TR EN AR
← Tüm İsimler

İbn Hibban

Râviler, Âlimler ve Diğer Kişiler — kg_varlik (run_id=3)

138 pasaj · alim, insan
Bu isimler geçer

İbn Hibban · İbni Hibban · İbn Hibbân · Ibn Hibban · Hz. İbn Hibban · İbni Hibbân

Ebu Hureyre'den Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "İmam, غير المغضوب عليهم ولا الضالين Ğayri'l-mağdubi aleyhim dediği zaman Amın deyin! Zira kimin, amın demesi meleklerin amın demesine denk gelirse, o kişinin geçmiş günahlan bağışlanır." Fethu'l-Bari Açıklaması: غير المغضوب عليهم ولا الضالين Gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil" Ahmed b. Hanbel ve ıbn Hibban, Adiyy İbn Hatim kanalıyla Nebi s.a.v.'in şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: "Gazaba uğrayanlar Yahudiler, sapmışlar ise Hıristiyanlardır." İbn Merdliye de bu rivayeti hasen bir senet ile Ebu Zerr'den nakletmiştir. İbn Ebı Hatim bu konuda şöyle demiştir: "Müfessirler arasında bu ayetin bu şekilde tefsir edilmesi hakkında herhangi bir ihtilaf olduğunu bilmiyorum." Süheyll ise şöyle demiştir: "Bu tefsırin delili, Allah'ın Yahudiler hakkında indirdiği "Onlar gazab üstüne gazaba uğradılar"[Bakara 90] ayeti ile Hıristiyanlar hakkında indirdiği "Daha önceden sapan, birçoklarını da saptıran ve yolun doğrusundan uzaklaşan bir topluma uymayın," [Maide 77] ayetidir. İmam Buhar! Ebu Hureyre'den nakledilen hadisi "İmamın Amin Demesine Muvafakat Etmek" başlığı altında zikretmişti. Dolayısıyla bu hadisin açıklaması "Sıfatu's-salt" bölümünde geçti

Sahih Buhari ·Tefsir ·Hadis 4475

· · ·

Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Bir kul, Allah'ın hoşnut olduğu kelimelerden bir kelimeyi önem vermeyerek söyler de Allah o kimseyi bu kelime sebebiyle birçok derecelere yükseltir. Bir kul da Allah'ı öfkelendirecek kelimelerden bir kelimeyi hiç önem vermeden söyler de kendisi o kelime sebebiyle cehennemin içine düşer!" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Dili muhafaza etme." Yani lisanı şer'an konuşmak caiz olmayan şeylerden muhafaza etmek. Bunlar kişinin o sözleri ağzına almaya hiç ihtiyacı olmayan sözlerdir. Ebü'ş-Şeyh'in Kitabu's-Sevab'da, Beyhakıınin Şuabu'l-İman'da Ebu Cuhayfe'den yaptıkları nakle göre Resulullah s.a.v. "Amellerin Allah'a en sevimli olanı dili muhafazadır" demiştir. "Allahu Teala'ın 'İnsan hiçbir söz söylem ez ki yanında gözetleyen, yazmaya hazır bir melek bulunmasın. '(Kaf 18) sözü." Bu ayette geçen "er-rakıb" muhafaza eden, "el-atıd" hazır bulunan demektir. Susmanın faziletine dair birçok hadis gelmiştir. Bunlardan birisi Süfyan İbn Abdullah es-Sakafı'nin şu rivayetidir: Resulullah'a "Benim açımdan endişe ettiğin en korkunç şey nedir?" diye sordum. Resulullah s.a.v. "Budur" dedi ve dilini tuttu (Tirmizı, Zühd) Tirmizı bu hadisi hasen-sahih şeklinde değerlendirmiştir. İman Bölümünde "Müslüman, Müslümanların lisanından ve elinden salim olduğu kimsedir" ifadesi daha önce geçmişti. Ahmed İbn Hanbel'in, sahihtir değerlendirmesi ile İbn Hibban'ın, el-Bera'dan yaptıkları nakle göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayır söylemek hariç dilini tut" buyurmuştur.(Ahmed İbn Hanbel, LV, 299; İbn Hibban, Sahih, II, 97) Ukbe İbn Amir şöyle anlatmıştır: Resulullaha "Kurtuluş nedir?" diye sordum. Bana "Dilini tut" diye cevap verdi. Bu hadisi Tirmizı nakletmiş ve hasendir değerlendirmesinde bulunmuştur.(Tirmizı, Zühd) Muaz'ın naklettiği bir hadise göre Resulullah "Bütün işin özünü sana haber vereyim mi? Bunu tut" dedi ve diline işaret etti. Ben "Ya Resulallah! Bizler bnuştuğumuz şeylerden hesaba çekilecek miyiz?" dedim. Resulullah "İnsanları yüz üstü cehenneme atan dilleriyle kazandıklarından başka nedir ki?" buyurdu. Bu hadisi Ahmed İbn Hanbel, sahihtir değerlendirmesiyle Tirmizı, Nesaı ve İbn Mace rivayet etmişlerdir.(Ahmed İbn Hanbel, V, 231, 236, 237; Tirmizı, İman; Nesaı, es-Sünenu'l-Kübra, VI, 428; İbn Mace, Fiten) Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah "Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyi terketmesi güzel Müslümanlığındandır" buyurmuştur. Bu hadisi Tirmizı nakletmiş ve hasendir değerlendirmesinde bulunmuştur.(Tirmizi, Zühd) "Men yadman = kim garanti eder." Kelime masiyeti terk etme sözünde durma anlamına "ed-daman"dan türemiştir. Hadiste "ed-daman" kullanılmış ve bununla kelimenin lazimı manası kastedilmiştir. Bu mana dil üzerindeki hakkı ifa etmektir. Buna göre hadisin manası şöyle olmaktadır: Her kim dili üzerindeki gerekli olan şeyleri konuşup, gereksiz şeyleri konuşmamak şeklindeki hak ile cinsel organı üzerindeki onu helal yolda kullanıp, haramdan kaçınma şeklindeki hakkı ifa ederse, ben de ona cenneti garanti ederim. "Lahyeyhi." Bu ağzın iki yanındaki kemikler anlamına gelir. Hadiste kastedilen bu ikisi arasındaki dil ve onunla sağlanan konuşma, iki bacağı arasındakinden maksat da cinselorgandır. İbn Battal şöyle demiştir: Hadis dünyada kişinin başına gelebilecek belanın en büyüğünün dilinden ve cinselorganından kaynaklandığını göstermektedir. Her kim bu iki organın şerrinden korunursa kötülüğün en büyüğünden korunmuş olur. Ebu Hureyre'nin naklettiği ikinci hadisin açıklaması Edeb Bölümünün baş taraflarında geçmişti. Bu hadiste misafire ikram etme, ona eziyet etmeme tavsiye edilmektedir. Hadiste "Allah'a ve ahiret gününe iman eden ya hayrı söylesin ya da sussun" buyurulmuştur. Ebu Şureyh'in rivayet ettiği üçüncü hadiste de yine misafire üç gün ikram edileceği e bir de mutat üstü bir ikram (caize) söz konusu olduğu bildirilmiştir. Caizenin ne olduğu sorulduğunda bunun bir gün ve bir gece olduğu şeklinde cevap verilmiştir. "Kul bazen manasını düşünmeden bir söz söyler de ... " Bu cümledeki "elkelime" ister uzun, ister kısa hayır veya şer olarak anlaşılan söz demektir. "Kelimetu'ş-şahade = Şehadet sözü" buna örnektir. Nitekim kasideye de "kelimetu fulanin = filancanın sözü" denilir. "Ma yetebeyyenu fıha = manasını düşünmeden" yani manasını talep etmeksizin, bir başka ifadeyle o mana üzerinde acele etmeden dikkatli davranmış olmak için ve ancak masıahat ortaya çıktığında onu söylemiş olmak için düşünce bazında araştırmadan ve üzerinde düşünmeden demektir. "Yezellu biha" yani düşer, ayağı kayar. İbn Abdilberr şöyle der: İnsanın cehenneme yuvarlanmasına sep olan söz, zalim sultanın yanında söylediği sözdür. İbn Battal bu cümleye haksız yere veya Müslümanın aleyhine çalışarak zalim sultanın yanında söylediği sözdür ilavesinde bulunmuştur. Bu söz -söyleyen bunu kastetmemiş bile olsa- o kişinin helakine sebeptir. Kişi bunu kastetmemiş bile olsa bazen bu sakıncalı duruma yol açabilir ve onun günahı söyleyenin üzerine yazılır. Dereceleri yükselten ve Allah'ın rızasının yazılmasına sebep olan söz ise bir Müslümandan herhangi bir haksızlığı gideren veya bir sıkıntısını ortadan kaldıran ya da bir mazluma yardım etme sağlayan sözdür. Bir başkası şöyle demiştir: Bu söz sultan sahibinin yanında Allah'ı gazaplandırmak pahasına onu hoşnut eden sözdür. İbnü't-Tıyn şöyle der: Çoğunlukla olan budur. Bazen otorite sahibi olmayan fakat kendisinden sultandan gelebilecek faydaların gelebileceği kimselerin nezdinde de söylenebilir. Kadı lyaz şöyle demiştir: Bu sözün müstehcen ve çirkin söz olma, bir Müslümana üstü kapalı büyük günah işleme iftirası veya akıl hastası olduğu iftirası ya da içinden inanmasa da Nebiliği ve dini hafife alma sözleri olma ihtimali de vardır. Nevevı şöyle der: Bu hadis dili muhafaza etmeye teşvikte bulunmaktadır. Dolayısıyla konuşmak isteyen kimsenin söz ağzından çıkmadan önce söyleyeceği şeylerin üzerinde iyice düşünmesi uygun olur. Konuşacağı sözde bir masıahat ve menfaat ortaya çıkarsa konuşur. Aksi takdirde susar. İkinci ve üçüncü hadisin açıkça ifade ettiği şeyin bu olduğunu belirtmiş olalım. "Yehvı" kelimesi hakkında Kadı lyaz düşerek cehennemi boylar demiştir

Sahih Buhari ·Kalp Yumuşatıcı Şeyler (Rikak) ·Hadis 6478

· · ·

Enes bin Malik (r.a.)'den; şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in oğlu vefat edince Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sahabilere: «Ben ona (oğluma) bakmadıkça onu kefenlerinin içine dahil etmeyiniz» buyurdu. (Yıkama işi bitip kefenlerine sarılacağı zaman) Efendimiz onun yanına geldi ve üzerine eğilip durdu ve ağladı. Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi zayıftır. İbn-i Hibban: Seneddeki ravi Ebu Şeybe Enes (r.a.)'ın hadisinden olmıyan şeyleri ondan rivayet etmiştir. Ebu Şeybe'den rivayet etmek helal değildir, demiştir. Buharl de: 0, acaip sahabidir, demiştir. Ebu Hatim de: Onun hadisleri zayıftır, münkerdir, ondan acaip şeyler rivayet edilmiş, demiştir

İbn Mace ·Cenazeler ·Hadis 1475

· · ·

Avf bin Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Yahudiler yetmiş bir furkaya ayrıldı. (Bunlardan) biri cennette ve yetmişi ateştedir. Hristiyanlar da yetmiş iki fırkaya ayrıldı. (Onlardan da) yetmiş bir fırka ateşte ve biri cennettedir. Muhammed'in cam elinde bulunan (Allah) a yemin ederim ki. benim ümmetim muhakkak yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bir fırka cennette ve yetmiş iki fırka ateştedir.» Ya Resulallah! Cennette olan fırka kimlerdir? diye soruldu. O: «(Sahabilerin yolunda olan) cemaat,» diye cevab verdi. Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Avf bin Malik'in bu hadisine ait sened söz götürür: Ravi Raşid bin Sa'd hakkında Ebu Hatem: O, çok doğru sözlüdür, demiştir. Ravi Abbad bin Yusuf'un rivayetini İbni Maceh'den başka kimse tahriç etmemiş (almaınış)tır. İbni Maceh yanında da bundan başka hadisi yoktur. İbni Adi: O, rivayetinde yaIruz kaldığı bir takım hadisler rivayet etmiş, demiştir, İbni Hibban da onu güvenilir zatlar arasında anmıştır. Senedin kalan ravileri güvenilir zatlardır. AÇIKLAMA 3994’te

İbn Mace ·Fitne ·Hadis 3992

· · ·

Ukbe b. Amir (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Sizin yerine getireceğiniz şartların en başta geleni kendisiyle kadınları helâl kıldığınız şey (mehildir. Diğer tahric: Hadisi Buhari (2721, 5151), Müslim (1418), Nesai s-kübra (5506), İbn Mace (1954), Tirmizi (1127), Ahmed, Müsned (17302), Tahavi, Şerh Müşkili'l-Asar (4862,4863,4864) ve İbn Hibban (4092) rivayet etmişlerdir

Ebu Davud ·Nikah (Evlilik) ·Hadis 2139

· · ·

Huzeyfe'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Allah yolunda harcayın! Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!" ayeti [Allah yolunda] infak hakkında inmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Tehlike ile helak aynı anlama gelir." Bu tefsır Ebu Ubeyde tarafından yapılmıştır. İmam Buharı Ebu Ubeyde'nin tefsirini zikrettikten sonra, bu ayetin infak hakkında nazil olduğunu belirten Huzeyfe hadisini nakletti. Bu hadis, söz konusu ayetin Allah yolunda infak etmenin terk edilişi hakkında indiğini bildiriyor. Huzeyfenin bu sözü, İmam Müslim, Nesaı, Ebu Davud, Tirmizı, İbn Hibban ve Hakim'in Eslem İbn Imran kanalıyla Ebu Eyyub el-Ensarı'den naklettikleri şu hadisi açıklamaktadır: "Biz İstanbul kuşatmasındaydık. Bir ara, büyük bir Rum birliği karşımıza çıktı. Müslümanlardan biri Rum saflarına doğru harekete geçti ve onların aralarına daldı. Sonra dönüp geldi. Bunu gören insanlar 'Suphanallah! Kendi kendini tehlikeye attı!' diye bağırdılar." Sonra Ebu Eyyub şöyle dedi: "Ey İnsanlar! Siz bu ayeti, bu şekilde yorumluyorsunuz. Muhakkak ki bu ayet, bizim hakkımızda yani Ensar hakkında indi. Cenab-ı Allah dinini güçlendirip ona sahip çıkanları çoğaltınca, içimizden 'Mallarımız zayi oldu. Başlarında dursak ve onlarla ilgilensek hiç zayi olmazdı.' dedik. Bunun üzerine Allah Teala bu ayeti indirdi. Gerçek tehlike bizim arzuladığımız malın başında beklemektir." İbn Abbas ve tabiundan bir grup müfessirden sahih bir senetle bu ayet hakkında buna benzer rivayetler nakledilmiştir. İbn Cerir ve İbn Münzir sahih bir senetle Müdrik İbn Avf'ın şöyle dediğini nakletmişlerdir: "Ben Hz. Ömer'in yanında idim. Ona şu olayı anlattım: Benim bir komşum vardı. Savaşta kendisini (düşman saflarına) attı, ve öldürüldü. İnsanlar 'Kendi eliyle kendisini tehlikeye attı,' dediler. Ömer de şöyle dedi: O insanlar yalan söylemişler. Zira o, dünyayı verip ahireti satın almıştır." Tek kişinin çok sayıda düşman askerine karşı hücuma kalkması konusunda çoğunluk şöyle düşünmektedir: Bu şekilde hücuma kalkmak, kişİnin aşırı cesaretinden, bu fiiliyle düşmanı korkutacağı veya Müslümanları onlara karşı cesaretlendireceği düşüncesinden ya da buna benzer düzgün bir gayeden dolayı olursa güzel bir davranıştır. Tedbirsizce saldırıdan ibaret ise bu haramdır. Özellikle de onun bu davranışı, Müslümanların güvenlerini yitirmesine neden olacaksa tartışmasız böyle davranmak haramdır. Doğrusunu en iyi Allah bilir

Sahih Buhari ·Tefsir ·Hadis 4516

· · ·

Ebu Ya'la Şeddad bin Evs (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: Akıllı - şuurlu adam o kimsedir ki nefsini (Allah'a karşı) köleleştirir ve ölümden sonraki (hayat) için (iyi) amel işler. Aciz adam da o kimsedir ki nefsini arzusuna uydurur (yani nefsini haramdan alıkoymaz). Sonra Allah'tan (mağfiret) temenni eder." Diğer tahric: Ebu Hureyre (r.a.)'ın hadisini Tirmizi, Nesai. Taberani, el-Evsat'ta ve İbni Hibban da rivayet etmişlerdir

İbn Mace ·Zühd ·Hadis 4260

· · ·

Zeyneb bint-i Cahş (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre: Bir defa Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) uykusundan uyanarak (telaştan) yüzü kızarmış vaziyette: «La ilahe illallah, vuku bulmasi yaklaşan bir şer (fitne)den dolayı vay Arapların haline. Bu gün Ye'cuc ve Me'cuc'un seddinden şöyle bir delik açıldı, buyurdu ve sehadet parmağının ucunu baş pannağının ortasindaki mafsal ile birleştirerek (açılan deliğin büyüklüğünü göstermek üzere) halka yaptı.» Zeyneb (r.anha) demiştir ki: Ben Ya Resulallah! içimizde salihIer bulunduğu halde biz helak olur muyuz? diye sordum. Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «(Evet.) fuhuş, günah ve fasıklık çoğaldığı zaman (helak olursunuz)» diye cevap verdi. Diğer tahric: Buhari (3346, 3598, 7059, 7135); Müslim 2880 (1, 2); Nesai s-kübra (11249); Tirmizi (2187); Ahmed, Müsned (27413); İbn Hibban (327). BUHARİ HADİSLERİ VE İZAHLARI: 1372 1373 2325 MÜSLİM HADİSLERİ VE İZAH: 2880

İbn Mace ·Fitne ·Hadis 3953

· · ·

Halid'in oğulları Habbe ve Sevâ' (r.a.)'dan; Şöyle demişlerdir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir şeyi tamir etmekle meşgul iken onun yanına girdik. Biz de o işte O'na yardım ettik. Sonra bize şöyle buyurdu: Başlarınız hareket ettiği (yâni yaşadığınız) sürece rızaktan ümitsiz olmayınız. Çünkü şüphesiz insanı kırmızı ve üstünde hiç bir elbise olmıyarak annesi doğurur. Sonra Allah Azze ve Celle onu rızıklandı-nr. Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahihtir. Râvi Sellâm bin Şurahbil'i, İbn-i Hibbân güvenilir râviler arasında anmıştır. Ben onun hakkında konuşan kimseyi görmedim. Senedin kalan râvileri güvenilir zâtlardır

İbn Mace ·Zühd ·Hadis 4165

· · ·

Ali (r.a.)'den; Şöyle demiştir: (Bir gün) Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in elinde bir arabî yay vardı. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (bu arada) bir adam'ın elinde fârisî bir yay gördü ve adama: «Şu (elindeki yay) nedir? Onu atıver», buyurdu ve (mübarek elindeki yaya işaretle) «Sizler bunu, bunun benzerlerini ve mızraklar edininiz. Çünkü Allah şüphesiz bunlarla sizler için dini geliştirir ve sizleri beldelerde yerleştirir.» Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Abdullah bin Bişr Ciyani bulunur. Onu Yahya bin el•Kattan ve başkası zayıf saymışlardır. İbn•i Hibban da onu sika'lar rasında anmış fakat iyi etmemiştir

İbn Mace ·Cihad ·Hadis 2810

· · ·

Esved b. Yezid'den dedi ki: Ebu Musa el-Eş'ari r.a.'i şöyle derken dinledim: "Kardeşim ile birlikte Yemen'den geldik. Belli bir süre hep Abdullah b. Mes'ud'u -kendisinin ve annesinin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girdiklerini (çokça) gördüğümüz için- ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ehl-i Beyt'inden bir adam olarak düşünürdük." Bu Hadis 3484 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Abdullah b. Mes'ud" b. Gafil b. Hubeyb b. Şemah b. Huzeyl b. Mudrike b. İlyas b. Mudar "ın menkıbeleri" Babası cahiliye döneminde ölmüş, annesi Müslüman olmuş ve sahabeler arasına katılmıştır. Bundan dolayı bazı hallerde ona nispet edilmiştir. Kendisi erken Müslüman olanlardandır. İbn Hibban'ın onun yoluyla rivayet ettiğine göre İslama giren altıncı kişidir. Her iki hicrete de katılmıştır. İleride Bedir gazvesinde bulunduğu da kaydedilecektir. Kufe'de Ömer ve Osman tarafından Beytu'l-Mal'ın başına getirilmiştir. Ömrünün sonlarına doğru Medine'ye gelmiştir. Osman radıyAllahu anh'ın halifeliği döneminde 32 yılında altmışı aşkın yaşında iken vefat etmiştir. Ashab-ı kiram'ın alimlerinden olup, arkadaşlarının çokluğu ve ondan ilim öğrenenlerin fazlalığı dolayısıyla ilmi yaygınlaşanlardandır. Daha sonra musanmf (Buhari) bu başlık altında Huzeyfe'nin şu sözlerini nakletmektedir: "Görünüşü" yani huşOu "gidişi" yol alışı, tutumu "şekli, şemaili" yani yaşayışı, hali "(Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem'e Abdullah b. Mes'ud'dan daha yakın) hiçbir kimse bilmiyorum" sözlerini zikretmektedir. Bu rivayet onun dışa yansıyan halinin güzel işlerine delil teşkil eden hususlardan birisidir, diye zikrediimiş gibidir. "Ümmü Abd'in oğlu" ile kast edilen Abdullah b. Mes'ud'dur. Onun annesinin künyesi Ümmü Abd idi. Hakim ve başkaları, Ebu Vail yolu ile Huzeyfe'den şöyle dediğini rivayet etIT!ektedir: "Muhammed sallall€ıhu aieyhi ve sellem'in ashabından mahfilz olanlar da andalsun biliyorlardı ki, Ümmü Abd'in oğlu Kıyamet gününde vesile itibariyle onların (Allah'a) en yakınları olacaktır

Sahih Buhari ·Ashab-ı Kiram'ın Fazileti ·Hadis 3763

· · ·

Said İbn Cübeyr'den, dedi ki: "İbn Abbas bana: Evlendin mi, diye sordu. Ben: Hayır dedim. O, evlen. Şüphesiz bu ümmetin en hayırlıları hanımları en çok olanlarıdır, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadınların çokluğu", yani aralarında adaleti sağlayabilecek kimseler için çok kadınla evlenmek. "Serif", Mekke'nin dışında bilinen bir yerdir. "Orta yollu gidiniz" sözleriyle mutedil ve orta yollu yürüyüşü kastettiğine işaret edilmektedir. Bundan anlaşıldığına göre, ölümünden sonra mu'minin saygınlığı, hayatında olduğu gibi devam etmektedir. Bu hususta: "mu'minin ölü iken kemiğinin kırılması, hayatta iken kırılması gibidir" hadisi de delildir. Bu hadisi Ebu Davud, İbn Mace rivayet etmiş, İbn Hibban da sahih olduğunu belirtmiştir. "Nebi sallaııilhu aleyhi ve sellem'in yanında", yani vefatı esnasında "dokuz hanımı vardı." Bunlar ise Sevde, Aişe, Hafsa, Ümmü Seleme, Zeyneb bint Cahş, Üm mü Habibe, Cuveyriye, Safiye ve MeymCıne idiler. Aynı zamanda bu onlarla evlenme sıralamasıdır. -Allah onlardan razı olsun.- Vefat ettiğinde bunlar nikahı altında idiler. Reyhane'nin zevce mi yoksa cariye mi olduğu, ondan önce mi sonra mı öldüğü hususunda ihtilaf edilmiştir. "Sekiz tanesine gün ayırırdı, bir tanesine ayırmazdı." İbn Abbas'ın kendisine gün ayırmadığı hanımdan kastettiği kişi Tahavi'nin belirttiği gibi Sevde'dir. Çünkü Aişe radıyaııilhu anhil'ın rivayet ettiği: "Sevde, gününü Aişe'ye bağışlamıştı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de Aişe'ye hem kendi gününü, hem de Sevde'nin gününü ayırıyordu." hadisi bunu ifade etmektedir. İlim adamları ittifakla şunu belirtmişlerdir: Aynı zamanda nikahı altında dörtten fazla kadın bulunması, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in özelliklerindendir. Ancak bu fazlalığın sınırı olup olmadığı hususunda görüş ayrılıkları vardır. "Çünkü bu ümmetin en hayırlısı hanımları en çok olandır." Burada "bu ümmet" kaydının getirilmesi Süleyman aleyhisselilm gibilerinin kapsam dışında kalması içindir. Çünkü onun hanımlarının sayısı daha çoktu. Babası Davud da böyle idi. Taberanl'de Eyyub'un, Said İbn Cübeyr, onun da İbn Abbas yoluyla şu rivayet: kaydedilmiştir: "Evleniniz. Çünkü bizim en hayırlımız hanımlarının sayısı en çok olan idi." Bir diğer görüşe göre anlam şöyledir: Muhammed ümmetinin en hayırlısı diğer faziletlerde kendisi ile eşit olanlar arasından başkalarına göre hanımlarının sayısı daha çok olanlardır. Görüldüğü kadarıyla İbn Abbas'ın hayırlıdan kastı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ümmetten kastı da ashab-ı kiramın en özel kimseleridir. O, bununla şuna işaret etmiş gibidir: Evlenmeyi terk etmek, evlenmemek tercih edilmeyen bir şeydir. Çünkü eğer tercih edilen bir şeyolsaydı, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem başka türlüsünü tercih etmezdi. O, insanlar arasında Allah'tan en çok korkan, Allah'ı en çok bilip tanıyan bir kimse olduğu halde erkeklerin bilemeyecekleri hükümleri tebliğ maslahatı dolayısıyla çokça evlenmişti. Ayrıca olağanüstü haliyle mucize göstermek için bu yolu seçmişti. Çünkü çoğunlukla karnını doyuracak kadar temel gıdalarını bulamıyordu. Bulsa bile çoğunluğunu başkasına verir, kendisi çokça oruç tutar ve visal orucunu devam ettirirdi. Bununla birlikte tek bir gecede bütün hanımlarını dolaşırdı. Böyle bir şeye ise ancak bedenı güç ile birlikte takat bulunabilir. Beden gücü de az önce bu başlığın ilk hadislerinde geçtiği gibi güçlendirici yiyecek, içecek gibi şeylerin alınması suretiyle bedeni ayakta tutacak araçlara bağlıdır. Bunlar ise Nebi tarafından çok az bulunabilirdi ya da hiç bulunmuyordu. İlim adamlarının Nebi efendimizin çokça hanzmla evlenmesine dair serdettikleri hikmet/erden sonuç olarak on tane hikmet ortaya çıkmaktadır. Bunların bir kısmına az önce işaret edilmiştir: 1- Onun gizli hallerine tanık olanların sayısının çoğalması suretiyle müşriklerin hakkındaki sihirbaz olduğu ya da benzeri zanlarının sözkonusu olmadığının ortaya çıkması. 2- Arap kabilelerinin onunla sıhrı akrabalık kurmak suretiyle şereflenmeleri. 3- Bundan dolayı onların kalplerinin daha çok telif edilip, ısındmlması. 4- Mükellefiyetierinin artması. Çünkü kadınların ona sevdirilmiş olmasının, tebliğ üzerinde çokça durmaktan onu alıkoymaması gerekirdi. 5- Hanımları cihetiyle akrabalarının çoğalması ve böylelikle kendisiyle savaşanlara karşı yardımcılarının artması. 6- Erkeklerin görme imkanına sahip olmadıkları şer'ı hükümlerin (ümmetin diğer fertlerine) aktarılabilmesi. Çünkü zevce ile birlikte meydana gelen hallerin büyük çoğunluğunun gizli, saklı olması gerekir. 7 - Onun iç ahlakının güzelliklerinin görülmesi. O, Ümmü Habibe ile evlendiğinde babası o sırada Nebi efendimize düşmanlık yapmakla meşguldü. Safiye ile de babası, amcası ve kocasının öldürülmesinden sonra evlendi. Eğer yaratılmışlar arasında ahlakı en mükemmel kişi olmasaydı, hanımlarının ondan nefret etmesi gerekirdi. Aksine sonunda o bütün yakınlarından daha çok onlar tarafından sevilenbir kişi oldu. 8- Az önce açıklandığı üzere az yiyip içmekle, çokça oruç tutup visal yapmakla birlikte, çokça ciına'da bulunmak suretiyle bir olağanüstü halinin gösterilmesi. Oysa nikahın yükümlülüklerini yerine getiremeyecek olanlara oruç tutmalarını emir buyurmuştur. Ayrıca çokça oruç tutmanın, kişinin şehvetini aza1tacağına da işaret etmiştir. Böylelikle onun hakkında bu hususta bilinegelen adet, olağanüstü bir halde onda ortaya çıkmıştır. 9, 10- Daha önce Şifa sahibinden (Kadı İyad'dan) nakledildiği üzere, hanımlarının iffetlerini korumak ve onların haklarını eksiksiz yerine getirmek. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Hadisten evlenmenin teşvik edildiği, ruhbanlığın da terk edilmesinin istendiği anlaşılmaktadır

Sahih Buhari ·Nikah (Evlilik) ·Hadis 5069

· · ·

Abdullah b. Amr r.a.'dan rivayete göre: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Kur'an okumayı şu dört kişiden öğreniniz: İbn Mes'ud'dan, EbU Huzeyfe'nin mevlası Salim'den, Ubey'den ve Muaz b. Cebel'den." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Mu az b. Cebel" b. Amr b. Evs "in menkıbeleri" Esed b. Şaride b. Vezid b. Cuşem b. el-Hazrec oğullarından Hazredidir. Künyesi Ebu Abdurrahman'dır. Bedir gazvesinde ve Akabe'de bulunmuştur. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem tarafından Yemen'e emir tayin edilmiştir. Vefatından sonra Medine'ye geri dönmüş, daha sonra cihad etmek üzere Şam'a çıkıp gitmiştir. Amevas taununda 18 h. yılında vefat etmiştir. (Buhari) onun hakkında Abdullah b. Amr'ın rivayet ettiği: "Kur'an akumayı şu dört kişiden öğreniniz" hadisini zikretmiştir. Bu hadise dair açıklama az önce geçmiş bulunmaktadır. İbn Hibban ve Tirmizi, Ebu Hureyre yoluyla merfu olarak şu hadisi rivayet etmişlerdir: "Muaz b. Cebel ne iyi bir adamdır." O Akabe bey'atlerinde bulunmuş, Bedir savaşına katılmış, ashab-ı kiramın fukahasından idi. Tirmizi ve İbn Mace, Enes'ten merfu olarak şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: ,"Ümmetimin en merhametlisi Ebu Bekir'dir ... -Bu hadiste şu ibarelerde vardır:- Helal ve hararnı en iyi bilenleri de Muaz'dır." Bu hadisin ravileri sikadırlar. Ömer'den de şöyle dediği sahih olarak nakledilmiş bulunmaktadır: "fıkıh öğrenmek isteyen Muaz'a gitsin." İleride Nahl suresinin tefsirinde ondan sözedilecektir. Muaz sahih kabul edilen görüşe göre 33 yıl yaşamıştır

Sahih Buhari ·Ensarın Fazileti ·Hadis 3806

· · ·

Ömer (bin el-Hattab) (r.a.)'den: şöyle demiştir: Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in diliyle sabit olduğu üzere (dört rek'atli) farz namaz yolculukta iki rekattır. Cum'a farzı iki rek'attir, iki bayram namazı ikişer rekattır. Bu tamamdır, kasır değildir. Diğer tahric: Nesai, Ahmed ve İbn-i Hibban

İbn Mace ·Namaz ve Sünneti ·Hadis 1064

· · ·

Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Her hangi biriniz (din) kardeşi namazdayken önünden aykırı geçmekte ne kadar günahı yüklendiğini bilse, yüz yıl yerinde durması, attığı adımdan, şüphesiz daha hayırlı olur.» Not: Zevaid'de: Hadisin isnadı hakkında söylenti vardır. Çünkü ravi Ubeydullah bin Abdirrahman'ın amcasının adı Ubeydullah bin Abdillah'tır. Ahmed bin Hanbel, Onun hadislerinin münker olduğunu söylemiştir. Fakat İbn-i Hibban; Onun hadislerinin zayıflığının, oğiunun kendisinden rivayet ettiği hadislere mahsus olduğunu söylemiştir, denilmiştir

İbn Mace ·Namaz ve Sünneti ·Hadis 946

· · ·

Enes bin Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir: «(Meşru) bir işten (bir rızık) kazanan kimse o işe devam etmelidir.» Not; Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde bulunan Ferve Ebu Yunus'un sikalığı hususunda ihtilaf olduğunu Zehebi el-Kaşif'de söylemiştir. El-Ezdi de onun zayıf olduğunu söylemiştir. İbn-I Hibban ise onu sikalar arasında anmıştır. Ravilerden HIlal bin Cübeyr el-Basri'yi İbn-i Hibban sikalar arasında zikretmiş ve; Hilal, Enes'ten rivayette bulunmuştur, eğer kendisi Enes'ten hadis işitmiş ise ... , demiştir

İbn Mace ·Alışveriş (Büyu') ·Hadis 2147

· · ·

Ebu Hureyre r.a. şöyle anlatır: Bir adam, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den alacağını talep etti ve biraz sert ve kaba davrandı. Sahabiler, o adamı (durdurmak) için yöneldiler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Onu bırakın, hak sahibinin konuşmaya hakkı vardır. Bir deve satın alın da verin ona" buyurdu. Sahabiler, "Sadece onun verdiğinden daha değerli olan (yaşı daha büyük) deve bulabildik" dediler. Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Onu satın alın ve verin, çünkü sizin en hayırlınız borcu en güzel şekilde ödeyeninizdir" buyurdu. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar Hak sahibinin, hakkını isterken meşru edeb sınırları içinde davranması gerekir. Vadesi gelmiş ise alacağı istemek caizdir. Bu hadiste, Hz. Nebi'in sahip olduğu güzel ahlakı, yumuşak huyluluğu, tevazuyu ve insafını görmekteyiz. Borçlu kimseye, alacaklıya karşı kaba davranması uygun düşmez. Devlet başkanı, kendisine karşı edebe aykırı davranışta bulunanlara tazir cezası vermelidir. Ancak hak sahiplerini bağışlaması gerekir. Deve borç (karz) alınabilir. Bu hükme bütün hayvanlar dahildir. Alimlerin çoğu bu görüştedir. Sevri'ye ve Hanefilere göre hayvanlar karz olarak alınamaz. Bu konudaki delil, hayvan karşılığında hayvanın vadeli olarak satımını yasaklayan hadistir. Bu hadisi, İbn Abbas "merm" olarak rivayet etmiştir. İbn Hibban, Darekutnı ve başka bazı alimler de nakletmiştir. Hadiste geçen raviler güvenilirdir. Genelolarak, delil getirmeye elverişli bir hadis olduğu söylenebilir. Karz akdinde şart koşulmadığı sürece, borcu, alınandan daha iyisi ile ödemek caizdir. Eğer şart koşulursa bunun haram olacağında ittifak bulunmaktadır. Alimlerin çoğunluğu bu görüştedir. Malikiler durumu biraz ayrıntılı bir şekilde ele alarak şöyle demişlerdir: Eğer aded olarak fazla ödenirse bu yasaktır. Fakat nitelik olarak daha iyisi ile ödenirse caizdir. İyilik, Allah'a itaat vb. mubah konular için borçlanmak ayıplanacak bir durum değildir. Devlet başkanı, zekat mallarından ödemek üzere, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyacını karşılamak amacıyla devlet hazinesi adına borçlanabilir. Şafiiler, zekatın, farz olma zamanından önce ödenebileceğine bu hadisi delil olarak getirmişlerdir. İbn Abdilberr bu şekilde nakletmiştir. Fakat bana bu görüşün dayanağı pek açık gelmedi. Fakat Resulullah'ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem borç alması şu şekilde yorumlanabilir: Hz. Nebi, sadaka verilmesi gereken kimseler için borç almıştı. Sadaka malları gelince aldığı borcu, sahiplerine geri verdi. باب: حسن التقاضي. 5. ALACAĞIN GÜZEL BİR ŞEKİLDE İSTENMESİ

Sahih Buhari ·Borçlar ve İflas ·Hadis 2390

· · ·

Hişam'dan, o, babasından dedi ki: "Hakim kızı Havle kendisini Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e hibe eden kadınlardandI. Aişe bunun üzerine şöyle demişti: Bir kadın kendisini bir erkeğe hibe etmekten utanmaz mı? Yüce Allah'ın: "Hanımlarından kimi dilersen geri bırakabilir, kimi dilersen yanına alabilirsin."(Ahzab, 51) buyruğu nazil olunca, Aişe: Ya Rasulullah, gördüğüm kadarıyla Rabbin hep senin arzu nu gerçekleştirmekte acele ediyor, dedi." Diğer tahric: Hadisi Buhari (4788), Müslim 1464 (49, 50), İbn Mace (2000), Mesai, (5287, 8878 ile 11350.)Ahmed, Müsned (25026), Tahavi, Şerh Müşkili'l-Asar (6063, 6064, 6065) İbn Hibban (6367) rivayet etti. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadın kendisini kimseye hibe edebilir mi?" Bu sebeple de erkeğin onu nikahlaması helal olur mu, demektedir. Bu, iki şekilde olur: Birincisi mehir sözkonusu edilmeksizin mücerred hibe etmek, ikincisi ise hibe lafzıyla akdi yapmaktır. Birinci şekilde cumhur nikahın batıl olacağı kanaatindedir. Hanefiler ve Evzai bunu caiz kabul ederler. Fakat mehr-i mis il icap eder, demişlerdir. el-Evzai de şöyle demektedir: Eğer hibe lafzı ile evlenir ve mehir vermemek şartını koşarsa nikah sahih olmaz. Cumhurun delili yüce Allah'ın: "Diğer mu'minler bir yana, yalnız sana has olmak üzere helal kıldık. "(Ahzab, 50) buyruğudur. Onlar bunu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in özellikleri arasında saymışlardır ve onun hibe lafzı ile ister muaccel (peşin), ister müeccel (veresiye) mehir sözkonusu olmaksızın evlenebileceğini söylemişlerdir. Bunun caiz olduğunu kabul edenler de buna şöyle cevap vermişlerdir: Ayetten kasıt, hibe edenin ona has olduğunu anlatmaktır. Mutlak olarak hibe kastedilmemiştir. İkinci şekil ile ilgili olarak Şafiller ve bir grubun kanaatine göre nikah, ancak nikah ya da tezvlc (evlendirme) lafzı ile sahih olur. Çünkü Kur'an ve hadiste varid olan iki açık lafız bunlardır. Çoğunluğun görüşüne göre ise nikah kinaye laflZlarla da sahihtir. Tahavı bu görüşte olanların lehine talakın da kinaye lafızlar ile sözkonusu olacağına, kıyası delil göstermiştir. Çünkü talak, kastın da bulunmasıyla birlikte hem sari h laflZlarıyla, hem de kinaye laflZlarıyla caizdir. "Gördüğüm kadarıyla Rabbin hep senin arzunu gerçekleştirmekte acele ediyor." Muhammed İbn Bişr yoluyla gelen rivayette: "Ben, Rabbinin hiç şüphesiz senin arzun doğrultusunda çabuk davrandığını görüyorum." Seni razı etmek hususunda, demektir. Kurtubı der ki: Bu ifadeler nazlanmanın ve kıskançlığın açığa vurdurduğu sözlerdir. Bu onun (İfk hadisinde) söylediği: "Ben ikinize hamdetmiyorum. Allah'tan başkasına hamdetmiyorum" sözleri kabilindendir. Yoksa arzu (heva) lafzının Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e izafe edilmesi, zahir anlamı üzere kabul edilemez. Çünkü o hevasından konuşmadığı gibi, hevasına göre de hareket etmez. Eğer seni hoşnut etmek, razı etmek için demiş olsaydı, daha yakışırdl. Fakat kıskançlık dolayısıyla bu gibi ifadeleri kullanması bağışlanır

Sahih Buhari ·Nikah (Evlilik) ·Hadis 5113

· · ·

Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dediki): Bize Leys rivayet etti. H. Bize Muhammed b. Rumh da rivayet etti. (Dediki); Bize Leys, İbni Şihâb'dan, o da Urve'den, o da Âİşe'den naklen haber verdiki, şöyle demiş: Sa'dubnu Ebî Vakkas ile Abd b. Zem'a bir çocuk hakkında münakaşa ettiler. Sa'd: Yâ Resulâllah! Bu çocuk benim kardeşim Utbetü'bnü Ebî Vakkaas'ın oğludur. Oğlu olduğunu bana vasîyyet etti. O'na benzeyişine bak! dedi. Abd b. Zem'a da: Bu benim kardeşimdir yâ Resulâllah! Babamın döşeği üzerinde onun cariyesinden doğmuştur; iddiasında bulundu. Derken Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çocuğun benzerliğine baktı ve Utbe'ye apaçık benzeriik gördü. Bunun üzerine: «O senindir yâ Abd Çocuk firâş sahibinindir. Zânî'ye de taş vardır. Sen de ondan kaç yâ Sevde btnti Zem'a!» buyurdular. Hz. Âişe: «Artık bu çocuk Sevde'yi hiç görmedi» demiş. Muhammed b. Rumh: «Yâ Abd!» sözünü zikretmemiştir. Diğer tahric: Hadisi Buhari (2053, 2218, 2421, 2533, 2745, 4303, 6749, 6765, 6817, 7182), Ebu Davud (2273), Nesai s-küb. (5648, 5651); İbn Mace (2004), Ahmed, Müsned (24086) ve İbn Hibban (4105) rivayet etmişlerdir

Sahih Müslim ·Süt Emzirme (Rıda) ·Hadis 3613

· · ·

Ömer (bin el-Hattab) (r.a.)'den; şöyle demiştir: Muhammed (Sallailahu Aleyhi ve Sellem)'in diliyle sabit Olduğu üzere (dört rek'atlı) farz namaz yolculukta iki rek'attir, Cum'a farzı iki rek'attir, Bayram namazı iki rek'attir. Bu tamamdır, kasır değildir. Diğer tahric: Nesai, Ahmed ve İbn-i Hibban

İbn Mace ·Namaz ve Sünneti ·Hadis 1063

· · ·

Halid (b. Zübeyr)'in kızı Ümmü Halididen şöyle dediği rivayet edil: miştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e aralarında siyah bir hamisanın bulunduğu elbise/er getirildi. O: Bu hamisayı kime giydirelim dersiniz, diye sordu. Huzurunda bulunanlar sustular. O: Bana Ümmü Halid'i getiriniz, dedi. Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna götürüldüm. Eliyle o hamisayı bana giydirdi ve:. Bunu paralayasın, eskitesin diye -iki defa- dua etti. Hamisa'da bulunan bir alamete (yün kumaştaki damgaya) baktı ve eliyle ona işaret edip: Ey Ümmü Halid, bu senadır, dedi. Sena Habeşçe'de güzel demektir." İshak dedi ki: "Bana aile halkımdan bir kadının tahdis ettiğine göre o, o hamisayı Ümmü Halid'in üzerinde görmüştür." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yeni bir elbise giyen kimseye yapılan dua." Anlaşıldığı kadarıyla İbn Ömer'in rivayet ettiği şu hadisi Buhari, sabit görmemiştir: İbn Ömer dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ömer'in üzerinde bir elbise gördü. Bunun üzerine: Hep yeni giyinesin, övülen birisi olarak yaşayasın, şehit olarak ölesin, diye dua etti." Bu hadisi Nesai ve İbn Mace rivayet etmiş olup İbn Hibban da sahih olduğunu belirtmiştir. Ama Nesai illetli olduğunu belirtmiştir. Aynı şekilde yeni bir elbise giyen kimsenin yapacağı dua ile ilgili birtakım hadisler de gelmiştir. Bunlardan birisi Ebu Davud, Nesai ve sahih olduğunu belirterek Tirmizi'nin Ebu Said'den rivayet ettiği şu hadistir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yeni bir elbise edindi mi onun adını vererek -sarık yahut gömlek ya da rida olduğunu söyleyerek- arkasından: AlIahumme leke'l-hamdu ente kesevtenıhi es'eluke hayrahu ve hayra ma sunia lehCı ve euzu bike min şerrihi ve şerri ma sunia leh: AlIah'lm, hamd yalnız sanadır. Bunu giyinmeyi bana sen nasip ettin. Ben senden bunun hayrını ve kendisi için yapıldığı şeyin hayrını dilerim. Bunun şerrinden ve kendisi için yapıldığı şeyin şerrinden de sana sığınınm, derdi." Tirmizi, İbn Mace ve sahih olduğunu belirterek Hakim de Ömer'den merfu' olarakşu hadisi rivayetetmişlerdir: "Kim yeni bir elbise giyip de: Elhamdulillahillezı kesanı ma UVar1 bihı avretı ve etecemmelu bihı fi hayatı: Kendisi ile avretimi örteceğim ve hayatımda onunla güzel görüneceğim bir elbise yi giydiren Allah'a hamd olsun der, sonra da eskittiği o elbiseyi alıp tasadduk ederse hayatta iken de, öldükten sonra da Allah'ın korumasında ve himayesinde olur." Ahmed ve hasen olduğunU belirterek Tirmizi, Muaz b. Enes yoluyla Nebie merfu'en şu hadisi zikretmişlerdir: "Kim bir elbise giyinip de: Elhamdulillahillezı kesanı haza ve rezakamhi min gayri havlin ve la kuvveh: Bana bu elbiseyi giydiren ve benim güç ve takatimin içerisinde olmaksızın bunu bana rızık olarak veren Allah'a hamd olsun, derse, Allah ona geçmiş günahlarını mağfiret buyurur

Sahih Buhari ·Libas (Giyim) ·Hadis 5845

· · ·

Ebu Hureyre r.a.'dan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah ne kadar hastalık indirmişse, mutlaka onun için bir de şifa indirmiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Mutlaka onun için bir de şifa indirmiştir." Tank b. Şihab'ın, İbn Mesud'dan Nebie merfu' olarak naklettiği rivayette: "Şüphesiz Allah nekadar hastalık indirmişse mutlaka onun için bir de şifa indirmiştir. O halde tedavi olunuz" şeklindedir. Bunu da Nesai, sahih olduğunu belirterek İbn Hibban ve Hakim rivayet etmişlerdir. İmam Ahmed de Enes'ten: "Allah hastalığı yarattığı vakit ilaCi da halk etti. O halde tedavi olunuz." Üsame b. Şerik yoluyla gelen hadiste de şöyle denilmektedir: "Ey Allah'ın kulları, tedavi olunuz. Çünkü Allah şifasını indirmediği hiçbir hastalık vermemiştir. Bundan tek bir hastalık müstesnadır. O da yaşlanmaktır!' Bu hadisi Ahmed, el-Edebu'I-Müfred'de Buhari, dört Sünen sahibi - sahih olduğunu belirterek Tirmizi- de rivayet etmişlerdir. İbn Mes’ud'un rivayet ettiği hadiste herkesin bilmediği bazı ilaçlara da işaret vardır. Bunların hepsinde de sebepler ayrıca kabul edilmektedir. Bu, bunların Allah'ın izni ve takdiri ile etki ettiklerine, kendilerinin bizzat bir fayda sağlamayıp aksine yüce Allah'ın onlardaki takdiri ile etki yaptıklarına inanan kimse için Allah'a tevekküle aykırı değildir. Ayrıca ilaç, eğer Allah takdir etmişse bazı hallerde hastalığa dahi dönüşebilir. İşte Cabir'in rivayet ettiği hadiste "Allah'ın izni ile" lafzı buna işaret etmektedir. Kısacası bütün bunların etkili olup olmaması, Allah'ın takdir ve iradesi etrafında dönüp dolaşmaktadır. Tedavi tevekküle aykırı değildir. Tıpkı yemek ve içmek suretiyle açlığı ve susuzluğu gidermenin tevekküle aykırı olmadığı gibi. Aynı şekilde tehlikelerden uzak durmak, afiyet isteyerek dua etmek, zararların uzaklaştırılmasını dilemek ve daha başka hususlar da böyledir

Sahih Buhari ·Tıp (Tıbb) ·Hadis 5678

· · ·

Ebu Bekre (r.a.)'den; demiştir ki: Rasulullah (s.a.v.) "Sizden biri; "Ramazanın tamamında oruç tuttum ve tamamında namaz kıldım", demesin." (Ravî derki:) "Rasulullah (s.a.v.) kişinin nefsini tezkiye etmesini hoş görmedi de ondan mı, yoksa uykudan ve istirahatten kaçış olmayacağı için mi (böyle) söyledi bilmiyorum." Diğer tahric: Nesaî, siyam; Ahmed b. Hanbel, V, 40. İbn Hibban

Ebu Davud ·Oruç (Sıyam) ·Hadis 2415