TR EN AR
← Tüm İsimler

İbn Battal

Râviler, Âlimler ve Diğer Kişiler — kg_varlik (run_id=3)

219 pasaj · alim
Bu isimler geçer

İbn Battal · Ibn Battal · İbn Battâl · Hz. İbn Battal

İbn Ömer r.a.'den rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem İbn Sayyad'a: "Sana bir şey sakladım demiş, İbn Sayyad da (duman demek istedi ama) "du, du" demekten daha fazlasını söyleyemedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Zelil ol, kehanetten öteye gidemezsin" buyurdu. Hz. Ömer: "İzin ver, boynunu vurayım" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise: "Bırak, eğer o (deccal) ise sen ona bir şey yapamazsın. (Deccal) değilse öldürülmesinde bir hayır yoktur" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bilin ki Allah kişi ile kalbi arasına girer: Musannif ayette yer alan "araya girmek" kelimesini hadiste geçen kalpleri çevirmek" kelimesi ile açıklamak istemiştir. Ragıp el-Isfahani, buna işaret ederek şöyle demiştir: "Allah hikmetigereğince, insanın kalbine onu istediği şeyden çevirecek bir his verir." İbn Battal ise şöyle demiştir: İbn Ömer hadisinin konubaşlığı ile ilgisi şudur: Ayet Allah'ın küfür ve imanı yarattığına, kafirin kalbi ile ona emrettiği iman arasına girdiğine, Allah takdir etmedikçe kafirin imanı elde edemeyeceğine delalet eder. Aksine Allah imanın zıddını takdir etmiş ve kişi kafir olmuştur. Mümin için de durum buna ters istikamette gerçekleşir. Ayet kulların hayır ve şer tüm fiillerini yaratanın Allah olduğuna delalet eder. Hadiste yer alan "Kalpleri çevirmek" sıfatı da aynı anlama gelmektedir. Kulun kalbini imanı tercih etmekten küfrü tercih etme ya da bunun aksi yönünde değiştirir. Allah'ın her fiili adildir. Dalalete düşürüp yalnız bıraktığı kişiyi elde ettiği bir haktan mahrum etmiş değildir. İkinci hadisin konu başlığıyla ilgisi ise, Nebi s.a.v.'in "(deccal) ise sen ona bir şey yapamazsın" demesidir. Yani, Allah'ın ilminde bu kimsenin ortaya çıkıp bir şeyler yapacağı var ise Allah'ın ilminde geleceği belli olan birine bir şey yapmaya gücün yetmez. Allah sana bunu yapacak bir güç verse o zaman bu durum kendi ilminde var olanın değişmesi anlamına gelir ki, Allah bundan münezzehtir

Sahih Buhari ·Kader ·Hadis 6618

· · ·

Enes İbn Malik r.a. şöyle demiştir: Sizler birçok amel işlemektesiniz ki onlar sizin gözlerinizde kıldan incedir. Şu muhakkak ki bizler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zamanında onları helak edici günahlar sayardık. Fethu'l-Bari Açıklaması: Başlıkta yer alan "el-muhakkarat" Sehl İbn Sa'd'ın rivayet ettiği hadiste şöyle yer almaktadır: "Günahların küçük görülenlerinden sakınınız! Küçük görülen günahlar bir vadiye inen topluluk gibidir. Bu topluluktan her biri bir odun getirmiş ve ekmeklerini pişirecekleri odunu oraya yığmışlardır. "Onlar sizin gözlerinizde kıldan daha incedir." "Edekku", "ed-dikka" kelimesinden ism-i tafdildir. Söz konusu kalıp, işlenilen küçük günahların ne kadar küçük görüldüğüne ve değer verilmediğine işaret etmektedir. Bu kelime bir işte bakışı inceitme yani dikkatini ona verme anlamına kullanılır. Buna göre hadisin manası şöyle olur: Değersiz olduğunu zannettiğiniz birçok amel işlemektesiniz. Oysa bunlar büyüktürler veya sonunda büyük hale gelirler. İbn Battal şu açıklamayı yapmıştır: Küçük görülen günahlar çoğaldığında ısrarla ışlendiği takdirde büyük günah haline gelirler. Esed İbn Musa'nın Zühd Bölümünde Ebu Eyyub el-Ensarilden naklettiği bir rivayet şöyledir: "Bir kimse güzel bir iş yapar, buna güvenir ve küçük görülen günahlan unutur, sonunda Allahu Teala'a o küçük günahlar kendini kuşatmış olarak ulaşır. Bir kimse de kötülük işler ve bundan dolayı hep korku içinde olur. Nihayet Allah'a güven içinde ulaşır

Sahih Buhari ·Kalp Yumuşatıcı Şeyler (Rikak) ·Hadis 6492

· · ·

Amr b. Şer!d şöyle anlatmıştır: Ebu Rafi', Sa'd b. Malik ile (onun evinin bitişiğindeki) bir evi dörtyüz miskal bedel ile satın almak için pazarlık etti. Sa'd b. Malik Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' den "Komşu komşuya en öncelikli şefidir" buyururken işitmiş olmasaydım bu evi sana vermezdim dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Zekat memurunun kendisine hediye verilmesi için hile yapması." İmam Buhari bu konuda Ebu Humeyd es-Saidl'nin İbnü'l-Utbiyye olayı hakkındaki hadisine yer vermiştir. Bu hadisin açıklamasının bir kısmı Hibe bölümünde geçmişti. Hadisin tam açıklaması inşallah Ahkam bölümünde gelecektir. Bu hadisin atılan başlığa uygunluğu şu açıdandır: Zekat memurunun kendisine hediye edilen şeyi mülkyetine geçirmesi, memur olmasından dolayıdır. O kişi kendisine hediye edilen şey üzerinde uğruna çalıŞtığı hak sahiplerinin değil, sadece kendisinin söz sahibi olduğuna inanıyordu. İşte bundan dolayı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona kendisine bu hediyenin verilmesinin sebebinin uğruna çalıştığı haklar olduğunu beyan etti ve ona evinde kalsaydı, kimsenin kendisine hediye vermeyeceğini açıkladı. Dolayısıyla sözkonusu malların hediye yoluyla eline sırf geçmiş olmasıyla onu helal sayması uygun bir hareket değildir. Zira bu ancak sadece kendi hakkının sözkonusu olduğu yerlerde düşünülebilir. İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadis, zekat memuruna verilen hediyenin yaptığı iyiliğe teşekkür veya onun gönlünü kazanma ya da hak karşısındaki kendi konumuna tamah etmekten kaynaklandığını göstermektedir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kendisine verilen hediye açısından Müslümanlardan herhangi bir fert gibi olduğuna ve onlardan daha üstün olmadığına, o malı sırf kendisine ayırmasının caiz olmadığına işaret etmektedir. "İmam Ebu Hanife Müslümanlar arasında bu aldatmayı caiz kıldı." Yani Ebu Hanife, ortak olan kişi söz konusu malı şuf'a yoluyla satın almaya kalktığında fahiş bir fiyat verme veya fiyatta fahiş bir artış nedeniyle aldanma korkusuyla almadığı takdirde hakkını ortadan kaldırma konusunda hileye cevaz verdi. Buhari yukarıda geçen hak etme meselesine yer vererek o kişinin şuf' a hakkını ortadan kaldırmak için hileye niyet etmesine bunu delil getirdi ve ardından ayıp dolayısıyla malı geri iade etme meselesinden bahsetti. Böylece bunun bir tahakküm olduğunu açıklamak istedi. Bunun gereği o kişinin fazlasını değil, sadece teslim aldığını geri vermekle yükümlü olmasıdır. İbn Battal şöyle demiştir: Bu haberden anlaşılan, yukarıda zikredilen sarf akdi veya başka bir yolla Müslümanların alışverişIerinden hiçbirinde hileye başvurmanın caiz olmadığıdır. Biz de şunu ekleyelim: Bu sonuç şu şekilde ortaya çıkmaktadır: Hadisin lafzı her ne kadar haber kipinde ise de manası yasaklık ifade etmektedir. Bu hadisin genelliğinden Müslümanların alışverişIerinden hiçbirinde hileye başvurmanın helal olmadığı hükmü anlaşılmaktadır. Buna bir dinarı değerinden daha fazlası ile değiştirmek suretiyle sarf akdi ve başka yollar dahildir

Sahih Buhari ·Hile ·Hadis 6981

· · ·

Ebu Şureyh'ten rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah'a yemin ederim iman etmiş olmaz, Allah'a yemin ederim iman etmiş olmaz, Allah'a yemin ederim iman etmiş olmaz. Kim ey Allah'ın Rasulü, diye' soruldu. O: Komşusu sıkıntılarından yana emin olmayan kimse, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Komşusu sıkıntılarından yana emin olmayan kimsenin günahı." Burada (sıkıntılar anlamı verilen) el-bevaik: "baikatun"un çoğulu olup musibet ve helak eden şey ile ansızın gelen oldukça zorlu, sıkıntılı iş, demektir. İbn Battal dedi ki: Bu hadis, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu hususa dair yemini ve yeminini üç defa tekrarlaması dolayısıyla, komşunun hakkını oldukça vurgu lu bir şekilde dile getirmektedir. Söz ve fiil ile komşusuna eziyet veren kimse hakkında imanın sözkonusu olmayacağı belirtilmektedir. Maksat ise kamil imandır. Şüphesiz ki isyankar olan kimsenin imanı kamil değildir. İbn Ebi Cemra dedi ki: Kişinin kendisi ile komşusu arasında engel bulunmakla birlikte komşunun hakkını vurguladığına, bu hakkın korunmasını ve ona hayır yapmayı, ona zarar verecek sebeplerden sakınmayı emrettiğine göre, kişinin kendisi ile kendileri arasında herhangi bir duvar ve engel bulunmayan iki koruyucu meleğin de hakkına riayet etmesi, zaman geçtikçe emirlere aykırı işler yapmak suretiyle onlara eziyet vermemesi gerekir. Çünkü rivayetlerde belirtildiğine göre iyiliklerin yapılması sebebiyle o iki melek sevinir ve kötülüklerin işlenmesi sebebiyle üzülürler. O halde onların bu hallerine riayet etmek ve pek çok itaatli ameller işlemek, masiyetlerden ısrarla kaçınmak suretiyle onların bu hallerini dikkate almak gerekir. Çünkü birçok komşuya göre onların haklarına riayet etmek daha önceliklidir

Sahih Buhari ·Edep ve Ahlak (Edeb) ·Hadis 6016

· · ·

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "İki kadın ve kadınların beraberinde iki oğlan çocukları vardı. Bir kurt geldi ve bunlardan birisinin oğlunu kapıp götürdü. Bunun üzerine kadın diğer kadına "Kurt senin çocuğunu götürdü" dedi. Diğeri de "Hayır, kurt senin çocuğunu götürdü" dedi. Nihayet bu iki kadın davalarını Hz. Dauud Nebie arzettiler. O da aralarında büyük kadının lehine hükmetti. Bu iki kadın çıkıp Davud'un oğlu Süleyman Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gittiler ve davalarına yeniden baktırmak için meseleyi ona haber verdiler. Süleyman Nebi a.s.: "Bana bir bıçak getirin, çocuğu iki kadın arasında yarıp paylaştırayım" dedi. Bunun üzerine küçük kadın 'Aman öyle yapma! Allah sana merhamet etsin! Çocuk bu kadının oğludur" deyince, Süleyman da çocuğun küçük kadına ait olduğuna hükmetti. Ebu Hureyre "VAllahi ben o güne kadar 'sikkiyn' kelimesini asla duymamıştım. Ancak o gün işittim. Bizler sadece "müdye" kelimesini kullanırdık" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari, her biri bir oğlana sahip olup, bunlardan birini kurt kapınca, onun hangisi olduğu yolunda ihtilaf eden, sonra anlaşmazlıklarını Davud Nebi s.a.v.'e arz edip, ardından Süleyman Nebi s.a.v.'in hüküm verdiği bu iki kadının kıssasına yer vermiştir. Bu hadisin açıklaması Enbiya bölümünde Süleyman'ın aleyhisselam hayatı verilirken genişçe geçmişti. İbn Battal şöyle demiştir: Fıkıh bilginleri, kadının çocuğunun nesebini onu inkar eden kocasına veremeyeceği noktasında görüş birliği etmişlerdir. Kadın bu konuda herhangi bir beyyine getirebilirse bu kabul edilir. Çünkü kadın o erkeğin nikahı altındadır. Buna karşılık evli değilse ve babasının kim olduğu bilinmeyen bir çocuk için "Bu benim oğlumdur" deyip, bu konuda kendisiyle hiç kimse çekişmeye girmezse kadının ifadesine göre hareket edilir. Kadın o çocuğa, çocuk da ona mirasçı olur. Ayrıca o çocuğun ana bir kardeşleri de kendisine mirasçı olur. Ancak İbnü't-Tın, İbn Battal'a itiraz etmiş ve İbnü'l-Kasım'dan bir kadın buluntu çocuğun nesebinin kendine ait olduğunu iddia ettiğinde, sözünün kabuledilemeyeceğine dair bir görüş nakletmiştir. Nesai, es-Sünenü'l-Kübra'da bu hadisten çok nefis sonuçlar çıkarmış ve şöyle bir başlık atmıştır: "Hakimin kendisi gibi veya kendisinden daha yüksek mertebede bir başkasının verdiği hükmü -durum bunu gerektirdiğinde- bozması

Sahih Buhari ·Feraiz (Miras Hukuku) ·Hadis 6769

· · ·

Abdullah b. Mesud şöyle demiştir: Kitap ehlinden bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi ve "Ey Ebü'l-Kasım' Şüphesiz Allah gökleri bir parmağında, yer tabakalarını bir parmağında, bütün ağaçları bir parmağında, toprakları bir parmağında, diğer mahlukları da (beşinci) parmağında tutar. Sonra 'Melik ancak benim, me lik ancak benim!' buyurur" dedi. İbn Mesud dedi ki: Bu söz üzerine ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in azı dişleri görününceye kadar güldüğünü gördüm. Sonra "Allah'ın kadrini hakkıyla bilemediler" ayetini okudu. Fethu'l-Bari Açıklaması: Yüce Allah'ın "Ey İblis! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni men eden nedir? sözü." İbn Battal şöyle demiştir: Bu ayette Allah'ın "iki el"i olduğu ifade edilmektedir. Bu onun zatı sıfat1arındandır. Yoksa Allah'ın organı olduğunu iddia eden Müşebbihe ve olmadığını ileri süren Cehmiyyenin aksine bunlar birer organ değildir. Allah'ın iki elinin kudret manasına olduğunu iddia edenlere bilginlerin şu ittifakları yeterli bir cevaptır: Allah'ın elinin var olduğunu söyleyenlerin görüşüne göre, onun bir kudreti vardır, yok olduğunu söyleyenlerin görüşüne göre ise kudreti yoktur. Çün'Ü onlar şöyle diyorlar: Allah kendi zatıyla kadirdir. Allah'ın iki elinin kudret manasında olmadığını onun İblise hitaben "ma menaake en tescüde li md halaktu bi yedeyye==iki elimle yarattığı ma secde etmekten seni men eden nedir?"(Sad 75) ifadesi göstermektedir. Bu ifade İblisin secde etmesini gerekli kılan şeyin ne olduğuna işaret etmektedir. Eğer el "kudret" manasında olsaydı, Adem ile İblis Allah'ın kudretiyle yaratılma noktasında aynı olduklarından aralarında hiçbir fark olmazdı. İmam Buhari bu başlık altında dört hadise yer vermiştir. Üçüncü hadisin dört rivayet yolu, dördüncüsünün iki rivayet yolu vardır. Birinci hadis Enes'in şefaatle ilgili naklettiği hadistir. Bu hadisin geniş bir açıklaması, Rikak Bölümünün sonlarında geçmişti. Hadisin buraya alınmasından maksat, mahşer halkının Adem'e hitaben "Allah seni kendi eliyle yarattı" şeklindeki ifadeleridir. "Allah'ın eli dopdoludur (mel'a)." "Mel'a" veya "mel'an" kelimesinden maksat doluluğun ayrılmaz parçasıdır ki bu Allah'ın son derece zengin olması demektir. Allah katında yaratıkların bilgisi açısından nihayetsiz bir rızık vardır. "La yağıduha=harcamak onu eksiltmez." Arapçada "ğade'l-mau yağidu" su eksildi demektir. "Sehhau" devamlı döken, sürekli akan demektir. "el-Leyl ve'n-nehar" bu iki kelime zarf olarak gece ve gündüz daima akıtan, döken demektir. Bu iki kelimeyi merfu olarak "el-Ieylu ve'n-neharu" şeklinde okumak da mümkündür. "Eraeytum ma enfeka=Onun infak ettiği nimetlerin mahiyetini bana bildirebilir misiniz?" Bu cümle basiret sahibi olan kimseye bunun gayet açık ve net olduğu yolunda bir uyarıdır. "Onun arşı (tahtı) su üzerine kurulmuştur." Burada "el-arş=taht" kelimesinin zikredilmesi, "O gökleri ve yeri yarattı" ifadesinden sonra bunu duyan kimsenin kafasında "Acaba bundan önce durum nasıldı?" şeklinde bir düşünce uyanmasıdır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Allah'ın arşının gökleri ve yeri yaratmadan önce su üzerine kurulu olduğunu gösteren bir ifade kullanmıştır. Nitekim Bed'ü'l-halk Bölümünde geçen İmran b. Husayn hadisinde de buna benzer bir cümle yer almıştı: "Ezelde Allah vardı ve ondan önce hiçbir şey yoktu. Onun tahtı (arşı) suyun üzerine kuruluydu. Sonra gökleri ve yeri yarattı." "Onun diğer elinde adalet terazisi vardır ki onun kefesini alçaltır, yükseltir." Yani terazi yi alçaltır ve yükseltir. Beyhaki şöyle demiştir: Bazı nazar ehli alimler "el-yedd=el" kelimesinin "organ" değil, "sıfat" olduğu kanaatine varmışlardır. Onlara göre kitap veya sahih sünnette bu kelime her geçtiğinde maksat, "yed=el" kelimesinin onlarla birlikte yapılan şeye taallukudur. Şu kelimeler buna örnektir: "et-Tayy=Oürüp, bükmek", "el-ahz=almak", "el-kabz=yakalamak", "el-bast=yaymak", "el-kabOI=kabul etmek", "eş-şuhh = cimrilik" , "el-infak=harcamak" ve bunun dışında herhangi bir benzerlik sözkonusu olmaksızın sıfatın muktezasına taalluk eden başka şeyler. Böyle bir anlayışta asla benzetme sözkonusu değildir. Başka bilginler ise bunların kendilerine uygun bir şekilde tevil edileceği kanaatine varmışlardır

Sahih Buhari ·Tevhid ·Hadis 7415

· · ·

İbn Abbas Yüce Allah'ın "(Resulüm!) onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kzmzldatma. "(Kıyame 16) ayeti hakkında şunları söylemiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem indirilen ayetlerin zaptı yüzünden güçlük çeker, bundan dolayı çoğu kereler dudaklarını kımıldatırdı. Ravi Said b. CUbeyr "İşte ben onları İbn Abbas'ın kımıldattığı gibi kımıldatıyorum" dedi ve dudaklarını hareket ettirdi. Bunun üzerine Yüce Allah "(Resulüm!) onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kzmzldatma. Şüphesiz onu, toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir"(Kıyame 16,17) ayet-i kerimesini indirdi. İbn Abbas ayette geçen "cem'ahu" kelimesini, "Onu göğsünde toplamak bize aittir. Sonra sen onu okursun. Biz onu (Cebrail'in diliyle) okuduğumuz zaman sen onun okuyuşuna tabi ol" demektir dedi. Yineİbn Abbas "Sen onu dinle ve sus. Sonra sana okutmak da bize aittir" buyurdu dedi. Artık bundan sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cebrail kendisine geldiği zaman susup onu dinler, Cebrail gidince getirmiş olduğu ayetleri nasılokumuşsa, öylece okurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal şöyle demiştir: Hadisin manası şudur: Ben kulum beni zikrettiği an onunla birlikte olurum. Bir başka ifadeyle; ben muhafazam ve korumamla onunla birlikte olurum yoksa bu, Allah kulu nerdeyse zatıyla birlikte orada bulunur demek değildir. "Dudaklarını benim ismimle hareket ettirdiği zaman." Bunun anlamı dudakları benim ismimle hareket ettiği zaman demektir. Yoksa dudakları ve dili Allah'ın zatıyla birlikte hareket eder demek değildir. Çünkü bu imkansızdır. Kirmanı şöyle demiştir: Buradaki "birliktelik" rahmet birlikteliğidir. Yüce Allah'ın "Ve hüve meakum eyne ma küntüm = nerede olsanız o sizinle beraberdir" ayetindeki "birliktelik" bilgi birlikteliğidir. Yani bu ayetteki birliktelikten daha dar çerçevelidir. Buhari Yüce Allah'ın "(Resulüm!) onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma" ayet-i kerimesini açıklarken İbn Abbas hadisine yer verdi. İbn Abbas, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem indirilen ayetlerin zabtı yüzünden güçlük çekerdi demiştir. Bu, "Kur'an" kelimesinin "kıraat" manasına kullanıldığının en açık delillerinden birisidir. Zira her iki ayetteki "Kur'an" kelimesi Kur'an'ın bizzat kendisi anlamında değil, "kıraat" anlamındadır. Bu hadisin açıklaması Bed'ü'lvahy Bölümünde geçmişti. İbn Battal şöyle der: İmam Buharl'nin hadise burada yer vermekten maksadı, Kur'an okurken dudakları ve dili oynatmanın kulun ameli olduğunu ve bunun karşılığında sevap alacağını vurgulamaktır

Sahih Buhari ·Tevhid ·Hadis 7524

· · ·

Zehdem şöyle anlatmıştır: Ebu Musa el-Eş'arl'nin yanında bulunuyorcluk. Bize şöyle dedi: Eş'arllerden bir topluluk içinde Nebi'e geldim. Onu bu sırada öfkeli bir halde buldum. Kendisinden bizlere binecek deve vermesini istedik. Resuluııah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizleri (develere) yükleyemeyeceğine dair yemin etti. Bir süre sonra da "Vallahi inşallah ben bir şeye yemin eder ve sonra ondan başkasını yemin ettiğim şeyden daha hcyırlı görürsem, muhakkak o hayırlı olanı yapar, yeminimi de kefaretle çözer, kurtulurum" dedi: Fethu'l-Bari Açıklaması: İbnü'l-Müneyyir şöyle demiştir: İbn Battal, İmam Buhari'nin attığı bu başc lıkla bir kadının nikahına malik olmadan önce talakını veya bir köleye sahip olmadan önce hürriyetini ta'lik etmenin caiz olduğu görüşüne meylettiği sonucunu çıkarmıştır. O bu konuda meydana gelen ihtilafları nakletmiş ve bu husustaki görüşleri ve delilleri uzun uzadıya açıklamıştır. Öyle anlaşılıyor ki İmam Buharl'nin maksadı onun dediğinden başkadır. Buharl'nin eğilimi şu yöndedir: Nebi s.a.v. kendisinden binecek deve isteyenlere onları bindiremeyeceğine dair yemin etmiştir. Bir süre sonril kendilerini develere bindirince onlar ettiği yemini hatırlatmak için Nebie başvurmuşlardır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara "Sizleri yükleyen ben değilim. Fakat sizleri Allah yüklemiştir" demiş ve yemininin, malik olduğu hususlarda geçerli olduğunu beyan etmiştir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları malik olduğu deveye bindirseydi yeminini bozmuş olurdu ve kefaret verirdi. Fakat o Eş'arileri özelolarak malik olmadığı Allah'ın malı olan develere bindirdi. Böylece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yeminini bozmuş duruma düşmemiş oldu. Nebi s.a.v.'in Eş'arileri develere bindirdikten sonra "Bir şeye yemin eder ve sonra ondan başkasını yemin ettiğim şeyden daha hayırlı görürsem muhakkak o hayırlı olanı yapar, yeminimi de kefaretle çözer kurtulurum" şeklindeki ifadesi, yeni bir hüküm kurucu, başlı başına bir kaideyi ifade etmektedir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem adeta şöyle demektedir: Eğer ben yemin eder, sonra yemin ettiğim şeyi terk etmeyi ondan daha hayırlı görürse m yeminimi bozar ve ona karşılık kefaret veririm. İbnü'I-Müneyyir şöyle devam eder: Eş'arilerin Hz. Nebi'den binecek hayvan istemeleri, onun binek ve yük hayvanına malik olduğunu zannetmelerindendir. Bu taleplerinin ardından Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerini malik olduğu herhangi bir hayvana bindiremeyeceğine yemin etmiştir. Çünkü kendisi o esnada böyle bir hayvana malik değildi. İbnü'l-Müneyyir sözüne devamle şöyle der: Bir kimse mülkünde olmayan bir şey üzerine o şeye bağlayarak herhangi bir fiili yapmayacağına yemin etse ... Bunu bir örnekle açıklamak daha iyi olur: Bir kimse sahip olmadığı bir deveyi kastederek "Şu deveye binersem şöyle şöyle yapmak boynuma borç olsun" diye yemin etse ve daha sonra o deve ye malik olup binse, bu yeminini bozmuş olduğu noktasında bilginler arasında ihtilaf yoktur. Bu, yeminin mülkiyete bağlanması kabilinden değildir. Bizim bu konudaki görüşümüz ise farklıdır: İbnü'I-Müneyyir'in dile getirdiği görüş ihtimale açıktır. İbn Battal'ın görüşü de uzak bir ihtimal değildir. Aksine daha doğrudur. Şöylesine; Nebi s.a.v.'den binek ve yük hayvanı isteyen sahabiler, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yemin ettiğini, yapmayacağım diye yemin ettiği şeyin aksini yaptığını anlamışlar, bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendileri için binek ve yük hayvanı verilmesini emrettiğinde "Resulullah'a yeminini unutturduk" demişler ve onun daha önce ettiği yemini unuttuğunu zannetmişlerdir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise onlara bunu unutmadığını, fakat yaptığının ettiği yeminden daha hayırlı olduğu, yemin ettiğinde ve yemininden daha hayırlısını gördüğünde yapmayacağım diye yemin ettiği şeyi yaptığı ve yeminini kefaret vererek çözüp kurtulduğu şeklinde cevap vermiştir. Bu konu "Yemini Bozmadan Önce Kefaret Verme" başlığı altında daha açık olarak gelecektir. Bir Kimsenin Malik Olmadığı Hususta Nezirde Bulunması başlığı altında insanın malik olmadığı hususta yemini meselesi hakkında daha fazla açıklama inşallah gelecektir

Sahih Buhari ·Yeminler ve Nezirler (Eyman ve Nuzu'r) ·Hadis 6680

· · ·

Muğire'nin nakline göre Sa'd b. Ubade "Eğer ben karımın yanında (yabancı) bir erkek görsem onu kılıcımın geniş yüzü ile değil, keskin tarafıyla vurur öldürürdüm" dedi. Onun bu sözü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaşınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: "Sa'd b. Ubade'nin bu kıskançlığına hayret mi ediyorsunuz? Valiahi ben Sa'd'den daha kıskancım. Allah da benden daha kıskançtır. İşte Allah'ın bu kıskançlığından dolayıdır ki açık, kapalı bütün çirkin işleri haram kılmıştır. Allah'tan daha çok özür seven hiçbir kimse yoktur. İşte bundan dolayıdır ki Allah birçok müjdeciler ve uyarıcılar göndermiştir. Bir de Allah'tan daha çok övülme ve senayı seven kimse de yoktur. İşte bundan dolayıdır ki kendisine itaat edenlere cenneti vaat etmiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal şöyle demiştir: Bu yaklaşım Yüce Allah'ın "o, kullarının tövbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarını bilendir"(Şura 25) ayet-i kerimesinden alınmadır. Bu hadisteki "özür" Allah'a yönelme ve dönme anlamındadır. Kadi İyad ise şöyle demiştir: Hadisin manası şudur: Allah, Nebileri, yaratıklarını cezalandırmadan önce uyarmak ve bahanelerini ellerinden almak için göndermiştir. Hadisin manası "İnsanların Nebilerden sonra Allah'a karşı bahaneleri olmasın"(Nisa 165) ayet-i kerimesi gibidir. Kurtub!, el-Müfhim adlı eserinde maan! alimlerinden birinin şu yaklaşımına yer verir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Allah'tan daha çok özür seven hiçbir kimse yoktur" ifadesini Sa'd b. Ubade'ye hitaben "Allah 'tan daha kıskanç hiçbir şahıs yoktur" ifadesinin ardından söylemiştir. Böylece Sa'd b. Ubadeyi doğru olanın onun düşündüğü gibi olmadığı noktasında uyarmak ve onun karısı ile birlikte yakaladığı kişiyi derhal öldürmeye kalkışmasına engelolmaktır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem adeta şöyle demiş olmaktadır: Allah senden daha kıskanç olduğu halde mazereti sevdiğine ve ancak delil ikame ettikten sonra hesaba çektiğine göre sen bu durumda nasıl olur da hemen o kişiyi öldürmeye yeltenirsin! İbn Battal şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu ifade ile Yüce Allah'ın kullarına mükafatlarını vermek için kendisine itaat etmeleri, layık olmadığı şeylerden kendisini tenzih etmeleri ve nimetleri dolayısıyla onu övmeleri sebebiyle onları methetmek istemiştir. Kurtub! şöyle der: Övgünün kıskançlık ve özürle birlikte zikredilmesi, Sa'd'a doğruyu bulabilmesi için kıskançlığına kapılarak hareket etmemesi, acele davranmaması tam aksine ağır başlılıkla, yumuşaklıkla hareket edip, olayı araştırması yolunda bir uyarıdır. Uyarıdan amaç Sa'd'ın hakkı tercih ettiği, nefsini heyecana kapıldığı bir sırada baskı altına alıp, ona hakim olduğu için tam bir methu senaya ermesidir

Sahih Buhari ·Tevhid ·Hadis 7416

· · ·

Ebu Vail'in Abdullah b. Mesud'dan nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyIe buyurmuştur: "Bir kimse bir mal koparmak için yalan yere kasten yemin ederse Allah'a kendisine gazap/ı olduğu halde kavuşacaktır." Bunun üzerine Yüce AlIah "Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur. "(Al-i imran 3) ayetini indirdi. [-7184-] Abdullah oradakilere bu hadisi naklederken meclise el-Eş'as b. Kays geldi ve dinleyenlere şöyle dedi: Bu ayet benim ve bir kuyu konusunda kendisi ile dava gördüğüm bir kimse hakkında indi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana "Beyyinen var mı?" diye sordu. Ben "hayır" deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Öy/e ise o yemin etsin!" buyurdu. "Bu takdirde o kişi (yalan yere) yemin eder!" dedim. Bunun üzerine "Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere ge/ince" ayeti indi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kuyu ve benzeri şeyler hakkında verilecek hüküm." İmam Buhari bu konuda Abdullah b. Mesud'un hadisine yer vermiştir. Bu hadisin geniş bir açıklaması Eyman ve'n-NüzCır/ Yeminler ve Adaklar Bölümünde geçmişti. İbn Battal şöyle der: Bu hadis hakimin zahiren verdiği hükmün haramı helal kılmayacağına ve yasaklı olan şeyi mubah hale getirmeyeceğine delildir. Zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ümmetini yalan yere kasten yemin ederek din kardeşinden bir şey koparmanın kötü akıbeti konusunda uyarmıştır. Yukarıda yer alan ayet, Kur'an'da bu konuda gelmiş en ağır tehdidi ihtiva etmektedir. Netice olarak burada yer verilen ayet ve hadislerden din kardeşine hile yaparak onun hakkından herhangi bir şeyi batıl bir yolla eline geçiren kimseye -günahı çok ağır olduğu için- bunun helal olmadığı sonucu çıkmaktadır

Sahih Buhari ·Yargı Hükümleri (Ahkam) ·Hadis 7184