarır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Amellerde Gösteriş Yapma ve Yayarak Şöhret Kazanma Düşkünlüğü." Başlıkta yer alan "er-riya", "er-ru'ye" kelimesinden türemedir. Bundan maksat insanlar görsün ve de kendisini övsün diye ibadetini göstermektir. "es-Süm'a" kelimesi ise, "semi'a" fiilinden türemiştir. Bundan maksat ise riyada olduğu gibidir. Ancak süm'a işitme duyusuyla alakah iken, "riya" görme duyusuyla ilgilidir. İmam Gazali şöyle demiştir: Riya insanlara güzel vasıflar göstermek suretiyle onların kalbinde yer edinme isteğidir. Riyakar kimse amel eden kişidir. İbn Abdusselam ise şu kanaattedir: Riya, kişinin Allah'tan başkası için amel etmesi, "süm'a" kişinin amelini Allah için gizlemesi, sonra insanların ondan söz etmesidir. "Men semme'a = Kim (işlediği hayrı şöhret için) insanlara duyurursa." İbnü'lMübarek Zühd Bölümünde İbn Mesud'un şu hadisine yer vermiştir: "Kim amelini insanlara duyurursa Allah onun (gizli işlerini) duyurur. Kim de herhangi bir hayrı gösteriş olsun diye yaparsa Allah da onun gösterişçiliğini meydana çıkarır. Kim kendini büyÜk göstermek maksadıyla böbürlenip, kibirlenirse Allah onu alçaltır, kim Allah korkusuyla alçak gönüllü davranırsa Allah onu yüceltir." Resulullah s.a.v. İbn Abbas'ın nakline göre ise "Kim (işlediği hayrı şöhret için) insanlara duyurursa, Allah (gizli işlerini) duyurur, kim gösteriş yaparsa Allah da onun gösterişini meydana çıkarır" buyurmuştur. Hattabi şöyle demiştir: Bunun manası şudur: Kim ihlas dışı bir amel işleyecek olursa o ancak insanların kendisini görmesini ve duymasını istemektedir. Böyle bir kimseye Allahu Teala kendisini teşhir etmek, rezil rüsvay etmek ve içinde gizlediklerini dışarı dökmek suretiyle karşılık verir. Denilmiştir ki bir kimse yaptığı amelle insanların nazarında makam ve mertebe edinmeyi kasteder, Allah rızasını hedeflemezse Allahu Teala onu mertebe edinmek istediği insanların yanında konuşulan bir unsur haline getirir. Ancak onun ahirette hiçbir sevabı olmaz. Hadiste geçen "yurai" kelimesi o kimse bunu Allah rızası için değil, o kimseler için yaptığını kendilerine bildirir demektir. Allahu Teala'ın "Kim (yalnız) dünya hayatını ve zinetini istemekte ise işlerinin karşılığını orada onlara tam olarak veririz ve orada onlar hiçbir zarara uğratılmazlar. İşte onlar, ahirette kendileri için ateşten başka hiçbir şeyleri olmayan kimselerdir; (Dünyada) yaptıkları da boşa gitmiştir; Yapmakta oldukları şeyler (zaten) batıldır"(Hud 15,16) ayeti de bu kabildendir. Bazıları şöyle demiştir: Söylenmek istenen şudur: İnsanlar kendisini yüceltsin ve onların nazarında mertebesi yükselsin diye amelini insanların duymasını hedefleyen kimse bu amacına ulaşır. Bu, onun amelinin karşılığı olur. Ancak ahirette kendisine sevap verilmez. Bazılarına göre mana şudur: Kim insanların kusurlarını başkalarına duyurur ve yayarsa Allah da onun kusurlarını ortaya döker, hoşlanmayacağı şeyleri işittirir. Bazılarına göre ise mana şöyledir: Kim yapmadığı salih bir ameli kendine nispet eder, işlemediği bir hayrı yaptığını iddia ederse Allah onu rezil rüsvay eder ve yalanını ortaya çıkarır. Hadisten salih ameli gizlemenin müstehab olduğu anlaşılmaktadır. Fakat toplumda önder pozisyonundaolan kimselerin kendisine uyulması arzusuyla yaptıkları amelleri ortaya dökmeleri müstehab olabilir. Bu da ihtiyaca göre takdir edilir. İbn Abdisselam şöyle demiştir: Ameli gizlemenin müstehablığından, onu -kendisine uyulması veya ilmi yazma örneğinde olduğu gibi- kendisinden yararlanılması için açıkça işleme istisna edilmiştir. Cuma Bölümünde geçen "Bana uyunuz ve benim namazımı öğreniniz" şeklindeki Sehl hadisi, bu kabikkı::ı:dir. Taberi şöyle demiştir: İbn Ömer, İbn Mesud ve seleften bir grup bilgin, insanlar kendilerini örnek alsınlar diye mescidlerinde teheccüd namazı kılıp, amellerinin güzelliklerini gösteriyorlardı. Taberi şöyle devam eder: Her kim ameli örnek alınan, Allah'ın üzerindeki hakkını bilen ve şeytanına hakim olan önder bir kimse ise onun görünen ve gizlenen ameli niyeti doğru olduğu için birbirine eşittir. Her kim de bunun aksine olduğunda onun hakkında amelini gizleme daha faziletlidir. Selefin uygulaması buna göre cereyan etmiştir. Hammad İbn Seleme'nin Sabit vasıtasıyla Enes'ten naklettiği hadis, birinci grup önder kimseler içindir: Enes'in nakline göre Resulullah s.a.v. Kur'an okuyan ve sesini yükselten birini duyunca "Bu adam evvabdır" demiştir. Enes şöyle devam eder: Söz konusu kişiyi incelediğimizde el-Mikdad İbn el-Esved olduğunu gördük. Hadisi Taberi rivayet etmiştir. Zühri"nin Ebu Seleme vasıtasıyla Ebu Hureyre'den naklettiği hadis de ikinci grup insanlar içindir: Adamın biri namaz kılmak üzere ayağa kalktı ve namazda açıktan okudu. Bunun üzerine Resulullah ona "Bana değil, Rabbine işittir" buyurdu. Bu hadisi Ahmed İbn Hanbel ve İbn Ebi' Hayseme rivayet etmişlerdir. Hadisin isnadı hasendir.(Ahmed İbn Hanbel, II)
Sahih Buhari
·Kalp Yumuşatıcı Şeyler (Rikak)
·Hadis 6499
· · ·
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre: “Rasûlullah (s.a.v.) cenaze namazını kıldırmak üzere ilk tekbiri getirdi ellerini kaldırdı ve sağ elini sol eli üzerine koydu.” Tirmîzî rivâyet etmiştir. Tirmîzî: Bu hadis garibtir. Sadece bu şekliyle bilmekteyiz. İlim adamları bu konuda değişik görüşler ortaya koymuşlardır. Rasûlullah (s.a.v.)’in ashabından ve sonraki dönemlerden pek çok kimse cenaze namazında her tekbirde ellerin kaldırılması görüşündedirler. İbn’ül Mübarek, Şâfii, Ahmed ve İshâk bu görüştedirler. Bazı ilim adamları ise: “Sadece ilk tekbir de eller kaldırılır” derler. Küfeliler ve Sevrî’nin görüşü de böyledir. İbn’ül Mübarek’in cenaze namazı konusundaki şöyle dediği aktarılır: “Cenaze namazında sağ el sol el üzerine bağlanmaz.” Diğer bir kısım alimler ise: “Aynen namazda yapıldığı gibi sağ el sol el üzerine bağlanır.” Tirmîzî: Ellerin bağlanması bence daha hoştur
Tirmizi
·Cenazeler
·Hadis 1077
· · ·
Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.) çift rek’atlarda oturttuğumuzda şöyle okumayı bize öğretti: “Dilimizle, vücudumuzla ve tüm mallarımızla yapılan ibadetlerin hepsi sadece Allah’a mahsustur. Tüm kulluk ve ibadetler ondan başkasına yapılamaz. Ey son Peygamber olan Muhammed (s.a.v.)! Allah’ın rahmeti, bereketi selam ve selameti senin üzerine olsun. Yine Allah’ın selam ve saadeti bizim üzerimize ve Allah’ın; hayırlı ve iyi işler işleyen kullarına olsun. Ben kabul eder ve şâhidlik yaparım ki Allah’tan başka gerçek ilah yoktur. Yine kabul eder ve şâhidlik yaparım ki Muhammed (s.a.v.), Allah’ın kulu ve peygamberidir.” Diğer tahric edenler: Nesai, İftitah; İbn Mâce, İkame Bu konuda İbn Ömer, Câbir, Ebû Musa ve Âişe’den de hadis rivâyet edilmiştir. Tirmîzî: İbn Mes’ûd’un hadisi başka yollarla da rivâyet edilmiştir. Teşehhüd hakkında Peygamber (s.a.v.)’den rivâyet edilen en sahih hadis budur. Peygamber (s.a.v.)’in ashabından ve tabiinden pek çok kişi bu hadisle amel ederler. Sûfyân es Sevrî, İbn’ül Mübarek, Ahmed ve İshâk’ta bunlardandır. Ahmed b. Muhammed b. Musa bize bildirmiştir. Abdullah b. Mübarek, Ma’mer’den, Husayf’tan aktararak şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’i rüyamda gördüm ve Ey Allah’ın Rasûlü! İnsanlar teşehhüd konusunda ayrılığa düştüler ne yapmalıyız dedim. “İbn Mes’ûd’un teşehhüdüne sarılın” buyurdular
Tirmizi
·Namaz (Salat)
·Hadis 289
· · ·
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre: “Rasûlullah (s.a.v.) Habeş Kralı olarak Necaşi’ye cenazesi yok iken arkasından gıyabî cenaze namazını kıldı ve bu namazda dört tekbir almıştı.” Diğer Tahric: Buhârî, Cenaiz; İbn Mâce, Cenaiz Tirmîzî: Bu konuda İbn Abbâs, İbn ebî Evfâ, Câbir, Yezîd b. Sabit ve Enes’den de hadis rivâyet edilmiştir. Tirmîzî: Yezîd b. Sabit; Zeyd b. Sabit’in kardeşi olup yaşça ondan büyüktür. Bedir savaşında bulunmuştur. Zeyd ise bulunmamıştır. Tirmîzî: Ebû Hureyre hadisi hasen sahihtir. Rasûlullah (s.a.v.)’in ashabından ve sonraki dönemlerden pek çok ilim adamları uygulamalarını bu hadisle yaparlar ve cenaze namazında dört tekbir alırlar. Sûfyân es Sevrî, Mâlik b. Enes, İbn’ül Mübarek, Şâfii, Ahmed ve İshâk bunlardandır
Tirmizi
·Cenazeler
·Hadis 1022
· · ·
Vâil b. Hucr (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Medîne’ye geldim, Rasûlullah (s.a.v.)’in namazını nasıl kıldığını görmek istedim teşehhüt için oturunca sol ayağını yaydı sağ ayağını dikerek ellerini uylukları üzerine koydu.” Diğer tahric edenler: Nesâî, İftitah; İbn Mâce, İkame Tirmîzî: Bu hadis hasen sahihtir. Pek çok ilim adamı bu hadisle amel ederler Sûfyân es Sevrî, İbn’ül Mübarek ve Küfeliler bu görüştedirler
Tirmizi
·Namaz (Salat)
·Hadis 292
· · ·
Leys b. Sa’d (r.a.)’in, İbn Şihâb’tan, Urve, Amre ve Âişe’den rivâyet ettiği (804 gibi) hadis-i şerife göre: İlim adamları; itikafa giren kimsenin sadece insanî ihtiyaçları olan küçük ve büyük abdestini gidermek için itikaf yerinden çıkabileceğine topluca karar vermişlerdir. Diğer konularda yani hasta ziyareti, cumaya katılmak ve cenazeye katılmak gibi durumlarda farklı görüşler ortaya koymuşlardır. Rasûlullah (s.a.v.)’in ashabından ve sonrakilerden bir kısmı itikafa girerken cumaya katılacağını, cenazeye katılacağını ve hasta ziyaret edeceğini şart koşmuş ise bu şart koştuğu şeyleri yapabilir. Sûfyân es Sevrî ve İbn’ül Mübarek bu görüştedir. Bir kısım ilim adamları ise bunlardan hiçbirini yapamaz diyorlar ve itikafa girecek kimsenin bir şehrin Cuma kılınan bir mescidinde girmesi gerektiğini söylüyorlar. İtikaf yerinden Cumaya gitmesini hoş karşılamıyorlar ve Cumayı terk etmesine de cevaz vermiyorlar ve “İtikafa sadece Cuma kılınan bir camide girmesi gerekir” diyorlar böylece sadece tuvalet ihtiyacı için çıkabileceğini diğerleri için itikaf yerini terk etmesinin itikafını bozacağı görüşündedirler. Şâfii ve Mâlik gibi; Ahmed; Âişe’nin hadisine göre: “Hastayı ziyaret edemez cenazeye de katılamaz” demektedirler. İshâk ise: İtikafa girmeden önce şart koşmuş ise; “Cenazeye de katılabilir hastayı da ziyaret edebilir” demektedirler
Tirmizi
·Oruç (Sıyam)
·Hadis 805
· · ·
Ebû Saîd (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Anasının boğazlanması yavrunun da boğazlanması demektir.” Diğer tahric: İbn Mâce, Zebaih; Ebû Dâvûd: Dahâyâ Tirmizî: Bu konuda Câbir, Ebû Umâme, Ebû’d Derdâ ve Ebû Hüreyre’den de hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizî: Bu hadis hasen sahih olup Ebû Saîd’den başka şekillerde de rivâyet edilmiştir. Rasûlullah (s.a.v.)’in ashabından ve başkalarından bazı ilim adamlarının görüşü böyledir. Sûfyân es Sevrî, İbn’ül Mübarek, Şâfii, Ahmed, İshâk bunlardandır. Ebû’l Veddak’ın ismi Cebr b. Nevf’tir
Tirmizi
·Av
·Hadis 1476
· · ·
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.) namazda elbiseyi bağlamaksızın dikkat çekecek, avret yerlerini belirtecek şekilde bırakıvermeyi yasaklamıştır.” Diğer tahric: Ebû Dâvûd, Salat Tirmîzî: Bu konuda Ebû Cuhayfe’den de hadis rivâyet edilmiştir. Tirmîzî: Bu hadisi Atâ’nın, Ebû Hureyre’den merfu olarak rivâyet ettiğini ancak Isl b. Sûfyân’ın rivâyetiyle bilmekteyiz. Namazda sarkıtma konusunda ilim adamları değişik görüşler ortaya koymuşlar olup, bir kısmı Yahudiler böyle yaparlar diyerek hoş karşılamamışlardır. Bir kısmı ise tek kat elbisesi olan kişinin yapmaması gerektiğini söylemişlerdir. Gömlek üzerinde ikinci bir elbisenin sarkıtılmasında bir sakınca yoktur diyerek Ahmed b. Hanbel görüşünü belirtmiştir. İbn’ül Mübarek ise namazda her türlü sarkıtmayı hoş karşılamamıştır
Tirmizi
·Namaz (Salat)
·Hadis 378
· · ·
Câbir b. Abdullah (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Şüf’a taksim edilmeyen her şeyde geçerlidir sınırları belirlenip yolları ayrıldığı zaman şüf’a yoktur.” (İbn Mâce, Şuf’a: 3; Ebû Dâvûd, İcara: 73) Bu hadis hasen sahihtir. Bazıları bu hadisi Ebû Seleme vasıtasıyla mürsel olarak ta rivâyet etmişlerdir. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabından bazı ilim adamlarının uygulaması bu şekilde Ömer b. Hattâb, Osman b. Affân bunlardandır. Bazı tabiin fıkıhçıları da aynı kanaatte olup Ömer b. Abdulaziz ve başkaları da bunlardandır. Medîneli âlimlerde aynı görüştedirler. Yahya b. Saîd el Ensârî, Rabia b. ebî Abdurrahman, Mâlik b. Enes bunlar arasındadır. Şâfii, Ahmed ve İshâk’ta aynı görüşte olup yolu ve sınırları belirlenmeyen mallarda şüf’a hakkının olduğu kanaatindeler. Yol ve sınır olarak birbirine karışmış olmayan komşuya şüf’a hakkı tanımamaktadırlar. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabından ve başkalarından bazı ilim adamları ise: “Şüf’a komşu için geçerlidir” demekte ve merfu olarak rivâyet edilen Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in şu hadisini delil göstermektedirler: “Evin komşusu eve daha layıktır” “Komşu bitişiğindekine daha layıktır.” Sevrî, İbn’ül Mübarek ve Küfeliler bu görüştedirler
Tirmizi
·Peygamberden Hükümler
·Hadis 1368
· · ·
Vadi'l-kurâ halkından Süleym b. Mutayr (isimli) bir ihtiyar, dedi ki: Babam Mutayr (in) bana haber verdi(ğine göre) Kendisi (bir gün) hacca (gitmek üzere yol'a) çıkmış ve Süveydo'da ilaç ve huzâz aramak için gelmişe benzeyen bir adamla karşılaşıvermiş ve (o adam şöyle) demiş: Veda haccında Rasûlullah (S.A.V.)'i halk'a vaaz edip onları (iyiliğe) çağırıp (kötülükten) sakındırırken işiten bir adam dedi ki: Rasûlullah (S.A.V.) (şöyle) buyurdu. "Ey insanlar! bağışı, bağış olduğu müddetçe alınız. (Fakat) "Kureyş saltanatı ele geçirme yarışına girişip te bağış (size) dininiz karşılığında (verilir bir hale gelince) onu (almayı) bırakınız. Ebû Dâvud der ki: Bu hadisi ibni Mübarek Muhammed b. Ysar'dan (o da) Süleym b. Mutayr'den rivayet etmiştir
Ebu Davud
·Haraç, Ganimet ve İdare
·Hadis 2958
· · ·
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Her kim namazın bir rek’atına yetişirse o namaza yetişmiş olur.” Diğer tahric: Ebû Dâvûd, Salat; Nesâî, Cuma Tirmîzî: Bu hadis hasen sahihtir. Rasûlullah (s.a.v.)’in ashabından ve başkalarından pek çok ilim adamı bu hadise göre amel etmişler ve şöyle demişlerdir. “Kim Cuma namazının bir rek’atına yetişirse bir rek’at daha ilave eder ve Cuma namazını kılmış olur. Kim de ikinci rek’atın oturuşuna yetişirse Cuma’ya yetişmemiş olacağından dört rek’at kılması gerekir. Sûfyân es Sevrî, İbn’ül Mübarek, Şâfii, Ahmed ve İshâk bunlardandır
Tirmizi
·Cuma
·Hadis 524
· · ·
…
Ebî Şeybe ile Amrû'n-Nakid ve Züheyr b. Harb rivayet ettiler. Dedilerki: Bize İbni Uyeyne rivayet etti. H. Bize Ebu Kureyb de rivayet etti. (Dediki): Bize İbnü'l-Mübarek, Ma'mer ile Evzâî, Mâlik b. Enes ve Yûnus'dan naklen haber verdi. H. Bize İbni Numeyr dahi rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. H. Bize îbnü'I-Müsennâ da rivayet etti. (Dediki): Bize Abdülvahhâb rivayet, etti. Bunlar topdan Ubeydullah'dan ve hepsi Zührî'den, o da Ebu Seleme'den, o da Ebu Hureyre'den o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen Yahyâ*nın, Mâlik'den rivayet ettiği hadis gibi rivayet de bulunmuşlardır. Hiç birinin rivayetinde: «İmamla birlikde» kaydı yokdur. Ubeydullah'ın hadisinde: «Namazın bütününe yetişti demekdir,» buyurdu kaydı vardır. İzah 609’da
Sahih Müslim
·Mescitler ve Namaz Yerleri
·Hadis 1373
· · ·
Bize Ebu Kamil el-Cahderi de tahdis etti. Bize Abdulvahid -yani Ziyad- tahdis etti (H). Bize Ebu Kureyb tahdis etti, bize İbnu'l-Mübarek ve İbn Ebu Zaide haber verdi. Hepsi Amr b. Meymun'dan bu isnad ile rivayet etti. İbn Ebu Zaide'nin hadisi, İbn Bişr'in şu hadisi gibidir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) meniyi yıkardı. İbnu'l-Mubarek ve Abdulvahid ise hadislerinde Aişe: "Ben onu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in elbisesinden yıkardım" dedi, şeklindedir. AÇIKLAMALAR 290.sayfada
Sahih Müslim
·Taharet (Temizlik)
·Hadis 673
· · ·
Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. (Dediki): Bize Mâlik, Yahya b. Saîd, Muhammed b. ibrahim'den, o da AIkame b. Vakkas'dan, o da Ömer b. Hattâb'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ameller ancak niyete göredir. Herkese ancak niyet ettiği şey yardır. Her kimin hicreti Allah'a ve Resulüne idi ise onun hicreti Allah ve Resûlünedir. Kimin hicreti elde edeceği bir dünya yshud evleneceği bir kadın içinse, onun hicreti de hicret ettiğinedir.» buyurdu. {
…
} Bize Muhammed b. Rumh b. Muhacir rivayet etti. (Dediki): Bize Leys haber verdi. H. Bize Ebû'r-Rabî' el-Atekî de rivayet etti. (Dediki); Bize Hammâd b. Zeyd rivayet etti. H. Bize Muhammed b. Müsennâ dahi rivayet etti. (Dediki): Bize Abdülvehhab (yânî Sekafî) rivayet etti. H. Bize ishâk b. ibrahim de rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Hâlid el-Ahmar Süleyman b. Hayyân haber verdi. H. Bize Muhammed b. Abdillâh b. Numeyr dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Hafs (yânî ibni Gıyâs) ile Yezîd b. Hârûn rivayet ettiler. H. Bize Muhammed b. Alâ'el-Hemdânî de rivayet etti. (Dediki): Bize ibnü'l-Mübârek rivayet etti. H. Bize ibnü Ebî Ömer de rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyân rivayet etti. Bu râvilerin hepsi Yahya b. Saîd'den, Mâlik'in isnadı ve onun hadisi mânâsında rivayet etmişlerdir. Süfyân'ın hadîsinde: «Ömer b. Hattâb'i minber üzerinde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet ederken işittim.» ibaresi vardır. izah: Bu hadisi Buhârî «îmân, Eymân, Itk, Hicret, Nikâh» ve «Terkül-hiyel» bahislerinde; Ebû Dâvûd «Talâk» da; Tirmizî «Hudûd»da, «Nesâi «imân, Taharet, Itâk» ve «Talâk» bahislerinde; ibnı Mâce «Zühd» de; imam Ahmed «Müsned»inde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir. Mu'temed eser sahiplerinden onu kitabına almayan yalnız imâm Mâlik olmuştur. Allâme Aynî: «Bu hadîs bir i'tibârla ferd garîb, başka bir i'tibarla da meşhurdur. Ama bâzılarının dediği gibi mütevâür değildir. Zira yalnız Yahya b. Saîd'den nakledilmiştir.» diyor. Şeyh Kutbuddîn dahî: «Bu hadîs, bir çok tarîkleri bulunmakla beraber haber-i vahidlerden sayıldığı söylenir Mütevâür değildir; çünkü onun şartı bunda yoktur. Sahih olan şudur ki, onu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'dan Hz. Ömer'den başka rivayet eden olmamıştır, Ömer'den de yalnız Alkame, Alkameden yalnız Muhammed b. ibrahim, Muhammed'den yalnız Yahya b. Said el-Ensârî rivayet etmiş; ondan sonra yaygınlaşmıştır. Şu halde hadis sonuna nisbetle meşhur; evveline nisbetle garibtir. Ama sahîh olduğunda ve mevkiinin büyüklüğünde ittifak edilmiştir.» demiştir. Ebû'l-Fütûh et-Tâî'nin beyanına göre Yahya b. Saîd'den onu iki yüzden fazla râvî nakletmiştir. Ancak müsned olarak yalnız bu tarîkden sahîh olduğunda ulema müttefiktir. Bezzâr, îbni Sükuti ve imâm Ebû Abdillâh Muhammed b. Hattâb gibi zevat dahî bu hadîsi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den Hz. Ömer'den başka rivayet eden olmadığını söyîemişlerse de hakîkatta onu Ömer (Radiyallahû anh)'dan başka onyedi sahabî rivayet etmiştir. îbni Mendeh şöyle diyor: «Bu hadîsi Ömer'den başka, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den: Sa'd b. Ebî Vakkaas, Alî b. Ebî Tâlib, Ebû Saîdi Hudri, Abdullah b. Mes'ûd, Abdullah b. Ömer, Enes, ibni Abbâs, Muâviye, Ebû Hureyre, Ubâde b. Samit, Utbe b. Abdil eslemi, Hezâl b. Süveyd, Utbe, b. Âmir, Câbir b. AbdiIlâh, Ebû Zerr, Utbe b. Münzir ve Ukbe b. Müslim (Radiyallahû anhûm) rivayet etmişlerdir...» Yine îbni Mendeh'in beyanına göre râvileri de münferid değil, hepsinin mütabi'leri vardır. Binaenaleyh hadîs şâzz değildir. Bâzıları şâzzı: «yalnız bir isnadı olup sika olsun olmasın râvîsinin münferid kaldığı hadîsdir.» diye ta'rif etmişse de bu ta'rîfe ı'tirâz olunmuş: «Hz. Ömer hadîsi ve emsali ile bilicmâ amel olunur. O sıhhat mertebelerinin en yükseğindedir. Dînin temellerinden bir temeldir.» denilmiştir, Halbuki imam Şafiî ile Hicaz uleması şâzzı şoyîe ta'rîf etmişlerdir:«Şâzz, sika râvi'nin başkalarına muhalif olarak rivayet ettiği hadîsdir.» yoksa başkalarının rivayet etmediğini rivayet etmek değildir. Bu hadîs ile emsalinde muhalefet diye bir şey yoktur. Bilâkis onun mânâsını doğrulayan Kitâb ve sünnetten bîr çok şahidleri vardır. Evet, hadîs-i şerifin sahîh olduğunda şüphe yoktur. Çünkü onu bu ilmin imamlarından Yahya b. Saîd el-Ensarî rivayet etmiştir. Ondan ise her biri bu ümmetin hafız ve imamlarından 250 kişi rivayette bulunmuşlardır. îbni Mendeh'in «el-Müstahrec»'inde bu sayı üç yüzün üzerine çıkarılmış; Hafız Ebû Mûsâ ve Şeyhülislâm Ebû îsmâîl el-Herevî gibi bâzı zevat ise Yahya'dan onu yediyüz kişinin rivayet ettiğini söyîemişlerdir. Müslüman, uleması bu hadîsin dinde pek büyük bir mevkii olduğuna ittifak etmişlerdir. imam-ı Şafii ile diğer bazı alimler; «Bu hadîs islâmın üçte biridir.» demişlerdir. îmam-ı Şafii fıkhın yetmiş bâbının bu hadîse racî olduğunu söylemiştir. Bazılarına göre islâm'ın dörtte biridir, Ebû Dâvud Şöyle diyor: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den beş yü zbin Hadis yazdım. Bunlardan ahkam hususunda dört bin sekîz yüz hadîs seçtim. Zühd ve takvaya dair hadisler gelince: Onları kitabıma almadım. Bir insana bunlardan dini için dört tanesi yeter. 1) Ameller niyetlere göredir, 2) Helal ve haram beyan edilmiştir, 3) Kişinin güzel müslüman olması işine girmeyen şeyleri bırakmakladır, Ve 4) Mu'min kendisi için razı olduğu şeyi din kardeşi içinde istemedikçe, tam mu'min olmaz, hadisleri.» Hadîs-i Şerif niyeti tazammun ettiği için islâm'ın üçte birine şâmildir. Çünkü islam kavil, fiil ve amelden ibarettir. imam-ı Buhari kitabına bu hadisle başlamış bir çok ulema da bu hususda onun yolunu tutmuşlardır. Hafız Îbn-i Mehdi: «Kitap tasnifi etmek isteyen bu hadisle işe başlasın. Ben bir kitap tasnif etsem onun her babına bu hadisle başlardım» demiştir. Hadîsi Şerif de hasr ve kasra delalet eden «innemâ» edatı iki defa tekrarlanmıştır. Bunun faydası, hadis de zikredileni isbat, edilmeyeni nefiydir. Mânâ şudur: Bütün ameller ancak niyete göre hesabedilir niyetsiz amel hesaba konmaz. Bir de ikinci «innemâ» ile yapılacak amelin tayini şart olduğuna işaret buyrulmuştur. Meselâ: Nafile namazı kılmak isteyen bir kimsenin hangi namazı kılacağını belirtmesi gerekir. Bahsedilen hicret meselesine gelince: Bir kimse Allah rızası için yerini yurdunu terk ederek başka diyara göç ederse, bu hicretin sevabını alır. Evlenmek veya her hangi dünyevî bir menfaat için hicret ederse kazancı yalnız niyet ettiği şeydir. Âhirette bu hicretin hiçbir sevabını göremez. Hadisde dünya menfaati ile birlikte kadının da zikredilmesi îki ihtimalden hali değildir. Birinci ihtimale göre; hadis-î şerif evlenme hususunda varid olmuştur. Bir zat Ümm-ü Kays isminde ki bir kadınla evlenmek için kadının yaşadığı yere hicret etmiş. Evlendikten sonra artık o adama, Ummü Kays'ın muhaciri denilmiştir. îkinci ihtimale göre kadının zikredilmesi sırf bu iş için hicret etmekten sakındırmak içindir. Binaenaleyh edebiyat nazarında cümle ehemmiyetinden dolayı âmdan sonra hâssı zikr kabilindendir
Sahih Müslim
·İdare (Imamet)
·Hadis 4927
· · ·
Amr b. eş-Şerîd'in babasından, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Varlıklı bir kimse'nin borcununu ödemeyi geciktirmesi (alacaklıya ondan) şikâyetçi olmayı ve (hâkime de) onu (hapis cezasıyle) cezalandırmayı meşru kılar." Îbnü'l-Mübârek dedi ki; (Metinde geçen) "Yuhillu ırzahû" (cümlesi) "Ona sertçe çıkışabilir" anlamına gelir, "Ve ukûbetehu" cümlesi de, "hapsedilebilir' anlamına gelir. Diğer tahric: Buhari, istikrad; Nesâî, buyu'; İbn Mâce, sadakat; Ahmed b. Hanbel, V
Ebu Davud
·Yargı
·Hadis 3628
· · ·
Salim kanalıyla babasından r.a. rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Her kim haksız yere bir tarlaya el koyarsa kıyamet günü yedi kat yerin altına geçirilir" buyurmuştur. Firebri şöyle der: Ebu Ca'fer İbn Ebu Hatim Ebu Abdullah'ın şöyle dediğini nakletmiştir: "Bu hadis Horasan'da İbnü'l-Mübarek'in hadis defterlerinde mevcut değildir. Onlara Basra'da yazdırılmıştır." Tekrar:
Sahih Buhari
·Zulüm ve Haksızlıklar
·Hadis 2454
· · ·
Ubeyy bin Ka'b (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sattallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir: «Şüphesiz abdest (vesvesesi) için Velehan denilen bir şeytan vardır. Bunun için su vesvesesinden sakının.» Not: Tirmizi, «Abdestte İsrafın Keraheti» babında, hadisi ayni isnad ile zikretmiş ve garip olup bu isnadın hadisçiler yanında kuvvetli olmadığını, çünkü Harice'den başka kimsenin bunu isnad ettiğini bilmiyoruz. Harice de arkadaşlarımız yanında kuvvetli değildir, hatta İbnü'l-Mübarek onu zayıf görmüştür, der. Bu hadis müteaddit yollarla El-Hasan'dan rivayet edilmiştir. Diğer tahric: Tirmizi, tahare TİRMİZİ HADİSİ İÇİN BURAYA TIKLAYIN AÇIKLAMA : Tirmizi'nin şerhi Tuhfe'de şöyle deniliyor: Zehebi, EI-Mizan'da: Ahmed, Harice'yi zayıf görmüş, İbn-i Main, Harice. sika değil, kezzabtır, demiş, Buhari de İbnü'l-Mübarek ve Veki'in onu terkettiklerini ifade etmiştir' der. Velehan: Sözlükte aşırı aşk ve şiddetli muhabbet dolayısıyla aklın gitmesi ve şaşmaktır. Abdest işinde vesvese eden şeytana bu ismin verilmesinin sebebi, abdest işine vesvese sokmak yolundaki aşırı hırsıdır. Yahut yaptığı vesvese ile insanı öyle bir hayrete sokuyor ki, artık kişi kendisini şaşkın görür, şeytanın nasıl onunla oynadığını anlamaz. Abdest alırken uzvunun ıslanıp ıslanmadığını ve kaç defa yıkadığını bilemez olur. Bundan dolayı da bu isim verilmiştir, denilebilir. Hadisin: ''Su vesvesesinden sakının" parçası hakkında Tıybi'den naklen Tuhfe'de deniliyor ki: Yani abdest uzuvları ıslandı mı, ıslanmadı mı, bir defa mı, iki defa mı yıkandı, su temiz mi necis mi?, Su kulleteyn var mı, yok mu? diye Velahan adlı şeytan'ın suyla ilgili yapmak istediği bu ve benzeri vesveselerden kaçının. İbnü'l-Melik demiş ki, şeytan su hakkında pek fazla vesvese verdiğinden parçada Velehan vesvesesi, tabiri yerine su vesvesesi, tabiri mübalağayı ifade etmek için kullanılmıştır. İbn-i Hacer de İbnü'l-Melik'in bu görüşünü benmsemiştir. Hadis, abdest alınırken su'da israf etmenin kerahetine delalet eder. Nehir kenarında bile abdest alınırken suda israf etmenin kerahetinde alimler icma etmişlerdir
İbn Mace
·Taharet ve Sünneti
·Hadis 421
· · ·
…
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Cünüb ve hayz halindeki kadın Kur'an'dan hiç bir şey okuyamazlar buyurmuştur.» AÇIKLAMA : Tirmizi de İbn-i Ömer r.a.'in hadisini 596 nolu metinle rivayet ederek; Bunu İsmail bin Ayyaş'ın şu senediyle tanırız, demiş ve buradaki senedi zikretmiştir. Tirmizi bu arada şöyle der: Cünüb ve hayız halindeki kadının Kur'an'ı okuyamıyacağı hükmü, Sahabiler, tabiiler ve Onlardan sonra gelen alimlerin çoğunun kavlidir. Süfyan-i Sevri, İbnü'l-Mübarek, Şafii, Ahmed ve İshak'ın dahil oldukları bu AlimIere göre cünüb ve hayz halindeki kadın Kur'an'dan bir ayet dahi okuyamaz. Ancak bir harf ve ayetin bir kısmını okuyabilir diyenler vardır. Alimler cünüp ve hayz halindeki kadının tesbih ve tevhid kelimesini çekmelerine ruhsat vermişlerdir. Ben, Muhammed bin İsmail'den şunu işıttim: İsmail bin Ayyaş Hicaz ve Irak ehlinden bir takım münker hadisler rivayet eder.' İsmail bin Ayyaş'ın yalnız olarak bu iki bölge sakinlerinden yaptığı rivayetin zayıflığını belirtmek için Muhammed bin İsmail'in böyle söyledigini sanırım. Bu zat şunu da söyledi: İsmail bin Ayyaş'ın Şam halkından rivayet ettiği hadis, sahihtir. Ahıned bin Hanbel : İsmail bin Ayyaş, Bakiyye'den iyidir. demiştir. Tirmizi 'nin şerhi Tuhfe yazarı şöyle der: 'İbn-i Mace de İbn-i Ömer (r.anh)'in hadisini bu yoldan rivayet etmiştir. Hadis zayıftır. Çünkü hadis imamları, İsmail bin Ayyaş'ı Şam halkından yaptığı rivayetlerde sika saymışlar. Fakat Hicazlılardan yaptığı rivayetleri zayıf görmüşlerdir. Kendisi bu hadisi Hicaz halkından olan Musa bin Ukbe'den rivayet etmiştir.'' Hulasa, bu hadisin senedi zayıf da sayılsa metni sahihtir. Çünkü bu hususta müteaddit hadisler bulunur. Bunlar birbirini takviye ettiği için Cumhur, cünüb ve hayz halindekilerin Kur'an okumalarını haram saymıştır. Dikkat: Kastedilen 'okuma' sadece Kur'an sayfalarından değil hafuza'dan okumayı da içerir. Kur'an'a Dokunmaya dair açıklama 595 da geçti
İbn Mace
·Taharet ve Sünneti
·Hadis 596
· · ·
Abdullah bin Abbas (r.a.)'dan: şöyle rlevayet edilmiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in oğlu İbrahim vefat edince Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cenaze namazını kıldırdı. Ve şöyle buyurdu : «Şüphesiz Cennette onu emziren vardır. Eğer yaşamış olsaydı, sıddik bir nebi olacaktı. Eğer yaşamış olsaydı kıbti dayıları azat olacaktı. Ve hiç bir kıbti köle olarak kullanılmıyacaktı.» Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedindeki İbrahim bin Osman Ebu Şeybe Vasıt kadısıdır. Buhari onun hakkında: Alimler onun sika veya zayıflığı konusunda susmuşlar, demiştir. İbnü'l-Mübarek: Onun hakkında susarım, demiştir. İbn-i Muin: Sika değil, demiştir. Ahmed: Hadisi münkerdir, demiş. Nesai de: Hadisi metruktur. demiştir AÇIKLAMA 1512’de
İbn Mace
·Cenazeler
·Hadis 1511
· · ·
Ukbe İbn el-Haris'den dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ikindi namazını kıl(dır)dı ve hemen hızlıca kalkıp eve girdL" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir ihtiyacını karşılamak için hızlıca yürüyen kimse." Yani herhangi bir sebep için hızlıca yürüyen kimse. "Yahut bir maksadı görmek için" Maruf olan bir maksat için demektir. İbn Battal dedi ki: Hadisten imamın bir ihtiyacını karşılamak üzere acele etmesinin caiz olduğu anlaşılmaktadır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eve girmekte acele etme sebebinin vaktinde dağıtmayı arzu ettiği bir sadaka olduğu bilinmektedir. İbnu'l-Mübarek Kitabu'l-İsti'zan'da "İbn Ömer yürüyüşte acele eder ve böylesi kibirden daha uzak, ihtiyacı görmek için de daha çabuklaştırıcıdır, derdi." Başkası da şöyle demektedir: Çabuk yürümekle uğraşılmaması gereken şeylerden vakit bulup uğraşılması gereken şeylere yönelme imkanı elde edilir. İbnu'lArabi dedi ki: İhtiyaca göre yürümek -çabuk ya da yavaş olsun- sünnet olandır. Yoksa yürüyüşte yapmacıklık ya da tehevvür değildir
Sahih Buhari
·İzin İsteme
·Hadis 6275
· · ·
Amr b. Osman, Bakıyye'den; o Ukbe'den; o Abdullah b. İsa'dan; o el-Abbas b. Sehl es-Saidî'den, o da Ebu Humeyd'den şu (bir önceki 734) hadisi nakletti. (Ukbe) dedi ki: (Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) secdeye vardığı zaman karnını uyluklarının herhangi bir tarafına dayandırmadan uyluklarının arasını açardı. Ebu Davud dedi ki: Bu hadisi İbnu'l-Mübarek rivayet etti. (Dedi ki:) “Füleyh diyor ki: Ben bu haberi Abbas b.Sehl'den İşittim ama onu hafızamda tutamadım" (Yine İbnu'l-Mübarek diyor ki:) "Öyle zannediyorum ki Füleyh, İsa b. Abdillah'dan bahsetti. (İsa b. Abdillah da) bu haberi Abbas b. Sehl'den işitmiş. Abbas der ki: Ben (bu hadisi) Ebu Humeyd es-Saidî'den aldım." Sadece Ebu Davud rivayet etmiştir
Ebu Davud
·Namaz (Salat)
·Hadis 735
· · ·
Seleme bin El-Ekva' (r.a.)'den rivayet edildiğine göre : Güneş (ufuk) perdesiyle gizlendiği zaman, kendisi akşam namazını Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile kılarmış." Diğer tahric: Buhari. Müslim, Ebu Davud ve Tirmizi, bu hadis’i birbirine yakın lafızlarla rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : Tirmizi, hadisin hasen-sahih olduğunu söylemiştir. Hadiste geçen ''Hicabı'' kelimesinin asıl manası örtü ve perdedir. Burada ufuk kasdedilmiştir. Çünkü ufuk, perde gibi Güneş ile bakanlar arasına girer ve Güneş, onun arkasında gizlenmiş olur. Tirmizi, Seleme (r.a.)'in hadisini rivayet edip hasen-sahih olduğunu söyledikten sonra şöyle der: 'Sahabilerin ve tabiilerin ilim ehlinin çoğu, akşam namazının erken kılınmasını tercih ederek, tehirini mekruh görmüşlerdir. Hatta alimlerin bir kısmı: Akşam namazı için tek bir vakit vardır, demişlerdir.' Tirmizi'nin şerhi Tuhfetü'l-Ahvezi'de bu konuda şu ma'lumat vardır: 'Selef alimleri, akşam namazının bir veya iki vakte sahip olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Şafii ve İbnü'l-Mübarek akşam namazının tek vaktinin olduğunu, onun da ilk vakti olduğunu söylemişlerdir. Alimlerin ekserisi: İki vakit vardır. Vaktin başlangıcı Güneş'in tamamen battığı andır. Vaktin sonu da, kırmızı şafakın kaybolmasıdır, demişlerdir. Şafii ve İbnü'l Mübarek, Cibril (a.s.)'in hadisine dayanmışlar. Çünkü Cibril (a.s.), Peygamber (s.a.v.)'e namaz vaktini bildirmek için inip Peygamber (s.a.v.)'e namaz kıldırdığı her iki günde de akşam namazını ilk vaktinde kıldırmıştır. Kırmızı şafak'ın batışına kadar akşam namazı vaktinin devam. ettiğine hükmeden ve çoğunluk teşkil eden alimler Müslim'in: ve başkalarının rivayet ettikleri İbn-i Öıner ve Ebu Musa'nın hadislerini delil göstermişlerdir. Bu iki hadis, akşam vaktinin şafak'ın batışına kadar devam ettiğine delalet eder. Bu görüş haktır. Çünkü Cibril (a.s.)'ın hadisi Mekke'de buyurulmuş, bu iki hadis bilahere irad edilmiştir. Nevevi, Müslim'in şerhinde İbn-i Ömer (r.a.)'in hadisini açıklarken: Bu ve bundan sonraki hadisler, akşam vaktinin şafak'ın batışına kadar devam ettiğini sarahaten (açıkça) bildirmişlerdir; Mezhebimizi nakleden cumhur yanında bu kavil, mezhebimizirt zayıf bir görüşüdür. Bizim Şafii alimlerimizin cumhuru: Mezhebimizin sahih kavline göre akşam namazının tek vakti vardır. Oda Güneş battıktan sonra, bir adamın abdest alıp avretini örtmesi, ezan. okunması ve ikamet etmesi iki rek'at hafif sünnet kılması, bundan Sonra akşam farzına durması ve tesbih edip, akşam farzından s.ontaki sünneti kılması için geçen süredir. Akşam farzı bu süreden sonraya bırakıldığı takdirde kazaya kalmış olur, demişlerdir. Lakin Muhakkik arkadaşlarımız şafak batıncaya kadar akşam namazı vaKtinin devam ettiğine dair kavli, tercih etmişlerdir. Sahih olan Şafiı mezhebinin bu görüşüdür. Başka bir deyimle doğrusu budur, başkası değildir. Cibril (a.s.)'ın akşam namazını iki günde de ilk vakitte kıldırdığı noktasına gelince, buna üç şekilde cevap verilir: 1- Cibril (Aleyhisselam), öğle namazı hariç, diğer dört namazın ihtiyar vakitlerini açıkİamakla yetinmiş, ihtiyar vaktinden sonra devam eden ve namaz kılmanın sahih olduğu cevaz vaktini beyan etmemiştir. 2- Cibril (Aleyhisselam)'ın hadisi, Mekke'de, namazın farz kılındığı esnada buyurulmuştur. Akşam vaktinin şafak'ın batışına kadar devam ettiğini bildiren hadisler, daha sonra Medine'de buyurulmuştur. Bu sebeple, bunlara dayanmak vacibtir; 3~ Bu hadislerin senedIeri' Cibril (AIeyhisseIam)'ın hadisine ait senedden çok daha sıhhatlidir. Bu nedenle bunlara öncelik yerihnesi vacibtir. Müellifimizın 667 nolu hadisinde. namaz vakitIerini soran adama .. Bizlmre iki gün namaz kıl.,. buyuran Nebi (s.a.v.)'in akşam namazını ilk gün güneş batınca kıldırdığı, ikinci gün is,e şafak batmadan önce kıldırdığı bildirilmiştir. Bu da akşam namazı vaktinin şafak'ın batışına yakın bir zamana kadar devam ettiğine delalet eder. Bu hadis de bir önceki hadis gibi Nebi (s.a.v.)'in akşam namazını erken kıldırdığına delalet eder. Ayrıca bu hadis de merfu' hükmündedir
İbn Mace
·Namaz (Salat)
·Hadis 688
· · ·
Bize Hasen b. îsâ rivayet etti. (Dediki): Bize ibni Mübarek haber verdi. (Dediki): Bize Mâlik b. Migvel haber verdi. Dediki: Ben Hakem b. Uteybe'yi, Abdurrahmân b. Ebî Leylâ'dan, o da Kâ'b b. Ucre'den, o da Resulullah (Sailallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet ederken işitdim. Efendimiz şöyle buyurmuşlar: «Bir takım muakkıbât vardır ki onları her farz namazın ardından söyleyen yahut yapan hiç bir vakit haybete uğramaz (Bunlar) otuzüç defa tesbîh çekmek, otuzüç defa tahmîd etmek, otuzdört defa da tekbîr getirmekdır.»
Sahih Müslim
·Mescitler ve Namaz Yerleri
·Hadis 1349
· · ·
Osman b. Ömer de Ali (b. el-Mübârek vasıtasıyla önceki 2187. hadisi Yahya b. Ebi Kesir)'den ahberanî lâfızını kullanmadan aynı sened ve mana ile rivayet etmiştir. (Bu rivayete göre) îbn Abbas (şöyle) demiştir: "Senin için bir (talak hakkı) daha vardır. Rasûlullah (s.a.v.) de böyle hüküm vermiştir." Sadece Ebû Dâvûd rivayet etmiştir. Ebu Dâvud dedi ki: Ben Ahmed b. Hanbel'i (şöyle) derken işittim: "Abdurrezzak dedi ki; Îbnu'l-Mübârek, Ma'mer'e (hitaben): -Bu Ebu'l-Hasen de kimdir? Vallahi o (bu hadisi îbn Abbas'-dan rivayet etmekle) büyük bir kaya (kadar ağır bir günah) yüklenmiştir" dedi. Ebu Dâvud dedi ki: Ebu'l-Hasen, şu kendisinden ez-zührt'nin (hadis) rivayet ettiği kişidir. Zührî onun fukahâdan biri olduğunu söylerdi ve ZührîEbu'l-Hasen'den (birçok) hadisler rivayet etmiştir. Ebu'l-Hasen tanınmış bir kimsedir, (fakat) uygulama bu hadise göre değildir.[bk. Nesâî, talak îbn Mâce, talak]
Ebu Davud
·Talak (Boşanma)
·Hadis 2188
· · ·
…
Demiştir. ibnu'l-Mubârek, Yûnus'tan; o da ez-Zuhrî'den; o da Saîd ibnu’l-Müseyyeb'den; o da Peygamber'den söyledi. Ez-Zuhrî'den rivayet etmekte Salih ibnu Keysân, Abdullah ibnu'l-Mubârek'e mutâbaat etti. ibnu'l-Velîd) şöyle dedi: Bana ez-Zuhrî haber verdi; ona da Abdurrahmân ibn Ka'b haber verdi ki, Ubeydullah ibn Ka'b şöyle demiştir: Bana Hayber'de Peygamber'le beraber hazır bulunan kişi haber verdi. Ve yine ez-Zuhrî şöyle demiştir: Bana, Ubeydillah ibn Abdillah ibn Omer ile Saîd ibnu'l-Müseyyeb, Peygamber'den olmak üzere haber verdiler
Sahih Buhari
·Gazalar (Megazî)
·Hadis 4204
· · ·
Abdullah bin Abbas (r.a.)'dan şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cenaze namazında dört defa tekbir aldı. Diğer tahric: Bu hadisi Ebu Davud ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA (1502, 1503, 1504): İlk iki hadis zevaid türündendir. İkinci hadisi Ahmed ele rivayet etmiştir. Bu yani İbn-i Abbas (r.a.)'ın hadisini Ebu Davud ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. Ebu.Davud'un rivayeti mealen şöyledir: "Ebu İshak'ın Şa'bi'den rivayet ettiğinegöre Şa'bi: 'Peygamber (s.a.v.) yeni bir kabrin yanından geçmiş ve cemaat kabir üzerinde saf olmuşlar. Peygamber (s.a.v.) kabir üzerinde (kıldırdığı namazda) dört defa tekbir almış,' dedi. Ben Şa'bi'ye: Kim sana tahdis etti? diye sordum. Dedi ki : Sıka bir zat. Orada bulunan Abdullah bin Abbas (r.a.) (bana tahdis etti.)" Bu babta rivayet edilen hadisler, cenaze namazındaki tekbir sayısının dört olduğuna delalet ediyorlar. Dört mezheb imamları ile Sevri, İbnü'l-Mübarek, İshak, İbn-i Ebi Evfa, Ata', Hanefiler'den Muhammed ve Evzai (r.a.) bununla hükmetınişlerdir. Sahabilerden de Ömer b. el-Hattab, Abdullah b. Ömer, Zeyd bin Sabit, Hasan bin Ali, Bera' bin Azib ve Ebu Hureyre (r.a.) böyle hükmetmişlerdir. Tirmizi: Sahabilerden ve başkalarından olan ilim ehlinin tatbikatı böyledir, demiştir. Kadı iyaz: Muhtelif memleketlerdeki fetva ehli ve Fıkıhçılar bunda ittifak etmişlerdir. Çünkü buna dair sahih hadisler vardır. Bu kavlin dışındaki görüşlere itimat edilmemelidir. Memleketlerin fıkıhçılarından İbn-i Ebi Leyla hariç, hiç birisinin tekbirleri beş yaptığını bilmiyoruz, demiştir. Sevri, Ebu Hanife, Şafii ve bir rivayete gore Ahmed: İmam, tekbir sayısını dörtten fazlalaştırırsa cemaat bu hususta imam'a uymaz. Bununla beraber imam selam vermeden önce cemaat selam vermez. Onun selam vermesini bekler
İbn Mace
·Cenazeler
·Hadis 1504
· · ·
Amr b. Şuayb, babası vasıtasıyla dedesinden rivayet ettiğine göre; Nebi (s.a.v.) Ramazan bayramı namazında ilk rekatta yedi defa tekbir alır, sonra okur, sonra yine tekbir alır (rüku'a eğilir)di. îkinci rek'ate kalktığında ise önce dört kere tekbir ahr, sonra okur, daha sonra da rükû'a varırdı. Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadisi Veki’ ve İbnü'l-Mübârek de rivayet ettiler ve rivayetlerinde, ('yedi ve dört" yerine) "yedi ve beş" dediler
Ebu Davud
·Namaz (Salat)
·Hadis 1152
· · ·
Abdullah b. Ömer'den rivayet edilmiştir: İbn Ömer, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e henüz on dört yaşında iken Uhud savaşına katılmak için teklif edilmişti. Hz. Nebi onun katılmasını kabul etmedi. Sonra on beş yaşında iken Hendek savaşına katılması teklif edildi ve Hz. Nebi onu kabul etti. Nafi' şöyle demiştir: Ömer b. Abdülaziz'e gelerek bu olayı ona aktardım. "Bu, küçükle büyük arasındaki sınırdır" diyerek valilerine on beş yaşına girmiş olanlar için ordu divanından maaş bağlanmasını emretmiştir. Tekrar: 4097 Diğer tahric: Tirmizi Ahkam Tirmizi der ki: İbn ebî Ömer, Sûfyân b. Uyeyne yoluyla Ubeydullah b. Ömer’den, Nafi’den, İbn Ömer’den bu hadisin bir benzerini rivâyet etmiş olup bu rivâyetinde: “Ömer b. Abdulaziz’in küçük ile büyük arasındaki yaş sınırının bu olduğunu yazı ile bildirdi” bölümünü zikretmemiştir. İbn Uyeyne rivâyetinde ise Nafi’ şöyle der: “Buhadisi Ömer b. Abdulaziz’e rivâyet ettiğimde işte bu savaşa katılamayanlar ile savaşa katılabilecekler arasındaki yaş sınırıdır” dedi. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. İlim adamlarının bir kısmının uygulaması bu hadise göre olup Sûfyân es Sevrî, İbn’ül Mübarek, Şâfii, Ahmed ve İshâk bunlardandır ve şöyle derler: “On beş yaşını dolduran kimsenin erkek konumunda olduğu, on beş yaşından önce ihtilam olanların da yine erkek konumuna geldikleri görüşündedirler.” Ahmed ve İshâk ise şöyle derler: Ergenlik bûluğ yaşına girmek üç modelle bilinir: 1- On beş yaşını doldurmak, 2- İhtilam olmak, 3- Yaş ve ihtilam olması bilinmez ise kasıklardan kıl bitmesi
Sahih Buhari
·Şahitlik
·Hadis 2664